Hadis Tedrisatının Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler Üzerindeki Etkileri

Giriş

Medeniyetlerin oluşumunda temel olarak kabul edilen bilimsel, teknolojik gelişmeler ve ilerlemeler insanlığın ortak malı olarak görülmektedir. Sadece insanoğlunun ürünü olan bilim ve teknoloji değil aynı zamanda bu iki değerin sahibi ve kaynağı olarak varlık âleminin temel argümanı olan şahıs/kişi de bilim adamı sıfatıyla ortak bir paydayı ifade etmekte ve ancak bu şekilde evrenselleşmektedir.

Dünya tarihinde medeniyetlerin ortak bir ürünü olarak kabul edilebilecek, formel bilimlerden doğa ve insan bilimlerine kadar farklı alanlarda boy göstermiş Müslüman bilim adamları da azımsanamayacak kadar çoktur. Bu şahıslar sadece yetiştikleri coğrafyada değil dünyanın dört bir yanında bilime katkılarda bulunmuş, bunların bazılarında da öncü olmuşlardır. Hatta Batılı Jean Jacques Emmanuel Sédillot (1777–1832), Johann Gottfried Herder (1744-1803), Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832), Kurt Sprengel (1766-1833) ve Alexander von Humboldt (1769-1859) gibi şahsiyetler hümanist bir anlayışla Müslümanlara veya Araplara bilim tarihinde layık oldukları takdiri yöneltmişlerdir. (Sezgin, F., 2007, c.1, s. 13). Kendine özgü amacı ve metotları çerçevesinde İslamî kavram olarak “ilim”  ifadesi, İslam’ı anlama, yorumlama ve pratize etme gibi faaliyetlerle bilinse de icra ettiği misyon bakımından “bilim” kavramıyla eş değerdir.

Kur’ân’la birlikte Rasûlullah’ın (s.a.v) ilme/bilime, öğrenmeye, hayatı anlamaya teşviki, kaleme ve kitaba uzak bir toplumu artık uzaklığın aksine bir dost, arkadaş, hayatın vazgeçilmezi konumuna getirmiştir. Hatta o kadar ki ilim tahsili, Müslümanlar için farz olarak görülen bir ibadet olarak kabul görmüştür. Peygamber Efendimiz’in, “İlim öğrenmek, her Müslüman’a farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17), “Hikmet/ilim, mü’minin kaybolmuş malıdır, onu bulduğu yerde alır.” (İbn Mâce, Zühd, 15; Tirmizî, İlm, 19) tarzındaki açıklama ve teşvikleriyle başta Rasûlullah’ın (s.a.v) yaşadığı Hicaz toprakları daha sonra ise İslam coğrafyası bir tür ilim atölyesi haline gelmiştir.

İslam dininin en önemli iki temel kaynağı Kur’ân ve hadis, Müslümanlar için sadece dinî değil dünyevî yaşantıları için de önemlidir. Dünyevî yaşantıda insanoğlu için vazgeçilmezlerden biri de eğitim ve öğretimdir. Peygamber Efendimiz kendisine tevdi edilen risâlet görevine bu iki faaliyetle başlamış, teorikte bir emir algısı olan “oku” kavlini yirmi üç yıllık nübüvvetinde çevresine yaymıştır. Hem Rasûlullah Efendimiz hayattayken hem de Onun vefatından sonra hadisleri öğrenme ve öğretme arzusu Müslümanlara tahmin edilemeyen ilmî/bilimsel bir ivme kazandırmış, suya atılan bir taşın meydana getirdiği dairesel genişleme misali bu etki İslam kültürü ve coğrafyası dışına ulaşmıştır.

1.      İslamiyette Eğitim-Öğretim Tarihine Genel Bakış

Hz. Peygamber’in (s.a.v) icra ettiği tebliğ görevi başlangıcı aynı zamanda İslam’da eğitim-öğretim faaliyetinin de başlangıç tarihi olarak da kabul edilebilir. İslam’ın ilk yıllarında Müslümanların gizli buluşma yeri olan Dâru’l-Erkâm (Erkam’ın evi), İslam dini müntesiplerinin eğitim-öğretim faaliyetlerinin merkezi olarak çok önemli bir rol üstlenmiştir. Buna ilaveten Efendimiz’in inşa ettirdiği; Mescid-i Nebevî olarak bilinen söz konusu mescid, ibadethane olması yanında eğitim-öğretim faaliyetleriyle beraber idâri, hukukî ve askerî birçok alanda temel bir rol üstlenmiştir. Bu yönleriyle Mescid-i Nebevî, İslam’ın ilk kurumsal binası olmakla birlikte ilk örgün eğitim-öğretim faaliyetinin uygulandığı yer olarak da görülebilir. Aynı zamanda Mescid-i Nebî’nin bitişiğindeki “Suffe” denilen mekânda İslam’ın temel esaslarını öğrenmek üzere çeşitli bölgelerden gelenlerin bir kısmı da burada misafir ediliyordu. Suffe’de kalan sahâbîler, burada Kur’ân ve okuma yazmayı öğreniyorlardı. (Çakmak, E., vd. (Tarihsiz)., s. 81.)

İslam tarihinde kurumsal bir kimlik şeklini almamış yukarıda zikri geçen eğitim-öğretim faaliyet ve mekânlarının yanında sistematik bir şekilde fonksiyonunu icra eden ve geliştiren dârul’l-hadîsler, kütüphaneler, medreseler, mektepler ve üniversiteler de eğitim-öğretim faaliyetlerini yerine getirmiştir. İster belli bir resmî kimliğe sahip olsun ister gayr-i resmî olsun eğitim-öğretim adına ortaya konan faaliyetlerin çoğunun ilham kaynağı ve itici gücü hadis öğrenim ve öğretimi olmuştur. Hicrî 459 (Miladî 1066-1067) senesinde Büyük Selçuklu veziri Nizâmü’l-Mülk’ün inşâ ettirdiği medreseler, Kur’ân ve hadis tedrisatıyla başlayan eğitim-öğretim faaliyetlerinin kesbetmiş olduğu kurumsal kimliği ilerleyen zamanda daha da kökleştirmiştir. Sonraki asırlarda tesis edilen medreseler ile de, hem ihtiyaca en güzel bir şekilde cevap verme, hem de daha verimli eğitim ve öğretim faaliyetinin sergilenmesi temin edilmiş, neticede büyük ilim adamları yetmiştir.

2.      Hadis Öğrenim ve Öğretimi

Hadis, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sözlerini, fiillerini ve tasviplerini ifade eden bir terimdir. Sadece eğitim öğretim faaliyetlerinde değil dinî ve dünyevî birçok alanda Kur’ân ve sünnetin Müslümanlar için otorite olduğu İslâm âlimlerince kabul edilen bir husustur. Fakat yine de sünnet kaynaklı nass ve rivâyetler geneli itibarıyla Kur’ân nassı gibi sağlam görülmemiştir. (Nazlıgül, H., 2013, s. 15, 16). Hadislerin kendine ait birtakım özelliklerinden kaynaklanan kompleks yapısı diğer sebepler de göz önünde bulundurulursa hadisler üzerinde asırlar boyunca bir eğitim ve öğretim faaliyetini zorunlu kılmıştır.

2.1.Hadislerin Bilim ve Medeniyetle Olan İlişkisi

Kur’ân âyetlerinin ve Hz. Peygamber’in (s.a.v) ilme, bilgiye ve öğrenmeye teşvik eden buyrukları doğrultusunda, İslam düşüncesinin gelişerek dinamikleşen yapısı, toplumsal, siyasi, ekonomik ve ilmî açıdan içeriden  önemli değişim ve dönüşümler yaşamıştır. Bu değişim ve dönüşümler, çeşitli fikrî, itikadî ve siyasî ekollerin kurumsallaşmasına ve bağımsız bilim dallarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İslam kültür ve medeniyetinin kendine özgü en belirgin niteliği “ilim” kavramında karşılığını bulur. Bilginin ve bilgi sahibi olmanın, başka hiçbir medeniyette bu kadar belirleyici rolü olmamıştır. İslamiyet bir ilim dini, onun meydana getirdiği medeniyet de her şeyden önce bir ilim medeniyeti olarak şekillenmiştir. (Çakmak, E., vd. (Tarihsiz)., s. 81). Bu medeniyetin harcını oluşturan temel malzeme ise Kur’ân ile birlikte hadisleridir.

Peygamber ve Kur’ân’ın ilk muhatapları, okuma ve yazma başta olmak üzere tüm ilmî faaliyetin yaygınlaşması için önemli çaba harcamışlardır. Kur’ân’ın ve Peygamberimiz’in ilme ve öğrenmeye teşviki, Müslümanların yazıya ve ilme olan taleplerini ve öğrenme arzularını etkileyen en önemli etken olmuştur. Bu bakımdan aynı zamanda ilim tahsili, Müslümanlar için farz olarak telakki edilen bir ibadet hükmüne bürünmüştür. Rasûlullah Efendimiz, “İlim öğrenmek, her Müslüman’a farzdır”. (İbn Mâce, Mukaddime, 17) buyurmuştur. Zira imanın uygulaması olan ibadetlerin yerine getirilmesi için de coğrafya, astronomi, matematik gibi temel ilimlere ihtiyaç vardır. Hz. Peygamberimiz, Bedir Savaşı’nda esir alınan Mekkeli müşriklerin on Müslümana okuma-yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakma kararı; tarihte ilme ve öğrenmeye teşvik bakımında müstakil bir örnek teşkil etmektedir. (Çakmak, E., vd. (Tarihsiz)., s. 73). Hz. Peygamber’in (s.a.v) hadisleri, sadece dinî uygulama alanlarının kaynağı değildir. Dinî kimliği ön planda olsa da hadisler aynı zamanda bilimsel ve kültürel bir birikim ve değerdir.

Hadis öğrenimi ve öğretiminin özellikle rıhle/hadis-ilim yolculukları sayesinde hızlı bir şekilde yayılması hem Müslümanlar hem de gayr-i Müslimlerin yaşadığı coğrafyada ilmî, kültürel birçok etkileşimlere ve değişimlere sebep olmuştur. Hadis ilmiyle özdeşleşen rıhle/ilim yolculuğu sadece hadisle sınırlı kalmamış diğer İslâmî ilimlere de sirâyet etmiştir. (Rihle. 2008). Mesela dünyanın önemli gezginlerinden sayılan İbn Battûta (ö. 1304/1368) bir tür rıhle sayılan seyahatnâmelere yeni bir anlayış ve üslûp getirmiş, ülke ve beldelerin özelliklerinden çok, insanların ve halkların durumları, sosyal hayat, inanç ve gelenekleriyle ilgili bilgiler vermiş, bundan dolayı seyahatnâmesi tarih, coğrafya ve edebiyat yönünden olduğu kadar etnografik, antropolojik, sosyo-kültürel açılardan da büyük bir değer taşımıştır. (Yazıcı, H., 2009) Dünyanın birçok büyük diline çevrilen bu seyahatname, bugün Fransa’da saygın Pléiade dizisinde, evrensel edebiyatın büyük anıtları arasında yer almaktadır. (Touati, H., 2016, s. 232.).

2.2.Hadis Öğrenimi/Öğretiminin Sonuçları

Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in hadislerini öğrenme ve öğretme faaliyetinin dinî, kültürel, sosyal alanlar başta olmak üzere birçok farklı alanda tesiri olmuştur. Bu tesir sadece Müslümanların değil Müslüman olmayanların da dünya yaşantısında kendini göstermiştir.

2.2.1.      Müslüman Toplumu Üzerindeki Sonuçları

İslamolojinin meşguliyet sahası içinde, İslam Peygamberiyle ilgisi olmayan, hemen hemen hiçbir ilim dalı yoktur. (Hatiboğlu, M.S., 2012, s. 50). İslam Peygamberi denilince de akla ilk gelen kavram hadistir. Hadis öğrenimi ve öğretimi aslında hadis tarihi ile ilişkili bir husustur.

Kur’ân’dan sonra ikinci kaynak konumunda olması dolayısıyla hadislerin doğal olarak diğer İslâmî ilimleri de etkilemesi kaçınılmazdır. İslam dini ve kültürü potasında yoğrulan bir coğrafyanın da, temel olan bu iki kaynaktan beslenmesi, buna göre şekillenmesi diğer bir vakıadır. Yazımından, temel hadis kavramlarıyla ilgili kuralların yerine oturması, hadis literatüründe ortaya konan eserlere varıncaya kadar birçok ilmî sonuç hadis öğrenimine/öğretimine dayanır. Özellikle hadis öğreniminin/öğretiminin en önemli uygulamalarından biri olan rıhle/hadis yolculukları sayesinde ilmî bir disiplin/bilimsel yetkinlik ortaya konmuştur. Bu ilmî disiplinin en önemli pratiklerinden biri, haberi/bilgiyi bizzat kaynağından almaktır. Bu da zamanın koşullarında diğer bazı uygulamalarla birlikte rıhle ile sağlanan bir durum olmuştur ki, âlimler arasındaki müzakereler bunun örneklerinden biridir. Dinamik olan bu gelenek, hadis ilmiyle sınırlı kalmamış diğer ilimlere de sıçramıştır. Hadisçiler topladıkları ve naklettikleri hadis malzemesiyle mühim bir işi başarmış, sadece kendilerine değil fıkıh başta olmak üzere hemen tüm İslam bilimlerinin kurulması ve gelişmesine sağladıkları malzemelerle katkıda bulunmuşlardır. (Nazlıgül, H., 2013, s. 32).

Hadisler İslâm medeniyetinin en önemli kaynağı olması açısından eğitimden tıbba, edebiyattan tarihe, siyâsi ve sosyo-kültürel bir yapı malzemesi, vazgeçilmez bir harcı olmuştur. Kur’ânla birlikte hadis öğrenimi/öğretimindeki ivme, teşvik ve gayret diğer beşerî ve pozitif ilimlere de kapı aralamış, böylece ilim öğrenme yolundaki kutsiyet daha da genelleşmiştir. Hadis öğrenme/öğretme arzusunun bir göstergesi sayılabilecek olan suffe tarzındaki kurumsal kimlik görünümlü uygulamalar daha sonraları hem hadis hem de farklı ilim/bilim dallarında dâru’l-hadîs, beytü’l-hikme, medrese, kütüphaneler şeklinde gelişme göstermiştir. Bütün bu gelişmelerin kurumsal bir kimliğe bürünmesi sonraki asırlarda Müslümanlara birden fazla kıtaya hükmeden büyük devletler kurma ve İslam Medeniyeti inşa etme yolunda belirleyici unsurlardan biri olmuştur.

2.2.2.      Yabancılar Üzerindeki Sonuçları

İslam’ın Arabistan’daki ilk muhatapları ve tebası arasında, bilindiği gibi, Yahudi ve Hristiyanlar da vardı. İslâm’ın ilk asırda, Kuzey Afrika üzerinden İspanya’ya ulaşıp sekiz asra yakın bir müddet oralara kalmış olması, tabii olarak her iki âlemi, çok canlı bir kültürel faaliyete de zorlamış ve bu alakanın yazılı mahsulleri, pek çok mütehassısı meşgul edecek bir yekûne ulaşmış bulunmaktadır. (Hatiboğlu, M.S., 2012, s. 45, 50). İslamiyet üzerine yazı yazan, fikir beyan eden hemen her Batılı âlim, Peygamber Efendimiz’le ilgilenmek ve ondan bahseden rivâyetlere, yani hadislere eğilmek mecburiyetinde kalmış ve kalmaktadır.

Tarihî süreçte vuku bulan, fetih hareketleri, rıhleler, haçlı seferleri, misyonerlik gayretleri, tercüme ve diğer ilmî faaliyetler gibi olaylar İslâm Medeniyetinin diğer medeniyetlerle etkileşimine sebep olan belli başlı amillerdendir. İslam’da bilimin gelişmesine destek olan en önemli iki unsurun Kur’ân ve hadisler olduğuna daha önce de vurgu yapmıştık. Bilimi tetikleyici bu iki unsur sayesinde ibadetlerin doğru ve zamanında yapılmasına yönelik zaman/vakit ve yön hesaplamaları gibi bir yönüyle matematik, fizik, astronomi, coğrafya vs. gibi ilim dallarına bağlı konuların Müslümanların yaşadığı beldelerde önem arz etmesi hem bu ilimleri hem de bunlarla ilgili diğer ilimleri geliştirmiştir. Buna ilaveten Müslümanların, kâinatı, insanı, tanrıyı, doğayı merak etmeleri ve tanıma istekleri bilimsel faaliyetleri hızlandıran diğer bazı sebeplerdir.

İslam Medeniyetindeki bilimsel uygulama ve gelişmeler gayr-i Müslim medeniyetleri etki altında bırakmıştır. Mesela Halife el-Meʾmun (dönemi: 198-218/813-833) kurduğu Bilgelik Evi (Beyt el-Ḥikme) adındaki bir kurum aracılığıyla bilim adamlarının çalışmalarını kolaylaştırdı ve organize etti. Halifenin astronomlarıyla yürüttüğü çalışmalardan birisi kıblenin olabildiğince kesin belirlenmesi için Bağdat’la Mekke arasındaki boylam farkının tespit edilmesidir. Böyle çalışmalar ileriki dönemlerde yeryüzünü matematiksel kavrama girişimleri açısından çok önemli olacak ve bu tarz çabalar el-Meʾmun’u astronomi tarihinde gerçek anlamda gözlemevi kuran ilk kişi yapacaktır. Yine Ebū Bekr er-Râzî (ö. 313/925) Kitâb el-Ḥâvî (Latincesi: Liber continens) isimli eseriyle ve diğer birçok eseriyle tıp ve farmakoloji alanında sadece kendi kültür çevresinde etkilerde bulunmakla kalmayıp, birçok eserinin Latince ve İbranice çevirisiyle de Avrupa’da 17. yüzyıla kadar tartışmasız tıp otoritesi olarak kabul edilmiştir. Yine Endülüslü Abbâs b. Firnâs’a (ö. 274/887) fizik ve astronomi alanlarında birçok buluş atfedilir. Uzun zaman devam eden ününü bir uçma denemesiyle kazanmıştır ki belirli bir mesafe uçmayı başardığı rivâyet edilmektedir. (Sezgin, F., 2007, c.1, s. 10-11, 18).

İleride bilim adamı sıfatıyla tanınacak olan Müslüman bireylerin daha çocukluk yaşlarından itibaren ilmî çalışmalarını Kur’ân ve hadis ezberleriyle başlatmaları sonraki yıllarda temâyüz edecekleri pozitif bilimlerin de itici gücü olacaktır. Batılılarca Ortaçağ modern bilimin kurucusu, hekimlerin önderi olarak kabul edilen İbn Sînâ’nın (ö. 980/1037) daha on yaşında Kur’ân hafızı olması ve daha sonra edebiyattan, felsefeye dini ilimlerden pozitif ilimlere geniş bir alanla ilgilenmesi bunun örneklerinden sadece biridir. (Bouamrane, C., s. 279.)

Müslümanların ulaştıkları ilmî seviye, batılılarca hayranlıkla takip edilmiş, Ortaçağın sonlarına doğru Avrupa’daki gelişmeler Akdeniz havzası üzerindeki batıya geçiş yolları sayesinde canlanarak Avrupa Rönesans’ının yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Batıyla olan bu bilgi sirkülasyonunun geçiş güzergâhlarından bazıları İspanya (Endülüs), İtalya (Sicilya üzerinden), Bizans (İstanbul ve Trabzon üzerinden) olduğu belirtilmektedir. (Çakmak, E., vd. (Tarihsiz)., s. 80.)

Elbette ki İslâm Medeniyetinin diğer medeniyetlere etkileri bunlardan ibaret değildir. Çinliler aracılığıyla önce İslâm coğrafyasına oradan da batıya geçen kâğıt, denizcilikte büyük çığırlar açan pusula, ayrıca ziraat-tarım, giyim-kuşam, yeme-içme ile ilgili bazı uygulamaların da batıya geçtiği görülür. Mesela turunçgiller, şekerkamışı, pamuk, pirinç gibi mahsullerinin İspanyollara tanıtımının bu vesileyle olduğu ileri sürülmüştür. Batının hala kullandığı dil üzerinde de İslâm medeniyetinin etkisini görmek mümkündür. Arapçada “hüccet, sened” anlamında kullanılan “sakk” kelimesinin Batı’da “çek” şeklini alması, bayanların giydikleri “jupe” nin, Arapçadaki “cübbe” den gelmesi; “şeker” anlamına gelen “suker” kelimesinin İngilizcede “sugar”, Fransızcada “sucre”, İtalyancada “zucchero” formatlarında kullanılması belli başlık örneklerdendir. (Kayaoğlu, İ., 1987, s. 220, 221).

Batı dünyasının yaklaşık XVIII. asırdan itibaren günümüze kadar İslâm dini ve dünyası hakkında araştırma faaliyetleri olduğu bilinmektedir. Oryantalist/Müsteşrik/Şarkiyatçı olarak tabir edilen batılı araştırmacıların araştırmalarının ana eksenini hadisler oluşturmaktadır. Batılı araştırmacıların günümüzde benzer amaç ve minvalde çalışmalarını devam ettirmeleri hala hadis merkezli etkinin gayr-i Müslimler üzerindeki varlığını kanıtlamaktadır.

