Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Şemâil-⁠i Şerîf

58. Sayı · 2019/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Mu­hab­be­tul­la­hın ye­gâne mi­yarı, Ra­sû­lul­lah’a (s.a.v) tâbî ol­mak­tır. Allah’a yak­laşma, Onun rı­za­sına maz­har ola­bilme yolu, ancak Ra­sû­lul­lah’a (s.a.v) olan mu­hab­bet ve bağ­lı­lık­tan geçer. Hiç­bir kul, ken­di­sini, Allah Teâlâ’ya başka türlü sev­di­re­mez. Bi­na­e­na­leyh ha­ya­tı­mı­zın ve gön­lü­mü­zün mer­ke­zinde daima Pey­gam­ber (s.a.v) Efen­di­miz bu­lun­ma­lı­dır. Bu da Onu (s.a.v) daha ya­kın­dan ta­nı­makla müm­kün ola­bi­lir. Ashâb-ı kirâm efen­di­le­ri­miz de bu ha­ki­ka­tin far­kında ola­rak Ra­sû­lul­lah Efen­di­miz’ in kıy­me­tini tak­dir et­meye ça­lış­mış­lar­dır. Pey­gam­ber (s.a.v) Efen­di­miz’e olan iman­ları ve sev­gi­leri ilik­le­rine kadar iş­le­miş olan bu en ha­yırlı nesil, Onu (s.a.v) her da­kika bir gölge gibi takip etmiş; Onun (s.a.v) her adı­mını iz­le­miş, her yap­tı­ğını merak etmiş, Onun gibi ol­maya ça­lış­mış­lar­dır. Hatta Ona (s.a.v) duy­duk­ları mu­hab­bet­ten do­layı sa­çı­nın-sa­ka­lı­nın te­lin­den dahi ha­ber­dar olmak is­te­miş, fi­zikî-cis­manî özel­lik­le­rine kadar her türlü bil­gi­nin pe­şinde ol­muş­lar­dır. Do­la­yı­sıyla hiç­bir ay­rın­tıyı at­la­ma­mış, her bir vas­fını zik­ret­miş­ler­dir:

“Boyu ne aşırı de­re­cede uzun, ne de göze ba­ta­cak kadar kı­saydı; saç­ları ne kı­vır­cık ne de düzdü. Yü­rür­ken ayak­la­rını yer­den kuv­vet­lice kal­dı­rır, yere sert şe­kilde bas­maz, adım­la­rını ge­nişçe atar, me­yilli bir yer­den ini­yor­muş gibi yü­rürdü. Bir ta­rafa dö­ne­ceği zaman bütün vü­cu­duyla dö­nerdi. Saç­la­rını kulak me­me­sine kadar uza­tırdı. Sa­ka­lını fır­sat bul­dukça ta­rardı. En çok göm­lek giy­meyi se­verdi. Saç ve sa­ka­lını ta­rar­ken, ayak­kabı gi­yer­ken ve ab­dest alır­ken müm­kün ol­du­ğunca sağ ta­ra­fın­dan baş­la­mayı se­verdi.”

Bu ve bunun gibi yüz­lerce haber, ha­dis­le­rin bir araya ge­ti­ril­meye baş­lan­dığı, kayda ge­çi­ril­diği ilk dö­nem­lerde hadis eser­le­ri­nin me­nâ­kıb, libas, fe­zâil, zikir gibi baş­lık­ları al­tında ele alın­mış, yavaş yavaş ayrı bir bölüm hatta ayrı bir kitap ha­line gel­miş­tir. Mâlik b. Enes’in ha­dis­le­rini der­le­diği Mu­vatta’ isimli ese­ri­nin Sı­fatü’n-Nebî’si, Tir­mizî’nin el-Câmiu’s-sahîh’inin Me­nâ­kıb’ı bu ha­dis­le­rin bir araya ge­ti­ril­diği ilk ör­nek­ler­dir. Tir­mizî Me­nâ­kıb ba­bında Efen­di­mi­zin va­sıf­la­rına dair ha­dis­leri top­la­makla ye­tin­me­miş, bu ha­dis­lere ben­zer­le­rini de ek­le­ye­rek eş-Şe­ma­ilü’n-Ne­be­viyye ese­rini mey­dana ge­tir­miş­tir. Tam ismi eş-Şe­mâ­ilü’l-Mu­ham­me­diyye ve’l-Ha­sâ­ilü’l-Mus­ta­fa­viyye olan eser bu tarz telif tü­rü­nün ilk ör­neği kabul edil­mek­te­dir.

Bu ese­rin mü­el­lifi İmam Tir­mizî bu gün Öz­be­kis­tan sı­nır­ları içe­ri­sinde bu­lu­nan Tir­miz’de doğ­muş­tur. Yirmi beşli yaş­larda hadis öğ­ren­meye baş­la­mış, Ho­ra­san, Irak ve Hicaz böl­ge­le­rin­deki âlim­ler­den ders almış; İmam Bu­hârî, İmam Müs­lim ve Ebû Dâvûd gibi büyük mu­had­dis­le­rin mec­lis­le­rinde bu­lun­muş­tur. En önemli eseri Kütüb-i Sitte’den biri olan ve Sünen-i Tir­mizî diye de bi­li­nen el-Câmi‘u’s-Sahîh’i ile yu­karda de­ğin­di­ği­miz Şe­mail-i Şerîf’idir. “Kimin evinde bu kitap varsa, onun evinde ko­nu­şan Pey­gam­ber var de­mek­tir.” sö­zünü mü­el­li­fi­mi­zin ken­disi Sünen-i Tir­mizî is­miyle meş­hur olan eseri hak­kında söy­le­miş­tir. el-ʿİlelü’l-Kebîr, el-ʿİlelü’s-Sağîr, Tes­mi­yetü As­hâbi’n-Nebî, Ki­tâbü’t-Târîh, Ki­tâbü’l-Esmâ’ ve’l-Künâ gibi bir­çok eser ka­leme alan İmam Tir­mizî hicri 279 se­ne­sinde vefat et­miş­tir.

Elli altı bab­tan olu­şan Şe­mâil-i Şerîf dört yüz küsur ha­disi ih­tiva et­mek­te­dir. İmam Tir­mizî bu ki­ta­bını mey­dana ge­ti­rir­ken el-Câmiʿu’s-Sahîh’teki ha­dis­leri esas al­makla bir­likte ek­leme-çı­karma gibi bazı ta­sar­ruf­larda da bu­lun­muş­tur. Daha çok sahih ve hasen ha­dis­leri ter­cih etmiş, ki­ta­bı­nın gü­ve­ni­lir­li­ğine ayrı bir önem ver­miş­tir. Kitap, Rasûl-i Ekrem’in dış gö­rü­nü­şüne dair ha­dis­lerle baş­la­mak­ta­dır. Hat tab­lo­ları ha­line ge­ti­ri­lip ev­lere, okul­lara, iş yer­le­rine asıl­ması adet ha­line gel­miş kül­tü­rü­mü­zün önemli bir par­çası hilye-i şe­rif­ler bu babta yer alan ha­dis­le­rin istif ha­line ge­ti­ril­mesi ile or­taya çık­mış­lar­dır. Efen­di­miz’in dış gö­rü­nü­şünü vas­fe­den hil­ye­le­rin ya­zı­mına hat­tat­lar çok önem ver­miş­tir. Hatta hilye yaz­mak hat­tat­lar için us­ta­lık­la­rı­nın ni­şa­nesi sa­yıl­mış, ara­la­rında övünç kay­nağı kabul edil­miş­tir. Daha sonra Efen­di­miz’in giyim-ku­şamı, yeme iç­mesi, in­san­larla mü­na­se­beti, iba­deti, te­va­zuu, ah­lakı, ma­i­şeti, isim­leri ve ve­fa­tına dair baş­lık­lar yer alır. En sonda da Efen­di­miz’in mi­rası ve Onu (s.a.v) rü­yada görme ile il­gili hadis-i şe­rif­lere yer ve­ri­le­rek kitap bi­ti­ri­lir.

Bu eseri diğer hadis ki­tap­la­rın­dan ayı­ran önemli özel­lik­le­rin­den bi­risi de gün­lük ya­şan­tı­mızda sü­rekli ola­rak uy­gu­la­ya­bi­le­ce­ği­miz, ya­şa­yış tarzı ha­line ge­ti­re­bi­le­ce­ği­miz ha­dis­lere yer ver­me­si­dir. Giyim-ku­şam­dan yeme-iç­meye ha­ya­tı­mızda umde edi­ne­bi­le­ce­ği­miz bir­çok kaide ba­rın­dı­ran bu hadis-i şe­rif­ler ifrat-tef­rit den­ge­sinde de­vamlı ola­rak sav­ru­lan gü­nü­müz in­sa­nına hiç şüp­he­siz is­ti­ka­met ve­re­cek­tir.

Bir­çok şerhi ve ih­ti­sarı bu­lu­nan Şe­mâil-i Şerîf diğer dil­lere de ter­cüme edil­miş­tir. En meş­hur Türkçe ter­cü­me­leri ara­sında Hasan Hü­sa­med­din Nak­şi­bendî’nin Ter­cüme-i Şe­mâil’i, Eyüp Sabri Paşa’nın Ter­cü­metü’ş-Şe­mâil’i, İshak Ho­cası Şem­sed­din Ahmed’in Ak­vemü’l-Ve­sâil fî Ter­ce­meti’ş-Şe­mâil’i sa­yı­la­bi­lir. Bun­lar­dan Hasan Hü­sa­med­din Nak­şi­bendî ve Eyüp Sabri Paşa’nın ter­cü­me­leri Os­manlı dö­ne­minde de­fa­atle tab` edil­miş­tir. Ay­rıca Hasan Hü­sa­med­din Nak­şi­bendî’nin ter­cü­mesi Cum­hu­ri­yet dö­ne­minde farklı kim­se­ler ta­ra­fın­dan sa­de­leş­ti­ri­le­rek oku­yu­cu­lara su­nul­muş­tur. İshak Ho­cası Şem­sed­din Ahmed’in Ak­vemü’l-Ve­sâil’i ise kü­tüp­ha­ne­le­ri­mizde yazma ola­rak araş­tır­ma­cı­la­rın him­me­tini bek­le­mek­te­dir.

Bir diğer ter­cü­mesi ise Meh­med Râif Efendi’nin Muh­ta­sar Şe­mâil-i Şerif Ter­cü­mesi’ dir. Hicri 1304 ve 1311’de İs­tan­bul’da ba­sı­lan eser 1984’te sa­de­leş­ti­ri­le­rek ye­ni­den ya­yın­lan­mış­tır. Mü­ter­cim Meh­med Râif Efendi Şe­mail-i Şerif’i hem ter­cüme hem de ih­ti­sar et­miş­tir. Bun­lara ek ola­rak da ha­dis­lerde geçen her bir ko­nuyu sade bir Türkçe ile naz­met­miş­tir. Ge­rekli gör­düğü yer­lerde açık­la­ma­lar yap­mış; râ­vî­ler, ıs­tı­lah­lar, me­se­le­ler hak­kında bil­gi­ler ver­miş­tir.

Ya­zı­mızı bi­ti­rir­ken alın­tı­la­ya­ca­ğı­mız Meh­med Râif Efendi’nin şu ifa­de­leri ise Şe­mâil-i Şerîf okun­ma­sına niçin önem ve­ril­me­li­dir so­ru­suna cevap ni­te­li­ğin­de­dir: “İş bu muh­ta­sar ter­cüme-i Şe­mail-i Şerif’i mü­ta­laa eden kim­se­nin mah­bub-i Hüda ve maşuk-ı Cenâb-ı Kib­riya Efen­di­miz’e mu­hab­beti müz­dâd ve hatta Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz’i kitab-ı le­tâ­fet­meâb-ı mez­kûrda beyan olu­nan şe­mail-i şerif’e mu­vâ­fık ola­rak rü­yada mü­şa­hede et­mekle dil­şâd olur. Zira ehl-i Kur’an, eh­lul­lah ve ehl-i hadis ehl-i ra­sû­lil­lah’tır. Bi­na­e­na­leyh sa­hîhü’l-iti­kad mü­mi­nîn­den her bi­rer­leri bu kitab-ı müs­te­tâ­bın her bir nüs­ha­sını te­da­rik ve tev­kîr ede­rek niyet-hâ­lisa ile oku­yup mü­ta­laa et­mesi lü­zumu âzâde-i kâffe-i ta­rif­dir.”