Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

İslam Nazarında Ticaret ve Kesbin Ehemmiyeti

38. Sayı · 2015/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Bir kavim ve bir hü­kü­met te­rakkî2 edip akvâm-ı sâ­i­re­nin3 zulüm ve esâ­re­tin­den ve on­lara ih­ti­yâ­cın­dan kur­tul­mak için bütün men­sû­bîn-i hü­kû­met4teh­zib-i ahlâk5 et­tik­ten ve bunun ne­ti­cesi ola­rak it­ti­fâk6 ve it­ti­hâd ey­le­dik­ten7 ve gerek me­mû­rîn-i hü­kû­met8, ge­rekse efrâd-ı ahâli9şer’an10 ve ka­nû­nen mu­ay­yen olan ve­zâif-i umû­miyye11 ve hu­sû­siy­ye­le­rine12 ke­mâ­liyle13ri­â­yette bu­lun­duk­tan14 sonra kuvve-i mâ­li­yeyi15 de­rece-i ke­mâle16îsâl17hu­sû­sunda son de­rece sa’y u gay­ret18 etmek la­zım­dır.

Din-i Celîl-i İslâm na­za­rında kuvve-i ma­liy­ye­nin ehem­mi­ye­tine, ti­ca­ret, sanat, zi­râat, maden iş­letme gibi usûl ve üm­me­hât-ı ma­î­şeti19, me­nâbi’20 ve esbâb-ı ser­vet-i is­tih­sâ­lin21 ve tarik-i is­tic­lâ­be­le­rini22 ta­harrî23 ve tes­hî­lin24 ve bu uğurda sefer ve se­ya­hatte bu­lun­ma­nın mer­ğû­biy­yet25 ve meş­ru­i­ye­tine kitâb, sün­net, âsâr26, icmâ’ de­lâ­let et­mek­te­dir.

Kesb ve ti­ca­re­tin mer­ğû­biy­ye­tine Ki­tâ­bul­lah­dan âyât-ı ke­sîre27 de­lâ­let edi­yor.

Ez-cümle28 Sûre-i Ba­kara’nın yüz dok­san ye­dinci (Mev­sim-i hacda ti­ca­ret ede­rek Rab­bi­niz­den rızk-ı helâl taleb et­me­nizde günah yok­tur.) ayet-i ce­lî­lesi müd­deâ-yı mez­kû­reye29 vâzıh30 bir de­lîl­dir.

Asr-ı Sa­â­det-i Ne­be­viy­yede Mekke-i Mü­ker­reme ci­va­rında Ukaz, Me­cenne, Zül­me­câz, nâm-ı ma­hal­lerde mev­sim-i hacda pa­na­yır­lar ku­ru­lur, ti­ca­ret­ler ya­pı­lır, şehir ve kurâ31 halkı ek­se­riya32 ma­î­şet­le­rini o ma­hal­ler­den te­dâ­rik eder­lerdi33.

Ahâli şeref-i İslâm ile mü­şer­ref olup34 Din-i Mübîn-i İslâm Ce­zi­ret-ü’l Arab’da in­ti­şâra35 baş­la­dığı zaman ehl-i İslâm eyyâm-ı hacda36 mez­kûr pa­na­yır­larda ti­ca­retle iş­ti­gâli37 kerîh38 gör­dük­le­rin­den eyyâm-ı mez­kû­rede ti­ca­retle iş­ti­gâl nazar-ı şe­rî­atte39 ne mer­kezde ol­du­ğunu Cenab-ı Fahr-i Âlem Efen­di­miz’den suâl et­ti­ler. Bunun üze­rine Sûre-i Ba­kara’nın işbu âyet-i ce­lî­lesi nâzil ola­rak gerek eyyâm-ı hacda, gerek eyyâm-ı sâ­i­rede ve gerek Ha­re­meyn’de, ge­rekse sâir ma­hal­lerde ti­câ­re­tin mübâh ve meşrû ol­duğu beyân bu­yu­ruldu.

Ve Sûre-i Müz­zem­mil’in on do­ku­zuncu (Allah Teâla Haz­ret­leri bildi ki siz­den ba­zı­ları hasta ola­ca­ğın­dan, diğer ba­zı­ları da fazl-ı ilâ­hî­den40 ti­ca­ret veya ilim taleb etmek için yer­yü­zünde mü­sâ­fi­rette41 bu­lu­na­ca­ğın­dan, diğer bir sı­nıfı dahi fî­se­bî­lil­lah42 cihâd ve kıtâl43 ile iş­ti­gâl ey­le­ye­ce­ğin­den gece na­mazı kıl­mak­tan âciz olur­lar.) nazm-ı ce­lî­lide44 nazar-ı şe­ri­atta fî­se­bî­lil­lah mü­câ­hade45 ve mu­hâ­rebe eden­le­rin46 de­re­ce­siyle evlâd u iyâ­line infâk, erbâb-ı hâ­câta47 ihsân, umûr-i hay­ri­yeye48 sarf için helâl mal kesb etmek üzere mü­sâ­fi­rette bu­lu­nan­la­rın de­re­cesi mü­sâvi49 ve helâl mâl kesb ey­le­mek50 fî­se­bî­lil­lah ci­hâda mu­â­dil51 ol­du­ğuna de­lâ­let ey­le­mek­te­dir.

Ve Sure-i Cuma’nın onuncu (Cuma günü cuma na­ma­zını eda et­ti­ği­niz vakit (ti­ca­ret, zi­râat, sanat, ibâ­det, zi­yâ­ret ve­sâ­ire muh­tâç ol­du­ğu­nuz hu­su­sât için) yer­yü­züne da­ğı­lı­nız. Allah Teâla’nın faz­lın­dan rızk-ı helâl, veled-i sâlih52, ilm-i nâfi’53 talep edi­niz.) nazm-ı ke­rîmi dahi Cuma günü cuma na­mazı eda olun­duğu vak­tin gay­ri­sinde54envâ-ı kesb­den55 bi­ri­siyle taleb-i rız­kın56mak­bûl ve mer­ğûb ol­du­ğunu gös­ter­mek­te­dir.

Bu âyet-i ce­lî­le­den müs­te­bân57 olu­yor ki Cuma günü yal­nız Cuma na­mazı kı­lı­na­cağı vakit ti­ca­ret, sanat, zi­râat gibi envâ-ı kesb­den bi­riyle iş­ti­gâl nazar-ı şe­rî­atte memnû’58 ve tah­rî­men mek­rûh59 olup bun­dan başka hiç­bir gün, bir saat, bir da­kika bile ehl-i İslâm envâ-ı kesb­den, sa’y u amel­den memnû’ de­ğil­dir.

Şu halde demek olu­yor ki ehl-i İslâm’dan avâ­mın60, cuma günü iş tut­mak câiz de­ğil­dir diye te­lak­kî­leri61 ahkâm-ı ce­lîle-i şer’iy­yeye62 büs­bü­tün mu­hâ­lif ve gayr-i müs­lim­ler­den alınma âdet-i câ­hi­lâ­ne­dir63. Yoksa Din-i Celîl-i İslâm hiç­bir vakit in­san­la­rın müh­mil64, işsiz ve güç­süz ol­ma­sını tec­viz etmiş65 de­ğil­dir.

Sure-i Ba­kara’dan nak­lo­lu­nan âyet-i ce­lîle mut­la­kan66 ti­ca­re­tin, Sûre-i Müz­zem­mil ile Sûre-i Cuma’dan nak­le­di­len ayet­lerde ti­ca­ret-i ber­riy­ye­nin ve Sûre-i Fâtır’ın on üçüncü (Acı ve tatlı de­niz­lerde vapur ve ge­mi­ler suyu ya­ra­rak yü­rü­dü­ğünü gö­rü­yor­su­nuz, de­niz­lerde fazl-ı ilâ­hî­den rızk-ı helâl taleb et­me­niz için Rab­bi­niz suyu yar­dı­ra­rak ge­mi­leri ha­re­ket et­tirdi. Ta ki niam-ı azî­me­sine67 karşı şükür ede­si­niz.) âyet-i ce­lî­lesi dahi ti­câ­ret-i bah­ri­ye­nin mer­ğûb ve meş­rû­i­ye­tine de­lâ­let et­mek­te­dir. Bi­na­e­na­leyh68 Ki­ta­bul­lah ile hem ka­rada ve hem de­nizde mut­la­kan kesb ve ti­ca­re­tin mubâh ve meşrû’ kı­lın­dığı sâbit olmuş oldu.

Nazar-ı şe­rî­atte kes­bin meşrû’ ve mer­ğû­bi­ye­tine ehâ­dîs-i ke­sîre69 dahi de­lâ­let et­mekte ol­du­ğun­dan ba­zı­la­rını bu ma­kamda zik­re­de­ce­ğiz.

  1. İlm-i hâlini taleb ve tahsîl her müslim ve müslime üzerine farz-ı ayn olduğu gibi kesb ve rızk-ı helâl taleb eylemek dahi her müslim ve müslime üzerine farz-ı ayndır.
  2. (Farz olan namaz eda edildikten sonra kesb ve rızk taleb etmek bir farzdan sonra diğer bir farzdır.) İşbu hadîs-i şerîfler nefsine, evlâd u iyâline, kaza-yı düyûnuna70 kifâyet edecek miktarda kesb ve rızk-ı helâl talebinde bulunmak her müslim ve müslime üzerine farz-ı ayn olduğuna delâlet etmektedir.
  3. Bir kimsenin vech-i mesnûn71ve meşrû’ üzere rızk talep eylemesi fisebilillah cihâd demektir.
  4. (Bir kimse rızk-ı helâl taleb etmekten nâşi72yorgun olarak gecelese küçük günahları mağfiret olduğu halde gecelemiş olur.) Zira rızk-ı helâl taleb etmek, sevabda cihâd-ı fîsebîlillah derecesindedir.
  5. Bir kimse nefsini tesâülden73kurtarmak, evlâduiyâlinin nafakasını tedârik etmek, komşularına ve benî nev’ine74 teattuf75 ve ihsan eylemek için helâl mal taleb ederse yevm-i kıyâmette76 yüzü ayın on dördüncü gecesi gibi münîr77 olduğu halde huzûrullaha78

Bu­raya kadar arz olu­nan ehâ­dîs-i şe­rîfe mut­la­kan envâ-ı kes­bin fa­zi­let ve mer­ğu­bi­ye­tine ve kesb ile meş­gul olan­la­rın nezd-i Sa­me­dâ­nîde79 de­re­ce­le­ri­nin ul­viy­ye­tine de­lâ­let et­mek­te­dir.

  1. Çarşılar Cenâb-ı Hakk’ın kurulmuş sofraları gibidir. Her kim bey’ u şirâ80için giderse ondan bir nimete isâbet eder.
  2. Doğru ve emin tâcir yevm-i kıyâmette enbiyâ-yı izâm, sadîkîn-i kirâm, şühedâ-i zevi’l-ihtirâm81ile beraber haşr olunacaktır.
  3. (Rızkın onda dokuzu ticarette, biri de hayvanat yetiştirmektedir.) Bu hadîs-i şerîfler dahi ticaretin fazilet ve ehemmiyetine ve tâcirin ind-i Sübhânîde82derecesinin yüksekliğine delâlet olduğu gibi hayvanat yetiştirmenin ehemmiyet ve merğûbiyetine dahi işaret etmektedir.

Din-i Mübîn-i İslâm na­za­rında kes­bin efdal83 ve mer­ğûb ol­du­ğuna kü­bera-yı üm­me­tin84 âsâr-ı ke­sî­resi85 dahi de­lâ­let et­mek­te­dir. Ez­cümle Lok­mân Hekîm, oğ­luna va­si­yet ede­rek bu­yur­muş­lar­dır ki: “Ey oğlum helâl mal ka­za­na­rak fakr u za­rû­ret­ten ha­lâsa86 çalış. Çünkü fa­kir­liğe dû-çar olan87 kim­seye üç nevi has­let ârız olur:

  1. Dinde zayıflık. Zira fakr u zarûret küfre akrabdır88.
  2. Akılda noksâniyet. Çünkü maîşetlerini tedârik edememek yüzünden fakir olanların zihinlerinde durgunluk, tedbîrlerinde noksâniyet bulunur.
  3. Beyne’n-nâs89mürüvvet90 ve insâniyeti zâil olup91 nâsın istihfâf92 ve tahkirlerine93 hedef olurlar. Binâenaleyh dünyayı büsbütün terk edip de haysiyet-i insâniyeyi94pây-mâl etmek95, rızkını şunun bunun üzerine yükletmek, gözünü âlemin keselerine dikmek akıl ve şer’in tecvîz ettiği96 şeylerden değildir.”

Bazı nâs ta­ra­fın­dan “Evinde veya bir mes­cidde otu­rup da rız­kım ge­lin­ceye kadar hiç­bir iş ile meş­gûl olmam diyen kimse hak­kında ne bu­yu­rur­su­nuz?” diye İmâm-ı Ahmed’e suâl olun­du­ğunda mü­şâ­rü­ni­leyh haz­ret­leri bu­yur­muş ki: “O Şe­rîat-ı Garrâ-yı Ah­me­diyye’ye97 câhil bir kim­se­dir. Zira Fahr-i Âlem Efen­di­mi­zin “Cenâb-ı Hakk rız­kımı mız­rak ve kı­lın­cım sa­ye­sinde kıldı.” kavl-i şe­rî­fini işit­me­miş mi?”

Uzemâ-ı üm­met­ten98 Ebû Kı­lâbe Haz­ret­leri bir kim­seye demiş ki: “Seni taleb-i ma­î­şet99 hu­sû­sunda gör­mek mes­cid kö­şe­le­rinde gör­mek­ten bana daha se­vim­li­dir.” Yani mü­şâ­rü­ni­leyh haz­ret­leri demek is­ti­yor ki; her insan ma­î­şe­tini te­dâ­rik bâ­bında meş­gul olmak cami kö­şe­le­rine çe­ki­lip de zikir ve nâ­file iba­detle meş­gul ol­mak­tan ha­yır­lı­dır. Zira ma­i­şe­tini te­dâ­rik farz­dır. Farz ile iş­ti­gâl ise nâ­file ile iş­ti­gâl­den ha­yırlı ola­cağı emr-i aşi­kâr­dır100. Şu kadar var ki taleb-i ma­î­şet için fe­râ­izi101 terk câiz de­ğil­dir.

Kü­bera-yı ev­li­yâ­ul­lah­tan102 İb­ra­him bin Edhem Haz­ret­le­rin’den suâl olun­muş ki: Tâcir-i sâdık103 mı ha­yır­lı­dır yoksa dün­ya­dan fe­râ­gat edip104 iba­detle iş­ti­gâl ey­le­yen­ler mi ha­yır­lı­dır? Veli mü­şa­rü­ni­leyh bu­yur­muş ki: “Tâcir-i sâdık ha­yır­lı­dır. Zira tâcir-i sâdık daima şey­tan ile cihâd ve ga­zâda bu­lu­nu­yor. Çünkü ölç­mek, tart­mak hu­sus­la­rında nok­san verip fazla almak, ahz u îtâda105 hile ey­le­mekle şey­tan daima ona ves­vese îka’ edi­yor106. Tâcir-i sâdık ise is­ti­kâ­mette me­tâ­net107 ve sebât gös­te­re­rek şey­tana mü­da­faa ey­le­diği için her gün cihâd se­va­bına nâil olu­yor. İşte bu ci­het­ten tâcir-i mez­kûr, ma­î­şe­tini baş­ka­la­rı­nın ke­se­le­rine tah­mil ey­le­yip108sırf iba­detle iş­ti­gâl eden­ler­den ha­yır­lı­dır.”

Uzemâ-i üm­me­tin âsâr-ı mâ­rû­ze­leri109 dahi Din-i Celîl-i İslâm na­za­rında kes­bin mer­ğûb ve ehem­miy­yetli ol­du­ğuna şe­hâ­det et­mek­te­dir.

1 Kesb: Ka­zanç

2 Te­rakkî: İler­leme.

3 Akvâm-ı sâire: Diğer ka­vim­ler.

4 Men­sû­bîn-i hü­kû­met: Hü­kü­met men­sup­ları, yö­ne­ti­ci­ler.

5 Tez­hîb-i ahlâk: Ah­lâkı gü­zel­leş­tir­mek.

6 İt­ti­fâk: Uyuşma.

7 İt­ti­hâd: Bir­leşme

8 Me­mû­rîn-i hü­kû­met: Hü­kû­met me­mur­ları

9 Ahâli: Halk

10 Şer’an: Şe­rî­ate mu­vâ­fık.

11 Ve­zâif-i umû­miyye: Genel va­zi­fe­ler.

12 Ve­zâif-i hu­sû­siyye: Özel va­zi­fe­ler

13 Ke­mâ­liyle: Ol­gun­lu­ğuyla.

14 Ri­â­yet: Gö­zet­mek.

15 Kuvve-i mâ­liye: Mâlî güç.

16 De­rece-i kemâl: Ol­gun­luk de­re­cesi.

17 Îsâl: Ulaş­tır­mak.

18 Say’ u gay­ret: Çaba.

19 Üm­me­hât-ı ma­î­şet: Ana geçim kay­nak­ları.

20 Me­nâbi’: Kay­nak­lar.

21 Esbâb-ı ser­vet-i is­tih­sâl: Ser­vet elde etme se­bep­leri.

22 Tarîk-i is­tic­lâ­be­ler: Ser­vet elde etme yolu.

23 Ta­harrî: Araş­tır­mak.

24 Tes­hîl: Ko­lay­laş­tır­mak.

25 Mer­ğu­biy­yet: Teş­vîk.

26 Âsâr: Sa­hâbî ve Ta­biîn söz­leri.

27 Âyât-ı ke­sîre: Bir­çok ayet-i ke­rîme.

28 Ez-cümle: Bil­hassa.

29 Müd­deâ-yı mez­kûre: İddia edi­len şey.

30 Vâzıh: Açık.

31 Kurâ: Köy.

32 Ek­se­riya: Ço­ğun­lukla.

33 Te­dâ­rik: Sağ­la­mak

34 Mü­şer­ref olmak: Şe­ref­len­mek

35 İn­ti­şâr: Ya­yılma.

36 Eyyâm-ı hac: Hac gün­leri.

37 İş­ti­gâl: Uğ­raş­mak.

38 Kerîh: Kötü

39 Nazar-ı şe­riat: İslâm şe­rî­a­tine göre.

40 Fazl-ı ilâhî: Allah’ın ih­sanı.

41 Mü­sa­fi­rât: Yol­cu­luk.

42 Fî­se­bî­lil­lah: Allah yo­lunda.

43 Kıtâl: Savaş.

44 Nazm-ı celîl: Ayet-i ke­rîme.

45 Mü­câ­hade: Cihad etmek.

46 Mu­hâ­rebe: Harb etmek

47 Erbâb-ı Hâcât: İh­ti­yaç sa­hip­leri.

48 Umûr-i hay­riye: Ha­yırlı amel­ler.

49 Mü­sâvi: Eşit.

50 Kesb ey­le­mek: Ka­zan­mak.

51 Mu­â­dil: Denk.

52 Veled-i sâlih: Ha­yırlı evlad.

53 İlm-i nâfi’: Fay­dalı ilim.

54 Gayr: Dı­şında.

55 Envâ-ı kesb: Ka­zanç çe­şit­leri.

56 Taleb-i rızk: Rızık is­te­mek.

57 Müs­te­bân: Açık.

58 Memnû: Yasak.

59 Tah­rî­men mek­rûh: Ha­rama yakın mek­ruh.

60 Avâm: Halk.

61 Te­lakkî: An­la­yış

62 Ahkâm-ı ce­lîle-i şer’iyye: Şe­rî­a­tın hü­küm­leri.

63 Âdet-i câ­hi­lâne: Câ­hilce ge­le­nek.

64 Müh­mil: Ba­şı­boş.

65 Tec­vîz etmek: İzin ver­mek

66 Mut­la­kan: Ka­yıt­sız ola­rak.

67 Niam-ı azîme: Büyük ni­met­ler.

68 Bi­na­e­na­leyh: Bunun üze­rine.

69 Ehâ­dîs-i ke­sîre: Bir­çok hadîs-i şerîf.

70 Kaza-yı düyûn: Bor­cun öden­mesi.

71 Vech-i mes­nûn: Sün­nete uygun.

72 Nâşi: Do­layı.

73 Te­sâül: Di­len­ci­lik.

74 Benî nev’i: Ade­moğlu.

75 Te­at­tuf: Acıma.

76 Yevm-i kı­yâ­met: Kı­yâ­met günü.

77 Münir: Ay­dın­la­tıcı.

78 Hu­zû­rul­lah: Allah’ın hu­zuru.

79 Nezd-i Sa­me­dânî: Allah ka­tında.

80 Bey’ u şirâ: Alış­ve­riş.