KURTULUŞ ALLAH’IN RAZI OLDUĞU ve SÜNNETE UYGUN SALİH AMELDEDİR

Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde “Razı olacağın salih amel yapmamı ilham et![1] diye geçmektedir. Demek ki görünüşteki salih amel, gerçek salih amel değildir.

Gerçek salih amel, görünüşte salih gibi olan değil; kalpte ihlâsın bulunduğu, riyanın, gösterişin, desinler ve duysunlar düşüncesinin bulunmadığı, sırf Allah rızası için yapılan, Allah’ın razı olduğu ameldir.

Allah Teâlâ, sâlihâttan sayılan cihad, infâk, ilim okutmak ve ilim vermek gibi amelleri işlemesine rağmen, kıyâmet günü bu amelleri yapan riyakâr âlimi, riyakâr mücâhidi ve riyakâr zengini cehenneme atacaktır. İşte bundan dolayıdır ki “Razı olacağın salih amel yapmamı bana ilham et!” diye dua etmemizi istemiştir. Allah Teâlâ’nın razı olduğu ve razı olacağı amel, kalpte niyetin halis olduğu ve sünnete uygun olan ameldir.

Kişi bir ton amel işler, amelindeki ihlası bir gram ise bir gram sevap yazılır; bir gram amel işler, amelindeki ihlâsı bir ton ise bir ton sevap yazılır. Çünkü Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ölçüyü şöyle koymuştur:

Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır.[2] Zira Allah Teâlâ, kalplere bakarken niyete ve niyetteki ihlâsa; amele bakarken de sünnete uyup uymadığına bakmaktadır. İşte bu gerçeği Peygamber Efendimiz şöyle haber vermiştir:

Allah Teâlâ sizin yüzlerinize ve mallarınıza değil, kalblerinize ve amellerinize bakar[3]

Şu âyet-i kerîmede de Allah Teâlâ, konuşmaya değil sırf Allah’ın rızasını düşünerek yani ihlâsla yapılan amele sevap vereceğini haber vermiştir:

Onların fısıldamalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi, iyilik yapmayı insanlar arasını düzeltmeyi emreden fısıldaşma hariç. Bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yapanlara yakında büyük mükâfat vereceğiz.[4]

Süfyan b. Uyeyne (r.a) şöyle der:

“Kul, kırk gün Allah için ihlâslı olursa Allah onun kalbinde hikmeti bir bitki gibi yeşertir. Dilini onunla konuşturur. Ona dünyanın kusurlarını, hastalığını ve ilacını gösterir.”[5]

Riyakâr kişinin arkadaşı şeytandır, amelini kendisine süsler, riyakâr olan kişi de kendisinin hak yolda olduğunu zanneder. Amellerde riya ne kadar varsa amelinin sevabını o kadar zayi eder.

Riyanın felaketini bilmenin ilmî ve amelî çareleri vardır. Riya kalbin amelindendir. Kalbin ameli dilin ve bedenin amelinden önce gelir. İman ve ihlâs da kalbin amelindendir. Mü’min, kalbin hem iyi huylarını hem kötü huylarını bilmelidir. Önce dikenler sökülüp atılacak ki güller dikilebilsin.

Fudayl b. Iyaz şöyle demiştir:

Ameli, insanlar için terk etmek riyadır. İnsanlar için amel işlemek ise şirktir. İhlâs; Allah’ın, seni bu ikisinden de korumasıdır.[6]

Bir adam, Şakîk b. İbrahim’e şöyle sorar:

– İnsanlar beni “salih” olarak nitelendiriyor. Salih olup olmadığımı nasıl bileyim? Şakîk şöyle der:

– Birincisi: Gizli olarak yaptığını salihlerin yanında aleni olarak yap. Razı olurlarsa bil ki sen salihsin; yoksa değilsin.

İkincisi: Kalbine dünyayı sun. Reddederse bil ki sen salihsin.

Üçüncüsü: Nefsine ölümü hatırlat. Ölümü kabullenirse bil ki sen sâlihsin; yoksa değilsin.

Bu üç şey sende bir araya gelirse ameline riya sokmaması ve riyanın amellerini bozmaması için, Allah Teâlâ’ya yalvar.[7]

Hz. Aişe’ye (r.anhâ) bir adam soru sorar:

– İyi biri olduğumu ne zaman bilirim? Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle der:

– Kötü biri olduğunu bildiğin zaman. Adam,

Kötü biri olduğumu ne zaman bilirim? der. Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle cevap verir:

– İyi biri olduğunu bildiğin zaman.

