Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Kâmil İnsan Olma Yarışı

51. Sayı · 2018/1

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Allah Zül­ce­lâl ve’l-Kemâl Teâlâ ve Te­kad­des Haz­ret­leri’ne Celâl Zâ­tına, Kemâl Sı­fat­la­rına lâyık hamd ü se­nâ­lar, şü­kür­ler olsun ki biz­lere en büyük nimet olan iman ni­me­tin­den sonra sağ­lık-sıh­hat ve afi­yet ni­met­le­rini de nasip ve mü­yes­ser bu­yur­muş­tur.

Bu ni­met­leri biz­lere ihsan bu­yu­ran Rab­bi­miz Allah Teâlâ Haz­ret­leri, mah­şerde Ra­sû­lul­lah’ın san­cağı al­tında arş-ı a‘lânın göl­ge­sinde, cen­net âle­minde, Ra­sû­lul­lah’ın kom­şu­lu­ğunda da bir araya gelip o âlem­den Allah Zül­ce­lâl Teâla ve Te­kad­des Haz­ret­leri’nin Ce­mâ­lini mü­şa­hede et­meyi de biz­lere nasip ve mü­yes­ser bu­yur­sun.

Allah Zül­ce­lâl bu ana kadar gizli ve âşi­kâr ola­rak yap­mış bu­lun­du­ğu­muz bütün gü­nah­la­rı­mızı Gaf­fâr ismi hür­me­tine afv ey­le­sin. Anne-baba, yakın ak­raba ve dost­la­rı­mı­zın ve ümmet-i Mu­ham­med’den ahi­rete göç eden­le­rin he­sap­la­rını da kolay ey­le­sin. On­la­rın ve biz­le­rin ma­kam­la­rı­mızı yük­sek ey­le­sin. Kalan öm­rü­müzde sağ­lık sıh­hat ve afi­yet üzere uzun ve ha­yırlı bir ömür ya­şa­mayı, son ne­fe­si­mizde de kâmil bir iman ile Ken­di­sine doğru yola çık­mayı cüm­le­mize nasip ve mü­yes­ser ey­le­sin.


İn­sa­noğlu ezel­den ebede doğru yola çıkan bir yol­cu­dur. Biz­ler de bu hayat köp­rü­sün­den geçen in­san­la­rın birer fer­di­yiz. Ve her bir fert ola­rak ev­vela ken­di­mize dönüş yapma mec­bu­ri­ye­tin­de­yiz. Diğer in­san­lara fay­dalı ola­bil­me­miz de ancak bu şe­kilde müm­kün ola­cak­tır.

Çünkü fert­le­rin kur­tu­luşu, yu­va­la­rın kur­tu­luşu; yu­va­la­rın kur­tu­luşu ise top­lu­mun kur­tu­luşu de­mek­tir. Top­lu­mun kur­tu­luşu, va­ta­nın kur­tu­luşu; va­ta­nın kur­tu­luşu ise bütün dün­ya­nın kur­tu­luşu de­mek­tir.

Bu se­beple her fer­din ön­ce­likle kendi iç âle­mine dö­ne­rek kur­tu­luş ha­re­ke­tini ora­dan baş­lat­ma­la­rı­nın öne­mine dik­kat­le­ri­nizi çek­mek is­ti­yo­rum.

Şayet bu ikaz­ları dik­kate ala­rak iç dün­ya­mıza dönüp te­fek­küre baş­lar­sak in­san­lı­ğın kur­tu­luşu mu­hak­kak ola­cak­tır. Bizim inan­cı­mızda insan mü­ker­rem­dir. Her­kes, Allah Teâlâ’nın kulu, in­san­lı­ğın bir ferdi ol­duğu için kıy­met­li­dir. Biz bir in­sana bak­tı­ğı­mız vakit onun şah­sında bütün kâ­i­nata bak­mış olu­ruz. Öy­leyse her bir fert de ken­di­sini asla küçük gör­me­den iç âle­mine bu dü­şünce ile yö­nel­meye gay­ret et­me­li­dir.

İnsan bil­me­li­dir ki; benim kur­tu­lu­şum kâ­i­nat­taki bütün var­lık­la­rın kur­tu­luş se­be­bi­dir. Benim şaş­kın­lı­ğım kâ­i­na­tın helak se­bep­le­rin­den­dir.

Bu dü­şün­ceyi içine yer­leş­ti­ren insan, is­ya­nın, sa­pık­lı­ğın ve in­kâ­rın ne kadar büyük bir teh­like ol­du­ğu­nun he­sa­bını yap­maya baş­lar. Kişi kendi kur­tu­luş yo­lunu dü­şün­meye baş­la­yınca Allah Zül­ce­lâl’in vaad et­tiği ihsan ka­pı­ları ar­dına kadar açı­lır.

