Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Niçin Anlaş-A-Mıyoruz?

58. Sayı · 2019/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Bu ya­zıda temel prob­lem­le­ri­miz­den biri olan, top­lu­mun ya­pı­taşı ai­le­den en ka­la­ba­lık kit­le­lere kadar geniş bir yel­pa­zede karşı kar­şıya ol­du­ğu­muz “an­la­şa­ma­mak, uz­la­şa­ma­mak, bir araya ge­le­me­mek” so­runu üze­rinde du­ra­cak, bu yay­gın prob­le­mi­mi­zin kö­ken­le­rine in­meye, çö­zü­müne dair bir şey­ler söy­le­meye ça­lı­şa­ca­ğız.

İslam, diğer in­san­larla mü­na­se­beti ba­kı­mın­dan bir Müs­lü­man­dan, -en genel şek­liyle- ai­le­sinde ve ya­şa­dığı top­lum içe­ri­sinde du­yarlı ve so­rum­lu­luk sa­hibi, ya­rarlı işler yapan, in­san­la­rın hak ve hu­ku­kuna dik­kat eden bir fert ol­ma­sını ister. İslam’ın he­def­le­diği Müs­lü­man ka­rak­teri ana hat­la­rıyla böy­ley­ken özelde Müs­lü­man­lar, ge­nelde in­san­lar niçin bir­bir­le­riyle an­la­şa­mı­yor­lar?

An­laş­mak zor, uzak­laş­mak kolay!

İn­sa­nın diğer in­san­larla belki on­larca, yüz­lerce ortak nok­tası ol­ma­sına rağ­men bazen an­la­şa­bil­mesi zor, on­lar­dan uzak­laş­ması kolay ola­bi­li­yor. Bunun se­bebi, büyük öl­çüde şi­şi­ri­len ego ve ki­şi­nin ken­di­sini baş­ka­sın­dan müs­tağni gör­me­si­dir. Baş­ka­sına muh­taç ol­ma­dı­ğını veya ol­ma­ya­ca­ğını veh­me­den, her şeyi maddî öl­çü­lerle hal­le­de­bi­le­ce­ğini dü­şü­nen bi­ri­nin, baş­ka­la­rıyla sağ­lıklı ile­ti­şim ku­ra­bil­mesi kolay ol­mu­yor.

Me­sele el­bette bu­nunla sı­nırlı değil. Fer­din yaşam tarzı, ye­tişme şekli, ka­rak­teri ve genel psi­ko­lo­jik hali be­şerî iliş­ki­le­rinde et­kili olu­yor. Ki­şi­nin geç­mişte ya­şa­dık­ları ge­le­ce­ğini inşa edi­yor. Ha­ya­tı­nın belli bir zaman di­li­minde kar­şı­laş­tık­ları, son­raki dav­ra­nış­la­rını şe­kil­len­di­ri­yor.

Bu tür de­tay­la­rın far­kında ola­rak in­san­lara yak­laş­mak ve olum­suz bir yar­gıya var­ma­dan önce in­san­ları an­la­maya ça­lış­mak, ka­li­teli bir­lik­te­lik­ler için sonuç ve­rici ola­bi­lir, son­ra­sında çık­ması muh­te­mel prob­lem­leri en aza in­di­re­bi­lir.

Üs­lû­bun et­kisi!

Üslûp, anlaş-a-ma­ma­nın temel se­bep­le­rin­den biri. Üs­lûp­suz söy­le­nen söz, ha­ki­kat bile olsa çoğu zaman tesir et­me­mekte, kü­çü­cük prob­lem­leri bü­yüt­mekte ve ka­lıcı ha­sar­lar ve­re­bil­mek­te­dir Söy­le­di­ği­miz söz­le­rin fay­dalı bir içe­riği bu­lunsa bile ke­lime se­çim­le­ri­miz, tah­min edi­le­me­yen bir­çok sı­kın­tı­nın doğ­ma­sına neden ola­bil­mek­te­dir. Bir sözün söy­le­nir­ken doğru, fay­dalı ve za­man­la­ma­sı­nın uygun olup-ol­ma­ması bir ta­rafa, ne­za­ket çer­çe­ve­sinde bu­lun­ma­ması da so­nuca tesir et­mek­te­dir.