Sonuç

Dünya tarihinde hemen bütün bilim dallarına katkı sağlamış, bazılarına öncü olmuş Müslüman bilim adamları azımsanamayacak kadar çoktur. Bu şahıslar sadece yetiştikleri coğrafyada değil dünyanın dört bir yanında tanınmış ve kabul görmüştür. Müslümanları ilim/bilim yoluna sevk eden temel unsur, İslâm dininin iki ana kaynağı, Kur’ân ve hadislerdir. Kur’ân’ın oku emri yanında Hz. Peygamber’in (s.a.v) ilim/bilim teşviki; kaleme ve kitaba yabancı bir toplumu hadis tedrisatı adı altında kısa sürede ilmî seviyede muasır bir konuma getirmiştir. Temelde hadis tedrisatı şeklinde ivme kazanan birçok uygulama sonraki asırlarda tesis edilen İslâm Medeniyetinin şekillenmesinde büyük rol oynamış, başta Doğu ve Batı medeniyetlerini doğrudan ya da dolaylı olarak sosyal, kültürel ve bilimsel yönden etkilemiş ve insanlığa bugünkü bilimsel seviyenin temellerini oluşturacak birçok yenilikler ve katkılar sunmuştur.

Kaynakça

Bouamrane, C. (1988). İslam Tarihinde Eğitim Öğretim Kurumları. Nesimi Yazıcı (Çev.). Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 30 (1.). ss. 279-285.

Çakmak, E. Abalı, N., Işık, V., Akbaba, Ş., Aytekin, M.& Ancın, C. (Tarihsiz.). İslam Kültür ve Medeniyeti. Ankara: MEB.

Hatiboğlu, İ., (2008). Rihle., DİA., (c. XVI, ss. 106-108). İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı İslami Araştırmalar Merkezi.

Hatiboğlu, M.S. (2012). Hadis Tedkikleri. Ankara: Otto.

İbn Mâce, M. (1952). Sünenü İbn Mâce. Dâru İhyâi’l- Kütüb’il-Arabi.

Kayaoğlu, İ. (1987).  İslâm Medeniyetinin Batı’ya Etkileri. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 29 (1). ss. 215-221.

Nazlıgül, H. (2013). Sebep ve Sonuçlarıyla Hadis Yolculukları (er-Rıhle fî Talebi’l-Hadis): Hikmet Yurdu, 6, Sayı, ss. 13-37.

Yazıcı, H., (2009). Seyahatnâme., DİA., (c. XXXVII, ss. 9-11). İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı İslami Araştırmalar Merkezi.

Sezgin, F. (2007). İslam’da Bilim ve Teknik. Abdurrahman Aliyy (Çev.). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı.

Touati, H. (2016). Ortaçağ’da İslam ve Seyahat. Ali Berktay (Çev.). İstanbul: Yapı Kredi.

 

 



* Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı.

NAKLİN KARŞISINDA AKLIN ACİZLİĞİ

  İslam’da deliller, bilginin kaynağı bakımından naklî delil ve aklî delil şeklinde ikiye ayrılır. Naklî delil, oluşumunda müçtehidin katkısı olmayan (rey ve akıl bulunmayan), bütün öncülleri nakle dayanan delildir. Bir diğer ifadeyle Vahiy (Kitap ve…

Hz. Peygamber (s.a.v) Sevgisinin Sanata Yansıması HİLYE-İ ŞERÎFE LEVHALARI

  Anam babam sana feda olsun Yâ Rasûlallah.” Ashab, Efendiler Efendisine bir şey sormak istediklerinde söze böyle başlardı. Onlar, kendilerini ışıkla, nurla tanıştıran; vahşilikte birbirleri ile yarıştıkları demde, onlara ellerini uzatıp, birer medenî insan olmalarını…

İSNADIN ÖNEMİ METNİN GÜVENİLİRLİĞİNE ETKİSİ

İslamî bilgiler ihtiva eden hemen her kitapta yer alan hadis, haber ve rivayetler asırlar boyu inceleme konusu olmuş, her bir rivayet hem sened hem metin açısından ele alınıp değerlendirilmiştir. Bir hadis metninin, metin açısından incelenmeye…

HABER-İ VÂHİDİN ZANNÎLİĞİ ve HÜCCET DEĞERİ

Haberin Kısımları Sünnet, sonraki nesillere rivâyet yoluyla ulaştığı için genel olarak haber başlığı altında incelenir. Haber, ilk üç nesilde –sahâbe, tâbiun ve tebe-i tâbiîn- rivâyeti edilmesinin keyfiyetine göre mütevatir, meşhur ve haber-i vâhid olmak üzere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir