ÖMER B. ABDÜLAZİZ VE İYİ NİYETİN MÜKÂFATI

Her işin başı iyi niyettir. İmam Buhârî (rh) Sahîh-i Buhâri isimli en sağlam hadis kaynağı olan eserine niyetle ilgili bir hadîs-i şerîfle başlar. Oysa eserin ilk bölümü niyetle değil, vahyin başlangıcıyla ilgili hadîs-i şerîfleri içerir. Buhârî’nin kitabına niyetle başlaması, hadîs-i şerîf okuyan birisinin önce niyetini güzelleştirmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Sadece hadîs-i şerîf okuyan kişi mi niyetini güzelleştirecek? Hayırlı bir işe başlayan herkesin önce niyetini güzelleştirmesi gerekir.

Sahîh-i Buhâri’deki niyetle ilgili hadîs-i şerîf şöyledir:

«إِنَّمَا اْلأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ»

“Ameller ancak niyetlere göredir.”[1]

Bu hadîs-i şerîf, insanın kazanacağı sevap ve günahlarla yakından ilgilidir. Hadisin mânâsı, genelde uzuvlarımızla yaptığımız işleri kapsar. Yoldaki bir taşı, insanlara zarar vermesin düşüncesiyle ve sevap kazanmak ümidiyle kaldırıp atmak bir sadaka sayılır. Birinin malını meşru olmayan yollardan elde etmeye karar vermişken, Allah korkusuyla bu işten vazgeçmek de aynı şekilde sevap kazanmaya vesile olur. Yine aslında sevap olmayan bazı işler, iyi niyetle yapıldığı takdirde bizlere sevap kazandırabilir. Meselâ yemek yiyen kimse, bu gıdalardan elde edeceği kuvvetle ibadet edeceğini düşünürse, yemek yerken dahi sevap kazanmış olur. Normal ticaretini yapan kimse, işini en iyi şekilde yaparak insanlara hizmet etmeyi, onları aldatmamayı düşünürse, hem para hem de sevap kazanabilir.[2]

Diğer taraftan kötü niyetle yapılan en büyük ibadet dahi sevapsız kalır. Eğer kişi kıldığı namazı, verdiği zekât ve sadakayı Allah için değil de insanlar onu övsünler diye yaparsa sevaptan mahrum olur. Hatta gösteriş yaptığı için günaha girmiş olur.

İyi niyet hususunda medeniyetimizde bizlere örnek olacak birçok öncü şahsiyet bulunmaktadır. Bunlardan birisi de Ömer b. Abdülaziz’dir.

Ömer b. Abdülaziz:

Ömer b. Abdülaziz (ö.101/720), Hz. Ömer (r.a)’in oğlu Âsım’ın kızdan torunudur.

O, önce Hicaz valiliği yaptı. Hicrî 87 (m.706) yılında tayin edildiği bu valilik görevi 7 yıl sürdü. Valilikteki ilk icraatı Medine’de yaşayan on büyük âlimle istişare etmek oldu.  Onlara devlet ve halkın meselelerini kendileriyle istişare ettikten sonra karara bağlayacağını bildirdi.

Ömer b. Abdülazîz, Halife Süleyman’ın ölümü üzerine halife ilân edildi. Bu önemli görevin kendisine bilgisi dışında verildiğini söyleyerek affını istediyse de biat merasimine katılanların ısrarları üzerine görevi kabul etti (10 Safer 99 / 22 Eylül 717). 

Burada şu hadîs-i şerîf aklımıza gelmektedir:

«يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ سَمُرَةَ، لاَ تَسْأَلِ الإِمَارَةَ، فَإِنَّكَ إِنْ أُوتِيتَهَا عَنْ مَسْأَلَةٍ وُكِلْتَ إِلَيْهَا، وَإِنْ أُوتِيتَهَا مِنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ أُعِنْتَ عَلَيْهَا»

Bir defasında Peygamber Efendimiz (s.a.v) sahabeden Abdurrahman b. Semura (r.a)’ya şöyle buyurmuşlardır:

“Ey Abdurrahman b. Semura! Emîrlik isteme. Eğer senin talebin üzerine sana emîrlik verilirse sıkıntı çekersin: Eğer senin talebin olmadan sana emirlik verilirse, o işte o zaman sana yardım edilir.”[3]

Ömer b. Abdülazîz kendisine halifelik görevi verilince dedesi Hz. Ömer’in yolundan gitmeye niyet eder. Bunun için Sâlim b. Abdullah (ö.106/725)’a bir mektup yazarak ondan dedesinin mahkeme kararları ve hayatına dair yazıları ister. Sâlim b. Abdullah (rh), Hz. Ömer (r.a)’in torunu olup Medine’de yaşamış tâbiin âlimlerindendir. Babası Abdullah b. Ömer (ö. 73/692)’dir.

