FAYDALI İLİM YAŞANARAK ÖĞRENİLEN İLİMDİR

Faydalı ve kalıcı olan ilim sadece ezberlenerek değil, aynı zamanda yaşanarak, özümsenerek, hayatın her safhasına hâkim kılınarak öğrenilen ilimdir. Çünkü hayatımızda istifadesi olmayan yani faydasız ilim, sinede bir yük, bir vebal, bir mesuliyettir.

Faydasız ilmin ne denli büyük bir yük olduğunu anlamamıza Rasulullah (s.a.v) Efendimizin şu istiazesi (Allah’a sığınışı) en güzel yardımcı olmalıdır.

Hz. Ebû Hureyre (r.a) Rasulullah (s.a.v)’-ın şöyle buyurduğunu (dua ettiğini) rivayet ediyor:

“Allah’ım dört şeyden sana sığınıyorum: Fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten, kabul olmayan duadan.”1

Hiç şüphesiz “İlim müslümanın yitiğidir ve onu nerede bulursa alır.” Ancak faydalı ilmi, faydasızından nasıl ayıracağız ve onu bulduğumuzda kimlerden alacağız?

Bu noktada en emin ve sağlam yol ilmi; edep, haya, iffet, şuur, hidayet ve dirayet sahibi, ihlas, haşyetullah, muhabbetullah, mehabet-i Rasulillah ve benzeri güzel meziyetlerle  dopdolu, ilmi ile âmil, züht ve takvası ile temayüz etmiş hal ehli olan ilim erbabından ahz etmektir.

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Sizin için en çok korktuğum şey, deccal olmayan deccaldır.” Yani deccal değildir ama zarar verme bakımından deccale benzemesinden dolayı bu husustaki endişesini belirtiyor Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz. Sahabe-i Kiram o kimdir Ya Rasulallah diye sorarlar. Rasulullah (s.a.v) de “ulema-u’s-sû” ( kötü ve zararlı âlimlerdir) diye cevap verirler. Çünkü bunlar her ne kadar insanları dünya ve dünyanın aldatıcı ve geçici zevklerinden; şan, şöhret ve makamından vâ’zu nasihatleri ile uzaklaştırmaya çalışsalar da, hal ve davranışları ile dünyanın geçici ve aldatıcı zevklerine adeta imrendiriyor ve teşvik ediyorlar. Çünkü sözleri ile yaşantıları birbiri ile çelişmektedir. Çünkü bunlar gafletin, lüks ve debdebeli bir hayat yaşamanın sarhoşluğu içerisindeler. Sözleri ile yasakladıklarını amel ve icraatlarıyla (lisan-ı halleriyle) meşrulaştırıp birçok yasağın rahatça işlenmesine zemin hazırlıyorlar. Kendileri bu konuda delil olarak da gösterilebiliyorlar. Çünkü lisan-ı hal (yaşantı ve icraat) lisan-ı mekal (söylenen sözler) den daha müessir ve daha etkileyicidir. Böylece hal ve davranışları ile meydana getirdikleri tedavisi güç, yıkım ve tahribatı; konuşarak, anlatarak yapacakları yıkım ve tahribattan çok daha büyüktür. Kur’an-ı Kerim bu tip ilim erbabını şöyle dillendiriyor: “Biz dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik fakat o dünyaya saplandı ve (nefsi) hevâsının peşine düştü (takılıp kaldı). Onun durumu tıpkı (bir) köpeğin durumuna benzer. Üzerine varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da (yine) dilini çıkarıp solur.”2

Abdullah b. Amr b. Ass (r.a),  Rasulullah (s.a.v)’ı şöyle buyururken dinlediğini rivayet etmiştir:

“Muhakkak ki Allah (c.c) ilmi insanlar(ın kafaların)dan silmek suretiyle kaldırmayacak fakat gerçek alimler (ilmiyle amil, hal ehlin)in ruhlarını (birer birer) almak suretiyle kaldıracak hatta (böyle) bir alim kalmadığı zaman insanlar cahilleri (kendilerine) reis (baş) edinirler. Artık (dini müşkillerinin halini) o cahillerden sorarlar. (Onlar da) İlimsiz (mesnetsiz) olarak (heva ve heveslerine göre) hemen fetva verirler. (Böylece) hem kendileri sapıtır hem de insanları doğru yoldan saptırırlar.3

