Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Vaktimizi Aziz Bilmek Tâate Sarf Eylemek

55. Sayı · 2018/5

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Yüce Rab­bi­miz sa­yı­sız ni­met­le­rini biz kul­la­rına ihsan et­mekte, şük­re­di­len ni­meti de art­tı­ra­ca­ğını müj­de­le­mek­te­dir. Hak­kıyla kadir ve kıy­meti bi­li­nip şük­re­dil­mesi ge­re­ken ni­met­le­rin ba­şında da vakit gel­mek­te­dir. Çünkü Rab­bi­miz Kur’ân-ı Mübîn’inde bu büyük ni­mete, Ha­bîbi’nin ya­şa­dığı Asr-ı Sa­â­dete yemin et­mek­te­dir.

En büyük zen­gin­li­ği­miz Müs­lü­man­lı­ğı­mız ve İslâm kar­deş­li­ği­miz­dir. En de­ğerli ser­ma­ye­miz de ömür gün­le­ri­miz­dir.

Tâate sarf edi­len bir ömür ne de­ğerli bir ömür, tâat ve iba­detle bü­yü­yen bir genç­lik de ne be­re­ketli bir ne­sil­dir.1

Böyle bir nes­lin öz­le­mini duyan Efen­di­miz aley­his­se­lâm, as­hâ­bına:

–Kar­deş­le­rimi öz­le­dim, bu­yu­runca, Ashâb-ı Kiram:

– Biz Senin kar­deş­le­rin değil miyiz yâ Ra­sû­lal­lah, de­dik­le­rinde Pey­gam­be­ri­miz şöyle cevap verir:

-Siz­ler benim As­hâ­bım­sı­nız, kar­deş­le­ri­miz ise henüz dün­yaya gel­me­yen­ler­dir. Kar­deş­le­ri­miz, Beni gör­me­den Bana ina­nan­lar­dır.2

Ashâb-ı Ki­ram­dan sonra gelen mü’min­ler Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efen­di­miz’in kar­deş­le­ri­dir. Ni­te­kim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buy­rul­mak­ta­dır:

“İlk Mu­ha­cir­ler ve Ensâr ile on­lara gü­zel­likle uyan­lar var ya… İşte on­lar­dan Allah razı ol­muş­tur. Onlar da Allah’tan hoş­nut ol­muş­lar­dır.” 3

Sa­hâbe-i Ki­râm­dan sonra gelen bu ha­yırlı ne­sil­ler Ra­sû­lül­lah – sal­lal­lahu aleyhi ve selem – Efen­di­miz’in kar­deş­leri kabul edi­lir­ler.

Bir gün Fahr-i Kâ­i­nat (s.a.v) Efen­di­miz Ebû Zerr Gı­farî’ye (r.a) bu­yur­du­lar ki:

– Yâ Ebâ Zerr, Benim niçin gam­lan­dı­ğımı, ne dü­şün­dü­ğümü ve neye özlem duy­du­ğumu bi­li­yor musun?

– Bil­mi­yo­ruz yâ Ra­sû­lal­lah, gam ve dü­şün­ce­nizi bize haber ve­ri­niz!

Ra­sû­lul­lah –sal­lal­lahu aleyhi ve selem- Efen­di­miz:

– Aaah! dedi, “Öz­le­mim ben­den son­raki kar­deş­le­rime ka­vuş­mak için­dir. Onlar şü­hedâ men­zi­le­sin­de­dir­ler. Ba­ba­la­rın­dan, ana­la­rın­dan ve kar­deş­le­rin­den sa­dece Allah rı­za­sını ka­zan­mak için ayrı dü­şer­ler. Malı Allah için terk eder­ler. Ne­fis­le­rini te­vazu ile hor hakir eder­ler. Şe­he­vâta ve dünya fu­zû­liy­ya­tına rağ­bet et­mez­ler. Allah’ın ev­le­rin­den bir evde mu­hab­be­tul­lah­tan do­layı gamlı ve mah­zun ola­rak top­lan­mış­lar, kalp­le­rini Allah’a ver­miş­ler, gö­nül­leri Allah’a bağ­la­mış­lar­dır. Allah’tan baş­kası on­ları bil­mez…”4

Kur’ân-ı Kerîm’e bağ­lı­lık, ci­hanı cen­net ha­ya­tına dö­nüş­tür­mek­te­dir. Sa­a­det asrı bunun ör­nek­le­riyle do­lu­dur. Kur’an’ı ar­kaya atıp ondan yüz çe­vir­mek, da­ve­tine kulak ver­me­mek, ömrü Kur’an’ın reh­ber­li­ğinde ge­çir­me­mek ise kişi ve top­lum­ları hüs­rana sü­rük­le­mek­te­dir.5

Mekân nasıl ken­di­sinde bu­lu­nanla şe­ref­le­ni­yorsa, zaman da tâat ve iba­detle de­ğer­le­nip be­re­ket­le­nir. Ce­ha­let asrı, Sa­a­det as­rına dö­nü­şür.

Ge­le­cek asır­ları Sa­a­det as­rına dö­nüş­tü­re­cek kardeşlerinin/mü’minlerinin ko­ku­sunu alan Efen­di­miz aley­his­se­lâm:

Kar­deş­le­rimi öz­le­dim, bu­yu­ra­rak bu ha­yırlı ne­sil­leri müj­de­le­mek­te­dir.

Ne mutlu O’nun sün­net­le­rine uyan, ema­net­le­rine sahip çıkan ve Ona ha­yırlı ümmet ola­bi­len bah­ti­yar mü’min­lere.

Mü’min­ler bir araya gel­dik­le­rinde bunun için dert­len­miş­ler, ay­rı­lır­lar­ken de bunu ger­çek­leş­tir­mek için bir­bir­le­riyle va­si­yet­leş­miş­ler­dir. Bu ko­nuyu Meh­met Akif mer­hûm man­zum ola­rak şöyle dile ge­tir­miş­tir:6

Hani, Ashâb-ı Kirâm ay­rı­la­lım, der­ler­ken,

Mut­laka Sûre-i ve’l-Asr’ı okur­muş bu neden?

Çünkü mek­nûn O büyük sû­rede esrâr-ı felâh;

Başta iman-ı ha­kîkî ge­li­yor sonra salah,

Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum in­san­lık.

Dördü bir­leşti mi yok­tur sana hüs­ran artık.

Yüce Allah Asr’a yemin ede­rek, biz­leri vak­tin kadir ve kıy­me­tini bil­meye davet etmiş, fert ve top­lumu hüs­ran­dan kur­ta­ra­cak, kur­tu­luşa gö­tü­re­cek ve sa­a­det as­rına eriş­ti­re­cek olan dört ilahi pren­sibi şöyle sı­ra­la­mış­tır:

a) İman b) Salih amel c) Hakkı tav­siye etmek d) Sabrı tav­siye etmek

Yüce Rab­bi­mi­zin da­ve­tine uya­rak, bu İs­lami öl­çü­lerle ömür gün­le­ri­mizi de­ğer­len­dir­miş, Cenab-ı Hakk’ın ve Ra­sûlü aley­his­se­lâ­mın hoş­nut ola­cağı şe­kilde bir hayat sür­müş olu­ruz.

Vak­ti­mi­zin öl­çülü har­can­ması, is­ra­fın­dan sa­kı­nıl­ması ise ancak Allah’ın ve Ra­sûlü’nün da­ve­tine uymak, ha­yatı İs­lâmi öl­çü­lere göre ya­şa­makla müm­kün­dür. Ni­te­kim Kur’an-ı Mubîn’in hükmü de böy­le­dir:  

“Ey iman eden­ler! Pey­gam­ber sizi, ken­di­nize hayat ve­re­cek şey­lere davet et­tiği zaman, Allah’ın ve Ra­sûlü’nün da­ve­tine uyun.”7

Ye­gâne kulak ve­ri­lip uyu­la­cak davet, Allah ve Ra­sûlü’nün da­ve­ti­dir. Çünkü bu davet in­san­lığı her türlü ka­ran­lık­tan nûra/aydınlığa çı­kar­mış, iki dün­yada hayat bah­şe­dip, aziz kıl­mış ve hu­zûra ka­vuş­tur­muş­tur.

Ashâb-ı Kiram, Pey­gam­be­ri­mi­zin da­ve­tini duy­duk­la­rında “İşit­tik, kabul ettik ve em­rine itaat ettik.” diye mu­ka­bele etmiş ve hiç­bir ko­nuda Allah’ın ve Ra­sûlü’nün önüne geç­me­miş­ler­dir. Efen­di­miz’in Allah ka­tın­dan ge­ti­rip haber ver­dik­leri Ashab’ının bi­rinci ter­cihi olmuş, Pey­gam­be­ri­mize olan mu­hab­bet ve tes­li­mi­yet­le­rini “Leb­beyke ve sa’deyke yâ Ra­sû­lal­lah: Emrin baş üs­tüne yâ Ra­sû­lal­lah sa­â­det­ler içinde olu­nuz.” söz­le­riyle ifade et­miş­ler­dir. Çünkü bi­li­yor ve ina­nı­yor­lardı ki bu da­veti kabul, on­lara hayat bah­şe­de­cek,  va­kit­le­rini ve ömür­le­rini be­re­ket­len­di­re­cek, ken­di­le­rini iki ci­handa aziz kılıp, izzet ve onurla ya­şa­ta­cak­tır.

Yüce Rab­bi­miz sa­yı­sız ni­met­le­rini söz­le­rin en gü­zeli, huzur ve sa­a­det reh­beri Kur’an-ı Kerîm ve bi­ri­cik Ha­bibi Hz. Mu­ham­med aley­his­se­lâm’ın di­liyle biz kul­la­rına haber ver­miş­tir.

Pey­gam­ber Efen­di­miz’i de rah­me­ti­nin ve ni­met­le­ri­nin müj­de­cisi, aza­bı­nın ha­ber­cisi ve bütün in­san­la­rın Pey­gam­beri ola­rak gön­der­miş­tir.8

Hiç şüp­he­siz bizi kur­ta­ra­cak ve hu­zura ka­vuş­tu­ra­cak olan Pey­gam­be­ri­miz’in ge­tir­di­ğini ve ver­di­ğini almak, ya­sak­la­yıp sa­kın­dır­dık­la­rın­dan uzak dur­mak­tır. Ni­te­kim Cenab-ı Hakk şöyle bu­yur­muş­tur:

“Pey­gam­ber size ne ver­diyse onu alın, size ne yasak et­tiyse ondan da sa­kı­nın.”9

Çünkü Yüce Allah biz kul­la­rını Habib-i Ekrem’ine uymak sa­ye­sinde se­ve­cek ve ba­ğış­la­ya­cak­tır.10

Pey­gam­ber Efen­di­miz vak­ti­mi­zin de­ğe­rini bilip, onu tâate sar­fe­de­rek ömür gün­le­ri­mi­zin dünya ve ahi­ret­teki se­vinç gün­le­ri­miz ol­ması için biz­leri şu söz­le­riyle uyar­mak­ta­dır:

“İki günü bir­bi­rine eşit olan al­dan­mış­tır.”11

“İki nimet var­dır ki in­san­la­rın çoğu bun­lar­dan ga­fil­dir. Bu ni­met­ler; sıh­hat ve boş va­kit­ler­dir.”12

Yine Pey­gam­be­ri­miz aley­his­se­lâm bu­yu­rur­lar ki:

“Beş şey gel­me­den önce, beş şeyin kıy­me­tini bil:

1- Ölüm gel­me­den önce ha­ya­tı­nın,

2- Has­ta­lık­tan önce sağ­lı­ğı­nın,

3- Meş­gu­li­yet­ten önce boş ve mü­sait vak­ti­nin,

4- Yaş­lı­lık gel­me­den genç­li­ği­nin,

5- Fakirlik gelip çatmadan varlığının.”13

Üm­me­ti­nin sı­kın­tıya düşüp zah­met çek­me­sin­den üzü­len, Üm­me­tine çok düş­kün olan Sul­tan-ı En­biya Efen­di­miz bu Hadîs-i Şe­rif­le­riyle biz­leri vak­ti­mi­zin kadir ve kıy­me­tini bil­meye davet ede­rek, onu yerli-yer­siz har­ca­ya­rak hüs­rana düş­mek­ten sa­kın­dır­mak­ta­dır.