Sâlim, Ömer b. Abdülaziz’e şöyle bir mektup yazar:

“Şimdi. Sana danışılmadığı ve talebin de olmadığı halde Müslümanların yönetimini üstlenmekle Allah’ın seni imtihana tabi tuttuğunu söylediğin mektubunu aldım. Sen Ömer’in yolundan gideceğini söylüyorsun. Unutma ki Ömer (r.a)’in zamanında yaşamıyorsun ve etrafındaki adamlarda da Ömer’in adamlarına benzeyen yok. 

Fakat şunu iyi bil ki eğer sen hakka niyet eder ve onu istersen, Allah sana yardım eder, sana öyle adamlar verir ki onlar bu işleri yaparlar. Ve bu adamları Allah sana hiç ummadığın bir yerden nasip eder. Şüphesiz Allah’ın, kuluna yardımı niyetine göredir. Kimin hayırdaki niyeti tam olursa Allah’ın yardımı da tam olur. Kimin de niyeti noksan olursa Allah’ın yardımı da niyetindeki noksanlık kadar noksan olur.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun.” 

Gerçekten de Ömer b. Abdülaziz iyi niyetinin ve bu yoldaki gayretinin mükâfatını görür. Dedesi Hz. Ömer’in yolundan gider ve Hulefâ-yi Râşidîn’in beşincisi kabul edilir.

İki buçuk yıl sürmesine rağmen onun halifeliği döneminde büyük bir maddî kalkınma ve refah olur. Kendisine sevgi ve güven duyan zenginler zekâtlarını ve vergilerini ödemede duyarlı davrandıkları için halkın refah seviyesi yükselir. Ticaretle uğraşanlar dışında herkese yeterli miktarda maaş bağlanır ve böylece ülkede muhtaç kimse kalmaz. Zekât alacak kimselerin sayısının azalması sebebiyle artan zekât ve vergi gelirlerinin bir kısmı esirleri kurtarmak, borçlulara yardım etmek, fakir bekârları evlendirmek için kurulan vakıflara aktarılır.

O halde bizler de her işimizde mutlaka ve mutlaka niyetimizi güzel tutmalı, işin uzmanlarıyla istişare etmeli ve bu yolda elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Vesselam.

(Kaynaklar: İsmail Yiğit, “Ömer b. Abdülaziz”, DİA, XXXIV, 53-55; Ali Bulut-Suliman Alomirat, Cahiliyeden Günümüze Arapça edebi Metinler ve Çözümlemesi, İfav Yay,İstanbul 2017; Ali Bulut, İslam Medeniyetinden Örneklerle Kişiliği İnşa Etme Sanatı, İfav Yay, İstanbul 2018.)


* Prof. Dr., Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi, abulut@fsm.edu.tr

[1] Sahîh-i Buhârî, hadis no. 1; Sahîh-i Müslim,hadis no. 1906.

[2] Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, hadis no. 1.

[3] Sahîh-i Buhârî, hadis no. 6622.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

HÂDİSÂTA İLİM NÛRUYLA BAKMAK*

Allah Zülcelâl ve’l-Kemâl Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine Celâl Zâtına, Kemal Sıfatlarına lâyık hamd ü senâlar, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e (s.a.v) sayısız sonsuz salât u selamlar olsun. Dünya hayatında bizleri bir araya getiren Allah Zülcelâl Hazretleri mahşerde…

ŞUURLU MÜSLÜMAN*

Bir Müslüman için her hususta ilk müracaat kaynağı olan, Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımızda; insanoğlunun “şuur” meselesindeki za‘f ve ihmali gerçeği ile karşılaşırız. Demek oluyor ki Müslüman, şuur konusunda zaaf ve ihmalle karşı karşıyadır. “Müslüman”la  “şuur” yan…

ALLAH TEÂLÂ’YI ZİKİR

Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Zikir lügatte; bir şeye karşı uyanık olmak, hatırlamak, anmak, akılda tutmak manalarına gelir. Din ıstılahında ise, Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’ni anmak demektir.

BAŞKASINA AİT MALLARDA TASARRUF HAKKIMIZ

Bir kimsenin yenilecek veya içilecek bir malını başkasına vermesine veya başkasının o malı yiyip içmesine izin vermesine fıkıhta “ibâha” denir. Bir yemeğe dâvet edilen kimsenin o davete katılması ibâha hükümlerine tâbîdir. Aynı şekilde bağ veya…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir