Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Yıldızların Rehberliğinde Bir Hayat

1. Sayı · 2006/1

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Kâ­i­na­tın var­lık se­bebi, ra­sûl­ler ser­veri, Hak yolun ye­gâne reh­beri, efen­di­miz, ön­de­ri­miz, Hz. Mu­ham­med Mus­tafa (s.a.v)’ya bende olmak…

O’nun Hak dediğini Hak bilip, bâtıl dediğini bâtıl kabul etmek…

Ne emretmişse baş tacı edip, nehiylerinden şiddetle sakınmak…

Yan­lış bir söz söy­le­yip veya ha­talı bir fi­ilde bu­lu­na­rak Efen­di­miz (s.a.v)’in kalb-i pâk-i Mu­ham­me­diy­ye­le­rini mah­zûn eder miyim en­dişe ve kor­ku­sunu her dâim kalp­lerde his­set­mek…

İşte Allah’ın Ra­sû­lünü anne-ba­ba­sın­dan, çoluk-ço­cu­ğun­dan ve bütün in­san­lar­dan daha çok seven, pey­gam­ber âşığı bah­ti­yar mü’min­le­rin gıpta edi­le­cek va­sıf­ları…

Evâ­mir-i ila­hiy­ye­nin gi­de­rek terk edil­diği, Ra­sû­lul­lah Efen­di­miz’in ve O’nun mü­ba­rek sün­net-i se­niy­ye­si­nin gün­be­gün unu­tul­duğu, her türlü fuh­şi­yâ­tın so­kak­larda çe­ki­nil­me­den iş­len­diği, azap me­lek­le­ri­nin her an ilahî helak em­ri­nin gel­me­sini bek­le­dik­leri, zu­lü­mât ka­ran­lı­ğı­nın her geçen gün biraz daha art­tığı şu gün­lerde böy­lesi bir mu­hab­bete ne kadar da muh­ta­cız.

Zira Allah’ın Ra­sûlü (s.a.v.) mah­zun gö­nül­le­rin de­vâsı, hasta kalp­le­rin şi­fâsı, ka­ran­lık­ları ay­dın­lığa teb­dil eden, nûr saçan bir kan­dil, her an hakkı gös­te­ren bir reh­ber ve üm­me­ti­nin ce­hen­neme git­me­mesi için çır­pı­nan bir pey­gam­ber­dir.

Gelin, şimdi 1400 sene ön­ce­sine, her bir zer­re­sine Ra­sû­lul­lah’ın mu­hab­bet müh­rü­nün vu­rul­duğu sa­a­det as­rı­nın ke­li­me­lerle ifade edi­le­me­ye­cek gü­zel­lik­teki o nû­râni mu­hab­bet bah­çe­sinde bir seyre çı­ka­lım. Gö­nül­lere nak­şe­dil­miş olan o ulvî mu­hab­beti te­ren­nüm et­meye gay­ret ede­lim.

Allah’ın Ra­sûlü (s.a.v) sabah na­ma­zını kıl­dır­mak üzere bir gün Mes­cid-i Nebî’ye gel­dik­le­rinde mes­ci­din bir kö­şe­sine çe­kil­miş, her ha­lin­den mah­zûn ve mü­ked­der ol­duğu an­la­şı­lan Sev­ban’ı fark eder ve ona yö­ne­le­rek:

—Ya Sev­ban! Nedir bu halin? Seni böy­le­sine üzen böy­le­sine pe­ri­şan eden dert nedir? Hal­buki yatsı na­ma­zında ne kadar da ne­şe­liy­din, der.

Sev­ban da :

—Ya Ra­sû­lal­lah! Ben sizi çok se­vi­yo­rum. Siz her gün yatsı na­ma­zını kıl­dı­rıp da hane-i sa­a­de­ti­nize çe­kil­di­ği­nizde içimi tarif edi­le­mez bir sı­kıntı kap­lı­yor. Size mef­tun olan bu Sev­ban siz­den ayrı kal­dığı her da­kika ce­hen­nemî bir azap ya­şı­yor. Ne zaman sabah ola­cak da ca­nım­dan çok sev­di­ğim Efen­di­min mü­ba­rek yü­zünü bir daha gö­re­ce­ğim diye sa­bah­lara kadar uyu­ya­mı­yo­rum.

Ya Ra­sû­lal­lah! Siz evvel-âhir bütün gü­nah­ları ken­di­sine ba­ğış­lan­mış, kâ­i­na­tın ken­disi hür­me­tine ya­ra­tıl­dığı, Allah’ın en sev­gili ku­lu­su­nuz. Bir gün emr-i hak vâki olur da refîk-i âlâ’ya vasıl olur­sa­nız Cenâb-ı Hak sizi Fir­devs-i Âlâ’da ağır­la­ya­cak­tır. Biz­ler ise gü­nah­kâr kul­la­rız. Eğer Cenâb-ı Hak lüt­fe­der biz­leri fazl-ü ke­re­miyle ba­ğış­la­ya­cak olursa, biz­ler cen­ne­tin en alt ta­ba­ka­la­rında yer ala­ca­ğız.

Ya Ra­sû­lal­lah! Ben sabah na­ma­zına kadar sizi gö­re­me­meye da­ya­na­mı­yo­rum. O ebedî âlemde siz­den son­suza dek mah­rum kal­maya nasıl ta­ham­mül ede­ce­ğim, der.

Allah’ın Ra­sûlü (s.a.v) o mü­ba­rek göz­le­rini Sev­ban’a çe­vi­re­rek:

“Ya Sev­ban! Yeter artık sil göz­yaş­la­rını; Mah­zûn olma. Kişi sev­diği ile be­ra­ber­dir.” bu­yur­du­lar.

………………………………………………………….

Sa­a­det as­rı­nın o nû­rânî mu­hab­bet bah­çe­sin­deki sey­ri­mize devam ede­lim…

Ab­dul­lah ibn-i Zeyd (r.a.): Me­dine’nin dı­şında, kendi ha­linde, zi­raat ile meş­gul, kalbi Ra­sû­lul­lah (s.a.v.) mu­hab­be­tiyle çar­pan bir pey­gam­ber aşığı, Hak dostu bir hi­da­yet yıl­dızı…

Ra­sû­lul­lah (s.a.v) Efen­di­miz’in Rabb’ine ka­vuş­tuğu ha­be­ri­nin du­yul­maya baş­lan­dığı gün­lerde, Me­dine-i Mü­nev­vere’den bir grup Ab­dul­lah ibn-i Zeyd’le kar­şı­la­şıp ona: “Ya Ab­dul­lah! Duy­ma­dın mı vus­lat ta­hak­kuk etti. Ra­sû­lul­lah (s.a.v.) refik-i âlâ ile bu­luştu. Kuş mi­sâli uçtu gitti Fir­devs-i Âlâ’ya.” de­dik­le­rinde, yü­reği mu­hab­bet mührü ile dam­galı o büyük sa­habî bu­lun­duğu yerde diz­leri üze­rine çöktü, el­le­rini kal­dı­ra­bil­diği kadar kal­dırdı: “Ya Râb! Ne olur Ab­dul­lah ku­lu­nun göz­le­rini şu anda âmâ kıl. Zira bu dün­yada bana ken­di­sin­den daha se­vimli bir kim­se­nin bu­lun­ma­dığı Ra­sû­lul­lah’ı (s.a.v.) gö­re­me­ye­cek ol­duk­tan sonra bu göz­ler artık hiç­bir şey gör­me­sin.”di­ye­rek yal­var­maya baş­ladı. O anda göz­yaş­la­rıyla be­ra­ber göz­leri de akı­verdi, pey­gam­ber aşığı mü­ba­rek sa­ha­bî­nin.

Sev­ban, Ab­dul­lah ve daha ni­ce­leri…

Onlar, Allah’ın Ra­sû­lüne mef­tûn, O’nun se­vin­di­ğine se­vi­nen, O’nun üzül­dü­ğüne kah­ro­lan, O’nsuz bir dün­yayı gör­mek dahi is­te­me­yen, ken­di­le­rini O’nun mu­hab­bet der­ya­sında kay­bet­miş bah­ti­yar mü’min­lerdi.

“Ey in­san­lar! Size kendi içi­niz­den bir pey­gam­ber geldi. Sı­kın­tıya uğ­ra­ma­nız O’na çok ağır gelir. O size karşı ne kadar da düş­kün­dür. Mü’min­ler için son de­rece şef­katli, ni­ha­yet­siz mer­ha­met­li­dir.” (Tevbe-128) kavl-i ce­lî­line kulak ve­re­lim.

Biz­lere bu de­rece düş­kün, biz­leri böy­le­sine seven bir pey­gam­bere karşı borçlu ol­du­ğu­muz üm­met­lik va­zi­fe­le­ri­mizi ha­tır­la­ya­lım. Dünya sev­gi­si­nin is­tila et­tiği kalp­le­ri­mizi O’nun mu­hab­be­tine aça­lım. O’nun mu­hab­bet der­ya­sında kay­be­de­lim ken­di­mizi. Ana­dan, yâr­dan, can­dan ge­çe­lim O’nun için.

Zira be­li­mizi büken, ke­mik­le­ri­mizi çatır çatır ça­tır­da­tan üm­met­lik va­zi­fe­mizi ancak O’na cân-ı gö­nül­den tabi ol­makla edâ ede­bi­li­riz.

Unut­ma­ya­lım ki; Ashab-ı Kirâm Ha­ze­râ­tını hi­da­yet yıl­dız­ları yapan, on­ları Hak yolun reh­ber­leri kılan, iç­le­rinde O’na karşı bes­le­dik­leri derin mu­hab­bet ve emir­le­rini ye­rine ge­tir­mek için sarf et­tik­leri âli him­met­tir.

Cenâb-ı Hak he­pi­mize o ulvî mu­hab­bet­ten his­se­ler nasip ey­le­sin. (Âmin)