Dünya Ticaretini Ahiret Mükâfâtına Dönüştürebildik mi?

38. Sayı · 2015/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Allah Zül­ce­lal’e zat-ı ih­di­ye­tine, fer­dâ­ni­ye­tine, se­mâ­dâ­ni­ye­tine layık ola­rak hamd ede­me­ye­ce­ği­mizi iti­raf ede­rek söz­le­ri­mize baş­la­ya­lım. Rab­bim fazlı ve lüt­fuyla biz­leri O’na hak­kıyla hamd eden­ler züm­re­sine dâhil ey­le­sin.

Allah Teâlâ Haz­ret­leri salat ve se­la­mı­mızı rah­mete’l-li­lâ­le­min ola­rak gön­der­diği Ha­bi­bine (s.a.v), aline, as­ha­bına, ta­biin ve tebe-i ta­bi­ine, bil­cümle en­biya-i mür­se­lîne ve on­la­rın âl ve as­habı üze­rine mine’l ezel ile’l ebed dâim kıl­sın.

Allah Teâlâ Haz­ret­leri da­reynde Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efen­di­mi­zin sün­net-i se­niy­ye­sine tâbi olup ebe­di­yette de O’nun kom­şu­lu­ğunda bir araya gel­meyi cüm­le­mize nasip bu­yur­sun.

Allah’ın rah­met ve be­re­keti, ke­la­mını hak­kıyla oku­yup hak­kıyla din­le­ye­rek din­le­dik­le­rini de ya­şa­mak gay­re­tinde olan kar­deş­le­ri­mi­zin üze­rine olsun.

Der­gi­mi­zin bu sa­yı­sında “Ti­ca­ret” ko­nusu ele alın­maya niyet edil­miş.

Allah Teâlâ Haz­ret­leri biz­leri ve oku­yu­cu­la­rı­mızı hi­da­yet-i rab­ba­ni­ye­sine ka­vuş­tu­rup, bir Müs­lü­man ola­rak İslam’ın em­ret­tiği ti­ca­rete uygun bir şe­kilde ya­şama ce­sa­re­tine neden sahip ola­ma­dı­ğı­mız dü­şün­cesi ile dert­len­meyi her bi­ri­mize nasip bu­yur­sun.

Ev­vela; ti­ca­re­tin sa­dece ya­şa­dı­ğı­mız dün­yaya ait bir me­sele ol­ma­dı­ğına bir Müs­lü­man ola­rak inan­ma­lı­yız. Ar­dın­dan “Ya Rab! Bize dün­ya­nın da âhi­re­tin de iyi­lik­le­rini ver.” du­a­sını ha­ya­tı­mı­zın her saf­ha­sında yap­ma­lı­yız. Ve bütün iş­le­ri­mize bu ni­yetle baş­la­malı ve bu niyet üze­rine ya­şa­maya gay­ret et­me­li­yiz.

Kâbe-i Mu­az­za­mayı tavaf eder­ken, Rükn-i Ye­mâme’nin önün­den ge­çer­ken, du­a­nın en mak­bul ol­duğu bu yerde bu duayı yap­tı­ğı­mızı ve Allah Teâlâ’ya “Ya Rab! Bize dün­ya­nın da âhi­re­tin de iyi­lik­le­rini ver.” di­ye­rek ni­yazda bu­lun­du­ğu­muzu ha­tır­la­malı ve bir an olsun unut­ma­ma­lı­yız.

Bil­hassa ti­ca­retle meş­gul olan kar­deş­le­ri­miz, tavaf es­na­sında bu duayı ya­pa­rak va­zi­fe­le­rini ye­rine ge­tir­me­le­rine rağ­men mem­le­ket­le­rinde yal­nızca dünya ma­lını bir araya top­la­mak için ti­ca­ret pe­şine ko­şu­yor­larsa çok ciddi bir şe­kilde otu­rup vah­lan­malı ve neden bu halde ol­duk­la­rını dü­şün­me­li­dir­ler.