Çare ihlâslı amelde, felaket riyalı ameldedir. İhlaslı ameli Allah emretmiş, riyalı olanı ise yasaklamış haram kılmıştır:

 Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa salih amel işlesin ve Rabbine (yaptığı) ibadette hiç kimseyi (riyakârlıkla) ortak kılmasın.[8]

Şu üç âyet-i kerîmede de riyanın kâfir ve münafık alâmeti olarak ortaya konmuştur:

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle, boşa çıkarmayın.”[9]

“Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriş için sarf edenler de (ahiret azabına uğrarlar.) Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.”[10]
“Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar, Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, (mü’min) insanlara gösteriş yaparlar. Yoksa aslında Allah’ı pek az anarlar.”[11]

Kurtuluş Allah Teâlâ’nın rızasında ve riyadan da kurtulmaktır. Çünkü Rasûlullah Efendimiz, riyaya küçük şirk diye bakmış ve şöyle buyurmuştur: “Hardal tanesi kadar riya bulaşmış hiçbir amel kabul edilmeyecektir.”[12]

Riya, idrak ehlinde, kâmil iman sahibinde bulunmaz. Riya, nefsin rızasını Allah’ın rızasına tercih eden ahmak kişide bulunur. Riya, kazandığı bâkî olanı, fâni dünyada harcamasıdır.

İhlâs-ı tâmmeye ermek isteyen, küçük şirkten kurtulmayı isteyen hemen ilmî ve amelî çaresine başvurmalıdır. Çünkü kurtuluş, riyadan kurtulmada ve ihlâsa ermededir.

Allah Teâlâ, bize riya hastalığından kurtulma derdini ve idrakini nasip ede, riyadan kurtulmanın ilmî ve amelî çarelerine başvurmayı lütfede, bizi riyadan kurtara ve koruya.

[1] Neml, 27/19, Ahkâf, 46/15.

[2] Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1, Îmân, 41, Nikâh, 5, Menâkıbu’l-Ensâr, 45, İtk, 6, Eymân, 23, Hiyel, 1; Müslim, İmâret, 155; Ebû Dâvûd, Talâk, 11; Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd, 16; Nesâî, Tahâret, 60; Talâk, 24, Eymân, 19; İbn Mâce, Zühd, 26.

[3] Müslim, Birr, 34.

[4] Nisâ, 4/114.

[5] Hılyetu’l-Evliyâ, VII, 287.

[6] Tezkiyetü’n-Nüfûs s. 17; Medâricu’s-Sâlikîn s. 95.

[7] Tenbîhü’l-Ğâfilîn, I, 24.

[8] Kehf, 18/110.

[9] Bakara, 2/264.

[10] Nisâ, 4/38.

[11] Nisâ, 4/142.

[12]  Müslim, Îmân, 148, 149; Ebû Dâvûd, Libâs, 26; Tirmizî, Birr, 61; İbn Mace, Mukaddime, 9, Fiten, 27, Zühd, 16; Dârimî, Mukaddime, 7; Ahmed b.Hanbel, Müsned, I, 451, II, 164, 215, IV, 151.

HAK ÖLÇÜSÜNÜ BULAMAYAN İNSANLIK*

Allah Zülcelal ve’l-Kemâl Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine celâl zâtına, kemâl sıfatlarına layık hamd ü senâlar ve şükürler olsun. Bizlere sağlık, sıhhat ve afiyet bahşeden Rabbimiz, her birimize mahşerde Rasûlullah’ın sancağı altında, Arş-ı A‘lâ’nın gölgesinde bir…

HIRKANIN VÂRİSİ KA‘B BİN ZUHEYR (R.A)

İhtiyar Züheyr, sabaha karşı uykusundan ter içinde uyandı. Rüyasında gökten bir ip uzatıldığını, tutunmak için uzanıp gayret ettiği halde, bir türlü o ipi tutamadığını görmüş ve çok üzülmüştü. Züheyr, kavminin en tanınan ve sevilen şairiydi….

ULEMA VE AVAM – I* (Kazanlı Halim Sabit)

Neşre Hazırlayan: Abdullah Taha İmamoğlu ** Bizim mukaddes İslâmiyet’te ulemâ-yı kirâm için bir mevki-i mümtaz, ruhaniyet bulunmadığı mesail-i müsbetedendir. Herkes çalışır, öğrenir ulemadan olur. Âhâd-ı nâs ile beraber işini gücünü görür. Birisi de çalışmaz, öğrenmez,…

PEYGAMBERLERİN DÖRT ANA VAZİFESİ

Cenâb-ı Zülcelâl, Kur’ân-ı Kerim’de insanlığa rehber olarak gönderilen peygamberlerin dört ana vazifesinin olduğunu bizlere bildirmektedir. Bu vazifeler şunlardır: Tilâvet-i Kur’ân: Kur’ân okumak. Ta‘lîm-i Kitâb: Kur’ân-ı Kerîm’i öğretmek. Ta‘lîm-i Hikmet: Hikmeti öğretmek. Tezkiye-i Nefs: Nefsi temizleyip…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir