Niyette Çok İş Var

23. Sayı · 2011/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Metre ile değil niyet ile

Gö­zü­müzde büyük gö­rü­len nice işler Allah’ın na­za­rında bir hiç, yine gö­zü­müzde de­ğer­siz gör­dü­ğü­müz pek çok iş de Allah’ın na­za­rında kar­şı­lığı cen­net ola­cak kadar de­ğer­li­dir. Allah amel­le­ri­mizi gramla, san­timle ölç­mü­yor. Bü­yük­lük-kü­çük­lük, en-boy, ağır­lık-ha­fif­lik, renkli- renk­siz, gös­te­rişli-gös­te­riş­siz, az-çok yok! Niyet var, ihlâs var. Sev­gili Pey­gam­ber’imiz aley­his­se­lam asır­lar ön­ce­sin­den Allah’ın, kul­la­rı­nın amel­le­rini nasıl de­ğer­len­dir­di­ğine ait kesin ku­ralı koy­muş ve şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ya­pı­lan işler ni­yet­lere göre de­ğer­le­nir. Her­kese yap­tığı işin kar­şı­lığı ni­ye­tine göre ve­ri­lir.” (Bu­hari, Müs­lim)

Ne çe­ki­len me­şak­kat, ne har­ca­nan para, ya­pı­lan işe değer katar. Değer katan ve o işi, işe yarar hâle ge­ti­ren ni­yet­ler­dir. Namaz kı­lar­ken neye niyet et­ti­ği­miz­den, sa­daka ve­rir­kenki ni­ye­ti­mize kadar her yerde ni­yet­le­ri­miz ka­da­rız. Bizim gibi kul­la­rın ‘iyi-güzel’ tak­dir­lerde bu­lun­ması, be­ğen­me­leri bu nihaî ger­çeği de­ğiş­tir­mi­yor. Se­vabı Allah’tan bek­le­nen bir işin tak­diri de O’nun öl­çü­le­rine göre ol­ma­lı­dır.

Allah rı­zası için veya halk de­yi­miyle sevap için ya­pı­lan bir işte iki ana ilke göz önünde bu­lun­du­rul­ma­lı­dır:

O işin Allah’ın di­nine uygun olup ol­ma­dığı,

O işi ya­pa­nın ni­yeti ve ni­yette ih­lâsı.

Kur’an ve ha­disi şe­rif­ler in­ce­len­di­ğinde şu büyük ger­çekle kar­şı­la­şı­yo­ruz: Niyet ber­rak ol­ma­dıkça şe­ha­det bile adı­nın içini dol­du­ra­ma­mak­ta­dır. Bizim beşer ola­rak ‘şehit’ pa­yesi biç­ti­ği­miz biri Allah’ın na­za­rında sa­dece ‘ölü’ ola­rak gö­rül­mekte ve öyle kay­de­dil­miş ola­bil­mek­te­dir. Bunun için İmam Şafii ve onun gibi ni­ce­leri, “Ya­pı­lan işler ni­yet­lere göre de­ğer­le­nir. Her­kese yap­tığı işin kar­şı­lığı ni­ye­tine göre ve­ri­lir.” ha­di­sini dinin dörtte bi­ri­dir, şek­linde yo­rum­la­mış­lar­dır. Bunun an­lamı şudur: Din bağ­lan­tılı her ne ya­par­sa­nız yapın ¼ ih­ti­malle bu ha­di­sin mu­ha­ta­bı­sı­nız. Müs­lü­man­lı­ğı­nız, ha­ya­tı­nı­zın Müs­lü­manca ol­ması veya ol­ma­ması ile il­gili karar bu ku­rala göre ve­ri­le­cek­tir. Ki­şi­ler dol­dur­duk­ları kol­tuk­lara, ko­nuş­tuk­ları söz­lere göre in­san­lar ta­ra­fın­dan de­ğer­len­di­ri­le­bi­lir­ler. Büyük işler yap­mış ola­bi­lir­ler. Ama ebedî âlemde iş­le­rin kar­şı­lığı ve­ri­lir­ken her­kese yap­tığı işin kar­şı­lığı ni­ye­tine göre ve­ri­lir.

İba­det­ler­den mü­bah­lara kadar her işte bir niyet ve ihlas mü­ca­de­lesi yap­mak du­ru­mun­da­yız. Bizi yol­dan çı­kar­mak için uğ­ra­şan şey­ta­nın yap­tır­ma­mak için uğ­raş­tığı iş­lerde, yap­tır­ma­mayı be­ce­re­mezse, ni­yeti ve ih­lası pü­rüzlü ola­rak yap­tır­maya kal­kı­şa­ca­ğını asla unut­ma­mak du­ru­mun­da­yız. O iyi bilir ki bir ameli hiç yap­ma­makla ni­yet­ten ve ih­las­tan yok­sun ola­rak yap­mak ara­sında çok fark yok­tur. Biz, Allah’ın emir­le­rini ye­rine ge­tir­me­nin ya­nında bir de niyet ve ihlâs mü­ca­de­lesi ya­pı­yo­ruz.

Amel ve Niyet / Beden ve Ruh

İslam âlim­le­rin­den İbni Hazm, amel­leri be­dene, ni­yeti de ruha ben­zet­mek­te­dir. Nasıl in­sa­nın ruhu be­den­den çı­kınca ceset ayakta du­ra­ma­yan ve ür­kü­ten bir yığın hâ­line ge­li­yorsa, ni­yet­ten yok­sun amel­ler de bir yığın şek­linde kal­mak­ta­dır. Ger­çekte de bir işi yap­makla mü­kel­lef olan be­den­le­ri­miz değil, ne­fis­le­ri­miz­dir. Beden sa­dece uy­gu­lama ara­cı­dır.

Ban­yoda vü­cu­dunu yı­ka­yan bir Müs­lü­ma­nın se­rin­len­mek için mi gus­let­mek için mi yı­kan­dı­ğını ancak ban­yoya gi­rer­kenki ni­yeti be­lir­ler. So­nucu da be­lir­le­yen o ni­yet­tir. İkinci bir şahsa ya­pı­lan bir öde­me­nin zekât mı ol­duğu, yoksa ze­kâ­tın dı­şında ve­ri­le­bi­len he­di­ye­den rüş­vete, borç öde­meye kadar bir sürü çeşit ara­sın­daki ay­rımı niyet sağ­la­mak­ta­dır. Mes­cide giren bir Müs­lü­ma­nın gi­rişi, se­rin­len­mek için de ola­bi­lir iti­kâf mak­sadı ile de ola­bi­lir. Namaz vak­tini bek­le­mek, Kur’an oku­mak, zikir yap­mak, bir ar­ka­da­şını bek­le­mek için de ola­bi­lir. So­nucu be­lir­le­ye­cek olan ni­yet­tir. Kı­lı­nan bir na­ma­zın farz mı, sün­net mi ol­duğu, hangi farz ol­duğu da ni­yetle be­lir­le­nir.

Niyet bir ey­lemi helal ve ha­ram­lık ara­sında da ge­ti­rip gö­tü­re­bi­lir. Bo­ğaz­la­nan bir hay­van Allah için ve O’nun adı ile bo­ğaz­la­nırsa eti helal olur. Allah’ın adı dı­şında biri için bo­ğaz­lansa haram olur.

Gün or­tası ye­mek­ten uzak duran bir Müs­lü­ma­nın aç ka­lışı, ni­yete göre iba­det veya boş bir iş du­ru­muna dü­şe­bi­lir.

Niyet büyük bir kazanç vesilesidir

Bir ni­yetle cen­net­lik veya ce­hen­nem­lik olmak müm­kün­dür. Mü’min ol­du­ğunu ispat için Ke­lime-i şe­ha­det söy­le­yen cen­nete, iç âle­mini giz­le­mek için söy­le­yen de mü­na­fık­lık et­tiği için ce­hen­neme girer. Söy­le­nen aynı söz­dür. Ancak söy­le­me­deki niyet farkı bi­rini cen­nete, di­ğe­rini ce­hen­neme gö­tür­müş­tür.

Ev­li­lik de bir ni­yetle farklı hâle ge­le­bi­lir. Allah için nesil ye­tiş­tir­mek ve ha­ram­lar­dan ka­çın­mak için ev­le­nen bi­ri­nin ev­li­liği sevap kay­na­ğına dö­nü­şür­ken, sa­dece ev­len­meyi dü­şü­nen bi­risi bu im­kânı ka­çır­mış olur.

Sabah na­ma­zını idrak etmek ni­yeti ile ya­ta­nın uy­kusu iba­dete dö­nü­şe­bi­lir. Allah rı­za­sını gö­ze­te­rek ha­nı­mı­nın ağ­zına bir lokma ko­yana bile sevap vaat edil­miş­tir.

Gerçek bir niyet

Niyet Müs­lü­man’la il­gi­li­dir. Kâ­fi­rin ne ni­yeti ne de ameli mu­te­ber­dir.

Mü­mey­yiz ol­ma­lı­dır. Küçük çocuk ol­ma­ma­lı­dır.

Niyet et­tiği şeyle il­gili bil­gisi ol­ma­lı­dır. Ka­palı kutu tar­zında niyet olmaz.

Ni­ye­tin sa­hibi, niyet et­tiği şeyin ter­sini yap­ma­ma­lı­dır. Ca­miye git­meye niyet edip çar­şıya çık­mak gibi bir ters­lik yap­ma­ma­lı­dır.

Niyet ya­pa­bi­le­ceği şeyde ol­ma­lı­dır.

Bu öl­çü­leri ta­şı­yan bir ni­yetle ya­pı­lan amel, Sün­net’e uygun bir amel ise veya mü­bah­lar­dan bir mübah ise sa­hibi için ecir kay­nağı olur.

Niyet ha­ramı de­ğiş­tir­mez!

Ni­ye­tin te­miz­liği ha­ramı he­lal­leş­tir­mez. Faiz, gasp iyi ni­yetle helal olmaz. Haram men­şeli bir malın ca­miye har­can­ması veya sa­daka türü bir yerde sarf edil­mesi, haram ol­ma­sını de­ğiş­tir­me­diği gibi sa­hi­bi­nin ve­ba­lini de azalt­maz. Alış­ve­riş gö­rün­tüsü ve­ril­miş bir faiz iş­lemi fa­iz­dir. İyi ni­yetle ve iyi kı­lıf­lan­dırma ile ve­bal­den kur­tul­mak müm­kün de­ğil­dir. İbni Mesud’un ri­va­yet et­tiği bir ha­diste Pey­gam­ber aley­his­se­lam şöyle bu­yur­muş­tur:

“Allah kötü ile kö­tüyü te­miz­le­mez. Ama iyi ile kö­tüyü te­miz­ler. Pis­lik pis­liği gi­der­mez.”

Niyette hataya örnek

İmam Ga­zali diyor ki:

“Bu ihlas ve niyet sı­kın­tısı en çok âlim­leri et­ki­ler. Pek çok kim­se­nin ilmî fa­a­li­yet­le­ri­nin ne­deni, be­ğe­nilme, övülme duy­gu­sunu tat­min et­mek­tir. Şey­tan on­lara bunu yut­tu­rur. On­lara sizin ga­ye­niz Allah’ın di­nini yay­mak, Re­sû­lul­lah sal­lal­lahu aleyhi ve sel­le­min da­va­sını güt­mek­tir, der. Ba­kar­sın, vaiz in­san­lara vaaz et­ti­ğini, yö­ne­ti­ci­lere ko­nuş­tu­ğunu, Allah’ın bil­me­sini ister. İn­san­la­rın onu din­le­me­le­rine, ona yö­nel­me­le­rine se­vi­nir. İd­di­ası, dinin ge­liş­me­sine se­vin­mek olur.

Onun em­sal­le­rin­den bi­risi çıkıp ondan güzel ko­nuşsa ve in­san­lar di­ğe­rine yö­nel­se­ler bu ho­şuna git­mez, ke­der­le­nir. Eğer asıl mak­sadı dinin ge­liş­mesi ol­saydı buna se­vi­ni­yor olurdu. Ne güzel onun işini bir baş­kası daha yap­mıştı! Fakat şey­tan bu du­rumu bile de­ğer­len­di­rir ve ona der ki: Senin der­din in­san­la­rın sen­den uzak­laş­ması değil, se­va­bı­nın azal­ma­sı­dır. Senin sö­zünle amel et­se­ler sen sevap ka­za­na­cak­tın. Senin der­din se­va­bı­nın azal­ma­sı­dır. Za­vallı bil­mez ki Hakk’a tes­lim olup boyun eğ­mesi onun için daha büyük bir sevap kay­na­ğı­dır. Böy­le­si­nin ahi­rette tek kal­ma­sın­dan kor­ka­rım.”

Niyetin yeri kalptir

Dil ile söy­le­me­nin bağ­la­yı­cı­lığı ol­ma­dığı gibi, kalpte otur­ma­mış bir ar­zu­nun da niyet de­ğeri yok­tur.