Sözlerimizi İmam-ı Gazali (r.a) Hazretlerinin “Bidayetü’l Hidaye” isimli risalesinin giriş bölümünde yer alan şu satırlarla bitirelim:

İnsanlar ilim tahsilini şu üç gayeden biri için yaparlar:

1- İlmiyle amel etmek, ilmini hayatın her safhasına hâkim kılmak suretiyle sırf Allah’ın rızasını kazanmak ve Ahiret hayatı için bir azık, bir sermaye olsun niyetiyle yapar. Şüphe yok ki bu niyetle ilim tahsil edenler Allah’ın hidayet ettiği ve kurtuluşa erdirdiği en bahtiyar kimselerdir.

2- Dünyalık elde etmek, izzet, şeref, makam, mansıp, insanların teveccühünü kazanabilmek ve insanlar arasında bir kariyer elde etmek için. Ancak bunlar bu maksatla ilim öğrenmenin doğru olmadığını da biliyor ve sürekli bunun ezikliğini hissediyorlardır. Eğer bu hallerinden nedamet duyup tevbe etmeden ölürlerse, sû-i hatime üzere (imansız) olarak ölmesinden korkulur. Şayet ölmeden önce nedamet duyup tevbe ederlerse kurtuluşa eren birinci sınıftaki ilim erbabının zümresine iltihak etmiş olurlar.

3- Şeytanın tamamen çepeçevre kuşattığı kimselerdir ki; bunlar ilmi sadece mal, servet biriktirme, mal ve servetini çoğaltarak insanlar arasındaki değerini yükselterek insanların takdir ve teveccühünü kazanmak, toplumu peşinde sürüklemek için öğrenirler. Bunlar ilim adına dünya karşılığında ahiretlerini satılığa çıkaran bedbaht ve zavallı kimselerdir.

Allahım, rahmetinle bizleri ilmiyle amil, zühdü takvası ile temayüz etmiş mutlu ve bahtiyar kullarının arasına idhal eyle. Âmin.

(1) Ebû Davud İbni Mace Ahmet b. Hanbel Miş-kat’ül Mesabih c/5 s./320

(2) A’raf /176

(3) Buhari-Müslim Mişkat’ül Mesabih  c./1 s./460

ÖNCE LÂ/HAYIR DİYELİM

Hamd ü senalar; kendi varlığından başka hiçbir varlık olmayan Allah Teâlâ (c.c) Hazretlerine olsun ki; hayatımızın devamı için dünyayı bir misafirhane olarak yarattıktan sonra bizlere varlık ihsan edip misafirhanesine kabul buyurmuştur.

UYANIK OLMAK MECBURİYETİNDEYİZ ENVER BAYTAN HOCAEFENDİ İLE…*

Muhterem Hocam, uygun görürseniz sohbetimize tedris hayatınızdan başlayalım istiyoruz. Tedris hayatınıza nasıl ve nereden başladınız, dinleyebilir miyiz? Altı yaşında Kur’an-ı Azîmuşşânı öğrenmeye başladık. Sonra da sırası geldi, hafızlığa başlattılar. Dokuz yaşında hafız olduk. Dokuz yaşımızdan…

CENNETE GÖTÜREN YOL EMİN SARAÇ Hocaefendi ile ilim üzerine… (Mülâkat)

Muhterem hocam, Efendimiz (s.a.v) hayatını cehaletle mücadele ile geçirmiş ve bu yolda elinden gelen gayreti sarf etmiştir. Kendisini bütün insanlığa “Ben cehaletle savaşmak için gönderildim.” diye tanıtmıştır. Ve bu savaşta kullanılacak olan en etkili silahın…

DİNİN SUNDUĞU TESELLÎ

Hayat şartlarının ta bebeklikten itibaren her ferde birtakım nâiliyetler kadar mahrumiyetler ve külfetler de yüklediği malumdur. Bu külfetler ne kadar ağır olursa olsun onlara katlanıp isyan etmeyerek Cenab-ı Hakk’a karşı “rıza” halinde bulunabilmek dünyevî huzur ve sükûn…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir