65. Sayımız “Günümüz İnsanı Neyi Kaybetti?”

Reyhan’dan…

Kâinat bir denge üzerine kurulu. Her şey özünde saklı olan bu dengeyi koruyabildiği nispette sağlıklı bir şekilde varlığını devam ettirebilmekte.

İnsanoğlu da tarih boyunca bu dengeyi muhafaza ettiği nispette rahata kavuşmuş, âbâd olmuştur. Aksi durum ise ortada ne bir denge ne bir ölçü ne de bir düzen bırakmıştır. Bir kaos ortamının ve felaketin sebebi olmuştur. İşte biz de böyle bir asrın çocuklarıyız.

Bütün dünyada ferdî ve ictimâi hayat, ticarî düzen, aile, okul… bütün kurumlar maalesef perişan ve acınacak durumda. Dün ak denilene bugün kara, yarın bambaşka şeyler deniliyor. Ölçüsüzlük içerisinde “iyileş(tir)me”ye yönelik atılan her adım daha büyük felaketlerin kapısını aralıyor. Bu düzen(!) içerisinde iyinin, güzelin tonu da belirgin değil. Zaten neyin iyi neyin kötü olduğunu belirleyen kıstasın temeli de yok. Doğru nedir yanlış nedir… insanın hevasına teslim edilmiş. Bunları konuşacak bir vasatta buluşabilmek bile mümkün değil neredeyse…

Yarınlar adına sadece dinimizin telkinleri dolayısıyla umutluyuz… İnsan neleri terk edip bu dipsiz kuyuya yuvarlandıysa, yeniden onlara tutunarak oradan aydınlığa kavuşabilir ancak.  Galiba bu şekilde dengeyi bulabilmenin mihengi; dünya-ahiret muvazenesini iyi ayarlamak, onlara içerisinde kalacağı süre kadar ehemmiyet vermektir. Kararlar, istekler bu minvalde tahkik edilmelidir. Nefsin sınırsız arzularını karşılamak da mümkün değil; dolayısıyla bunlara ihtiyaç muvâcehesinde bir çizgi çekme zorunluluğu aşikâr… Çizilen bu sınırlar da bizler için malum zaten… İşte ilk paragraflarda bahsedilen mevzu bundan ibarettir.  “O halde (başka değil) ancak Müslümanlar olarak can verin.”

Bir sonraki sayımızda görüşmek ümidiyle…

 

 

.