Başkasına Ait Olup Elimizde Bulunan Mallara Karşı Haklarımız ve Sorumluluklarımız

35. Sayı · 2014/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

İslam Hu­kuku’na göre bir kimse baş­ka­la­rına zarar ver­me­mek kay­dıyla kendi mül­künde di­le­diği gibi ta­sar­rufta bu­lu­na­bi­lir. Baş­ka­sı­nın mül­künde, onun izni ol­mak­sı­zın ta­sar­rufta bu­lun­mak ise caiz de­ğil­dir. Bu ya­zı­mızda, baş­ka­sı­nın mül­künde, baş­ka­sına ait bir mal bizim eli­mizde bu­lun­du­ğunda, o mal üze­rinde ne gibi hak­la­rı­mı­zın ve o mala karşı ne tür so­rum­lu­luk­la­rı­mı­zın ol­du­ğunu tes­pit et­meye ça­lı­şa­ca­ğız. Baş­ka­sına ait bir mal bizim eli­miz­dey­ken kay­bol­du­ğunda, helak ol­du­ğunda, kul­la­nı­la­maz hale gel­di­ğinde veya zarar gör­dü­ğünde hangi du­rum­larda bu malı taz­min et­me­miz ge­rek­ti­ğini ör­nek­lerle izah et­meye gay­ret ede­ce­ğiz.

İslam Hu­kuku’na göre baş­ka­sına ait olup bizim eli­mizde bu­lu­nan bir mal, ya “ema­net” hü­küm­le­rine veya “damân” hü­küm­le­rine tâ­bî­dir. Ema­net hük­münde olan mal­lar, elinde bu­lun­du­ran şah­sın kasıt, kusur ve te­ad­dîsi (nor­mal öl­çü­le­rin dı­şında kul­la­nımı) ol­mak­sı­zın helâk ol­du­ğunda taz­min edil­mez. Taz­min edil­mesi için elinde bu­lun­du­ran şah­sın mu­hak­kak kasıt, kusur ve te­ad­dî­si­nin bu­lun­ması ge­re­kir. Damân hük­münde olan mal­la­rın ise elinde bu­lun­du­ran şah­sın kasıt, kusur ve te­ad­dîsi ol­masa da taz­min edil­mesi ge­re­kir. Kasıt, kusur ve ih­mâ­lin var olup ol­ma­dı­ğı­nın tes­piti, ala­nında uzman olan, tec­rü­beli şa­hıs­la­rın yani bi­lir­ki­şi­le­rin gö­rüş­leri doğ­rul­tu­sunda ya­pı­lır.

Emâ­net hük­münde kabul edi­len mal­lar, elinde bu­lun­du­rana fay­dası do­ku­nan ve do­kun­ma­yan olmak üzere iki kı­sımda de­ğer­len­di­ri­lir. İkisi ara­sın­daki temel fark şudur: Elinde bu­lun­du­rana fay­dası do­kun­ma­yan ema­net akit­le­rinde kişi kasıt, kusur ve te­ad­dîsi ol­ma­dan malı örfe uygun, makul bir şe­kilde mu­ha­faza et­ti­ğinde taz­min so­rum­lu­luğu üze­rin­den kal­kar. Nor­mal öl­çü­le­rin dı­şında malı mu­ha­faza ederse kasıt, kusur ve te­ad­dîsi ol­masa da helak ol­du­ğunda o malı taz­min et­mesi ge­re­kir. Nor­mal öl­çü­le­rin dı­şına çı­ka­ra­rak malı mu­ha­faza eden şahıs tek­rar es­kisi gibi örfe uygun şe­kilde mu­ha­faza et­meye devam etse, mal yine ema­net hü­küm­le­rine tabi olur. Yani kasıt, kusur ve ih­mali ol­ma­dan helak olsa o malı taz­min etmez. Elinde bu­lun­du­rana fay­dası do­ku­nan ema­net akit­le­rinde ise malı elinde bu­lun­du­ran şahıs bir kere örfe uygun şe­kilde o malı mu­ha­faza et­me­yip nor­mal öl­çü­le­rin dı­şına çıksa, tek­rar eski şe­kilde mu­ha­fa­zaya dönse bile o mal helak ol­du­ğunda ku­suru olsun veya ol­ma­sın taz­min et­mesi ge­re­kir. Aşa­ğıda bu akit­leri ör­nek­lerle izah et­meye ça­lı­şa­ca­ğız.

Malı elinde bu­lun­du­rana fay­dası do­kun­ma­yan ema­net hük­mün­deki mal­lar şun­lar­dır:

Vedîa: Baş­ka­sı­nın mu­ha­faza et­me­miz için bize bı­rak­tığı mal­lar­dır. Bu tür mal­lar, ken­di­sine ema­net bı­ra­kı­lan şah­sın o mal­dan fay­da­lan­ması için bı­ra­kıl­ma­mış­tır. Yal­nızca o malı makul ve maruf öl­çü­ler içe­ri­sinde mu­ha­faza et­me­miz için bı­ra­kıl­mış­tır. Bu tür mal­lar bizim eli­mizde kasıt kusur ve te­ad­dî­miz ol­ma­dan helak olsa taz­min et­me­miz ge­rek­mez. Ör­ne­ğin, kom­şu­mu­zun bize mu­ha­faza et­me­miz için bı­rak­tığı bir eşya böy­le­dir. Onu nor­mal öl­çü­ler içe­ri­sinde mu­ha­faza et­ti­ği­miz tak­dirde taz­min so­rum­lu­lu­ğu­muz olmaz. Ancak bu eş­yayı alıp ör­ne­ğin giriş kat­taki evi­mi­zin pen­ce­re­si­nin önüne koy­du­ğu­muzda saat yıl­dı­rım çarp­ması gibi bizim dı­şı­mızda bir se­beple bile helak olsa saati taz­min et­me­miz ge­re­kir. Pen­ce­re­nin önün­den alıp evi­mi­zin içe­ri­sinde mu­ha­faza et­meye baş­la­dı­ğı­mızda taz­min so­rum­lu­luğu yal­nızca kasıt, kusur ve te­ad­dî­mi­zin ol­duğu hal­lerde ger­çek­le­şir.

Ve­kâ­le­ten ya­pı­lan alış veriş ve ki­ra­la­mada ve­ki­lin elin­deki mal: Bir kim­se­nin ve­kili ola­rak satın al­dı­ğı­mız veya ki­ra­la­dı­ğı­mız yahut da ve­kâ­le­ten sat­mak üzere eli­mizde bu­lu­nan mal­lar da ema­net hük­mün­de­dir­ler. Bu tür mal­ları da kasıt, kusur ve te­ad­dî­miz yoksa taz­min etme so­rum­lu­lu­ğu­muz yok­tur.

Mu­dâ­rabe, inan ve mu­fâ­vada şir­ket­le­rinde or­tak­la­rın elin­deki mal­lar: İslam’daki şir­ket tür­le­rin­den olan bu tür şir­ket­lerde or­tak­lar bir­bir­le­ri­nin ve­kili sa­yıl­dığı için şir­ket akdi ge­reği elde bu­lu­nan mal­lar ema­net hük­mün­de­dir ve taz­min so­rum­lu­luğu ancak kasıt, kusur ve te­âddî (öl­çü­leri aşa­cak şe­kilde kul­lanma) hal­le­rinde söz ko­nu­su­dur. Bu tür şir­ket akit­le­rinde mey­dan gelen zarar, ser­ma­ye­ler ora­nında ta­raf­lar ta­ra­fın­dan kar­şı­la­nır. Kasıt, kusur ve te­ad­dîsi yoksa, za­rarı yal­nızca, mal elinde iken zarar gören or­ta­ğın kar­şı­la­ması talep edi­le­mez.

Malı elinde bu­lun­du­rana fay­dası do­ku­nan ema­net hük­mün­deki mal­lar şun­lar­dır:

Âri­yet: Kom­şu­dan kul­la­nıp iade etmek üzere al­dı­ğı­mız bir mat­kap ör­ne­ğinde ol­duğu gibi men­fa­a­tin­den fay­da­lan­mak üzere ödünç ola­rak al­dı­ğı­mız mal­lar, âri­yet ola­rak eli­mizde bu­lu­nan mal­lar­dır. Bu tür mal­lar elinde bu­lu­nan şahsa fayda sağ­lar­lar ve ema­net hü­küm­le­rine tâ­bî­dir­ler. Kasıt, kusur ve te­ad­dî­miz ol­mak­sı­zın eli­mizde helâk olsa taz­min so­rum­lu­lu­ğu­muz olmaz. Aksi du­rum­larda mala ge­le­cek za­rarı taz­min et­me­miz ge­re­kir. Yal­nızca ahşap del­mek üzere ta­sar­lan­mış bir mat­kabı ödünç alan ancak onu duvar del­mek için kul­la­nan şahıs ku­surlu dav­ran­mış­tır ve te­addî söz ko­nu­su­dur. Do­la­yı­sıyla mat­kap bo­zul­du­ğunda onu taz­min etmek zo­run­da­dır. En fazla beş bin de­virde kul­la­nı­la­bi­le­cek bir ara­bayı âri­yet ola­rak alan şahıs, yedi bin de­virde kul­lan­dı­ğında araba zarar gö­rürse âri­yet alan şahıs bu ara­ba­nın za­ra­rını taz­min etmek zo­run­da­dır. Ancak nor­mal öl­çü­ler içe­ri­sinde kul­la­nıp mu­ha­faza et­tiği tak­dirde malın ba­şına ken­din­den kay­nak­lan­ma­yan bir zarar ge­lirse bu za­rarı taz­min so­rum­lu­luğu yok­tur. Tabi mala zarar veren üçüncü şa­hıs­la­rın taz­min so­rum­lu­lu­ğu­nun hiç­bir zaman or­ta­dan kalk­ma­ya­ca­ğını unut­ma­mak ge­re­kir.

Ki­ra­cı­nın elinde bu­lu­nan mal: Ki­ra­la­dı­ğı­mız bir mal da bizim eli­mizde ema­net hük­mün­de­dir. Ör­ne­ğin ki­racı ola­rak otur­du­ğu­muz ev bizim kasıt, kusur ve te­ad­dî­miz ol­ma­dan zarar gö­re­cek olsa taz­min so­rum­lu­lu­ğu­muz yok­tur. Bir dep­rem ne­ti­ce­sinde ev yı­kı­la­cak olsa ki­ra­cı­nın taz­min so­rum­lu­luğu olmaz. Ancak evin ya­pı­mında mü­te­ah­hit, mü­hen­dis gibi üçüncü şa­hıs­la­rın ku­sur­ları söz ko­nu­suysa bu, on­la­rın taz­min so­rum­lu­lu­ğunu or­ta­dan kal­dır­maz. “Zarar izâle olu­nur (gi­de­ri­lir)” ka­i­desi İslam Hu­kuku’nun temel, küllî ka­i­de­le­rin­den­dir.

“Damân” hük­münde olan, yani malı elinde bu­lun­du­ran şah­sın ku­surlu olsun ol­ma­sın taz­minle mü­kel­lef ol­duğu mal­lar ise şun­lar­dır:

Satın alı­nan ve tes­lim­den önce helak olan mal­lar: Satın al­dı­ğı­mız bir mal henüz ta­ra­fı­mız­dan tes­lim alın­ma­dan önce bâyi/satıcı elinde helak olsa, bâyi ku­suru ol­masa da o malı taz­min etmek zo­run­da­dır. Malın be­deli sa­tıcı ta­ra­fın­dan tes­lim alın­mışsa o be­deli iade etmek zo­run­da­dır. Tes­lim alın­ma­mışsa bir şey ge­rek­mez. Bu­ra­daki taz­mi­nin, malın ger­çek de­ğeri (kıy­meti) üze­rin­den değil alış veriş es­na­sında ko­nu­şu­lup razı olu­nan fiyat üze­rin­den ger­çek­leş­ti­ğini unut­ma­mak ge­re­kir.