Kâbe’de Allah’ın is­te­diği gibi va­zi­fe­le­rini yap­maya gay­ret eden­le­rin, mem­le­ke­tine dö­nünce ken­di­le­rini Allah’a muh­taç his­set­me­yen, ahi­re­tin ti­ca­re­tine ih­ti­yacı ol­ma­dı­ğını zan­ne­den­le­rin âkı­bet­le­ri­nin ne ola­ca­ğını hemen hemen her Müs­lü­man tak­dir ede­bi­lir.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efen­di­miz İslam’ın prog­ra­mını açık­lar­ken sa­habe-i ki­rama:

“Bun­dan sonra hiç­bi­ri­niz Ya­hudi pa­za­rına alış­ve­riş yap­mak için git­me­ye­cek­si­niz. Öy­leyse bir an önce kendi pa­zar­la­rı­nızı kur­ma­lı­sı­nız.” bu­yu­rur. Sahip ol­duk­la­rı­nın ço­ğunu mu­ha­cir­lerle pay­laş­ma­ları se­be­biyle ne ya­pa­cak­la­rını şa­şı­ran sa­habî efen­di­le­ri­mize Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz:

“Her kim mal­la­rını bizim pa­za­rı­mızda ser­ma­ye­sini mu­ha­faza ede­cek şe­kilde düşük kârla satar ve böy­lece in­san­lara yar­dımcı olursa; onlar cep­he­lerde düş­manla göğüs gö­ğüse sa­va­şıp şehid olan­lar mer­te­be­sin­de­dir.” bu­yu­rur.

Bunu duyan sa­habe-i kiram em­re­dil­dik­leri üzere se­fere çı­ka­rak im­kân­ları dâ­hi­linde al­dık­ları mal­ları Me­dine-i Mü­nev­vere’de oluş­tu­ru­lan İslam Pa­za­rında sat­maya baş­lar. Bu gay­re­tin ne­ti­ce­sinde Me­dine’deki Ya­hudi pa­zarı kısa bir müd­det içe­ri­sinde da­ğı­lıp gider ve Ya­hudi top­lu­luğu da ih­ti­yaç­la­rını daha uygun şart­larla temin etmek için İslam Pa­za­rına akın eder.

Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz, bir sa­habî de Fars dam­galı bir kılıç gö­rünce onu alır ve: “Düş­ma­nın si­lahı ile düş­mana karşı sa­va­şa­rak ba­şa­rıya ulaş­mak müm­kün olmaz. Gidin, kendi kı­lı­cı­nızı ve si­lah­la­rı­nızı yap­mayı öğ­re­nin.” bu­yu­rur. Bu nak­let­ti­ği­miz ha­ber­ler ti­cari ha­ya­tın temel esas­ları ola­rak an­la­şıl­ma­lı­dır.

Ha­ya­tı­mız, Kur’an ve sün­nete uygun ola­rak devam ederse Rab­bi­mi­zin nus­reti bi­zimle olur. Çünkü böyle bir ha­yatta daima Allah ve Ra­sûlü’nün be­ra­ber­li­ğini his­se­de­riz. Kur’an ve sün­ne­tin em­ret­tiği gibi değil de bâtıl dün­ya­nın ya­şa­dığı gibi yo­lu­muza devam eder­sek Allah ile değil bâ­tılla bir­likte olup bâtıl gibi ya­şı­yo­ruz de­mek­tir. Bâtıl dün­ya­nın ti­ca­reti ise daima in­san­ları sö­mürme üze­rine bina edil­miş­tir.

Bâ­tılla ya­şa­maya devam et­ti­ği­miz müd­detçe Allah Teâlâ Haz­ret­le­ri­nin de Rasûl-i Ekrem Efen­di­mi­zin de bi­zimle bir­likte ol­ma­ya­ca­ğını idrak ede­cek kadar bir akıl ve şuura sahip de­ğil­sek; insaf edip ev­vela ken­di­mize dön­meli ve Ra­sû­lul­lah’ın “Siz Allah ile olur­sa­nız Allah Teâlâ da si­zinle olur.“ hadis-i şe­ri­fi­nin ma­na­sını te­fek­kür et­me­li­yiz.

Kuru bir iddia ola­rak “Allah bi­zim­le­dir.” sö­zü­nün hiç bir mâ­nâsı ol­ma­dığı gibi bu du­rumda iken Allah’ın nus­re­ti­nin bi­zimle ol­du­ğunu dü­şün­me­nin de bir mâ­nâsı yok­tur. Bu hük­mün insan ha­ya­tı­nın ti­carî, si­yasî ve ic­ti­mâî her sa­ha­sında ve saf­ha­sında de­ğiş­mez bir kaide ol­du­ğunu bil­me­li­yiz. Bunun için de biz­le­rin ev­vela li­sâ­nen alış­kan­lık ka­zan­dı­ğı­mız “Allah bi­zim­le­dir.” sö­zü­nün mânâ ve ma­hi­ye­tini öğ­ren­me­miz ge­re­kir. Eğer sen Allah’ın is­te­diği gibi ya­şar­san Allah’la be­ra­ber olur­sun Allah Teâlâ Haz­ret­leri de se­ninle be­ra­ber olur. Ama Allah’ın is­te­diği gibi ya­şa­maz­san sen Allah Teâlâ ile ola­ma­ya­ca­ğın için ”Allah bi­zim­le­dir.” id­di­ası boş bir söz­den başka bir şey ifade et­me­ye­cek­tir.

Allah’ın, bir­likte ol­ma­dığı bir eşya veya var­lık dü­şü­ne­bi­lir miyiz? Bütün var­lık­lara var­lı­ğını ihsan bu­yu­ran “el-Kay­yum” sı­fa­tıyla te­cellî edip on­la­rın var­lı­ğını devam et­ti­ren Allah Teâlâ Haz­ret­leri değil midir?

İn­sa­nın ya­ra­tıl­mış olan diğer var­lık­lar­dan üstün olu­şu­nun se­bebi in­sa­nın Allah ile ola­bil­me­sin­de­dir. Öy­leyse ha­ya­tı­mı­zın büyük bir kıs­mını meş­gul eden ti­ca­re­ti­mizde de “Allah bi­zimle ama biz Allah be­ra­ber miyiz?” so­ru­sunu te­fek­kür et­me­li­yiz.

Allah’ın is­te­diği gibi bir ti­ca­retle meş­gul müyüz?

Hevâ ve he­ve­si­mi­zin esa­reti al­tında büyük bir hırs ve aşırı bir ta­mahla dün­yayı bir araya top­la­mayı ve her şeye hük­met­meyi dü­şü­nür­ken ve bunun için ne­re­deyse bütün has­sa­si­yet­le­ri­mizi bir ta­rafa terk eder­ken “Allah bi­zim­le­dir.” de­me­miz Allah’a if­ti­ra­dan başka bir şey de­ğil­dir.

Ti­cari hayat de­ni­lince sa­dece malî ti­ca­reti dü­şün­me­ye­lim. Makam ve mev­ki­ler de gü­nü­müzde ti­ca­re­tin içinde yer al­maya baş­la­mış­tır. Bu se­beple sahip ol­du­ğu­muz makam ve mev­ki­ler­deki va­zi­fe­le­ri­mizi ye­rine ge­ti­rir­ken de ilâhî öl­çüye ne denli ri­â­yet et­ti­ği­mizi sü­rekli göz­den ge­çir­me­li­yiz.

Mevlâ-yı Mü­teâl Haz­ret­le­ri­nin hu­zu­runda yap­tı­ğı­mız her iş için he­saba çe­ki­le­ce­ği­mizi unu­ta­rak helal haram olu­şuna dik­kat et­me­den her türlü ka­zanç elde et­meyi bir ma­ri­fet sayıp diğer ta­raf­tan da “Allah bi­zim­le­dir.” sö­züyle in­san­ları al­da­tan­lar Allah Teâlâ Haz­ret­le­rine if­tira et­tik­le­rini unut­ma­sın­lar.

Du­a­la­rı­mızda “Ya Rab! Bize dünya ti­ca­ret­le­ri­nin ha­yır­lı­sını nasib et.” di­yor­sak dünya ha­ya­tın­daki bu ti­ca­re­tin âhi­ret günü amel def­te­ri­mizde mü­kâ­fat ola­rak kay­de­dil­mesi ge­re­kirdi. Ama niyet ek­sik­liği ve gay­ret­ten uzak ka­lı­şı­mız bu gay­ret­le­ri­mizi amel def­ter­le­ri­mize hayır ola­rak yaz­dır­mı­yor.

Dünya ha­ya­tında ça­lı­şa­rak dün­yevî im­kân­lara sahip olma hu­su­sunda ne kadar ba­şa­rılı olur­sak ola­lım Karun’u aşa­ma­yız. Allah Zül­ce­lâl Haz­ret­leri dünya ha­ya­tında is­te­diği her şeyi ona ihsan bu­yur­muş ama o bütün bun­lara kendi gay­re­ti­nin ne­ti­ce­sinde sahip ol­du­ğunu dü­şü­ne­rek; Allah’ın is­te­diği gibi ka­zan­ma­dığı için Allah’ın em­ret­tiği gibi de sarf et­mek­ten ka­çın­mış­tır. Bunun ne­ti­ce­sinde Rab­bi­miz, sahip ol­duğu bütün malı ve mül­küyle bir­likte Karun’u yere ba­tır­dı­ğını kitab-ı ila­hi­sinde biz­lere bil­dir­mek­te­dir:

“Ni­hâ­yet, Karun’u da sa­ra­yını da yere ge­çi­ri­ver­dik; artık Allah’a karşı ona yar­dım ede­cek bir top­lu­luk da ol­madı. Kendi ken­dini kur­ta­ra­bi­le­cek kim­se­ler­den de de­ğildi.”1

Rab­bi­mi­zin biz­lere bil­dir­diği bu haber kar­şı­sında dü­şün­me­miz ge­re­kir. Zira gü­nü­müz dün­ya­sında da buna ben­zer ha­di­se­lere şahit ol­mak­ta­yız. Zel­zele ve ben­zeri afet­ler ve savaş se­bebi ile ma­lıyla mül­küyle övü­nen­le­rin bir anda nasıl yok olup git­tik­le­rine ya da her şey­le­rini nasıl kay­bet­tik­le­rine şahit ol­mak­ta­yız. Bu gibi ha­di­se­lerle Rab­bi­miz, gaf­lete dal­mış kul­la­rını uyar­maya devam edi­yor ama ibret alıp uya­nan­lar ma­a­le­sef yok de­ne­cek kadar azdır.

Müs­lü­man­lar dün­ya­daki ti­ca­re­tin iyi­li­ğine ta­lip­se­ler ser­ma­ye­le­rini ko­ru­ya­rak, zarar et­me­den ama çok fazla kâr elde ede­ce­ğim dü­şün­ce­sine de dal­ma­dan ti­ca­ret yap­ma­lı­lar.

Alıcı olan in­san­la­rı­mız da İslam’a uygun dav­ran­ma­lı­dır­lar. Çok aşırı bir şe­kilde pa­zar­lık ede­rek sa­tı­cıyı, ala­cağı eş­yayı pi­ya­sa­nın al­tın­daki bir de­ğer­den sat­maya mec­bur bı­ra­ka­rak ya­lana teş­vik et­me­mek ge­re­kir. Bu hu­susta Ra­sû­lul­lah (s.a.v) Efen­di­miz:

“Ti­ca­ret er­babı, fâ­sık­la­rın ta ken­di­le­ri­dir.” bu­yu­runca sa­ha­bî­ler:

“Ya Ra­sû­lul­lah biz­lere ti­ca­reti şe­ha­det yolu ola­rak ta­nıt­tı­nız. Şimdi ise tâ­cir­ler fâ­sık­la­rın ta ken­di­si­dir, bu­yu­ru­yor­su­nuz, bu nasıl olur?” der­ler. Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz:

“Mal­la­rını sat­mak için yalan ko­nu­şup ma­li­yet­le­rini yük­sek gös­ter­mek için de yalan yere yemin ede­rek müş­te­ri­le­rini al­da­tan tâ­cir­ler fâ­sık­la­rın ta ken­di­le­ri­dir.” bu­yu­rur.

Böyle bir teh­di­din mu­ha­tabı ol­ma­mak için tâ­cir­le­ri­mi­zin, müş­te­ri­le­rine karşı İslam’ın em­ret­tiği şe­kilde dav­ran­ma­ları müş­te­ri­le­rin de tâ­cir­leri bu şekil dav­ra­nış­lara sü­rük­le­me­mek için alır­ken aşırı pa­zar­lık­tan ka­çın­ma­ları ve söz­le­rine sâdık kal­ma­ları ge­re­kir.

Bil­me­li­si­niz ki İslam top­lu­munda mü­es­se­se­le­rin ya­şa­ması İslam’ın var­lı­ğını devam et­tir­mesi için ge­rekli ol­duğu gibi tâ­cir­le­rin var­lık­la­rını devam et­tir­mesi de İslam top­lu­mu­nun var­lı­ğını devam et­tirme se­bep­le­rin­den­dir.

Müs­lü­man­lar alış­ve­riş­le­rini günün im­kân­la­rıyla en güzel şe­kilde yap­ma­nın gay­re­tinde ol­malı ve mü’min kar­deş­le­riyle alış­ve­riş yap­mayı ter­cih et­me­li­ler­dir.

Ti­ca­ret er­babı da Müs­lü­man kar­deş­le­ri­nin özel­likle ken­di­sini ter­cih et­mesi se­be­biyle iş­le­rini en güzel şe­kilde yap­malı ve mal­la­rını en güzel şe­kilde ha­zır­la­yıp in­san­la­rın içinde şüp­heye yer ver­me­me­li­dir. Bunun için de ti­ca­ret er­babı İslam’ın ti­ca­retle il­gili hü­küm­le­rini en güzel şe­kilde öğ­re­nip ye­rine ge­tir­me­li­dir. Malın en ka­li­te­li­sini en uygun bir be­delle sa­tışa arz ede­rek çev­re­le­rin­deki in­san­lara örnek ol­ma­lı­dır­lar.

Müs­lü­man kar­deş­le­ri­nin ken­di­le­rini ter­cih et­ti­ğini gören ti­ca­ret er­ba­bı­nın on­la­rın sır­tın­dan daha çok ser­vet sa­hibi olmak için ürün ka­li­te­sini dü­şür­mesi veya ürün­le­rini yük­sek kâr­larla sa­tışa sun­ma­ları on­ları bâtıl dü­şünce sa­hip­le­riyle aynı ke­feye koyar. Çükü bu dav­ra­nış Müs­lü­mana ya­kı­şır bir dav­ra­nış de­ğil­dir.

Bu hu­susta Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz şöyle bu­yur­mak­ta­dır:

“Arş-ı a’lânın göl­gesi al­tında ye­rini ilk ala­cak olan­ları size haber ve­re­yim mi? Onlar ken­di­le­rine hak et­tik­leri ve­ril­di­ğinde bunu kabul eden ve on­lar­dan is­te­nil­diği va­kitte bolca veren kim­se­ler­dir. O kim­se­ler biri hak­kında hüküm ve­re­cek­leri zaman ken­di­leri için nasıl hüküm ve­re­cek­lerse o şe­kilde hüküm ve­rir­ler.”

Yani sa­tıcı bir malı sa­ta­cağı zaman nasıl yap­sam da onu zor du­rumda bı­rak­ma­sam diye dü­şü­nür­ken alıcı da onu zor du­rumda bı­rak­ma­sam ya da za­ra­rına sebep ol­ma­sam diye dü­şün­me­li­dir. İşte bu dü­şün­ceye sahip mut­taki Müs­lü­man­lar arş-ı a’lânın göl­gesi al­tında ön­ce­likle ye­rini ala­cak olan­lar­dır.

Ra­sû­lul­lah’ın hadis-i şe­ri­fin­deki ifa­de­lere dik­kat ede­lim. Pey­gam­ber Efen­di­miz;

Çok namaz kı­lan­lar,

Çok oruç tu­tan­lar,

Çok iba­det eden­ler,

Sufî gö­rü­nüp İslam’a uygun kılık kı­ya­fete bü­rü­nen­ler,

Ta­ri­kat ehli ol­du­ğunu iddia edip ken­di­le­rine özel im­ti­yaz­lar ta­nı­yan­lar arş-ı a’lânın göl­gesi al­tında ön­ce­likle ye­rini ala­cak­tır, bu­yur­madı.

Unut­ma­ya­lım ki in­san­ları al­dat­mak için ma­nevî de­ğer­leri is­tis­mar eden­ler, şah­si­yet-i İs­la­mi­yeyi maddî ha­ya­tı­nın, ti­ca­re­tin, mes­le­ği­nin ge­liş­me­sine alet eden­ler ise arş-ı a’lânın göl­gesi al­tına hiç yak­la­şa­ma­ya­cak­lar­dır.

Allah’ın rı­za­sını ka­zan­mak için, Ra­sû­lul­lah’ın şe­fa­a­tine nâil olmak için, ümmet-i Mu­ham­me­din sıh­hat ve se­la­meti için, siz­le­rin de bu hu­sus­ları te­fek­kür et­me­nize ve ken­di­nize acı­ya­rak içinde bu­lun­du­ğu­nuz ha­ta­lar­dan dön­me­nize ve­sile ol­ması için bu sa­tır­ları ya­zı­yo­ruz.

Bil­me­li­si­niz ki in­san­ları maddî ha­ya­tın ti­ca­re­tine alet edip is­tis­mar ede­rek sö­mür­mek âhi­ret âle­minde ka­zanç ye­rine fe­la­kete sü­rük­len­me­nize sebep ola­cak­tır.

Ey in­san­lar! Lüt­fen Allah’ın öl­çü­le­rini terk et­mek­ten vaz­ge­çin. Alır­ken ölçü ve tar­tıya dik­kat et­ti­ği­niz gibi sa­tar­ken de öl­çü­lere dik­kat ede­rek hak­ları ko­ruma va­zi­fe­nize ri­a­yet edi­niz.

Yap­tı­ğı­nız işler “Ya Rab! Bize dün­ya­nın ve âhi­re­tin iyi­lik­le­rini ver.” du­a­sına mu­va­fık olsun ki “Allah bi­zim­le­dir.” sö­zü­nüze sâdık ol­du­ğu­nuzu ispat ede­bi­le­si­niz.

Şimdi ya­şa­dı­ğı­mız ha­yatı çok dik­katli bir şe­kilde göz­den ge­çi­rip te­fek­kür ede­lim. Acaba “Ti­cari ha­ya­tı­mızda Allah ile be­ra­be­rim.” di­ye­bi­le­cek miyiz?

Evet, ön­ce­likle ti­cari ha­ya­tı­mızda Allah ile be­ra­ber olup ol­ma­dı­ğı­mızı iyi dü­şü­ne­lim.

Der­giyi ha­zır­la­yan kar­deş­le­ri­miz biz­leri; Huzur-i Rabbi’l-İz­zette he­saba çe­ki­lince “Ey kulum! Allah be­nimle diye ko­nu­şup dur­dun. Sen be­nimle iken Ben niçin se­ninle de­ğil­dim. Benim is­mimi is­tis­mar ede­rek niçin in­san­ları al­dat­tın?” so­ru­su­nun ce­va­bına ha­zır­lığa davet ve o günün he­sa­bını biz­lere ha­tır­lat­mak için bu ko­nuyu seç­miş­ler.

Allah’ın se­lamı, rah­meti ve be­re­keti “Allah bi­zim­le­dir.” di­ye­rek ti­ca­re­tinde hak ve hu­kûka ri­â­yet edip takva üzere ya­şa­ya­rak Allah ile ol­mayı dü­şü­nen­ler üze­rine olsun.

  1. Kasas, 28/81 ↩︎