ŞÜKRÜN HAKÎKÂTİ

er-Râğib el-İsfehânî, Müfredât adlı eserinde şöyle diyor:

“ Şükür; nimeti tasavvur etmek ve onu izhar etmektir. Şükrün zıddı küfürdür. Küfür ise nimeti unutmak ve onu örtmektir.”

Şükür üç çeşittir.

  • Kalbin şükrü; nimeti ve nimet vereni tasavvur etmektir.
  • Dilin şükrü; nimet vereni senâ edip yüceltmektir.
  • Diğer azaların şükrü; nimetlere hak ettiği kadar karşılık vermektir.

Lokman Suresi 14. ayet-i kerimede Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Biz, insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içerisinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.”

Âl-i İmrân Suresi 145. ayet-i kerimede şöyle buyruluyor:

“Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allahın iznine bağlı olmasın. (Ölüm) belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim dünya nimetini isterse kendisine ondan veririz, kim de ahiret sevabını isterse ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.”

Neml Suresi 40. ayet-i kerimede şükür ve nankörlük hakkında şöyle buyruluyor:

“Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm.” dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş olarak görünce (o kimse): “Bu” dedi, “Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan etmek üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.”

Bakara Suresi 152. ayet-i kerimenin sonunda şöyle buyruluyor: “…bana şükredin ve bana nankörlük etmeyin.”

“Şükür, ihsanı bilip ondan konuşmaktır. Kulun, Allah (c.c.)’a şükrü; Allah (c.c.)’ın, kendisine olan ihsanını hatırlayarak O’nu övmesidir. Hak Teâlâ’nın kuluna şükrü, kendisine olan itaatinden dolayı onu senâ etmesi ve mükâfatlandırmasıdır.

“Kulun şükrü, itaatle beraber Rabbinin nimetlerini dil ile söylemek kalp ile ikrar etmektir.”[1]

Tirmizî ve Ebu Davud’un Ebu Hureyre (r.a) tarikiyle rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “İnsanlara şükretmeyen Allah’a (c.c.) şükretmez.”

el-Hattabî dedi ki; “Bu hadis-i şerif iki şekilde tevil edilir:

  • Tabiatında insanların nimetine karşı nankörlük olan, onların iyiliğine teşekkürü terk eden bir kimsenin âdeti, Allah (c.c.)’ın nimetine nankörlük ve O’na şükrü terk etmek olur.
  • Bir kul insanların ihsanına teşekkür etmez ve onların iyiliğine nankörlük ederse, Allah (c.c.) o kula yaptığı ihsanların karşısında kendisine şükretmesini kabul etmez. Çünkü bunlardan birinin kabulü ötekine bağlıdır.

Sehl b. Abdullah şöyle dedi: “Şükür; gizli ve aşikâre yerlerde ma‘siyetten kaçınmak şartıyla bir kimsenin bütün gücüyle Allah’a itaat etmesidir.”

“Şükür; nimet verene şükür konusunda noksanlığı itiraf etmektir.” şeklinde, şükrü, ifade edenler de olmuştur.

Mevlana’nın dediği gibi; “Ya Rabbi! Vücudumun bütün tüyleri dil olsa onlarla sana şükretmeye çalışsam senin şükrünün binde birini dahi yerine getiremem.”

Allah (c.c.) buyuruyor:

“…Ey Davud ailesi! Şükredin, kullarımdan şükreden azdır.” [2]

Davud (a.s) dedi ki: “Ya Rabbi! Sana nasıl şükredebilirim? Şükretmek dahi senin bir nimetindir.” Allah buyurdu: “Şimdi beni tanıdın ve şükretmiş oldun. Çünkü bildin ki şükretmek de benden bir nimettir.”

Musa (a.s) dedi ki: “Ya Rabbi! Ben sana nasıl şükredebilirim? Bana vermiş olduğun nimetlerin en küçüğünü bütün yapmış olduğum ameller karşılamaz.” Allah (c.c.) Ona vahyetti ki: “Ey Musa (a.s.) şimdi bana şükretmiş oldun.”

Cüneyd-i Bağdâdî dedi ki: “Şükrün hakîkâti, şükretmekten aciz olmaktır.”

Şiblî diyor ki: “Şükür; tevazu sahibi olmak, iyilikleri muhafaza etmek, şehevî arzulara muhalefet etmek, Allah’a itaat hususunda bütün gücü kullanmak ve yaratanı murakabe etmektir.”[3]

Yukarıda anlatılanlardan anlaşılıyor ki; Allah Teâlâ’ya karşı şükür görevini yerine getirmek çok zor bir iştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şükür konusunda sadece İbrahim (a.s)’i ve Nuh (a.s)’u övmüştür. İbrahim (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur: “İbrahim gerçekten Hakk’a yönelen, Allah’a itaat eden bir ümmet idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi. Allah’ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola hidayet etmişti.”[4]

Nuh (a.s) hakkında da şöyle buyruluyor: “Ey Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh çok şükreden bir kul idi.”[5]

Mevlam bizleri sayıları az olan şâkirûn (şükredenler) zümresine lütfuyla ilhak eylesin! Âmîn.

 

[1] Kurtubî, el-Câmiu’l-Ahkâm, c.2, s.116.

[2] Sebe’, 34/13.

[3] Kurtubî, el-Câmiul- Ahkâm, c.1, s. 270.

[4] Nahl,  16/120-121.

[5] İsrâ, 17/3.

BİRİLERİNE ESİR OLMAK İÇİN Mİ OKUYORUZ?

İnsanoğlu, nereden geldiğini, nereye doğru gittiğini; her an, her nefes neler yapma mecburiyetinde olduğunu daima tefekkür etmelidir. Çünkü her nefesimiz o anda değerlendirilmesi gereken bir hayat parçasıdır. Alınan her nefesle beraber hayatımız eksilmektedir. Hayatımızın ne…

NEFHA-İ MUHAMMED (S.A.V) -ŞÜKÜR DAMLALARI-

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، إِذَا صَلَّى قَامَ حَتَّى تَفَطَّرَ رِجْلَاهُ، قَالَتْ عَائِشَةُ: يَا رَسُولَ اللهِ أَتَصْنَعُ هَذَا، وَقَدْ غُفِرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ،…

BUNCA NİMETLERİN SAHİBİNİ TANIMAMAK EN BÜYÜK NANKÖRLÜKTÜR

Şükür, sözlükte “yapılan iyiliği bilmek ve onu yaymak, iyilik edeni iyiliğiyle övmek, ona minnettar olmak” demektir. Şükür kelimesinin ıstılâhî manası; “verilen herhangi bir nimetten dolayı bu nimeti verene karşı söz, fiil veya kalp ile saygı…

ŞÜKÜR

Bismillahirrahmanirrahim Elhamdü lillâhi Rabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. “Rabbiniz şunu ilan etti. Eğer şükrederseniz artırırım. Şayet nankörlük yaparsanız azabım şiddetlidir.”[1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir