Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

İmâm-⁠ı Âzam Ebû Hanîfe ve Ticaret Âdâbı

38. Sayı · 2015/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Ahde vefa, ema­nete ri­â­yet, doğ­ru­luk, in­san­lara güzel mu­a­mele, ölçü ve tar­tıya dik­kat etme, kul hak­kın­dan ka­çınma, al­dat­mama, yalan söy­le­meme, ka­ra­bor­sa­dan ve fa­iz­den uzak durma gibi hu­sus­lar İslam’da ti­ca­re­tin temel il­ke­le­rin­den­dir. İşte bu temel il­ke­ler, En­do­nezya ve Ma­lezya’da mil­yon­larca in­sa­nın İslam’a gir­me­sine ve­sile ol­muş­tur. Çünkü bu ül­ke­lere hiç­bir İslam or­dusu gir­me­miş; Müs­lü­man tüc­car­la­rın ser­gi­le­dik­leri güzel ahlak ve âdâb-ı mu­a­şe­ret, bu böl­ge­lerde ya­şa­yan in­san­la­rın gö­nül­le­rini fet­het­miş; mil­yon­larca insan İslam’la şe­ref­len­miş­ler­dir.

Bu se­beple Müs­lü­man tüc­car­larda bu­lun­ması ge­re­ken güzel va­sıf­la­rın ve ti­ca­ret âdâ­bı­nın ko­run­ması ve yeni ne­sil­lere ak­ta­rıl­ması büyük bir önem ka­zan­mak­ta­dır. Bu nok­tada bizim için en güzel ör­nek­ler­den bi­risi de İmam-ı Âzam Ebû Ha­nîfe (ö. 150/767) haz­ret­le­ri­dir.

İmam-ı Âzam (r.h), ti­ca­retle uğ­ra­şan var­lıklı bir ai­le­nin ço­cuğu ola­rak Kûfe’de dün­yaya gel­miş­tir. Ken­disi de ilim öğ­ren­meye baş­la­ma­dan önce kumaş ti­ca­re­tiyle uğ­raş­mış, ilim ha­ya­tına atı­lınca da ti­ca­ret işini or­tak­ları ara­cı­lı­ğıyla sür­dür­müş­tür. Büyük âlim ve müc­te­hid İmam-ı Âzam Ebû Ha­nîfe (r.h)’nin ti­ca­rette takip et­tiği bazı temel il­ke­leri ha­tır­lat­ma­nın, başta ti­ca­ret er­babı kar­deş­le­ri­miz olmak üzere he­pi­miz için fay­dalı ola­cağı ka­na­a­tin­de­yiz.

Ve­rir­ken Ren­cide Etmez

İmam-ı Âzam (rh), gün­lük ha­ya­tında ol­duğu gibi ti­cari ha­ya­tında da dü­rüst­lük, güven, ha­yır­se­ver­lik, pay­laşma ve güler yüz­lü­lük gibi pren­sip­lere son de­rece önem ve­rirdi. Helal yol­dan ka­zan­dığı malı, yine hayır yo­lunda har­cardı. Ti­ca­ret­ten elde et­tiği ka­zanç­tan ken­disi ve ai­le­sine ye­te­cek ka­da­rını ayı­rır, geri ka­la­nını ar­ka­daş­ları ve ilim ta­le­be­leri başta olmak üzere ih­ti­yaç sa­hip­le­rine da­ğı­tırdı. İlmi kadar cö­mert­li­ğiyle de meş­hurdu. Yar­dım yap­tığı kim­se­leri ren­cide etmez, on­lara şöyle derdi:

“Val­lahi ben kendi ma­lım­dan bir şey ver­mi­yo­rum. Bu ancak size ve­ril­mek üzere Allah’ın bana bah­şet­tiği ih­sa­nı­dır.”

Ay­rıca İmam-ı Âzam (r.h), ai­lesi için her­hangi bir şey al­dı­ğında aynı mik­tarı ih­ti­yaç sa­hip­le­rine de ta­sad­duk ederdi. Yeni bir el­bise giy­di­ğinde ay­nı­sını yok­sul­lara da giy­di­rirdi. Doğru bir şey üze­rine de olsa, yemin et­ti­ğinde ilk baş­larda bir dir­hem, daha son­ra­ları ise bir dinar sa­daka ve­rirdi.

Fır­sat­çı­lık Yap­maz

Bir gün bir kadın Ebû Ha­nîfe’nin dük­kâ­nına gelir. Ebû Ha­nîfe’ye ipek bir el­bise sat­mak ister. Ebû Ha­nîfe kaç dir­hem is­te­di­ğini sorar. Kadın 80 dir­hem ister. Ebû Ha­nîfe el­bi­seye bakar ve “Bu daha çok eder.” der. Kadın “O zaman 100 dir­hem ver.” der. Ebû Ha­nîfe “Daha fazla eder.” diye cevap verir. Bu şe­kilde kadın 400 dir­heme kadar çıkar. Ebû Ha­nîfe tek­rar “Daha fazla eder.” de­yince kadın şa­şı­ra­rak “Be­nimle dalga mı ge­çi­yor­su­nuz?” der. Ebû Ha­nîfe de “An­la­yan bi­rini çağır, o değer biç­sin.” der. Kadın gider ve ya­nında ku­maş­tan an­la­yan bi­ri­siyle gelir. Adam ku­maşa bakar ve “500 dir­hem eder.” der. Ebû Ha­nîfe de bu fi­yata alır.

