Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

İlahi Ahkâm

19. Sayı · 2010/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Bis­mil­la­hir­rah­ma­nir­ra­him El­hamdü lil­lahi rab­bil-âle­min ves­sa­latü ves­se­lamü ala Re­su­lina Mu­ham­med’in ve alihi ve sah­bihi ec­main.

İslam ve onun yüce ki­tabı olan Kur’an, bize Allah Teâlâ ta­ra­fın­dan hayat ni­zamı ola­rak gön­de­ril­miş, bizim de ona uya­rak ya­şa­ma­mız is­ten­miş­tir. Bunu biz­den is­te­mesi, Allah Teâlâ’nın ulû­hi­yet hak­kı­dır. Bizim de, Kuran’a uya­rak ya­şa­ma­mız kul­luk va­zi­fe­miz­dir. Ne Allah’ın hakkı baş­ka­la­rına dev­re­di­le­bi­lir, ne de biz, bu kul­luk va­zi­fe­sini ondan baş­ka­sına tak­dim ede­bi­li­riz.

Allah Teâlâ’nın çok ismi var­dır. O nun en güzel isim­le­rin­den biri el-Hâlik (Ya­ra­tan), biri el-Mâlik, biri de el-Melik ismi şe­ri­fi­dir.

Hâlik (Ya­ra­tan), var eden, yok­luk­tan var­lığa çı­ka­ran de­mek­tir. Var eden Allah Teâlâ’dır. Var edi­lense, bilip bil­me­di­ği­miz bütün âlem­ler ve biz­le­riz. “Rab­bi­niz Allah, işte budur. O’ndan başka ilah yok­tur. (O), her şeyin ya­ra­tı­cı­sı­dır. O’na kul­luk edin, O her şeye ve­kil­dir.”1

Mâlik ism-i şe­rifi, sahip, malik ma­na­la­rına gelir. “De ki, ey mül­kün sa­hibi Allah’ım, Sen mülkü di­le­di­ğine ve­rir­sin, di­le­di­ğin­den de çekip alır­sın.”2 Sa­hi­bi­yet ba­kı­mın­dan ya­rat­tığı her şey O’na ait­tir.

Cenab-ı Hakk’ın, Melik ism-i şe­rifi ise, kral, sul­tan, hü­küm­dar ma­na­la­rı­na­dır. Kâ­i­natı idare eden, yö­ne­ten de­mek­tir. “Ger­çek yö­ne­tici olan Allah, çok yü­ce­dir. O’ndan başka ilah yok­tur. O, Kerim arşın sa­hi­bi­dir.”3 Hak yö­ne­tici sa­dece Allah Teâlâ’dır.

Ya­ra­tı­cı­lık ve Sa­hi­bi­yet ba­kı­mın­dan bu âlem nasıl Allah Teâlâ’ya ait ise, Hü­küm­ran­lık (Ege­men­lik) ba­kı­mın­dan da bu âlem yine O’na ait­tir. “Hüküm yal­nız Allah’ındır.”4 “…Hüküm ver­mek (koy­mak) yal­nız Allah’a ait­tir. O ger­çeği an­la­tır ve O (da­vayı çözüp) ayırt eden­le­rin en ha­yır­lı­sı­dır.”5 bu­rada “hüküm ancak Allah’a ait­tir” cüm­lesi hasr (sı­nır­lama) edatı olan -illâ- ile ifade edi­le­rek, hük­mün sa­dece Allah Ta­a­la­nın ken­di­sine ait ol­duğu bil­dir­miş­tir. Zaten başka şekli de dü­şü­nü­le­mezdi. Hiç­bir hü­kü­met kendi yö­ne­timi al­tında olan yer­lerde, baş­ka­la­rı­nın ora­larda ege­men­lik hak­kına sahip ol­ma­sını is­te­mez. Durum böyle olunca, Allah Teâlâ’nın kendi mül­künde, baş­ka­la­rı­nın böyle bir hakka sahip ol­mayı is­te­me­leri, böyle bir hakkı iddia et­me­leri ve kul­lan­ma­ları nasıl dü­şü­nü­le­bi­lir.

