Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

“Fe Leyse Minna” Hadisleri ve Sosyal Kimlik

72. Sayı · 2022/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Sa­habe sa­yı­sı­nın ilmi ça­lış­ma­larda en az yüz bin ol­duğu ifade edil­mek­te­dir. Bi­lim­sel­lik sı­nır­la­rını zor­la­ma­mak için “en az yüz bin” ifa­desi ile ye­ti­nil­diği bu­rada açık­tır. Veda Haccı’na ka­tıl­mış olan sa­ha­be­nin 114 bin ol­duğu, o sı­rada mev­cut olan as­ha­bın ta­ma­mı­nın hacca gel­miş ol­ma­sı­nın aklen müm­kün ol­ma­dığı dü­şü­nü­lürse, bi­lim­sel ola­rak “en az yüz bin” şek­linde ifade edi­len sa­habe sa­yı­sı­nın bir­kaç yüz bine baliğ ola­cağı ra­hatça söy­le­ne­bi­lir.

Yu­ka­rı­daki pa­rag­raf­tan mak­sa­dı­mız, ashâb-ı ki­râ­mın kesin sa­yı­sını be­lir­le­mek değil el­bette. Bu sa­yıyı ir­de­le­me­mi­zin esas se­bebi, nü­büv­ve­ti­nin ilk gün­le­rin­den iti­ba­ren ahi­rete ir­ti­ha­line kadar Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin (sav.) kar­şı­laş­tığı ve et­ki­le­diği insan kit­le­si­nin zih­ni­mizde can­lan­ma­sını sağ­la­mak­tır. Yani yirmi üç sene gibi çok çok kısa bir süre zar­fında Pey­gam­ber Efen­di­miz (sav.), bir­kaç yüz bin insan ile kar­şı­laş­mış ve on­la­rın yüzde yüze ya­kı­nını et­ki­le­miş inanç­la­rını ve yaşam tarz­la­rını de­ğiş­tir­miş­tir.

Mer­hum Mu­ham­med Ha­mi­dul­lah’ın tes­pi­tine göre Efen­di­mi­zin (sav.) sa­vaş­la­rında sa­habe ta­ra­fın­dan düş­man saf­la­rın­dan öl­dü­rül­müş olan düş­man sa­yısı sa­dece 250 (iki yüz elli) kişi ci­va­rın­da­dır. Öl­dü­rü­len bu müş­rik­lerle Me­dine’deki Ya­hu­di­ler ve mü­na­fık­ları da he­saba ka­tar­sak Ra­sû­lul­lah Efen­di­miz’i (sav.) gören, Onunla (sav.) kar­şı­la­şan in­san­lar­dan bir­kaç bini hariç (bir­kaç yüz binde bir­kaç bin), ta­ma­mı­nın Ona (sav.) bağ­lan­dığı açık bir ta­rihi ger­çek ola­rak be­lir­gin­le­şir. Yani Onu (sav.) gören in­san­la­rın çok büyük ço­ğun­lu­ğu­nun Ondan (sav.) et­ki­len­diği ve de­ğiş­tiği kesin bir re­a­li­te­dir.

O gün­le­rin ile­ti­şim, medya ve ula­şım im­kan­la­rıyla bu sa­yıda insan ile bu­luş­mak ve bun­la­rın ta­ma­mına ya­kı­nını et­ki­le­mek nasıl müm­kün ol­muş­tur? Bu so­ruya ço­ğu­muz, “Ama o bir pey­gam­berdi.” ce­va­bını verme eği­li­min­de­yiz. “Ama O (sav.) bir pey­gam­berdi.” ce­va­bı­nın, üze­ri­mize düş­tü­ğünü his­set­ti­ği­miz ağır yük­ten kay­tar­mak ve sıy­rıl­mak için kul­la­na­ca­ğı­mız kur­nazca bir laf oyu­nun­dan başka bir şey ol­ma­ya­cağı açık bir ger­çek­tir. He­pi­miz bi­li­yo­ruz ki Efen­di­miz (sav.) yap­tığı her işi ve ver­diği mü­ca­de­le­sini, be­şeri im­kan­lar da­hi­linde yap­mış, in­san­ları et­ki­le­mek için pey­gam­ber­lik im­ti­ya­zını kul­lan­ma­mış; tam ak­sine ko­nuş­muş, an­lat­mış, din­le­miş, saygı duy­muş, değer ver­miş, yalın ayak, aç susuz yü­rü­müş, koş­muş, mü­ca­dele etmiş, ikna et­meye ça­lış­mış, ezi­yet edil­miş, ha­ka­ret gör­müş, at üs­tünde, deve üs­tünde gün­lerce, ay­larca, yor­gun argın yol tep­miş, be­şerî sı­nır­lar da­hi­linde sa­vaş­lar yap­mış, ya­ra­lan­mış, üzül­müş, ağ­la­mış, öf­ke­len­miş… Yani hiç­bir zaman mu­cize bek­len­tisi ol­ma­dan üze­rine düşen gö­revi ca­nını di­şine ta­ka­rak yap­maya ça­lış­mış ve o muh­te­şem ba­şa­rı­la­rını bu yolla elde etmiş. Do­la­yı­sıyla “Ama O (sav.) bir pey­gam­berdi.” şek­lin­deki so­rum­lu­luk­tan sı­vışma ce­va­bı­mı­zın so­rum­lu­luk­tan kur­tul­ma­mıza hiç­bir fay­dası ol­ma­ya­cağı açık­tır. Böyle bir cevap ve­re­rek ken­di­mizi kur­tar­maya ça­lış­tı­ğı­mızda yü­zü­müze vu­ru­la­cak “Peki onun yap­tık­la­rını yap­tın mı?” so­ru­suna ve­re­bi­le­ce­ği­miz tek ke­li­me­lik bir cevap ol­ma­ya­cak­tır.

Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin (sav.) bu kadar sa­yıda in­sanı et­ki­le­mesi, kar­şı­laş­tığı her bir in­sanla kur­duğu di­ya­lo­ğun en doğru di­ya­log şek­linde ol­duğu ger­çe­ğine gö­tü­rür bizi. Yani O (sav.), her yaş­tan, her sos­yal ko­num­dan ve her po­zis­yon­dan in­sanla en doğru şe­kilde nasıl di­ya­log ve ilişki ku­rul­ması ge­re­ki­yorsa öyle yap­mış­tır. Elde et­tiği gör­kemli sonuç bunu net ola­rak gös­te­ri­yor. Kul­lan­dığı kav­ram­larla, kur­duğu cüm­le­lerle, ser­gi­le­diği jest ve mi­mik­lerle, or­taya koy­duğu tutum ve dav­ra­nış­larla bir ki­şi­sel kim­lik, bir ör­güt­sel kim­lik, bir sos­yal kim­lik inşa etmiş, ilişki kur­duğu in­san­ları kur­duğu bu kim­lik form­la­rını kul­la­na­rak iyiye, doğ­ruya yö­nelt­miş, gay­rete mo­tive etmiş, de­ği­şime ve ge­li­şime sevk et­miş­tir. Onunla (sav.) kar­şı­la­şan­la­rın, yüz binde biri ka­darı hariç, ta­ma­mı­nın ka­yıt­sız şart­sız Ona (sav.) bağ­lan­dı­ğını göz önüne alır­sak Onun (sav.) hiç­bir ifade ve dav­ra­nı­şı­nın ay­rım­cı­lığa ve kış­kır­tı­cı­lığa sebep ol­ma­dı­ğını net ola­rak söy­le­ye­bi­li­riz. O (sav.) hiç­bir sö­züyle ve hiç­bir ey­le­miyle kim­seyi dış­la­ma­mış; tam ak­sine her bul­duğu ve kar­şı­laş­tığı in­sanı sevgi hey­be­sine, me­ved­det ik­li­mine al­mayı ba­şar­mış­tır ve çok kısa bir süre zar­fında et­ra­fında, ken­di­sine ölü­müne bağlı, “Anam babam sana feda olsun ya Ra­sû­lal­lah!” diyen bin­lerce, on bin­lerce insan top­la­mış­tır. O (sav.), ha­yatı bo­yunca tek kuruş para bi­rik­tir­me­miş ama bin­lerce, on bin­lerce insan bi­rik­tir­miş­tir. Bu ola­ğa­nüstü sonuç bize çok açık ola­rak o Yüce Pey­gam­be­rin (sav.), ka­dı­nıyla er­ke­ğiyle, gen­ciyle yaş­lı­sıyla, li­de­riyle te­ba­a­sıyla, zen­gi­niyle fa­ki­riyle, Ara­bıyla Arap ol­ma­ya­nıyla in­san­ları ve top­lum­ları et­ki­le­yen ve de­ğiş­ti­ren her türlü bil­giyi en yük­sek dü­zeyde bil­di­ğini ve uy­gu­la­dı­ğını gös­ter­mek­te­dir.

Biz bu ya­zı­mızda işte bu bilgi ve uy­gu­la­ma­la­rın­dan yal­nızca bi­rine, çok ince bir bilgi ve uy­gu­la­ma­sına dik­kat çek­mek is­ti­yo­ruz.

Hadis ki­tap­la­rına kısa bir göz at­tı­ğı­mızda dik­ka­ti­mize ta­kı­la­cak il­ginç bir cümle ya­pısı ile kar­şı­la­şı­rız: “…….fe leyse minnâ”. Sa­habe ha­yat­la­rını göz­den ge­çi­rir­sek, o Pey­gam­ber­den (sav.) ve Müs­lü­man­lar­dan ay­rı­lan in­san­la­rın sa­yı­sı­nın yok dü­ze­yinde ol­du­ğunu gö­rü­rüz. Yani “Şunu yapan benden/bizden de­ğil­dir.” an­la­mına gelen “…….fe leyse minnâ” sö­züne mu­ha­tap olan bi­ri­le­ri­nin on­lar­dan, o top­lum­dan ay­rıl­dığı gö­rül­me­miş­tir. Bu­ra­dan, bu ifade ka­lı­bı­nın ay­rış­tı­rıcı ve dış­la­yıcı bir kalıp ol­ma­dığı an­la­şı­lır. Bu ifade şek­lini biraz daha de­rin­le­me­sine in­ce­le­meye ve ir­de­le­meye devam eder­sek bu ifa­de­le­rin çok il­ginç bir psi­ko­lo­jik ve sos­yo­lo­jik he­defi ve ka­za­nımı ol­du­ğunu fark ede­riz: Ferdî ve ic­ti­mâî bir kim­lik inşa etme ve inşa edi­len bu kim­lik üze­rin­den in­san­ları et­ki­leme, eğitme ve ge­liş­tirme.

Bi­rey­sel, ör­güt­sel ve sos­yal kim­lik ol­gusu mo­dern bilim ta­ra­fın­dan 1970’li yıl­lar­dan sonra fark edil­miş­tir. Bu ger­çek “Sos­yal Kim­lik Ku­ramı” ile il­gili bi­lim­sel ya­zı­larda ifade edil­mek­te­dir. Ama bin dört yüz küsür yıl önce, Fâ­tiha Su­resi’ndeki “Sa­dece Sana kul­luk ede­riz ve sa­dece Sen­den yar­dım di­le­riz.” gibi ayet­ler ve Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin (sav.) “….. fe­leyse minnî/minnâ” ifa­desi içe­ren ha­dis­leri ma­ri­fe­tiyle muh­te­şem bir “Biz Bi­linci” ve ola­ğa­nüstü bir “Sos­yal Kim­lik” inşa edil­miş­tir. Bu “Biz Bi­linci” ve “Sos­yal Kim­lik” va­sı­ta­sıyla o yüce Rasûl, in­san­ları ve top­lum­ları et­ki­le­miş, eğit­miş, de­ğiş­tir­miş, ge­liş­tir­miş ve in­san­lık ta­ri­hi­nin maddî ve ma­nevî bütün alan­larda in­san­lı­ğın en ba­şa­rılı, en et­kili, en gi­ri­şimci, en de­ğiş­ti­rici, en bi­ti­rici top­lu­munu oluş­tur­muş­tur. Bu ola­ğa­nüstü ak­si­yo­ner ve viz­yo­ner muh­te­şem top­lum Pey­gam­ber (sav.) Efen­di­miz­den sa­dece on beş yıl sonra dö­ne­min en büyük iki dev­le­tin­den biri olan put­pe­rest Sâ­sânî İm­pa­ra­tor­luğu’nu ta­rihe göm­müş, dev­rin süper gücü olan Bi­zans İm­pa­ra­tor­luğu’nun da so­nunu baş­lat­mış­tır. So­nunu baş­lat­mış­tır di­yo­ruz çünkü sö­zünü et­ti­ği­miz bu on beş yıl içinde dö­ne­min süper dev­leti olan Bi­zans İm­pa­ra­tor­lu­ğu­nun Orta Doğu’daki top­rak­la­rı­nın hemen hemen ta­mamı Müs­lü­man mü­ca­hit­ler ta­ra­fın­dan fet­he­dil­miş, sa­dece dört yüz elli sene sonra Efen­di­mi­zin (sav.) gö­nül­den tut­kunu ve adaşı olan Sul­tan Mu­ham­med Al­pars­lan Han, Bi­zans İm­pa­ra­tor­luğu’nun temel coğ­raf­yası ve yurdu olan Diyâr-ı Rûm’u, Ana­dolu’yu fet­het­miş ve sa­dece sekiz yüz elli sene sonra im­pa­ra­tor­lu­ğun baş­kenti ve en ko­ru­naklı son ka­lesi olan İs­tan­bul, Efen­di­mi­zin bir başka mef­tunu ve adaşı Sul­tan Mu­ham­med Fatih Han ta­ra­fın­dan feth olun­muş, yı­kıl­maz de­ni­len bin yıl­lık Bi­zans İm­pa­ra­tor­luğu ta­ri­hin ka­ran­lık say­fa­la­rına gö­mül­müş­tür.

“Biz Bi­linci”nin ve et­kili bir şe­kilde inşa edil­miş bir “Sos­yal Kim­lik”in, in­san­la­rın ve top­lum­la­rın de­ğiş­me­sinde nasıl et­kili ol­duğu 1970’ler­den iti­ba­ren ya­pı­lan bi­lim­sel ça­lışma ve araş­tır­ma­larla da or­taya çı­ka­rıl­maya devam edil­mek­te­dir. Bu bi­lim­sel ça­lış­ma­la­rın so­nuç­la­rını oku­dukça bir in­kı­la­bın ta­ri­hi­nin nasıl ya­pıl­dı­ğını, ak­si­yon yu­mağı bir top­lu­mun nasıl inşa edil­di­ğini, mu­ci­zevî in­kı­lab ve de­ği­şim­le­rin nasıl oluş­tu­rul­du­ğunu da an­la­maya devam edi­yo­ruz. Ra­sû­lul­lah (sav.) ve Onun (sav.) can­dan bağ­lı­ları ba­şa­rı­larla dolu muh­te­şem bir tarih yaz­mış­lar­dır. Sos­yal kim­lik ala­nında ya­pıl­makta olan bu bi­lim­sel ça­lış­ma­lar ise on­la­rın yaptıkları/yazdıkları gör­kemli ta­rihi daha iyi an­la­ma­mıza ve­sile ol­mak­ta­dır.1

Bu bi­lim­sel ça­lış­ma­lar va­sı­ta­sıyla ay­rıca Efen­di­mi­zin (sav.) sün­net-i se­niy­ye­sine it­tiba et­me­nin sa­dece biraz daha sevap ka­zanma aracı ol­ma­dı­ğını, o Yüce Pey­gam­be­rin (sav.) dünya ve ahi­ret mu­vaf­fa­ki­yet­le­rini de Onun (sav.) üm­meti ola­rak ye­ni­den ya­şa­ya­bil­me­nin bi­ri­cik yolu ol­du­ğunu an­lı­yo­ruz.

Bir de hadis ve sün­net düş­man­la­rı­nın bi­le­rek veya bil­me­ye­rek ne­re­lere, hangi di­na­mik­lere, hangi güç kay­nak­la­rı­mıza sal­dır­dık­la­rını da fark etmiş olu­yo­ruz.

Biz senin ve gör­kemli yo­lu­nun mef­tu­nu­yuz, tut­ku­nu­yuz Ya Re­su­lal­lah.

  1. Bu çalışmalara bir örnek: Muhammet Ali Çelebi, Algılanan Örgütsel Kimliğin ve İçsel-Dışsal Güdülenmenin Rol İçi ve Rol Dışı Performansa Etkileri (Doktora tezi), Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019. ↩︎