Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Müslümanın İtikadı

35. Sayı · 2014/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Kur­tu­luşa ere­cek olan Müs­lü­man­lar; bid’at­ler­den berî, Kitab’a ve Sün­net’e ge­reği gibi tut­kun, dinî hü­küm­leri kendi ar­zu­la­rına göre mâ­nâ­lan­dır­mak ve boz­mak­tan uzak, Müs­lü­man­lar ara­sına ay­rı­lık dü­şür­mek­ten çe­ki­nir ol­duk­ları için, ken­di­le­rine “Ehl-i Sün­net ve Ce­maat” de­nil­miş­tir.

Rasûl-i Zîşan Efen­di­miz’in (s.a.v) ahi­rete göç­tük­leri za­mana kadar bütün Mü’min­ler bir iti­kad, bir yol üzere idi­ler. Ondan sonra bazı ic­ti­hadî iş­ler­den do­layı ay­rı­lığa düş­tü­ler. Daha sonra Hic­ret Asrı’nın son­la­rına yakın ilmî, si­yasî bazı se­bep­ler do­la­yı­sıyla bir­ta­kım dinî fır­ka­lar, ih­ti­laf­lar or­taya çık­maya baş­ladı. Zaten Pey­gam­ber-i Zîşan Efen­di­miz “Üm­me­ti­nin az bir zaman sonra yet­miş üç fır­kaya ay­rı­la­ca­ğını ve bu fır­ka­lar­dan yal­nız ken­di­siyle As­ha­bı­nın yolu üzere bu­lu­nan­lar müs­tesna olup, baş­ka­la­rı­nın azaba müs­te­hak ola­cak­la­rını” apa­çık bir mu­cize olmak üzere ön­ce­den haber ver­mişti.

Bu fır­ka­la­rın or­taya çı­kışı İs­lamî dü­şün­ce­le­rin bir­çok ko­nuşma ve tar­tış­ma­larla ay­dın­lanma ve ge­niş­le­me­sine ve bir­ta­kım dinî ger­çek­le­rin mey­dana çık­ma­sına yar­dım et­miş­tir. Fakat ha­talı görüş ve ic­ti­hat­lara sap­lan­mış olan fır­ka­la­rın tu­tumu Müs­lü­man­lar ara­sında ay­rı­lık­lara yol açmış; temiz, pak iti­ka­dın sa­kat­lan­ma­sına sebep olmuş ve asır­larca hüküm süren mü­na­kaşa ve mü­ca­de­le­ler yü­zün­den Müs­lü­man­la­rın bir­lik ve be­ra­ber­liği epeyce sar­sıl­mış­tır.

Şüphe yok ki; biz Sünnî Müs­lü­man­la­rın iti­kadı de­ğiş­medi. Ve dinî aki­de­le­ri­miz zaman iti­ba­riyle de­ğiş­mez. İs­lamî aki­de­ler bun­dan on dört küsur asır önce ne ise şimdi yine odur.

Evet, her asırda İslam âlim­leri, bu sapık fır­ka­la­rın tu­tum­la­rına karşı dur­muş­lar, üzer­le­rine düşen va­zi­fe­le­rini ya­pa­rak, İs­la­mi­yet mu­hi­tini bir kısım za­rarlı fi­kir­le­rin, batıl na­za­ri­ye­ler ve aki­de­le­rin kötü te­si­rin­den ko­ru­maya ça­lış­mış­lar ve de mu­vaf­fak ol­muş­lar­dır.

Bi­na­e­na­leyh as­rı­mız­daki İslam (yani Ehl-i Sün­net) âlim­leri de bu za­ma­nın Müs­lü­man­la­rını te­dir­gin eden, bu­nal­tan bir­ta­kım bozuk fi­kir­leri, bir­ta­kım yeni yeni uy­gun­suz görüş ve dü­şün­ce­leri ön­le­mek için üzer­le­rine dü­şeni yap­ma­lı­dır­lar, hatta yap­mak zo­run­da­dır­lar.