Ne acı­dır ki gü­nü­müz Müs­lü­man­ları iç âlem­le­rin­den zi­yade dış âlem­le­rine iti­bar eden bir hayat ya­şa­mak­ta­dır­lar. Yani in­san­lık kendi içine yu­var­lan­makta ol­duk­ları fe­la­ket­lere karşı ted­bir ala­cak yerde yal­nızca baş­ka­la­rı­nın iyi­lik­le­rini dü­şün­mekte, hep baş­kası iyi olsa, baş­kası iyi­lik yapsa diye dert­len­mek­te­dir.

Bu “baş­kası” dü­şün­cesi, bizim, “içi­mize değil dı­şa­rıya dönük” ol­du­ğu­mu­zun ifa­de­si­dir. Bizim dü­şün­ce­le­ri­mi­zin sa­dece dışa dönük ol­ması in­san­lı­ğın kur­tu­luşu için ye­terli ol­ma­ya­cak­tır.

Baş­ka­la­rını dü­zelt­mek der­di­nin başka bir kötü ne­ti­cesi de ken­di­mize baş­ka­la­rı­nın na­zar­la­rına göre çe­ki­dü­zen ver­mek ola­cak­tır. Böyle bir du­rumda hep dış gö­rü­nü­şü­müzü dü­zeltme gay­reti içe­ri­sinde de­be­le­nip du­ru­ruz. Baş­ka­la­rına güzel gö­rün­meye gay­ret eder, karşı kar­şıya gel­di­ği­miz vakit de bir­bi­ri­mize karşı sa­mi­mi­yet gös­te­ri­sinde bu­lun­maya baş­la­rız. Bu durum –Allah mu­ha­faza- in­san­la­rın mü­na­fık­laş­ma­sına bile sebep ola­bil­mek­te­dir.

Hâl­buki Rab­bi­mi­zin hu­zu­runda in­san­la­rın dış gö­rü­nüş­le­rine, boy­la­rına post­la­rına değil kal­bine ba­kı­la­cak­tır. Ancak bu inancı kal­bine yer­leş­ti­re­bi­len insan, ken­dine dönüş ya­pa­rak baş­ka­la­rına da fay­dalı ol­ma­nın bu şe­kilde müm­kün ola­bi­le­ce­ğini an­la­ya­cak­tır Ken­dine dönüş yapan insan ise kur­tu­luş yo­lunu araş­tır­maya baş­la­ya­cak ve ya­şa­yı­şına çe­ki­dü­zen ver­me­nin gay­reti içe­ri­sine gi­re­cek­tir. Böy­le­likle nef­sini ve şey­tanı mağ­lup etmek için bir kur­tu­luş mü­ca­de­le­sini baş­lat­mış ola­cak­tır.

Bugün de her za­manki gibi kâ­i­na­tın kur­tu­luşu için ön­ce­likle bir insan bek­le­ni­yor. Bunun için bütün gü­cü­müzle o insan ol­ma­nın gay­re­tinde ol­ma­lı­yız ki hesap gü­nünde içi­mizle dı­şı­mız bir­bi­rini ya­lan­la­ma­sın. Bu dü­şün­ce­deki in­san­la­rın sa­yı­la­rı­nın ço­ğal­ma­sına gay­ret et­me­li­yiz ki kâ­i­natta hak­kın hâ­ki­mi­ye­tini gör­mek in­san­lığa ye­ni­den nasip olsun.

Bütün bun­la­rın ya­nında acı olan şudur ki:

Her­kes kâ­i­na­tın kur­tu­lu­şuna ve­sile ola­cak in­sanı bek­li­yor. Ama her­kes bek­li­yor… Her­ke­sin bu büyük reh­ber­liğe talip ol­ması bek­le­nir­ken in­san­lar, “Sen ol, sen ol!” diye bir­bir­le­rini ileri sür­mek­te­dir­ler. Fakat bu dü­şün­ce­le­rinde de umu­mi­yetle sa­mimi de­ğil­ler­dir. Çünkü aynı in­san­lar ön­le­rine çıkan dün­yevî men­faat ve ma­kam­lar için kar­deş­le­rine “Bu ma­kama sen lâ­yık­sın.” de­mi­yor­lar. Bu ser­vete ve ma­kama en layık olan benim di­ye­rek koş­maya baş­lı­yor.

Bu ko­şuda kavga var, mü­na­kaşa var, mü­na­zara var, sa­mi­mi­yet­siz­lik var, ri­ya­kâr­lık var ama geri du­ran­lar yok de­ne­cek kadar az. Fakat dün­ya­nın kur­tu­luşu için or­taya çıkan takva dü­şün­ce­sine sahip her­hangi bir aday ise ma­a­le­sef yok. Hâl­buki in­san­lık ve dünya buna muh­taç. Ahi­rette de Allah Zül­ce­lâl; bey-paşa demez, çoban demez in­san­lara sa­dece takva de­re­ce­sine göre mu­a­mele eder. Dünya ha­ya­tında da bu dü­şün­ceye sahip olan­lara gay­ret­le­ri­nin ve ih­lâs­la­rı­nın kar­şı­lı­ğını verir.