Ebû Ha­nîfe, el­bi­seyi ilk fiyat olan 80 dir­heme al­saydı büyük bir kâr elde ede­cekti. Ancak sa­tıcı kadın elin­deki el­bi­se­nin de­ğe­rini bil­me­diği için fır­sat­çı­lık yo­luna gir­mi­yor. Ka­dını al­dat­ma­dan el­bi­seyi ger­çek de­ğeri üze­rin­den alı­yor.

Dos­tun­dan Kâr Almaz

Bir gün Ebû Ha­nîfe (r.h)’nin dük­kâ­nına bir dostu gelir. Bir el­bise sorar. Ebû Ha­nîfe (r.h) de is­te­diği renkte el­bi­se­nin elinde ol­ma­dı­ğını, en kısa za­manda temin ede­ce­ğini söy­ler. Ara­dan bir hafta geç­me­den o renk el­bise eline düşer.
Ar­ka­daşı dük­kâna gelip el­bi­seyi gö­rünce ho­şuna gider. Fi­ya­tını sorar, “Bir dir­hem.” ce­va­bını alınca ina­na­maz ve “Bir dir­hem mi?” diye so­ra­rak hay­re­tini ifade eder. İmam-ı Âzam (rh)’a “Şaka mı ya­pı­yor­sun?” diye so­runca o da şöyle cevap verir:

“Bunu ve ya­nında başka bir el­bi­seyi daha 20 altın dinar ve bir gümüş dir­heme aldım. Di­ğe­rini 20 di­nara sat­tım. Ge­riye bir dir­hem mas­ra­fım kaldı. Dos­tum­dan kâr ala­cak de­ğil­dim her­halde.”

Sat­tığı Ayıplı Malın Pa­ra­sını Sa­daka Ola­rak Da­ğı­tır

İmam-ı Âzam (r.h)’ın Hafs adlı bir or­tağı vardı. Onu kumaş sat­ması için zaman zaman komşu şe­hir­lere gön­de­rirdi. Yine bir gün onu şehir dı­şına gön­de­rir­ken “Şu şu mal­lar ayıplı. Bun­ları sa­ta­ca­ğın zaman alı­cıya söyle.” di­ye­rek iyice tem­bih­ler

Hafs bütün mal­ları sa­ta­rak Kufe’ye geri döner, fakat ayıplı el­bi­se­leri sa­tar­ken el­bi­se­le­rin ayıp­la­rını söy­le­meyi unut­muş­tur. Bu el­bi­se­leri kim­lere sat­tı­ğını da çı­ka­ra­maz.

Ebû Ha­nîfe bu du­rumu öğ­re­nince içi rahat etmez ve bu ayıplı mal­la­rın ta­ma­mı­nın pa­ra­sını sa­daka ola­rak ih­ti­yaç sa­hip­le­rine da­ğı­tır.

Yaşlı Ka­dına Kâr Al­ma­dan Satış Yapar

Bir gün Ebû Ha­nîfe’nin dük­kâ­nına yaşlı bir kadın gelir. İpek bir el­bise ister. Fi­yat­lar­dan an­la­ma­dı­ğını, el­bi­seyi baş­ka­sına ala­ca­ğını ve ema­net bir iş ol­du­ğunu söy­ler. Ebû Ha­nîfe’den, geliş fi­ya­tın­dan az bir kâr ala­rak sat­ma­sını ister. Ebû Ha­nîfe de iki el­bi­seyi aynı pa­zar­lıkta al­dı­ğını ve di­ğe­rini dört dir­hem kârla sat­tı­ğını söy­ler. Yaşlı ka­dına el­bi­seyi kâr al­ma­dan geliş fi­ya­tına verir.

Daima in­san­la­rın sev­gi­sini ka­zan­maya ça­lı­şır

Bir gün dö­ne­min iki büyük âlimi Ab­dul­lah b. Mü­bâ­rek (r.h) ve Süf­yân es-Sevrî (r.h) soh­bet eder­ler. Ab­dul­lah b. Mü­bâ­rek (r.h), Süfyâ es-Sevrî (r.h)’ye şöyle der:

“Ebû Ha­nîfe gıy­bet­ten ne kadar uzak du­ru­yor! Ben onun, düş­ma­nını dahi kö­tü­le­di­ğini duy­ma­dım.”

Süf­yân es-Sevrî de şöyle cevap verir:

“Ebû Ha­nîfe çok akıllı. Yarın iyi­lik­le­rini alıp gö­tü­re­cek bir şey yap­mak is­te­mi­yor.”

Ebû Ha­nîfe (r.h) in­san­la­rın sev­gi­sini ka­zan­maya çok düş­kündü, dost­luk­ları sür­dür­meye özen gös­te­rirdi. Her­hangi bi­risi ya­nına otu­rup da kalk­tık­tan sonra onu ta­nı­yan­lara du­ru­munu so­rardı. İh­ti­yaç sa­hi­biyse ih­ti­ya­cını gi­de­rir, has­taysa zi­ya­re­tine gi­derdi. Bu yolla in­san­la­rın gön­lüne girer, sev­gi­le­rini ka­za­nırdı. i

(Kay­nak: Mus­tafa Uzun­pos­talcı, “Ebû Ha­nîfe”, DİA, X, 131; Ab­dur­rah­man Re’fet el-Bâşâ, Su­ve­run min ha­yâti’s-sa­hâbe, Ka­hire 2010, I, 483-502).