Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Ulü’l-Elbab Selim Akıl Sahıpleri

1. Sayı · 2006/1

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

“Rab­bin­den sana in­di­ri­le­nin hak ol­du­ğunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak selim akıl sa­hip­leri anlar. (1)

Hakkı görüp ona tâbi olanla; hakkı gör­me­yen, ona tâbi ol­ma­yan yani mânen kör olan kimse hiç bir­bi­rine eşit olur mu? El­bette olmaz. Fakat bunu “Ancak selim akıl sa­hip­leri iyice dü­şü­nüp anlar.”

Zaten Kur’an-ı Kerim’in na­si­hat­le­rini ancak saf akıl sa­hip­leri kabul eder ve on­larla amel eder.

Bu saf ve selim akıl sa­hip­leri, Allah (c.c)’ın Cemal ve Celâl sı­fat­la­rı­nın nur­la­rı­nın te­cel­lî­leri ile teyid edil­miş; hayal, vehim ve his­le­ri­nin afet­le­rin­den kurtulmuş/korunmuş kim­se­ler­dir.

Hak yol­cu­su­nun, nef­sini tez­kiye etmek için, yani nef­sini gü­nah­lar­dan te­miz­le­yip saf bir hale ge­tir­mek için önce te­fek­kür sonra da te­zek­kürde bu­lun­ması ge­re­kir. Te­fek­kürle te­zek­kür ara­sında fark var­dır. Te­zek­kür, te­fek­kü­rün üs­tün­deki bir hal­dir. Te­zek­kür, ancak gaf­let ör­tü­le­rin­den kur­tul­muş olan kim­se­lerde bu­lu­nur. Bun­dan do­layı Allah (c.c) Âyet-i ke­rî­mede “Ancak selim akıl sa­hip­leri te­zek­kürde bu­lu­nur” bu­yu­ru­yor. Yani ancak selim akıl sa­hip­leri iyice dü­şü­nüp öğüt alır.

Gaf­let ör­tü­le­rin­den sıy­rı­lıp selim akıl sa­hibi olmak ancak şer’i hü­küm­leri ya­şa­makla müm­kün olur. Mü’min şer’i hü­küm­ler sa­ye­sinde en­gel­leri aşıp Hakk’a ka­vu­şa­bi­lir. Hakk’a ka­vuş­mak is­te­yen Müs­lü­man, Allah (c.c)’ın ken­dine ema­net et­tiği kalp, göz, kulak, dil, el, mide, ayak ve avret ma­halli gibi aza­la­rını, Allah (c.c)’ın rı­za­sı­nın bu­lun­duğu İs­lâmî esas­lara uygun ola­rak kul­la­nır­ken; mal, evlât, hanım ve diğer in­san­larla ala­kalı ko­nu­larda da şer’i hü­küm­lere uymak zo­run­da­dır. Ha­yatı şer’i hü­küm­lere uygun bir şe­kilde ya­şa­ma­dan selim akıl sa­hibi olmak müm­kün ol­ma­dığı gibi ke­mâ­lata erip iyi bir kul olmak da müm­kün de­ğil­dir.

Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de, Ulül-Elbab de­ni­len bu ince, saf ve selim akıl sa­hibi kim­se­leri biz­lere de­ği­şik yön­leri ile ta­nıt­makta ve biz­leri de on­lar­dan ol­maya teş­vik et­mek­te­dir.

Cenab-ı Allah (c.c), Aşa­ğı­daki Âyet-i ke­rî­me­lerde akl-ı selim sa­hip­le­rin­den bah­se­de­rek şöyle bu­yur­mak­ta­dır.

“Gök­le­rin ve yerin ya­ra­tı­lı­şında, gece ile gün­dü­zün bir­biri ar­dına gelip gi­di­şinde akl-ı selim sa­hip­leri için ger­çek­ten açık ib­ret­ler­den var­dır.

Onlar, ayakta du­rur­ken, otu­rur­ken, yan­ları üzere ya­tar­ken (her vakit)Allah’ı zik­re­der­ler, gök­le­rin ve yerin ya­ra­tı­lışı hak­kında derin derin dü­şü­nür­ler (ve şöyle der­ler:) Rab­bi­miz! Sen bunu bo­şuna ya­rat­ma­dın. Seni tes­bih ede­riz. Bizi ce­hen­nem aza­bın­dan koru!” (2)

Yu­ka­rı­daki Âyet-i ke­rî­me­lerde önce gök­le­rin ve yerin ya­ra­tı­lışı, gece ve gün­dü­zün de­ği­şimi, bir başka ifa­deyle, mekân ve za­ma­nın ilâhi kud­rete de­lâ­leti akl-ı selim sa­hip­le­ri­nin ibret na­za­rına su­nul­mak­ta­dır. Ar­dın­dan özlü bir ifade ile biz­den, var­lı­ğın ger­çek bil­gi­sine ulaşma ça­ba­sını gös­ter­me­miz is­ten­dik­ten sonra; bu ça­bayı gös­te­ren­le­rin, Allah (c.c)’ın üstün kud­re­ti­nin ve eşsiz sa­na­tı­nın eser­le­rini idrak et­me­leri ve ar­dın­dan da derin bir saygı ile O’na yö­nel­me­le­ri­nin ka­çı­nıl­maz ol­duğu or­taya kon­makta ve şöyle buy­rul­mak­ta­dır:

“Ey Rab­bi­miz! Doğ­rusu sen, kimi ce­hen­neme ko­yar­san, artık onu rüs­vay et­miş­sin­dir. Za­lim­le­rin hiç yar­dım­cı­ları yok­tur.

“Ey Rab­bi­miz! Ger­çek şu ki biz, ‘Rab­bi­nize ina­nın’ diye imana ça­ğı­ran bir da­vet­çiyi (Pey­gam­ber’i ve Kuran’ı) işit­tik, hemen iman ettik. Artık bizim gü­nah­la­rı­mızı ba­ğışla, kö­tü­lük­le­ri­mizi ört, ru­hu­muzu iyi­lerle be­ra­ber al.

Rab­bi­miz! Bize, pey­gam­ber­le­rin va­sı­ta­sıyla vaad et­tik­le­rini de ikram et ve kı­ya­met gü­nünde bizi rezil rüsvâ etme; şüp­he­siz sen va­din­den cay­maz­sın!” (3)

Şimdi Ra’d sü­re­si­nin ko­nuyla il­gili ayet­le­rine dö­ne­lim:

“Onlar, Allah’ın ah­dini ye­rine ge­ti­ren­ler ve ver­dik­leri sözü boz­ma­yan­lar­dır.” (4)

Yani mü’min­ler, gerek ken­di­le­riyle Allah (c.c) ara­sın­daki ge­rekse diğer kul­lar ara­sında ki bütün ahit­lere bağlı ka­lır­lar.

“Onlar Allah’ın gö­ze­til­me­sini em­ret­tiği şey­leri gö­ze­ten, Rabb­le­rin­den sa­kı­nan ve kötü he­sap­tan kor­kan kim­se­ler­dir.” (5)

Âyet­teki “Allah’ın gö­ze­til­me­sini em­ret­tiği şey­ler” den mak­sat, ak­ra­ba­lık bağ­la­rını sür­dür­mek, mü’min­lerle dost­luk ve bir­lik ha­linde ya­şa­mak gibi ai­levî ve iç­ti­maî va­zi­fe­ler­dir.

“Yine onlar, Rab­le­ri­nin rı­za­sını is­te­ye­rek sab­re­den, na­mazı dos­doğru kılan, ken­di­le­rine ver­di­ği­miz rı­zık­lar­dan gizli ve açık ola­rak (Allah yo­lunda) har­ca­yan ve kö­tü­lüğü iyi­likle savan kim­se­ler­dir. İşte onlar var ya, dünya yur­du­nun (güzel)sonu sa­dece on­la­rın­dır.”

“(O yurt) Adn cen­net­le­ri­dir; oraya ba­ba­la­rın­dan, eş­le­rin­den ve ço­cuk­la­rın­dan Salih olan­larla be­ra­ber gi­re­cek­ler, me­lek­ler de her ka­pı­dan on­la­rın ya­nına va­ra­cak­lar­dır.