Allah Teâlâ, Hz. Musa’yı (a.s.), Fi­ra­vun’u uyar­ması için elçi ola­rak gön­de­rir­ken, üs­lû­buna dik­kat et­me­sini is­te­miş, Ona “kavl-i ley­yin” (yu­mu­şak söz) ile hitap et­me­sini em­ret­miş­tir. Bir Pey­gam­be­rin, Fi­ra­vun gibi bir za­lime karşı bile hitap şekli böyle olunca, be­ra­ber ya­şa­dı­ğı­mız, aynı Allah’a iman et­ti­ği­miz ve hatta kan ba­ğı­mız olan in­san­larla ko­nu­şur­ken, üs­lû­bu­muza dik­kat et­me­yi­şi­miz ne kadar doğ­ru­dur?! Bir şey­leri doğru yap­tı­ğı­mızı dü­şün­dü­ğü­müz halde, bi­rey­sel veya kit­le­sel bir kısım iliş­ki­le­ri­mi­zin yo­lunda git­me­me­si­nin önemli bir se­bebi, üs­lû­bu­muzu ye­te­rince gü­zel­leş­tir-e-memek ola­bi­lir.

Be­şerî iliş­ki­ler ile Ahi­ret he­sabı ara­sında ye­te­rince ilgi kur­ma­mak!

Gün­lük ha­ya­tın ko­şuş­tur­ma­cası içe­ri­sinde diğer in­san­larla ilişki şek­li­miz ile söz ve fi­il­le­ri­mi­zin ahi­ret­teki so­nucu ara­sında ye­te­rince ilgi kur­ma­yı­şı­mız bir­çok prob­lemi be­ra­be­rinde ge­ti­ri­yor. Her bir fiil ve sö­zü­müz ile bun­la­rın ahi­ret­teki kar­şı­lığı ara­sın­daki ir­ti­batı dü­şünme oranı, as­lında dav­ra­nış­la­rı­mızı şe­kil­len­di­ri­yor. İslam’ın ha­ya­tın her anını ku­şa­tan bir din ol­du­ğuna dair bi­lin­ci­mi­zin kuv­veti, söz ve ey­lem­le­ri­mi­zin is­ti­ka­me­tini çi­zi­yor, be­şeri mü­na­se­bet­le­ri­mi­zin yö­nünü be­lir­li­yor.

Bu yüz­den ya­zılı, sözlü, yakın, uzak bütün ile­ti­şim­le­ri­mizde, söz ve ifa­de­le­ri­mizi se­çer­ken her zaman ahi­ret bi­lin­ciyle ha­re­ket ede­bi­lir­sek, bu daha sağ­lıklı iliş­ki­ler kur­ma­mızı da sağ­la­ya­cak­tır.

Ken­di­mize bek­le­di­ği­miz de­ğeri baş­ka­sına ne kadar ve­ri­yo­ruz?!

Çev­re­miz­deki in­san­lara ye­te­rince değer ver-e-memek, be­şerî iliş­ki­leri olum­suz et­ki­le­yen, bir ve bütün ol­mayı en­gel­le­yen se­bep­ler­den biri. Her­kes ken­di­sine değer ve­ril­sin, sözü din­len­sin, ha­tırı tu­tul­sun is­ti­yor. Fakat çoğu insan çev­re­sin­deki in­san­lara ye­te­rince değer ver-e-miyor, ge­rekli ilgi ve ala­kayı gös­ter-e-miyor. Memur ami­rin­den, öğ­renci öğ­ret­me­nin­den, anne-baba ço­cuk­la­rın­dan, eşler bir­bi­rin­den vb. bi­lu­mum in­san­lar, ön­ce­likle değer gör­me­mek ko­nu­sunda şi­kâ­yetçi.

Bu nok­tada şu so­ru­lar­dan ba­zı­sını ken­di­mize so­ra­bi­li­riz: İyi bir din­le­yici miyiz? İn­san­ları doğru an­la­maya ve al­gı­la­maya ne kadar ça­lı­şı­yo­ruz? Ya­nı­mız­daki in­san­lara ken­di­le­rini nasıl his­set­ti­ri­yo­ruz? Çünkü iyi bir din­le­yici olmak, aynı za­manda kar­şı­mız­da­kine ver­di­ği­miz de­ğerle il­gili bir özel­lik­tir.

Bir ki­şi­den en ka­la­ba­lık insan top­lu­luk­la­rına kadar, ka­lıcı ve ya­rarlı bir­lik­te­lik­ler oluş­tu­ra­bil­mek için, canlı bir ile­ti­şim ku­ra­bil­mek önemli bir yerde du­ru­yor. Çev­re­miz­deki in­san­lar­dan değer gö­re­bil­mek için, on­lara ve­re­ce­ği­miz değer önemli. Bu ko­nuda ilk adımı ata­bi­len taraf ola­bil­mek ay­rıca kıy­met­li­dir.

An­la­şa­bil­mek için ger­çek­ten an­laş­mayı is­te­meli!

An­laş­mayı is­ti­yor muyuz ger­çek­ten? Bizim gibi dü­şün­me­yen in­san­larla uyum içinde ya­şa­maya is­tekli miyiz? An­la­şa­rak ya­şa­ma­nın bir ge­rek­li­lik ol­du­ğuna ina­nı­yor muyuz ye­te­rince? Prob­le­min kö­ken­le­rin­den biri bu belki de. Her­hangi bir ko­nuda bir in­sanla yahut kit­leyle olan ile­ti­şim şek­lini ta­ma­men de­ğiş­ti­ren bir dü­şünce tarzı bu.

Kişi, bir baş­ka­sıyla veya grupla bir şe­kilde an­laş­mam lazım, şek­linde me­se­leye yak­laş­tı­ğında müş­te­rek nok­ta­lar bu­la­bi­lir. En azın­dan ara­sın­daki ih­ti­lafı as­garî dü­zeye in­di­re­bi­lir. İnsan olu­şu­muz, as­garî dü­zeyde müş­te­rek nok­ta­dır. İnsan olmak ba­kı­mın­dan bütün in­san­larla biriz. Sonra İslam olmak ba­kı­mın­dan diğer Müs­lü­man­larla ay­nı­yız. Bu müş­te­rek nok­ta­lar, ya­şa­dı­ğı­mız mu­hite, oku­du­ğu­muz okula, yap­tı­ğı­mız işe göre vb. daha da art­mak­ta­dır.

İnsan, bir­çok yö­nüyle diğer in­san­larla ben­ze­şir. İn­san­la­rın kork­tuk­ları, üzül­dük­leri, se­vin­dik­leri şey­ler ge­nel­likle bir­bi­rin­den çok farklı de­ğil­dir. Yine bir in­sa­nın genel ola­rak diğer in­san­lar­dan bek­le­dik­leri şey­ler de bir­bi­rine ya­kın­dır: Güven, değer, saygı, em­pati vs… İn­san­la­rın bir­bir­le­rin­den bek­len­ti­leri ara­sında bazı detay fark­lı­lık­lar varsa da bun­la­rın farklı mizaç ve kül­tür­ler­den kay­nak­la­nan nok­ta­larda ol­duğu söy­le­ne­bi­lir.

Bun­dan do­layı bir­lik ve be­ra­ber­liği sağ­la­ya­bil­mek için, ön­ce­likle an­laşma is­teği ko­nu­sunda sa­mimi olmak, son­ra­sında ortak nok­ta­ları ar­tır­maya gay­ret etmek bir ge­rek­li­lik ola­rak önü­müzde dur­mak­ta­dır.

Peki, niçin an­laş­ma­lı­yız?

An­laş­mayı, ilahî bir emir ol­duğu için is­te­meli!