Rab­bi­mi­zin biz­lere ihsan et­tiği Pey­gam­be­ri­miz’in de haber ver­diği, is­ra­fın­dan sa­kın­dır­dığı sa­yı­sız ni­met­le­rin ba­şında vakit ni­meti gel­mek­te­dir. Vakit öyle bir ni­met­tir ki iki cihan sa­a­deti onunla elde edi­lir. Fakat dün­ya­nın bütün ser­veti or­taya ko­nu­la­cak olsa bile geç­miş bir ânı geri ge­tir­meye hiç­bir kim­se­nin gücü yet­mez.

Şu halde vakit de­di­ği­miz bu büyük nimet Rab­bi­mi­zin bize ihsan etmiş ol­duğu ni­met­le­rin bi­rin­ci­le­rin­den­dir ki bu ni­me­tin değer ve kıy­me­tini bil­mek, onu tâate sarf ey­le­mek ve is­ra­fın­dan ka­çın­mak da en bi­rinci va­zi­fe­le­ri­miz­den­dir. Çünkü be­la­la­rın en bü­yüğü, va­kit­leri boşa har­ca­yıp israf et­mek­tir. Mü’mine ya­kı­şan, her ânını Müs­lü­manca ya­şa­mak, boş ve fay­da­sız şey­ler­den yüz çe­vi­rip Müs­lü­man­lı­ğın gü­zel­li­ğini tat­mak­tır. Ni­te­kim Pey­gam­ber Efen­di­miz şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ki­şi­nin Müs­lü­man­lı­ğı­nın gü­zel­liği, ken­di­sine fayda ver­me­yen şey­leri terk et­me­si­dir.”14

Kur’ân-ı Kerîm, “kur­tu­luşa eren” mü­min­leri şu özel­lik­le­riyle bize ta­nıt­mak­ta­dır:

“Onlar boş ve fay­da­sız şey­ler­den yüz çe­vi­rir­ler”15

“Onlar boş söze rast­la­dık­ları zaman, va­karla ora­dan geçip gi­der­ler.”16 Dü­şü­nül­me­den sarf edi­len, boş ve fay­da­sız şey­lerle tü­ke­ti­len vakit ni­me­tin­den so­rumlu ol­du­ğu­muzu bir Kur’an hükmü ola­rak bi­le­lim.

Mü’min­ler ola­rak Rab­bi­mi­zin bize ihsan etmiş ol­duğu vakit ni­me­ti­nin kıy­me­tini nasıl bi­le­ce­ğiz ve şük­rünü eda etmek için onu nasıl de­ğer­len­di­re­ce­ğiz?

Hz. Ebû Ubeyde bin Cer­rah ra­di­yal­lahu anh’ın;

“Ben ancak dince olan borcu öde­yici, İslam’ın sö­kü­ğünü di­kici ve Üm­me­tin ge­di­ğini ka­pa­tı­cı­yım.” sö­zü­nün ışı­ğında va­zi­fe­le­ri­mi­zin va­kit­le­ri­miz­den çok ol­du­ğunu unut­ma­ya­rak,

Müs­lü­man­la­rın ara­sını dü­zel­tip Müs­lü­manı Müs­lü­mana mey­let­ti­re­rek,

Dü­şe­nin yâri olmak, has­ta­la­rın zi­ya­re­tinde bu­lun­mak, dost­la­rını ara­yıp sor­mak ve gö­nül­le­rine se­vinç bah­şet­mekle,

Di­ni­mi­zin günah say­ma­dığı meşru öl­çü­ler içe­ri­sinde, çoluk ço­cu­ğu­nun rız­kını he­la­lin­den temin için ça­lı­şa­rak,

İslâm’ı öğ­ren­mek, ya­şa­mak ve ya­şat­mak için ilim mec­lis­le­rine devam ede­rek,

İlim eh­line hür­mette, hiz­mette ve ve­fada kusur et­me­ye­rek,

Hakk’ın ve hak­lı­nın ya­nında olmak; zulmü al­kış­la­ma­mak, za­limi asla sev­me­mek, me­deni bir top­lum için gay­ret gös­ter­mekle,

Hakkı ve sabrı tav­siye etmek, iyi­liği teş­vik etmek, gü­nah­lar­dan in­san­ları sa­kın­dır­makla,

Allah yo­lunda ve Allah’ın de­diği olsun, in­san­lar huzur ve sa­a­dete ka­vuş­sun diye har­ca­ya­ca­ğı­mız va­kit­le­ri­miz iki ci­han­daki izzet ve şeref ve­si­le­le­ri­miz­dir.