(Me­lek­ler:) Sab­ret­ti­ği­nize kar­şı­lık size selam olsun! Dünya yur­du­nun sonu (cen­net) ne gü­zel­dir!(der­ler)” (6)

Yu­ka­rıda zik­ret­ti­ği­miz ayet-i ke­ri­me­lerde Ulül-Elbab yani akl-ı selim sa­hibi olan kim­se­le­rin sekiz vasfı zik­re­dil­miş­tir. Buna bir na­zire ola­rak cen­ne­tin ka­pı­ları da sekiz adet­tir.

Bu sekiz vasfı özet­le­ye­cek olur­sak, bun­lar:

  1. Allah’ın ahdini yerine getirmek, sözünden caymamak,
  2. Sıla-i rahimde bulunmak,

3, Allah’tan kork­mak,

  1. Ahiret günündeki hesaptan korkmak,
  2. Allah rızası için sabretmek,
  3. Namazı dosdoğru kılmak,
  4. Gizli ve açık Allah yolunda infakta bulunmak,
  5. Kötülüğü iyilikle def etmektir.

Allah (c.c) Haz­ret­leri, Rab­le­rine ver­dik­leri sözde dur­ma­yan, ak­ra­ba­lık bağ­la­rını kesen ve yer­yü­zünde fesat çı­ka­ran­ları ce­hen­nemle teh­dit ede­rek şöyle bu­yur­mak­ta­dır:

“Allah’a ver­dik­leri sözü kuv­vetle pe­kiş­tir­dik­ten sonra bo­zan­lar, Allah’ın ri­a­yet edil­me­sini em­ret­tiği şey­leri (ak­ra­ba­lık bağ­la­rını) terk eden­ler ve yer­yü­zünde fesat çı­ka­ran­lar; işte lânet onlar için­dir. Ve kötü yurt (ce­hen­nem) on­la­rın­dır.

Allah di­le­di­ğine rız­kını bol­laş­tı­rır da da­ral­tır da. Onlar dünya ha­yatı ile şı­mar­dı­lar. Oysa ahi­re­tin ya­nında dünya ha­yatı, ge­çici bir fay­da­dan başka bir şey de­ğil­dir.” (7)

Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efen­di­miz de bir hadis-i şe­ri­finde şöyle bu­yur­mak­ta­dır:

“Bir top­lu­luk ah­dini bo­zarsa ara­la­rında katil olur (ci­na­yet­ler artar). Gü­nah­lar açıkça iş­le­nirse Allah (c.c) on­lara ölümü mu­sal­lat eder (yani AIDS ve ben­zeri öl­dü­rücü has­ta­lık­lara ya­ka­la­nır­lar). Yine bir top­lu­luk ze­kât­la­rını ver­mez­lerse yağ­mur on­lar­dan alı­nır. (yani kıt­lık olur).” (8)

Zaman zaman mey­dana gelen dep­rem, tsu­nami, ka­sırga gibi be­lâ­larla Allah (c.c) hem kâ­fir­leri, hem de va­zi­fe­le­rini ihmal eden müs­lü­man­ları uyar­mak­ta­dır. Bu şekil fe­lâ­ket­lerle mut­lak güç ve kud­ret sa­hi­bi­nin sa­dece ken­disi ol­du­ğunu biz­lere ha­tır­lat­makta ve süper güç ol­du­ğunu iddia eden­le­rin bile bu ha­di­se­ler kar­şı­sında nasıl aciz kal­dı­ğını tüm in­san­lığa gös­ter­mek­te­dir.

Ay­rıca eko­no­mik sı­kın­tı­lar, ai­levî ve iç­ti­maî prob­lem­ler, terör gibi ha­di­se­le­rin de te­me­linde çoğu zaman Allah (c.c)’a isyan yat­mak­ta­dır. Kur­tu­luş için, akl-ı selim sa­hibi kim­se­ler­den ol­mak­tan başka çare yok­tur.

Dip­not­lar:

  1. Ra’d, 19
  2. Al-i İmran, 190–191
  3. Al-i İmran, 192 194
  4. Ra’d, 20
  5. Rad, 21
  6. Rad, 22–24
  7. Ra’d, 25–26
  8. Haysemi, Mecmâ’uz-Zevâid, 12150