Müs­lü­man­la­rın bir ve bütün ol­ma­la­rını ön­ce­likle Rab­bi­miz em­ret­mek­te­dir. Çünkü Allah’ın rı­za­sına mu­va­fık bir dün­yayı, Onun is­te­diği bir yaşam tar­zını sa­dece Müs­lü­man­lar tan­zim ede­bi­lir. İn­sanî ve vic­danî bir ha­yatı ancak son ilahî kay­nak­tan bes­le­nen in­san­lar inşa ede­bi­lir.

Bir­likte rah­met, ay­rı­lıkta azap var­dır. Ya­kın­laş­makta iyi­lik ve be­re­ket, uzak­laş­makta sı­kıntı ve buh­ran var­dır. Müs­lü­man­la­rın bir­lik ve bü­tün­lü­ğüyle olu­şan kuv­vet ile ancak hem Müs­lü­man­lara hem de diğer in­san­lara ha­kikî ma­nada fayda temin edi­le­bi­lir.

Peki, bir olmak ve bü­tün­leş­mekte men­faat ol­duğu halde neden bir­leş­meyi ye­te­rince is­te­mi­yo­ruz? Kişi bazen ay­rı­lık­tan veya uzak kal­mak­tan, elde edi­le­cek men­fa­a­tin, bir ve bütün ol­ma­nın ge­tir­diği men­fa­at­ten daha fazla ola­ca­ğını dü­şü­ne­bi­lir. Bazen öte­ki­leş­tir­mek­ten, kö­tü­le­mek­ten elde edi­le­cek men­fa­a­tin, be­ra­ber ol­mak­tan ge­le­cek men­fa­at­ten fazla ola­ca­ğını zan­ne­de­bi­lir. Bu dü­şünce ilk ba­kışta doğru da gö­rü­ne­bi­lir, fakat ilahî rı­zaya uygun de­ğil­dir. Bu tavır kısa va­dede ne­tice de ve­re­bi­lir, fakat ka­lıcı de­ğil­dir.

Ör­ne­ğin, gelip-git­mek, ara­yıp-sor­mak gibi so­rum­lu­luk­la­rını ye­rine ge­tir­me­yen bir ak­ra­baya bir­kaç iyi­liği do­kun­duk­tan ve ona karşı sıla-i rahim va­zi­fe­sini ye­rine ge­tir­dik­ten sonra aynı güzel kar­şı­lığı gör­me­yen bir fert artık ir­ti­ba­tını kes­meyi dü­şü­ne­bi­lir. Belki bu ir­ti­batı kes­me­nin ilk ba­kışta fay­dalı ola­cağı da zan­ne­di­le­bi­lir. Fakat böyle ya­pıl­dı­ğında bu, eleş­ti­ri­len ha­ta­nın ay­nı­sını tek­rar­la­mak ve Allah’ın (c.c.) sıla-i rahim em­ri­nin ih­lali an­la­mına gelir. Zaten sıla-i rahim em­rini ye­rine ge­ti­rir­ken mak­sat, ön­ce­likle Rab­bi­mi­zin rı­za­sını ka­zan­mak ol­malı değil miydi? Bu emri ifa et­me­nin ge­ti­re­ceği kar­şı­lıklı fayda, ikinci nok­tada ol­ması ge­re­kirdi.

Prob­leme yak­la­şım tar­zı­mı­zın be­lir­le­yi­ci­liği!

İn­san­la­rın ol­duğu yerde çe­şitli prob­lem­le­rin ol­ması ka­çı­nıl­maz. Çünkü her insan farklı kül­tür ve çev­re­lerde bü­yü­yor. Mi­zaç­lar, meş­rep­ler, dünya gö­rüş­leri farklı… Bu fark­lı­lık­lar, -yu­ka­rıda ifade et­ti­ği­miz gibi- müş­te­rek nok­ta­la­rı­mı­zın ya­nında ol­dukça az ve de­tay­larda ol­ma­sına rağ­men in­san­lar ara­sında çe­şitli prob­lem­ler ya­şa­na­bil­mek­te­dir. Önemli olan şey, ya­şa­nan prob­lem­le­rin ka­lıcı küs­kün­lüğe dö­nüş­me­mesi veya de­ğerli bir­lik­te­lik­lere zarar ver­me­me­si­dir. Ör­ne­ğin, ha­diste ya­sak­la­nan üç gün­den fazla küs ka­lın­ma­ması em­ri­nin hik­met­le­rin­den biri, zaman zaman ya­şan­ması muh­te­mel tat­sız­lık­la­rın ka­lıcı ay­rı­lık­lara sebep ol­ma­ma­sı­dır.