Sözün kı­sası:

Ehl-i Sün­net ve Ce­maat’in usûlü, iti­kad ve amel­le­rinde, Kitap ve Sün­net’e ve bun­lara uygun olan akla uy­mak­tır. Onun için bun­lara: “Fırka-i Nâ­ciye (ce­hen­nem­den kur­tul­muş fırka)” den­miş­tir. Allah (c.c) biz­leri kur­tu­luşa eren bu züm­re­den ey­le­sin.

Ehl-i bid’at ve da­la­le­tin ya­pı­sıysa, kitap ve sün­neti, kendi görüş ve he­vâ­la­rına göre de­ğiş­tir­mek ve boz­mak­tır. Bunun için de bun­lara: “Fırak-ı Dâlle (doğru yol­dan sap­mış fır­ka­lar)” diye isim ve­ril­miş­tir. Cenab-ı Hakk cüm­le­mizi bu sa­pıt­mış fır­ka­la­rın iç­le­rine düş­mek­ten ko­ru­sun.

Za­ma­nı­mızda da “Bid’at ve da­la­let ehli” de­ni­len fır­ka­lar var elbet. Bun­lar da ha­liyle, ev­vel­ki­ler gibi aki­de­le­rinde bo­zuk­luk, fi­kir­le­rinde sa­kat­lık, amel­le­rinde çar­pık­lık bu­lu­nan za­val­lı­lar­dır. Bun­lar da ulu­orta laf­lar edi­yor­lar, fet­va­lar sa­vu­ru­yor­lar. Fakat as­lında bun­lar, yeni bir şey söy­le­miş ol­mu­yor­lar. Hemen ki eski şaş­kın­la­rın söy­le­dik­le­rini aynen tek­rar­la­yıp du­ru­yor­lar. Mü­şah­has mi­sal­ler bul­mak zor bir şey de­ğil­dir. Çünkü gayet bol­dur. Me­ğerki vakit mü­sait ol­maya…

Şimdi gelin, bazı zat­lar dü­şü­ne­lim. Bun­lar, İslam’ı Pey­gam­ber’in (s.a.v) öğ­ret­tiği gibi öğ­re­nir­ler. Ona Pey­gam­ber (s.a.v)’in ve As­ha­bı­nın (r.anhum) inan­dığı gibi ina­nır­lar. Onun hü­küm­le­riyle Pey­gam­ber (s.a.v)’in ve Sa­habe-i Kiram’ın (r.anhum) amel et­tik­leri şe­kilde amel eder­ler. Kur’an-ı Azi­müş­şan’ın her buy­ru­ğuna der­hal itaat gös­te­rir­ler. Pey­gam­ber-i Zîşan (s.a.v)’ın sün­ne­tine har­fi­yen uyar­lar… İşte bun­lar: Ehl-i Sün­net ve Ce­maat de­ni­len “Fırka-i Nâ­ciye”dir.

Bazı şa­hıs­lar göz önüne ala­lım. Bun­lar, hiç­bir şeyde veya bazı şey­lerde Pey­gam­ber (s.a.v)’e ve As­ha­bına (r.anhum) uy­maz­lar. Ayet-i Ke­ri­me­lere, hadis-i şe­rif­lere uy­durma mâ­nâ­lar ve­rir­ler.

Hz. Pey­gam­ber (s.a.v)’de ve As­ha­bında (r.anhum) gö­rül­me­yen şe­kil­lerde amel ve ha­re­ket eder­ler. Me­sela: Ezan­ları, na­maz­ları, oruç­ları (yani, hâşâ hu­zur­dan, iba­det­leri), her şey­leri veya çok şey­leri hep ken­di­le­rine gö­re­dir… İşte bun­lar da: Ehl-i bid’at ve da­la­let de­ni­len “Fırak-ı Dâlle”dir.