Kal­bin açı­la­bi­le­ceği alan, be­de­nin bü­tünü ile açı­la­bi­le­ceği alan­dan çok daha büyük ol­duğu için mü’minin kalbi ile niyet et­tiği işler, be­deni ile yap­tığı ame­lin­den daha de­ğerli gö­rül­müş­tür. Be­de­nin önünde bir engel, ya­pı­lan ameli bi­ti­re­bi­lir. Ancak kal­bin önünde bir engel yok­tur. Kalp niyet eder. Ni­ye­tinde de sa­mimi olursa ya­pa­ma­dığı pek çok şeyi yap­mış gibi ka­zanç ha­ne­sine yaz­dı­ra­bi­lir.

Bunun için mü’min­ler büyük ni­yet­le­rin sa­hibi, büyük dü­şün­ce­le­rin ko­va­la­yı­cısı ol­ma­lı­dır­lar.

Niyet de bozulur

Ni­yeti ar­zu­lar ve zevk­ler bo­za­bi­lir. Bu bo­zulma ta­ma­men fasit bir ni­yete dö­nü­şe­cek de­re­cede olursa ni­ye­tin hiç­bir iba­det de­ğeri kal­maz.

Riya ise ni­ye­tin en büyük düş­ma­nı­dır. Allah için ya­pı­lan bir işte kul­la­rın ne di­ye­ce­ği­nin iti­bara alın­ması ri­ya­dır. Ni­yete riya bu­laş­tı­ğında, bu­laş­tığı kadar iba­deti eri­tir.

Ni­ye­tin bir başka so­runu da fıkıh bil­gisi ek­sik­li­ği­dir. Neyin ne zaman ge­rek­ti­ğini bil­me­mek yan­lış ni­yet­lere sevk ede­bi­lir.

Niyet Notları

Yüzde yüz in­sani ya­pı­dan arın­dı­rıl­mış bir niyet her zaman müm­kün ol­ma­ya­bi­lir. Hatta ge­nel­likle zor­dur da. İnsan olu­şu­mu­zun et­kisi ve ya­şa­mak için bu­lun­dur­mak zo­runda ol­du­ğu­muz ih­ti­yaç­la­rı­mız her­hangi bir ni­ye­ti­mizi et­ki­le­ye­bi­lir. Bu et­ki­den her zaman ta­ma­men te­cer­rüt id­di­ası mü­ba­la­ğa­dır. Gel-git­ler, iniş-çı­kış­lar ka­çı­nıl­maz­dır. As­habı- kiram bile, Pey­gam­ber aley­his­se­la­mın ya­nında bu­lun­duk­ları za­manki se­viye ve he­ye­can­la­rını ko­ru­ya­ma­mış­lar ve bunu Pey­gam­ber aley­his­se­lama ilet­miş­ler­dir. O da on­ları ayıp­la­ma­mış, bi­la­kis bunun böyle sü­re­ce­ğini bil­dir­miş­tir.

Bir Müs­lü­ma­nın sıcak bir yaz gü­nünde ab­dest alır­ken, su ile se­rin­lenme haz­zını için­den söküp at­ması her zaman bek­le­ne­mez. Bir mes­lek er­ba­bı­nın hem ka­za­nıp hem de in­fakta bu­lun­ma­sın­dan ka­zanma ve te­şek­kür bek­leme haz­zı­nın ta­ma­men sö­kü­lüp atıl­ma­sını bek­le­mek de ol­dukça zor­dur. El­bette bu se­vi­yede ol­ması arzu edi­len­dir.

Aynı şe­kilde henüz ya­şar­ken, dün­yada da yap­tı­ğı­mız iş­le­rin so­nuç­la­rını görme ar­zu­sunu silip ata­ma­yız. Ye­tiş­tir­diği ço­cu­ğun ec­rini Allah’tan bek­le­me­nin ya­nında dünya ha­ya­tında da bir şey­ler bek­le­mek aşı­rı­lık de­ğil­dir. Allah için ya­pıl­mış bir işten be­şerî bir haz duy­mak yasak de­ğil­dir. Teh­li­keli olan oran­la­rın bo­zul­ma­sı­dır. Allah için olan bir işte bir mik­tar be­şerî haz his­se­dil­me­siyle, bir mik­tar Allah rı­zası kalıp ge­ri­si­nin be­şerî hazza dö­nüş­mesi ara­sında büyük bir fark var­dır.

İşin özeti şudur:

Bütün iniş­lere çı­kış­lara rağ­men, ni­yet­le­ri­mizi ri­yaya ve zevk­lere ye­dir­me­meye gay­ret ede­ce­ğiz. Bu bir mü­ca­dele tü­rü­dür. Ve bu mü­ca­dele biz­den is­ten­mek­te­dir. Yüzde yüz ih­lasa ula­şa­ma­dık diye el­de­kini yok sa­ya­ma­yız.