Bunun ya­nında so­run­lara yak­la­şım tar­zı­mız, prob­le­min çö­zümü veya bü­yü­ye­rek devam et­mesi açı­sın­dan önem­li­dir. So­run­lara yak­la­şı­mı­mız, so­runlu olunca hiç­bir prob­le­min çö­zümü ko­lay­laş­maz. Bu yüz­den bir me­se­leye ön­ce­likle “hak­lı­lık-hak­sız­lık” pen­ce­re­sin­den değil de çözüm odaklı ba­kı­lır ve bir­lik­te­lik bi­lin­cine zarar ver­me­mesi sağ­la­na­bi­lirse belki çözüm yo­lunda ilk adım atıl­mış ola­bi­lir. Çünkü hak­lıyı-hak­sızı ara­mak so­ru­nun ta­raf­la­rını ren­cide et­meye sebep olur ki, bunun çö­züme kat­kısı olmaz.

Olay sa­kin­leş­tik­ten, bir­lik­te­lik bi­linci oluş­tuk­tan sonra prob­le­min de­tay­la­rına gi­ri­le­bi­lir. Bu da, ta­raf­lar öze­leş­tiri ya­pa­bil­sin ve aynı ha­ta­lar tek­rar­lan­ma­sın di­ye­dir. So­ru­nun ken­disi ko­nu­şu­lup çö­zül­me­den bı­ra­kı­lırsa, bu defa ame­li­yat edil­mesi ge­re­ken bir has­ta­lı­ğın pan­su­manla ge­çiş­ti­ril­mesi du­rumu söz ko­nusu olur ki, aynı has­ta­lık­la­rın tek­rar nük­set­mesi muh­te­mel­dir.

Ne kadar mü­sa­maha, o kadar uz­laşı!

Es­ki­le­rin güzel bir sözü var: “Rıza gözü kör­dür, kusur gör­mez; kusur gözü kör­dür, hüner gör­mez.” Sevgi olay­lara ba­kı­şı­mızı kö­kün­den de­ğiş­ti­ren bir özel­liğe sa­hip­tir. Sev­di­ği­miz bir in­sa­nın dav­ra­nışı gö­zü­müze güzel ge­lir­ken, hoş­lan­ma­dı­ğı­mız bir in­sa­nın aynı dav­ra­nışı bizi ra­hat­sız ede­bi­lir. Aynı şe­kilde sev­di­ği­miz bir in­sa­nın bize karşı bir ha­ta­sını mü­sa­maha ile kar­şı­la­ya­bi­lir­ken, hoş­lan­ma­dı­ğı­mız bir in­sa­nın aynı ha­tası gö­zü­müze büyük bir hata gibi gö­rü­ne­bil­mek­te­dir.

O halde sev­gi­nin bu be­lir­le­yici yö­nü­nün bi­lin­cinde ola­rak, özel­likle hoş­lan­ma­dı­ğı­mız veya ye­te­rince haz et­me­di­ği­miz bir in­sa­nın ha­tası kar­şı­sında ağır­başlı ha­re­ket etmek daha akıl­lıca bir ta­vır­dır. Yine böyle bi­ri­nin ha­tası, yan­lışı, ku­suru bize ak­ta­rıl­dı­ğında dik­katli olmak adi­lane bir dav­ra­nış ola­cak­tır. Aksi tak­dirde hak­sız­lığa sebep olu­na­bi­lir. Bizim hata zan­net­ti­ği­miz as­lında hata ol­ma­ya­bi­lir, o şa­hıs­tan hoş­lan­ma­yı­şı­mız se­be­biyle küçük şey­leri büyük görme yan­lı­şına düş­müş ola­bi­li­riz.

