Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Taşkent, Buhara ve Semerkant Notları

47. Sayı · 2017/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Bu yılın (2017) Mayıs ayı içe­ri­sinde Tür­kiye’den bir grupla bir­likte İslam kül­tür ve me­de­ni­ye­ti­nin önemli mer­kez­le­rin­den olan ve şu an Öz­be­kis­tan’da bu­lu­nan Taş­kent, Bu­hara ve Se­mer­kant şe­hir­le­rini zi­ya­ret etme fır­satı bul­duk.

TAŞKENT

Se­ya­ha­ti­mi­zin ilk du­rağı Öz­be­kis­tan’ın baş­kenti Taş­kent oldu. Bu­rada bir­çok önemli yeri zi­ya­ret etme im­kânı bul­duk. Baş­lıca yer­ler şöy­le­dir:

Hz. Osman (ra) Mushafı

Taş­kent’teki ilk işi­miz Cuma na­ma­zını kıl­dık­tan sonra Hz. Osman’ın Kûfe’ye gön­der­diği Mus­haf’ı zi­ya­ret oldu.

Kaffâl eş-Şâşî (rh)

Hz. Osman’ın (r.a) Mus­haf’ından sonra ikinci zi­ya­ret ye­ri­miz Kaf­fâl eş-Şâşî’nin tür­besi oldu. Kaf­fâl “ki­litçi” demek. Esas ismi Mu­ham­med b. Ali olup aynı za­manda kilit us­tası ol­duğu için Kaf­fâl den­miş. Şâşî demek Taş­kentli an­la­mın­da­dır. Şâş ismi Taş­kent’in XI. yüz­yıl­dan ön­ceki adı­dır. Fıkıh ala­nında büyük bir âlim olan Kaf­fâl adı tef­sir, hadis, kelâm ve fıkıh usûlü ki­tap­la­rında geçer. Kaf­fâl eş-Şâşî, İbn Cerir et-Ta­berî ve İbn Hu­zeyme başta olmak üzere bir­çok âlim­den ders al­mış­tır. Kaf­fâl, Zil­hicce 365’te (Ağus­tos 976), Şâş (Taş­kent)’ta vefat et­miş­tir.

Tür­bede zi­ya­re­ti­mizi yap­tık­tan sonra bi­ri­si­nin bizim ayak­ka­bı­la­rı­mızı dü­zelt­miş ol­du­ğunu gör­dük. Kim ol­du­ğunu so­runca orada zi­ya­ret için bek­le­yen yaşlı bir tey­zeyi işa­ret et­ti­ler. Tey­zeye te­şek­kür ettik. Böyle güzel âdet­le­ri­mi­zin devam et­ti­ğini gör­mek bizi zi­ya­de­siyle mem­nun etti.

BUHARA

Taş­kent’te bir gün kal­dık­tan sonra uçakla Bu­hara’ya geç­tik. Emir Külâl, Şâh-ı Nak­şi­bend, İs­mail Sa­mani Tür­besi, Hz. Eyyüp (a.s) Çeş­mesi, Bolo Havuz Camii, Bu­hara Ka­lesi, Miri Arap Med­re­sesi, Leb-i Havuz Mey­danı ve Chor Minör (Dört Mi­nâre) başta olmak üzere bir­çok önemli me­kânı zi­ya­ret ettik.

Emir Külâl (rh)

Bu­hara’da ilk zi­ya­ret ye­ri­miz Emir Külâl Haz­ret­leri’nin tür­besi oldu. Emir Külâl, Ba­ha­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri’nin mür­şidi ve Bursa’nın mâ­nevi sul­tanı Emir Sul­tan’ın da ba­ba­sı­dır. Pey­gam­ber Efen­di­miz’in (s.a.v) nes­lin­den ol­duğu için “Emir”, asıl mes­leği çöm­lek­çi­lik ol­duğu için de “Külâl” den­miş­tir. Emîr Külâl, 8 Ce­mâ­zi­ye­lev­vel 772 (28 Kasım 1370) ta­ri­hinde doğ­duğu yer olan Bu­hara’nın Sû­hârî kö­yünde vefat etti ve orada def­ne­dildi.

Emir Külâl Haz­ret­leri’nin Kabri

Emir Külâl Haz­ret­leri’nin Kabri

Emir Külâl Haz­ret­leri’nin Tür­besi

Bahaeddin Nakşibend (rh)

Emir Külâl Haz­ret­leri’ni zi­ya­ret­ten sonra ta­le­besi Ba­ha­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri’nin tür­be­sine geç­tik. Ba­ha­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri, Nak­şi­ben­diye ta­ri­ka­tı­nın ku­ru­cusu olan Allah dos­tu­dur. Türbe Bu­hara şehir mer­ke­zine 10 km bir me­sa­fe­de­dir. Emir Külâl Haz­ret­leri’nin tür­besi ise Şâh-ı Nak­şi­bend Haz­ret­leri’nin tür­be­sine göre şe­hir­den biraz daha uzak bir me­sa­fede bu­lun­mak­ta­dır.

Ba­ha­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri Tür­kiye’de Şâh-ı Nak­şi­bend adıyla ta­nı­nır. Nak­şi­bend adı­nın, de­vamlı ya­pı­lan hafî zik­rin kalpte bı­rak­tığı “nakş”a (iz) ait bir işa­ret ol­duğu söy­len­miş­tir.

Ba­ha­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri, 3 Re­bî­ü­lev­vel 791 (2 Mart 1389) ta­ri­hinde doğ­duğu yer olan Bu­hara’nın Kas­rı­â­ri­fân kö­yünde vefat etmiş ve oraya def­ne­dil­miş­tir. Tür­besi et­ra­fında bir­çok sul­tana ait ka­bir­ler de bu­lun­mak­ta­dır.

Bu­hara ile Ba­hâ­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri ara­sında ku­ru­lan mâ­nevî bağ o kadar kuv­vetli ol­muş­tur ki Bu­ha­ra­lı­lar onu, “hâce-i belâ-ger­dân” (be­layı de­fe­den hoca), diye an­mış­lar ve şeh­rin mâ­nevî ko­ru­yu­cusu say­mış­lar­dır.

Ba­ha­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri’nin tür­be­sinde he­pi­mi­zin dik­ka­tini çeken bir husus oldu. Sabah na­ma­zında tür­beyle aynı yapı içinde bu­lu­nan ca­miye gel­miş­tik. Türbe, ca­mi­nin bah­çe­sin­deydi. Sabah na­mazı için ca­miye gi­rer­ken et­raf­taki ağaç­larda kuş­lar büyük bir coş­kuyla ötü­yor­lardı. Sanki ken­di­le­rin­den geç­miş­ler, hep bir­likte Allah’ı zik­re­di­yor­lardı. Fakat az ilerde kab­rin ol­duğu yerde ta­ma­men bir sü­kû­net hali hâ­kimdi, tek bir kuş yoktu. Hâl­buki aynı dut ağaç­la­rın­dan kab­rin et­ra­fında da vardı.

Ba­ha­ed­din Nak­şi­bend Haz­ret­leri’nin Tür­besi

SEMERKANT

Bu­hara’da iki gün kal­dık­tan sonra oto­büsle yak­la­şık 4 saat süren bir yol­cu­lukla Se­mer­kant’a var­dık. Bu­ra­daki en önemli zi­ya­ret yer­le­ri­miz şöy­le­dir:

Şâh-ı Zinde, İmam Bu­hârî’nin Tür­besi, İmam Mâ­tu­rîdî’nin Tür­besi, Hızır Camii, Bibi Hanım Camii, Uluğ Bey Ra­sat­ha­nesi, Re­gis­tan Mey­danı.

Şâh-ı Zinde

Şâh-ı Zinde, “ya­şa­yan sul­tan” de­mek­tir. Bu isim, bu böl­geye İs­la­mi­yet’i yay­mak için gelen Hz. Kusem b. Abbas’a (r.a) ve­ri­len isim­dir. Hz. Kusem (r.a), Pey­gam­ber Efen­di­miz’in (s.a.v) am­cası Hz. Abbas’ın (r.a) oğ­lu­dur. Bu­rada h. 56 (m. 675) yı­lında şehit ol­muş­tur. Kab­ri­nin et­ra­fına za­manla bir­çok kişi daha def­ne­dil­miş, ay­rıca bu­rada bir med­rese ve cami de inşa edil­miş­tir. Bu­ra­daki mâ­nevi ortam ve huzur biz­deki Eyüp Sul­tan’ı (r.a) an­dır­mak­ta­dır.

Hz. Kusem b. Abbas’ın (r.a) Kabri

İmam Buhârî’nin Türbesi

İmam Bu­hârî (r.h), Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en gü­ve­ni­lir kitap olan Sahîh-i Bu­hârî isimli hadis ese­ri­nin mü­el­li­fi­dir. 13 Şev­val 194 (20 Tem­muz 810) Cuma günü Bu­hara’da doğ­duğu için Bu­hârî adıyla meş­hur oldu. Bu­hara va­li­si­nin sa­dece kendi ço­cuk­la­rına ders ver­mesi yo­lun­daki is­te­ğini, cami ve evin­deki ders­le­ri­nin herkse açık ol­du­ğunu söy­le­ye­rek red­detti. Bunun üze­rine vali onu Bu­hara’dan sürdü. Bu­hârî, mem­le­ke­tin­den ay­rı­la­rak Se­mer­kant’a git­mek üzere yola çıktı. Se­mer­kant’a 3 mil me­sa­fede bu­lu­nan Har­tenk ka­sa­ba­sın­daki ak­ra­ba­la­rını zi­ya­ret etti. Fakat orada has­ta­landı ve Se­mer­kant’a gi­de­medi. Hicri 256 yı­lı­nın Ra­ma­zan bay­ramı ge­cesi vefat etti, er­tesi gün (1 Eylül 870 Cuma) orada top­rağa ve­rildi.

İmam Bu­hârî’nin Kabri

İmam Mâturîdî’nin Türbesi

Mâ­tu­rî­diyye mez­he­bi­nin ku­ru­cu­su­dur. Se­mer­kant’ın Mâ­tu­rid Ma­hal­lesi’nde doğdu. Doğum ta­rihi bi­lin­me­mek­te­dir. Hicri 333 (m. 944) yı­lında yine Se­mer­kant’ta vefat etti.

İmam Mâ­tu­rîdî’nin Kabri

Registan Meydanı

Re­gis­tan, “kumlu yer” de­mek­tir. Bu mey­danda bir­bi­rine bakan üç muh­te­şem med­rese bu­lun­mak­ta­dır. Bun­lar­dan ilki Ali Kuşçu’nun da ho­cası olan Uluğ Bey ta­ra­fın­dan 1420 yı­lında yap­tı­rı­lan Uluğ Bey Med­re­sesi, di­ğer­leri 1636 ta­rihli Şîr­dâr ve 1660 ta­rihli Til­lâ­kârî med­re­se­le­ri­dir.

Solda Uluğ Bey Med­re­sesi, or­tada Til­lâ­kârî Med­re­sesi ve sağda Şîr­dâr Med­re­sesi

Burada türbelerde âdet şöyledir

Tür­beye gelen gruba türbe gö­rev­lisi kısa bir aşır oku­yup dua eder, sonra diğer grup girer. Aynı şe­kilde gö­revli on­lara da kısa bir aşır okur ve du­a­sını yapar. Tabi şunu da söy­le­me­li­yiz: Tür­be­ler ol­dukça temiz ve ba­kımlı. Hepsi de yakın za­man­larda res­tore edil­miş.

Güzel bir adet

Bu üç şe­hirde dik­ka­ti­mizi çeken güzel bir adet var. O da; kü­çük­ten bü­yüğe bir­çok in­sa­nın, sizin ya­nı­nız­dan ge­çer­ken “se­lâ­mün aley­küm” di­ye­rek selam ver­mesi.

(Kay­nakça: Hamid Algar, “Ba­hâ­ed­din Nak­şi­bend”, DİA, IV, 458-460; M. Mus­tafa el-Aʻzamî, “Bu­hârî, Mu­ham­med b. İs­mâil”, DİA, VI, 368-372; Cen­giz Kal­lek, “Kaf­fâl, Mu­ham­med b. Ali”, DİA, XXIV; 146-148; Şükrü Özen, “Mâ­tû­rîdî”, DİA, XXVIII, 146-151; A. Engin Bek­saç, “Şah-ı Zinde”, DİA, XXXVIII, 267-269)