Gasp edi­len mal: Baş­ka­sına ait bir mal onun rı­zası ol­mak­sı­zın gasp yo­luyla alı­nır ve gâ­sı­bın (gasp eden şah­sın) elinde helak olursa, gâsıp bu malı taz­min etmek zo­run­da­dır. Gâ­sı­bın ku­su­ru­nun olup ol­ma­ması taz­min so­rum­lu­lu­ğuna etki etmez. Gâ­sı­bın taz­min ede­ceği mik­tar, malın ger­çek de­ğeri yani kıy­me­ti­dir.

Pa­zar­lık ya­pı­lıp fi­yatı be­lir­len­dik­ten sonra (sevm-i şirâ usû­lüyle) satın almak üzere kab­ze­di­len ve gö­tü­rü­len mal: Satın almak üzere fi­yatı be­lir­len­dik­ten sonra malı de­ne­mek veya başka bir amaçla alıp gö­tü­ren kim­se­nin elin­deki mal damân hü­küm­le­rine ta­bi­dir. Bu şe­kilde kab­ze­di­len mal, kab­ze­den şah­sın elinde helak olursa, ku­suru olsun veya ol­ma­sın kıy­me­tiyle taz­min edi­lir. Bu durmda malın fi­yatı be­lir­len­me­seydi yahut yal­nızca gör­mek veya baş­ka­sına gös­ter­mek ama­cıyla mal sa­hi­bi­nin iz­niyle kab­ze­dil­seydi fi­yatı be­lir­len­sin veya be­lir­len­me­sin mal ema­net hü­küm­le­rine tâbi olurdu.

Rehin ola­rak alı­nan mal: Borç verme kar­şı­lı­ğında rehin ola­rak elde bu­lu­nan mal­lar da ule­mâ­nın ic­mâ­ıyla damân hü­küm­le­rine tâ­bi­dir. Bu tür rehin mal­lar mür­te­hi­nin, yani rehni elinde bu­lun­du­ran ala­caklı kim­se­nin elinde helak ol­du­ğunda taz­min edi­lir. Taz­min edi­le­cek mik­tar, reh­nin kabz edil­diği gün­deki kıy­me­ti­dir. Şayet reh­nin kabz edil­diği gün­deki kıy­meti borca denk ise borç sâkıt olur (düşer). Ala­cak­lı­nın borç­lu­dan başka bir şey talep etme hakkı yok­tur. Şayet reh­nin kıy­meti borç­tan daha fazla ise borç yine sâkıt olur, artan mik­tar emâ­net hü­küm­le­rine tâ­bi­dir. Yani reh­nin he­lâki mür­te­hi­nin kasıt kusur ve te­ad­dîsi ne­ti­ce­sinde ol­muşsa fazla olan kıy­meti taz­min eder, aksi tak­dirde taz­min etmez. Reh­nin kıy­meti borç­tan daha az ise reh­nin kıy­meti kadar borç sâkıt olur, kalan borç ala­cak­lı­dan talep edi­lir.

Emâ­net ko­nu­sun­dan bah­se­der­ken can ema­ne­ti­nin mal ema­ne­tin­den daha üstün ol­du­ğunu, do­la­yı­sıyla iş­ve­ren­le­rin ma­i­yet­le­rinde ça­lı­şan iş­çi­le­rin can gü­ven­lik­le­ri­nin iş­ve­ren­le­rin ema­ne­tinde ve so­rum­lu­lu­ğunda ol­du­ğunu, bunun için ge­re­ken ted­bir­leri al­ma­la­rı­nın ge­rek­li­li­ğini, işçi hak­la­rı­nın İslam’da üze­rinde ti­tiz­likle du­ru­lan ko­nu­lar­dan biri ol­du­ğunu da unut­ma­mak ge­re­kir. ü

Kay­nak­lar:

– el-Mev­sılî, el-İh­ti­yâr li ta’lîli’l-Muh­târ

– el-Mey­dânî, el-Lübâb fî şerhi’l-Kitâb

– Me­celle-i Ahkâm-i Ad­liyye

– Ömer Na­sûhi Bilme, Is­tı­lâ­hât-ı Fık­hiyye Kâ­musu

– Orhan Çeker, Fıkıh Ders­leri

– Meh­met Er­do­ğan, Fıkıh ve Hukuk Te­rim­leri