Mü­sa­ma­halı ol­mayı, te­enni ile ha­re­ket et­meyi alış­kan­lık ha­line ge­tir­mek bir ol­gun­laşma ala­meti sa­yı­la­bi­lir. Aynı şe­kilde öze­likle belli bir yaşa eriş­tik­ten, belli sü­reç­leri geç­tik­ten sonra bu me­zi­yete sahip ola­ma­mak bir ki­şi­lik za­yıf­lığı da kabul edi­le­bi­lir. Fakat her­kes aynı im­kân­larla ye­ti­şe­me­miş ola­bi­li­yor. Hayat her­ke­sin kar­şı­sına farklı tec­rü­be­lerle çık­tığı için, in­san­lar farklı du­yar­lı­lık­lara sahip fert­lere dö­nü­şe­bi­li­yor. Bi­ri­nin büyük gör­dü­ğünü di­ğeri küçük gö­re­bi­li­yor, bi­ri­nin yan­lışı di­ğe­ri­nin doğ­rusu ola­bi­li­yor.

Bu yüz­den olgun ki­şi­nin, ham ola­nın ha­lin­den an­la­ması, tec­rü­be­li­nin tec­rü­be­sizi hoş gör­mesi, bü­yü­ğün kü­çü­ğün dav­ra­nış­la­rını mü­sa­maha ile kar­şı­la­ması ge­re­kir.

Mü­sa­ma­hayı, sos­yal uyu­mun önemli bir veç­hesi olan eği­tim ve insan ka­zanma ça­ba­mız ile iliş­ki­len­dir­di­ği­mizde şu söy­le­ne­bi­lir: İslam adına hiz­met etmek is­te­yen in­san­la­rın bir gö­zünü ku­sur­lara, olum­suz­luk­lara ve basit ha­ta­lara ka­pat­ması ge­rek­mek­te­dir.

Öğ­ren­ci­le­rine ted­ris yapan öğ­ret­men, ce­ma­a­tine imam­lık yapan hoca, ço­cu­ğunu iyi ye­tiş­tir­mek is­te­yen anne-baba basit şey­leri gör­mez­den ge­le­bil­me­li­dir. Zira uzun va­dede bazı olum­suz so­nuç­ları çı­ka­ran şey, basit şey­le­rin bü­yü­tü­lüp prob­lem edil­me­si­dir. Gör­mez­den ge­le­rek bazı hata ve ku­sur­ları ör­te­bil­mek müm­kün­dür. Bu tak­tik, iş­le­nen ha­ta­la­rın hiç gö­rül­me­mesi an­la­mında değil, bun­ları ya­pan­lara yar­gı­la­yıcı ol­ma­mak, küçük prob­lem­lere odak­la­nıp, esas­tan olan me­se­le­leri ka­çır­ma­mak için­dir. Yine vakar ve şef­katle ya­pı­la­cak hiz­met­ten olumlu sonuç ala­bil­mek için­dir. İn­san­la­rın küçük ha­ta­lara mü­sa­maha gös­ter­mesi kendi de­ğe­rini yü­celt­mesi için de ge­rek­li­dir.

Sözün özü…

Ai­le­den baş­la­yıp top­lu­mun bütün ke­sim­le­rine kadar bir­lik ve bü­tün­lüğü ya­ya­bilme, Müs­lü­man­lar ara­sında güçlü bir uz­laşı kül­tü­rünü tesis ede­bilme, kolay oluş­tu­ru­la­ma­yan an­lamlı bir­lik­te­lik­leri yük­sek ide­al­ler uğ­runa ayakta tu­ta­bilme he­de­fi­miz açı­sın­dan Şehit İmam Hasan el-Bennâ’nın şu sözü, me­se­le­nin özünü an­lat­mak­ta­dır: “An­la­şa­bil­di­ği­miz hu­sus­larda an­la­şı­rız, an­la­şa­ma­dı­ğı­mız hu­sus­larda bir­bi­ri­mize mü­sa­maha gös­te­ri­riz.”