Bu ger­çek­leri dik­kate ala­rak ek­sik­lik­le­ri­mizi idrak et­meli ve nok­san­lık­la­rı­mızı ta­mam­lama gay­reti içine gi­re­rek bir an önce bu ya­rışa ka­tıl­ma­lı­yız. Bil­me­li­yiz ki bu ya­rışa ka­tıl­mak için ev­vela in­sanı ger­çek ma­nası ile ta­nı­maya ih­ti­ya­cı­mız var­dır. Bunun ar­dın­dan in­sanı ta­nı­ma­nın ge­reği ola­rak insan gibi ya­şama az­minde ol­ma­lı­yız. Bunun için de in­sa­nın ke­ma­lâta ere­rek nasıl kâmil bir insan ola­ca­ğını çok has­sas bir şe­kilde araş­tır­ma­lı­yız.

Şöyle biraz ge­riye dönüp ba­kar­sak ilk insan Hz. Âdem’den (a.s) bu güne kadar bu yolda gay­ret eden­le­rin, he­def­le­rine is­tis­na­sız ulaş­mış ol­duk­la­rını gö­rü­rüz. Biraz daha ya­kına gelip Hz. Ebu Bekir’e (r.a) bak­tı­ğı­mız vakit ka­tıl­dığı insan olma ya­rı­şında gös­ter­diği sa­da­kat ve tes­li­mi­yetle yap­tığı büyük fe­da­kâr­lık­la­rın kar­şı­lığı ola­rak in­san­lık ya­rış­ma­sı­nın zir­ve­sine nasıl yük­se­le­bil­di­ğini gö­rü­rüz. Dik­kat eder­sek onun tek bir insan ol­du­ğunu gö­rü­rüz.

Pey­gam­be­rin her biri tev­hid mü­ca­de­le­sine tek bir insan ola­rak baş­la­mış­lardı. Fakat onlar pey­gam­ber ola­rak ya­ra­tıl­mış seç­kin in­san­lardı. Hz. Ebu Bekir (r.a) ise bir pey­gam­ber de­ğildi. Pey­gam­ber ol­ma­dığı, insan olmak iti­ba­riyle biz­lerle aynı yolda ol­duğu halde yük­sel­diği ma­kama dik­kat ede­lim.

Bu hu­sus­taki ilahi tah­si­satta Rab­bi­miz erkek kadın diye bir ayrım yap­ma­mış­tır. Eğer biraz ge­riye dönüp te­fek­kür eder­se­niz bu ya­rış­mayı ka­za­nan ka­dın­lara da rast­lar­sı­nız. Me­sela bir Hz. Âsiye (r.a) Haz­ret­leri’ne ba­kı­nız. Fi­ra­vu­nun sal­ta­natı içe­ri­sinde ya­şı­yor ama Hakk’a tes­lim ol­makta bir an bile te­red­düt et­mi­yor.

Bütün bun­lar gös­te­ri­yor ki in­san­lar ara­sında baş­lan­gıç ola­rak -pey­gam­ber­ler dı­şında- özel bir tah­si­sat yok­tur. Ta­rihte gör­dü­ğü­müz bu büyük si­mâ­lar yük­sel­dik­leri ma­kam­lara tes­li­mi­yet, sa­da­kat ve gay­ret­leri ne­ti­ce­sinde ulaş­mış­lar­dır.

Allah Teâlâ Haz­ret­leri “Ha­yırda ya­rı­şı­nız!” bu­yu­ru­yor. Dik­kat edi­niz, “Ko­şu­nuz, ya­rı­şı­nız.” bu­yu­ru­yor. Bu da­vette ko­şan­lar ka­za­nı­yor­lar. Bu ya­rışı ka­za­nan­lar içe­ri­sinde ha­nım­ları da bu­lur­su­nuz, ço­ban­ları da bu­lur­su­nuz, ço­cuk­ları da bu­lur­su­nuz, kö­le­leri de bu­lur­su­nuz, sul­tan­ları da bu­lur­su­nuz. Mu­hak­kak bu ya­rışa ka­tı­lan­lar, az­me­de­rek ça­lı­şan­lar ga­ye­le­rine ulaş­mış­lar­dır. Bun­dan do­layı hiç­bir insan ken­di­sini kü­çüm­se­me­den takva ya­rı­şına ka­tıl­malı ve büyük bir azimle ça­lış­maya baş­la­ma­lı­dır.

Sakın ha, nef­sin ve şey­ta­nın al­dat­ma­sına ka­pı­la­rak bu ya­rışı dün­yevî ya­rış­larla ka­rış­tır­ma­ya­lım. Makam ve mevki ya­rış­la­rıyla ile ka­rış­tır­ma­ya­lım.

Ka­tıl­ma­nız is­te­nen bu yarış, Allah Zül­ce­lâl’in rı­za­sı­nın elde edi­le­ceği in­san­lık ya­rı­şı­dır.

* Bu makale, merhum Ahmed Yaşar Hocaefendi’nin 25/02/2002 tarihinde gerçekleştirdiği Eyüb Sultan Sohbetleri’nden bir bölümdür.