Kabir Hayatı (Berzah)

12. Sayı · 2008/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Ehl-i Sün­net ule­mâ­sın­dan Ömer Ne­sefî kabir ha­ya­tını şöyle özet­le­mek­te­dir:

“Kâ­fir­ler ve âsi olan bazı mü­min­ler için kabir azabı, taat ve iba­det sa­hip­le­ri­nin ka­birde nimet içinde bu­lun­ma­ları, Mün­ker ve Nekir’in sual sor­ması, bütün bun­lar sem’î ve naklî de­lil­lerle sa­bit­tir.

Ka­birde sual soran me­lek­lere Mün­ker ve Nekir de­nil­mek­te­dir. On­lara, me­zar­daki ölüye hiç gör­me­dik­leri şe­kilde gö­rü­ne­cek­leri için bu isim ve­ril­miş­tir. Zira bu ke­li­me­le­rin söz­lük­teki ma­nası bi­lin­me­yen, ta­nın­ma­yan, de­ği­şik kılık kı­ya­fette olan de­mek­tir.

İmam Taf­tâ­zânî, “Şerhu’l-Akâid” adlı ese­rinde kabir ha­yatı ve kabir azabı ile il­gili de­lil­leri şöyle zik­ret­mek­te­dir:

“Bun­lar (hadd-i za­tında im­kân­sız ol­ma­dığı için tevil edi­le­me­ye­cek olan) müm­kün iş­ler­dir. Doğru sözlü olan Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) ta­ra­fın­dan bize haber ve­ril­mek­te­dir­ler. Ay­rıca bu ko­nuda Âyet-i Ke­ri­me­ler mev­cut­tur.

Allah (c.c) şöyle bu­yu­rur:

“Onlar sabah akşam ce­hen­neme tak­dim edi­lir­ler. Kı­ya­me­tin ko­pa­cağı gün de: Fi­ra­vun ai­le­sini aza­bın en şid­det­li­sine sokun (de­ni­le­cek).”1

“Bun­lar gü­nah­ları yü­zün­den suda bo­ğul­du­lar, ar­dın­dan da ateşe so­kul­du­lar ve o zaman Allah’a karşı yar­dım­cı­lar da bu­la­ma­dı­lar.”2

Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) şöyle bu­yur­muş­tur:

“İd­rar­dan sa­kı­nı­nız. Zira kabir aza­bı­nın çoğu on­dan­dır.”

Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) “Allah mü­min­leri dünya ha­ya­tında ve ahi­rette hak bir söz üze­rinde sabit kılar.”3 âyeti kabir azabı ko­nu­sunda nazil oldu bu­yur­muş­tur.

Kabre ko­nu­lan ölüye, “Rab­bin kim­dir? Dinin hangi din­dir? Pey­gam­be­rin kim­dir?” diye so­rul­du­ğunda şu ce­vabı verir: Rab­bim Allah, dinim İslam ve pey­gam­be­rim Mu­ham­med (s.a.v)’dir.

Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) bu­yur­muş­tur ki: “Ölü me­zara ko­nu­lunca, göz­leri mavi olan iki siyah melek gelir. Bi­rine Mün­ker di­ğe­rine Nekir denir…”

Yine Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.a.v) bu­yu­rur ki: “Kabir ya cen­net bah­çe­le­rin­den bir bahçe veya ce­hen­nem çu­kur­la­rın­dan bir çukur olur…”

Kı­saca bu ma­nada ve diğer bir­çok kabir hal­leri ko­nu­sunda ri­va­yet edi­len ha­dis­ler tek tek te­va­tür had­dine ulaş­masa da mânâ iti­ba­riyle mü­te­va­tir­dir.

Râ­fı­zî­ler­den ve Mu­te­zi­le­den ba­zı­ları, “Ölü, ha­yata ve id­rake sahip ol­ma­yan bir can­sız ol­duğu için, ona azap edil­mesi im­kân­sız­dır.” di­ye­rek kabir aza­bını inkâr et­miş­ler­dir.

Buna cevap ola­rak de­nil­miş­tir ki: Allah Teâlâ’nın, ölü­nün bütün par­ça­la­rında veya ba­zı­la­rında azap acı­sını veya ni­me­tin ta­dını idrak ede­cek öl­çüde bir çeşit hayat ya­rat­ması müm­kün­dür. Ka­bir­deki ölü­nün bu nevi bir ha­yata ka­vuş­ması, ru­hu­nun be­de­nine iade edil­me­sini, ha­re­ket et­me­sini ve kı­pır­da­ma­sını veya çek­tiği aza­bın üze­rinde gö­rül­me­sini ge­rek­tir­mez. Hatta suya ba­ta­rak bo­ğu­lan, hay­van­lar ta­ra­fın­dan par­ça­la­na­rak ye­ni­len ve idam seh­pa­sında sal­lan­dı­rı­la­rak ha­vada can veren kim­se­ler de –biz far­kına var­ma­sak bile- azap gö­rür­ler. Allah Teala’nın mül­künde ve me­le­kû­tün­deki aca­yip ve hay­ret ve­rici şey­ler üze­rinde dü­şü­nen­ler, kud­ret ve ce­be­rû­tu­nun garip ve akla dur­gun­luk veren yön­le­rini göz önünde bu­lun­du­ran­lar, bu ve em­sali olan şey­leri -im­kân­sız­lı­ğını iddia etme bir yana- ya­dır­ga­maz ve uzak bir ih­ti­mal ola­rak gör­mez­ler.”

Fıkh-ı Ekber şer­hinde şöyle de­nil­mek­te­dir:

“Mün­ker, Nekir’in suali, yani öle­nin kab­rinde ve­ya­hut bu­lun­duğu yerde, Rab­bin kim­dir? Pey­gam­be­rin kim­dir? Dinin nedir? diye sor­ma­ları hak­tır. Pey­gam­ber (a.s)’ın, kulun ka­birde azap gö­re­ceği hu­su­sun­daki haber ver­mesi ger­çek­tir. Sahih-i Bu­hârî ve Müs­lim’de “Kabir azabı hak­tır” diye varid ol­muş­tur. Pey­gam­ber (a.s) iki kabre uğ­radı ve “Onlar azap gör­mek­te­dir­ler.” diye bu­yurdu. Bu hu­susta Allah Teâlâ’nın şu Âyet-i Ce­lî­lesi nazil ol­muş­tur: “Allah, iman eden­lere dünya ha­ya­tında da, ahi­rette de, O sabit söz­le­rinde, daima sebat ihsan eder. Allah za­lim­leri (kâ­fir­leri) şa­şır­tır. Allah ne di­lerse yapar.”4

Kabir azabı kâ­fir­le­rin is­tis­na­sız tümü için, mü­min­le­rin gü­nah­kâr­ları için hak­tır. Pey­gam­ber Efen­di­miz (s.av) bir Hadis-i Şe­rif­le­rinde şöyle bu­yur­muş­tur:

“Kabir ya cen­net bah­çe­le­rin­den bir bah­çe­dir. Yahut ce­hen­nem çu­kur­la­rın­dan bir çu­kur­dur.”

Bu ha­disi Tir­mizî ve Ta­be­rânî ri­va­yet et­miş­ler­dir. Yine Tir­mizî, Nesâî ve Hâkim’in sahih bir se­netle Haz­ret-i Osman bin Affan (r.a)’dan ri­va­yet et­tik­leri bir Hadis-i Şe­rifte Pey­gam­ber (s.a.v) bu­yu­ru­yor ki:

“Kabir ahi­ret ko­nak­la­rın­dan ilk ko­nak­tır. (İnsan) eğer ka­bir­den kur­tu­lursa, ondan son­rası çok ko­lay­dır.”

Şu hu­su­sun bi­lin­mesi ge­re­kir ki, Ehl-i Hakk it­ti­fak et­miş­ler­dir ki, Allah Teâlâ ölüye ka­birde azap gö­re­ceği ve lez­zet du­ya­cağı kadar bir hayat halk eder.

Ka­bir­deki aza­bın ruh ile mi, yoksa beden ile mi yahut hem ruh ve hem be­denle mi ola­cağı hu­su­sunda bil­gin­ler ih­ti­laf et­ti­ler. Bu üç gö­rüş­ten en doğru olanı üçün­cüsü, yani ruh ve be­denle ola­nı­dır. Ancak ne var ki biz kabir aza­bı­nın ola­ca­ğı­nın doğ­ru­lu­ğuna ina­nır, key­fi­yeti ile meş­gul ol­ma­yız.”

  1. Mümin, 40/46 ↩︎
  2. Nuh, 71/25 ↩︎
  3. İbrahim, 14/27 ↩︎
  4. İbrahim, 14/27 ↩︎