Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Hz. Peygamber (sav.) Sevgisinin Sanata Yansıması Hilye-⁠i Şerîfe Levhaları

47. Sayı · 2017/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Anam babam sana feda olsun Yâ Ra­sû­lal­lah.”

Ashab, Efen­di­ler Efen­di­sine bir şey sor­mak is­te­dik­le­rinde söze böyle baş­lardı. Onlar, ken­di­le­rini ışıkla, nurla ta­nış­tı­ran; vah­şi­likte bir­bir­leri ile ya­rış­tık­ları demde, on­lara el­le­rini uza­tıp, birer me­denî insan ol­ma­la­rını sağ­la­yan bu nurun kıy­me­tini iyi bi­li­yor­lardı.

Pey­gam­ber­le­rini bağ­rına basan Müs­lü­man­lar, Onu bir gölge gibi takip etmiş, her söz ve ha­re­ke­tini ken­di­leri için reh­ber edin­miş­ler­dir. Mü­ba­rek ağız­la­rın­dan çıkan her söz altın kıy­me­tinde kabul edi­lip tes­pit edil­miş­tir. Sa­hâbe de­di­ği­miz, Hz. Pey­gam­ber’i (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun) Müs­lü­man ola­rak dünya gö­züyle görüp, soh­bet etme şe­re­fine nâil olan ar­ka­daş­ları yahut sa­dece Onun ar­ka­daş­la­rını görüp soh­bet eden tâ­biîn ve son­ra­dan ge­len­ler mü’min­ler aynı iş­ti­yak ve imanla pey­gam­ber­le­rine sahip çık­mış ve Onu baş tacı et­miş­ler­dir. Ondan gelen her türlü bilgi büyük bir ih­ti­mamla son­raki nesle ak­ta­rıl­mış; müm­kün mer­tebe ya­zıya ge­çi­ril­meye ça­lı­şıl­mış­tır. Hz. Pey­gam­ber’in (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun) su­reti ve sî­reti ile il­gili bil­gi­ler de kayda ge­çi­ril­miş­tir. Bu bil­gi­ler daha son­raki asır­larda Hilye-i Şerîf ya­zı­mına kay­nak­lık et­miş­tir.

Sev­gili Pey­gam­be­ri­miz (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun) in­san­lık için iki yönlü bir reh­ber ol­muş­tur. Bi­rin­cisi, Cenâb-ı Hak’tan al­dığı ilâhi me­sajı in­san­lığa sun­ması; ikin­cisi ise ken­di­le­ri­nin örnek olma vas­fıyla or­taya koy­duğu söz tavır ve dav­ra­nış­la­rı­dır. Biz mü’min in­san­lar için, öm­rü­mü­zün her anında, Efen­di­miz’e (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun) uy­maya ça­lış­tı­ğı­mız hu­sus­lar; yeme içme, oturma kalkma âdâbı vs. bu ikinci cüm­le­den­dir. Bu yö­nüyle mü’min­ler için basit âdet­ler, sa­dece birer ni­yetle ibâ­det hük­münü al­mak­ta­dır. Biz Ona tâbî ol­du­ğu­muz her dav­ra­nı­şı­mızda, Onun şe­fa­a­tini ümid ede­riz. İslâm li­te­ra­tü­ründe, Efen­di­miz’in (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun) in­sanî yön­le­ri­nin an­la­tıl­dığı “Şe­mâil” ilmi ge­liş­miş ve bir­çok kitap telif edil­miş­tir.

İlim adam­ları ya­nında sa­nat­kâr­lar bu güzel in­sanı tas­vir için bütün hü­ner­le­rini bir iba­det aşkı ve şev­kiyle or­taya koy­muş­lar­dır. En güzel şi­ir­ler, na­at­lar Efen­di­ler Efen­disi için ka­leme alın­maya ça­lı­şıl­mış, pey­gam­ber aş­kını ka­leme dök­mek is­te­yen­ler en güzel ya­zı­la­rını Onun için yaz­mış­lar­dır. İslâm sa­nat­la­rı­nın en önde ge­leni olan hat sa­natı, Pey­gam­ber sev­gi­si­nin en çok iş­len­diği sa­nat­tır. Hz. Pey­gam­ber öz­lemi, sev­gisi ve say­gısı tab­lo­lara nakış nakış iş­len­miş­tir. İslâm, put­laş­tı­rı­la­bi­le­cek şa­hıs­la­rın tas­vi­rin­den ka­çın­mış­tır. Bu se­beple yazı sa­natı, olanca gü­zel­liği ile Pey­gam­ber sev­gi­sini ölüm­süz­leş­ti­ren form­ları or­taya koy­muş­tur.

Hat sa­na­tında ge­liş­ti­ri­len önemli form­la­rın ba­şında “Hilye-i Şerîf” gel­mek­te­dir. Hilye, ke­lime an­lamı iti­ba­riyle “süs, zînet, gü­zel­lik­ler man­zû­mesi” an­lam­la­rını ifade eder. Bu ke­lime, an­lam­ları ya­nında ıs­tı­lahta, Hz. Pey­gam­ber’in (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun) ya­ra­tı­lış gü­zel­lik­le­ri­nin an­la­tıl­ması an­la­mına gel­mek­te­dir. Bir başka ifade ile hilye, Efen­di­miz’in (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun) yazı ile an­la­tıl­ma­sı­dır. Pey­gam­ber has­re­ti­nin gi­de­ril­diği bu an­la­tım­lar, Os­manlı’da levha for­muna so­ku­la­rak ve en sa­natlı şe­kil­lerde ya­zı­lıp zî­net­le­ne­rek ev­leri, ko­nak­ları, câ­mi­leri, sa­ray­ları, med­re­se­leri; in­san­la­rın bu­lun­duğu her yeri süs­le­miş­tir. Hilye için, hilye-i şerîf ta­bi­rin­den başka, hilye-i ne­bevî ve hilye-i sa­a­det ta­bir­leri de kul­la­nıl­mış­tır.

Hat sa­na­tında hilye formu ilk defa Os­manlı’da XVII. asırda or­taya çık­mış­tır. 1642-1698 yıl­ları ara­sında ya­şa­mış olan Os­manlı’nın ekol sa­hibi hat­tatı Hâfız Osman Efendi, hilye met­nini levha şek­linde yazan ilk hat­tat­tır. Bugün de yay­gın ola­rak kul­la­nı­lan form­daki hilye lev­hası, h. 1090/1679 ta­ri­hin­den iti­ba­ren gö­rül­meye baş­lan­mış­tır. Son­raki asır­larda, klâ­sik form dı­şında da pek çok hilye lev­ha­ları ya­zıl­mış­tır. Cepte ta­şı­na­cak çapta küçük boy­dan, çok büyük boy­lara kadar her çeşit hilye lev­hası ya­zıl­mış­tır. Me­selâ, yakın za­mana kadar Si­liv­ri­kapı Bâlâ Camii’nde iken, bir yıl kadar önce Va­kıf­lar Hat Sa­nat­ları Mü­zesi’ne kal­dı­rı­lan, hat­tat Hasan Rıza Efendi’nin sülüs nesih hil­yesi, iki met­reye yakın bo­yuyla her­kesi bü­yü­le­mek­te­dir.

Pa­di­şah­lar, Müs­lü­man bir bel­deyi zi­ya­ret­le­rinde, bel­de­nin önemli ca­mi­ine hilye he­diye et­meyi şeref ad­det­miş­ler­dir. Sul­tan V. Meh­med Reşad, Ru­meli zi­ya­re­tine çık­tı­ğında uğ­ra­dığı Edirne’de Se­li­miye Camii’ne, dev­rin önemli hat­tatı Hasan Rıza Efendi’ye (1849-1920) yaz­dı­rı­lan büyük boy bir hilye he­diye et­miş­tir. Bugün de aynı kül­türü ya­şa­mak ve devam et­tir­mek is­te­yen in­san­la­rın, ev­velâ Hz. Pey­gam­ber’i iyi oku­ma­ları ve ta­nı­ma­ları el­zem­dir. Kezâ, ken­di­le­rine Onu ha­tır­la­ta­cak hilye lev­ha­sını ev­le­rine, iş­yer­le­rine, ibâ­det me­kân­la­rına as­ma­ları ge­re­kir.