Bu âle­min ya­ra­tı­cısı, sa­hibi ve yö­ne­ti­cisi olan Allah Teâlâ, koy­duğu tek­vin (var oluş) ka­nun­la­rıyla kâ­i­na­tın, pey­gam­ber­le­rine gön­der­diği teş­rii ka­nun­la­rıyla da in­san­lı­ğın yö­ne­ti­ci­si­dir. Kanun koyma (teşri’) hakkı O’na ait­tir. “İyi bilin ki; ya­ratma ve em­retme (hüküm) ona ait­tir. Âlem­le­rin Rabbi Allah’ın şanı yü­ce­dir.”6 Ancak, kanun ko­yucu ola­rak Allah Teâlâ’nın gön­der­diği ahkâm, ona ve­kâ­le­ten dün­yada insan eliyle yü­rü­tü­lür.

Her dev­le­tin kendi ül­ke­sinde asa­yişi sağ­la­mak, ku­rulu ni­zamı ko­ru­mak için nasıl ka­nun­ları varsa, Allah Teâlâ’nın da öyle ya­sa­ları var­dır. Pey­gam­be­ri­miz (s.a.v) “ Her me­li­kin (dev­le­tin) ti­tiz­likle ko­ru­mak is­te­diği dü­zeni ve ya­sak­ları var­dır. Dik­kat edin (in­san­la­rın böyle pren­sip­leri varsa) Allah’ın ya­sak­ları da var­dır. Onun ya­sak­ları da ha­ram­la­rı­dır.”7

Hak ile batıl, ada­letle zulüm, helal ile haram, ancak O’nun ah­kâ­mıyla ayırt edi­lir. Çünkü helal olan­lar, Allah Teâlâ’nın koy­duğu he­lal­ler­dir. Haram olan­lar da Allah Teâlâ’nın ki­ta­bında koy­duğu ha­ram­lar­dır. Din ise, O’nun meşru kıl­dığı din­dir ki; o da İslam di­ni­dir.

“Siz her­hangi bir şey hu­su­sunda ih­ti­lafa dü­şer­se­niz onun hükmü Allah’a ait­tir.”8 İn­san­la­rın ahkâm hu­su­sunda ih­ti­laf et­tiği bütün hu­sus­larda hüküm baş­ka­la­rına değil, sa­dece Allah Teâlâ’ya ait­tir. “Ey iman eden­ler Allah’a itaat edi­niz. Ra­sû­lüne itaat edi­niz ve siz­den olan emir sahip (yö­ne­tici)le­ri­nize de (itaat edi­niz). Eğer Allah’a ve ahi­ret gü­nüne ina­nı­yor­sa­nız, çe­kiş­ti­ği­niz her­hangi bir şeyde onu Allah’a ve Ra­sû­lüne dön­dü­rü­nüz. Ha­yırlı olan budur. Ve sonuç iti­ba­riyle (bu) daha da gü­zel­dir.”9

Bu­rada an­la­şı­lan odur ki; in­san­la­rın ara­sında mey­dana gelen bütün uyuş­maz­lık­lar, Kur’an’a ve Hz. Pey­gam­be­rin sün­ne­tine göre çö­zü­le­cek­tir. Kur’an ve Sün­nette açık hüküm bu­lun­ma­dığı du­rum­larda ise, ara­la­rında illet ben­zer­liği bu­lu­nan hü­küm­ler er­babı âlim­ler ta­ra­fın­dan, bir­bi­rine kıyas edil­mek su­re­tiyle, iç­ti­hat yo­luyla hal­le­di­le­cek­tir.

“Hayır, öyle değil. Rab­bine yemin olsun ki; onlar ara­la­rın­daki çe­kiş­tik­leri hu­sus­larda seni hakem tayin et­me­dikçe ve senin ver­di­ğin hükme iç­le­rinde sı­kıntı duy­ma­dan tes­lim ol­ma­dıkça iman etmiş ol­maz­lar.”10 Allah Teâlâ’nın hük­müne bağlı ol­ma­yan, onun hük­mü­nün dı­şın­daki bütün hü­küm­ler İslam’a göre ba­tıl­dır. “Kim Allah’ın in­dir­diği hü­küm­lerle hük­met­mezse onlar kâ­fir­le­rin ta ken­di­si­dir. …Kim Al­la­hın in­dir­diği hü­küm­lerle hük­met­mezse onlar za­lim­le­rin ta ken­di­si­dir. …Kim Allah’ın in­dir­diği hü­küm­lerle hük­met­mezse onlar fa­sık­la­rın ta ken­di­si­dir.”11

Allah Teâlâ’nın ah­kâ­mı­nın dı­şın­daki ah­kâmı ko­yan­lar, uy­gu­la­yan­lar ve bu mu­a­me­leyi kabul eden­ler, mec­bu­ri­yet al­tında kal­mış­larsa bun­lar din­den çık­mış ol­maz­lar. Bir kısım âlim­lere göre bu­rada, “adı geçen küfür, her ne kadar asıl kü­für­den daha düşük bir küfür, zulüm asıl zu­lüm­den daha düşük bir zulüm, fısk asıl fa­sık­lık­tan daha düşük bir fısk olup sa­hi­bini din­den çı­kart­mazsa da, bu hü­küm­ler Allah’ın hü­küm­le­rin­den daha ha­yır­lı­dır veya onun gi­bi­dir diye inan­mak ise şirk­tir ve açık kü­für­dür.”12

Hü­kümde Allah Teâlâ’ya şirk koş­mak, iba­dette şirk koş­mak gi­bi­dir. Allah Taala iba­det de ki şirk hu­su­sunda “Kim Rab­bine ka­vuş­mayı umu­yorsa, salih amel iş­le­sin ve Rab­bi­nin iba­de­tine, hiç­bir kim­seyi ortak (şerik) et­me­sin”13. Hü­küm­deki şirk hu­su­sunda ise “O hük­müne hiç kim­seyi ortak etmez.”14 Diğer bir kı­ra­ate göre bu aye­tin ma­nası “Onun hük­müne hiç kim­seyi ortak etme.” şek­lin­de­dir.

Hatem-i Tâi Arap­la­rın ta­ri­hinde cö­mert­liği ile çok meş­hur bi­ri­si­dir. Onun oğlu olan Adiy, ca­hi­li­yet dö­ne­minde, Hı­ris­ti­yan­lığa gir­miş, Ra­sû­lul­lah (s.a.v) Efen­di­mi­zin İslam’a çağ­rı­sını du­yunca Şam’a kaç­mıştı. Bu Adiy’in kız kar­deşi kendi ka­bi­le­sin­den bir takım in­san­larla Ra­sû­lul­lah (s.a.v) Efen­di­mize esir düş­müş, daha sonra Ra­sû­lul­lah (s.a.v)’ın ba­ğış­la­ma­sıyla esa­ret­ten kavmi ile bir­likte kur­tul­muştu. Tay ka­bi­le­si­nin de reisi olan Adiy, bu olay­dan sonra Şam’dan, Me­dine-i Mü­nev­vere’ye ge­le­rek Ra­sû­lul­lah (s.a.v) Efen­di­mizle gö­rü­şür. “Onlar, Allah’ın dı­şında ha­ham­la­rını, pa­paz­la­rını ve Mer­yem oğlu Mesih’i Rab edin­di­ler.”15 aye­tini oku­ya­rak, Hı­ris­ti­yan­la­rın Mer­yem oğlu İsa’ya, ha­ham­lara ve pa­paz­lara iba­det et­me­dik­le­rini söy­ler. Ra­sû­lul­lah (s.a.v) “Bi­la­kis, ha­ham­lar ve pa­paz­lar on­lara, helâl olan şey­lere haram, haram olan­lara da helal de­di­ler. Onlar da bunu kabul edip on­lara tabi ol­du­lar, işte bu on­lara iba­det etmek de­mek­tir.”16 diye bu­yur­du­lar. On­la­rın yan­lış olan ah­kâmı, doğru ve hak diye ka­bul­len­me­leri, Allah Teâlâ’dan baş­ka­sına iba­det diye bil­di­ril­miş ve şirk sa­yıl­mış­tır.

“Ebu­be­kir (r.a) za­ma­nında Arap­lar­dan bir kısmı din­den dön­müş, ka­bi­le­ler­den bir kısmı da, namaz kı­la­rız, oruç tu­ta­rız, ama zekât ver­me­yiz, de­miş­lerdi. Ta­bi­a­tıyla, vah­da­ni­yeti ve nü­büv­veti de kabul et­me­le­rine rağ­men, Ebu­be­kir Efen­di­miz, on­lara karşı kılıç kul­lan­maya karar ver­mişti. Bu durum bir kısım as­haba zor ge­li­yordu. Hatta Hz. Ömer, La­i­lahe il­lal­lah Mu­ham­medü’r-Ra­sû­lul­lah di­yen­lere nasıl kılıç çe­ke­riz?, diye iti­raz edi­yordu. Ebu­be­kir Efen­di­miz, “Val­lahi, Ra­sû­lul­lah’ın amel­le­rin­den başka ha­re­ket tarzı ta­nı­mam.”17 di­ye­rek, İslam’ın ik­ti­sadi ha­ya­tın­dan çe­kil­me­le­rine ve İslam di­ni­nin bü­tün­lü­ğünü bölüp par­ça­la­ma­la­rına fır­sat ver­me­miş­tir.

Ne­tice ola­rak şunun kesin ola­rak kabul edil­mesi la­zım­dır ki; İslam ilahi bir ni­zam­dır. Allah ya­pı­sı­dır, kul ya­pısı de­ğil­dir. Bö­lü­nüp par­ça­la­na­maz. Ya top­ye­kûn kabul edi­lir. Ya da red­de­di­lir. İn­sa­nın ba­şını vü­cu­dun­dan ayı­ra­rak ya­şat­mayı dü­şün­mek nasıl büyük bir ci­na­yetse, İslam di­ni­nin, iba­de­tini, ah­kâ­mını, ik­ti­sa­dını, ah­la­kını bir­bi­rin­den ayı­ra­rak kabul etmek, daha da büyük bir ci­na­yet­tir. “Yoksa siz ki­ta­bın bir kıs­mına ina­nıp, bir kıs­mını inkâr mı edi­yor­su­nuz. Siz­den bunu ya­pan­la­rın ce­zası, dünya ha­ya­tında rezil ol­mak­tır. Kı­ya­met gü­nünde de onlar aza­bın en şid­det­li­sine iti­lir­ler. Allah yap­tık­la­rı­nız­dan gafil de­ğil­dir.”18

Ve âhiru da’vana eni’l hamdü lil­lahi rabbi’l âle­min.

  1. . Enam, 6/102. ↩︎
  2. . Ali İmran, 3/26 ↩︎
  3. . Mü’minun, 23/116. ↩︎
  4. . Yusuf, 12/67 ↩︎
  5. . Enam, 6/57 ↩︎
  6. . Araf, 7/54 ↩︎
  7. . Müslim, I/50. ↩︎
  8. . Şura, 42/10. ↩︎
  9. . Nisa, 4/65. ↩︎
  10. . Nisa, 4/65. ↩︎
  11. . Enam, 6/44-45-47. ↩︎
  12. . İbni Kesir.C.2,S,61-64. Şenkiti, Aynı ayet. ↩︎
  13. . Kehf, 18/110. ↩︎
  14. . Kehf, 18/26. ↩︎
  15. . Tevbe, 9/31. ↩︎
  16. . İbni Kesir, c.2, s.348 ↩︎
  17. . Ahmed Hilmi, İslam tarihi; s. 225. ↩︎
  18. . Bakara, 2/85. ↩︎