Hilye lev­hası, form ola­rak Baş­ma­kam, göbek, dört ha­life, âyet ve etek tabir edi­len kı­sım­lar­dan oluş­mak­ta­dır. Baş­ma­kam’a Bes­mele ya­zıl­mış­tır. Göbek kıs­mına, ge­nel­likle Hz. Ali ri­va­yeti hilye metni ya­zıl­mış­tır. Dört ha­life kıs­mına, Efen­di­mi­zin dört yakın ar­ka­daşı, İslâm ha­li­fe­leri Hz. Ebû­be­kir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin isim­leri sı­ra­sıyla yer al­mış­tır. Bu kısma bazen, dört ha­life ye­rine Pey­gam­be­ri­mi­zin isim­le­rin­den yahut aşere-i mü­beş­şere’nin (cen­netle müj­de­le­nen on isim) isim­leri ek­len­miş­tir. Âyet kıs­mına yine ge­nel­likle, En­biyâ Sû­resi 107. âyeti, “Biz seni ancak âlem­lere rah­met ola­rak gön­der­dik.” ya­zıl­mış­tır. Bu âyet­ten başka Kalem Sû­resi 4. âyeti, “Şüp­he­siz sen büyük bir ah­lâka sa­hip­sin.”, bazen de “Sen ol­ma­say­dın, Sen ol­ma­say­dın âlem­leri ya­rat­maz­dım.” me­a­lin­deki hadîs-i kud­sî­sin­den biri ya­zıl­mış­tır. Hilye met­nine Hz. Pey­gam­ber’in bütün isim­le­ri­nin, bazen de esmâ-i hüsnâ’nın ek­len­diği de ol­muş­tur. Etek kıs­mına ise hilye met­ni­nin de­vamı ya­zıl­mış­tır. Hil­yeyi yazan hat­ta­tın ismi ve tarih de bu kı­sımda bu­lun­mak­ta­dır.

Bu ana for­mun dı­şında, çok de­ği­şik ve çe­şitli form­larda hilye ya­zıl­dığı gibi, ki­tap­çık şek­linde hil­ye­ler de ter­tip edil­miş­tir. Bu ri­sale şek­lin­deki hil­ye­lere, Hz. Pey­gam­ber’in yakın ar­ka­daş­ları dört ha­li­fe­nin hil­ye­le­ri­nin de ek­len­diği ol­muş­tur.

Hil­ye­nin ana metni Arapça ola­rak ya­zıl­mış­tır. Çok na­di­ren hilye met­ni­nin sa­dece ter­cü­mesi kul­la­nıl­mış­tır. Os­man­lı­nın son dönem önemli hat­tat­la­rın­dan Bak­kal Ahmed Ârif Efendi’nin böyle bir hil­yesi ba­sıl­mış­tır. Ârif Efendi vebâ du­a­sını da hilye for­munda yaz­mış­tır.

Hz. Ali (ra) ri­va­yeti olan hil­ye­nin ana met­ni­nin ma­nası şöy­le­dir:

Ali bin Ebi Tâlib (Allah yü­zünü ak etsin ve Allah ondan râzı olsun), Haz­reti Pey­gam­ber’i (Allah’ın salât ve se­lâmı Onun üze­rine olsun) vas­fet­ti­ğinde şu ifa­de­lerle an­la­tırdı: O, ne her­ke­sin üs­tün­den ba­ka­cak kadar çok uzun, ne de ba­kış­la­rın al­tında ka­la­cak kadar kı­saydı; ço­ğun­lu­ğun biraz üs­tünde, orta ve ka­ra­rında bir boya sa­hipti. Saç­ları, ne kısa bo­ğumlu ve kı­vır­cık ne de düm­düzdü; ha­fifçe dal­galı ve düz­gündü. Ya­nak­ları, ne dol­gun ve etli, ne de ke­mik­leri açığa çı­ka­cak kadar zayıf ve kuru idi; mü­ba­rek yüz­leri, ha­fifçe de­ğir­miydi. Rengi de, ha­fifçe kır­mı­zıya çalan bir be­yaz­lık­taydı. Göz­leri siyah, kir­pik­leri de sık ve uzundu. İri ya­pılı bir be­deni, sağ­lam ve güçlü ke­mik­leri ve ge­nişçe omuz­ları vardı. Be­de­ninde bu­lu­nan ince ve kısa tüy­ler, göğ­sü­nün or­ta­sın­dan yo­ğun­la­şa­rak kar­nına doğru ini­yordu. El ve ayak­ları, kı­va­mında bir dol­gun­lukta ve kemal nok­ta­sın­daydı. Yü­rür­ken, sanki yo­kuş­tan aşa­ğıya doğru iner­miş­çe­sine önüne doğru me­yilli yü­rürdü. Yü­zünü dön­mek is­te­di­ğinde, sa­dece ba­şını çe­vir­mez, bütün be­de­niyle bir­likte dö­nerdi. İki omuz kü­reği ara­sında, pey­gam­ber­le­rin so­nun­cusu ol­du­ğunu gös­te­ren “nü­büv­vet mührü” vardı. O (Allah’ın salât ve se­lâmı onun üze­rine olsun), in­san­la­rın sî­nesi en geniş olanı, lehçe yö­nüyle en doğru ve düz­gün ko­nu­şanı, ya­ra­tı­lış ve fıt­rat iti­ba­riyle en yu­mu­şak ta­bi­at­lısı ve in­san­lar ara­sında, ile­ti­şimi en mü­kem­mel ve ge­çimi en ku­sur­suz ola­nıydı. Onu uzak­tan gö­ren­ler bir nebze ür­perti duyar ve hey­be­tin­den korku his­sine ka­pı­lır­lardı; ancak, Onu ya­kın­dan ta­nıma şe­re­fine eren­ler ise, Onu her şey­den daha çok sever ve ya­kın­lık du­yar­lardı. Onu an­la­tan­lar, “Ne Onun ön­ce­sinde, ne de Ondan sonra, Onun bir ben­ze­rini gör­me­dim.” der ve hay­ran­lık­la­rını ifade eder­lerdi. Allah’ın salât ve se­lâmı O’nun üze­rine olsun!”

Hil­ye­ler, sülüs-nesih, mu­hak­kak-nesih, sülüs-celî sülüs, celî sülüs-nesih, talik-celî talik, rik’a ve hatta kûfi hat ile ya­zıl­mış ve en güzel şe­kilde tez­yin edil­meye ça­lı­şıl­mış­tır. Her hat­tat, Kur’ân-ı Ke­rîmle bir­likte bir hilye yaz­mayı ken­disi için şeref say­mış­tır. Aynı şe­kilde mü­zeh­hip­ler de, O gü­zel­ler gü­ze­lini an­la­tan levha için bütün hü­ner­le­rini or­taya ko­ya­rak, en güzel be­ze­me­leri yap­mış­lar­dır.

Ge­le­ne­ği­mizde ev­lerde, ko­nak­larda, ca­mi­lerde ve iş­yer­le­rinde hilye bu­lun­dur­maya özen gös­te­ril­miş ve bu­lun­duğu yere be­re­ket ge­tir­diği ve kö­tü­lük­lere karşı mu­ha­faza sağ­la­dı­ğına ina­nıl­mış­tır. Onu oku­yan­la­rın, Hz. Pey­gam­ber Efen­di­miz’in şe­fa­a­tine nâil ola­ca­ğına ve Onu rü­ya­la­rında gö­re­ce­ğine îman edil­miş­tir. Bu bir ba­kıma fiili bir dua kabul edil­miş­tir. Şüp­he­siz bu inanç işi­dir ve Hz. Pey­gam­ber sev­gi­si­nin bu te­za­hü­rü­nün, Yüce ya­ra­tan ta­ra­fın­dan geri çev­ril­me­ye­ceği ümit edi­lir.

Hz. Pey­gam­ber’ine îmânı ve sev­gisi ilik­le­rine kadar iş­le­miş olan bu mil­le­tin, Pey­gam­be­rini her da­kika ha­tır­la­mak için îcat et­tiği hilye lev­hası, bugün de her Müs­lü­ma­nın evinde, mâ­be­dinde ve iş­ye­rinde bu­lun­ma­lı­dır.

  1. Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi. ↩︎