Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

et-Tarîkatü’l-Muhammediyye ve’s-Sîretü’l-Ahmediyye

59. Sayı · 2019/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

“Fa­zi­let­le­rin hep­sini, ka­çı­nıl­ması ge­re­ken ha­ram­lar ve rezil edici şey­le­rin her bi­rini cem et­ti­ğini, Ra­sûl­le­rin Efen­di­si­nin sün­net­le­rini beyan et­ti­ğini, selef-i sâ­li­hî­nin ah­lâ­kı­nın bi­lin­me­sinde kâfi ol­du­ğunu… [fark edince] bu ki­tabı şerh etmek is­te­dim.” der Recep b. Ahmed, Ta­rî­kat-ı Mu­ham­me­diyye’ye yaz­dığı şer­hi­nin mu­kad­di­me­sinde. Bir şer­hin ale’l-`âde mu­kad­di­me­sin­den daha faz­la­sı­dır bu cüm­le­ler. Bir ese­rin neden bu kadar tak­dir ka­zan­dı­ğını, ilgi gör­dü­ğünü an­la­tır biz­lere. Her dönem niçin okun­du­ğunu; niçin el­ler­den, dil­ler­den düş­me­di­ğini söy­ler. Farklı kılan özel­lik­ler­den bah­se­der, kıy­me­tini bir nebze olsun belli eder. Bizi bu kitap hak­kında yaz­maya sevk edene işa­ret eder.

İmam Bir­givi’nin et-Ta­rî­katü’l-Mu­ham­me­diyye ve’s-sî­retü’l-Ah­me­diyye’sidir bu eser. Hicrî 929’da Ba­lı­ke­sir’de doğar İmam Bir­givi. İlk eği­ti­mini mü­der­ris olan ba­bası Pir Ali’den alır. İlk ola­rak Arapça ve man­tık okur; ha­fız­lı­ğını ikmâl eder. Aka­binde İs­tan­bul’ a gelir ve Küçük Şem­sed­din Efendi, Ahî­zâde Meh­med Efendi ve Kızıl Molla ola­rak bi­li­nen Ab­dur­rah­man Efendi’den ders alır. İca­zet al­dık­tan sonra ilk ola­rak ho­cası Ab­dur­rah­man Efendi’nin ya­nına mü­la­zım olur. Bir yan­dan ders veren İmam Bir­givî bir yan­dan da halkı irşad eder, va­az­lar verir. Özel­likle hu­ra­fe­lere karşı halkı uya­rır ve Kur’an’a sün­nete uy­maya davet eder. Bir süre sonra Birgi kö­yüne yer­le­şir ve orada mü­der­ris olur. Dört bir ta­raf­tan gelen ta­le­be­lere ders­ler veren ve eser­ler telif eden Bir­givî 981 se­ne­sinde bir İs­tan­bul yol­cu­luğu sı­ra­sında veba has­ta­lı­ğına ya­ka­la­nır ve ha­ya­tını kay­be­der. Naaşı öm­rünü ge­çir­diği Birgi’ye ge­ti­ri­lir ve def­ne­di­lir.

Cilâʾü’l-kulûb, Va­si­yet­nâme, Ri­sâle fî usûli’l-hadîs, Tef­sîru sû­reti’l-Ba­kara, el-ʿAvâmil, İz­hârü’l-esrâr gibi hâlâ oku­nan bir­çok mu­san­ne­fâtı olan Bir­givî’nin hiç şüp­he­siz en önemli eseri ah­lâka dair, et-Ta­rî­katü’l-Mu­ham­me­diyye ve’s-sî­retü’l-Ah­me­diyye’dir. Bu eser daha önce İslam dün­ya­sında Mu­hâ­sibî’nin er-Ri`âye’si ve İmâm Gaz­zâlî’nin İhya-i `ulûmi’d-dîn’inin bir de­vamı ni­te­li­ğin­de­dir.

Ese­rini üç ana bölüm ve bun­la­rın al­tında üç ana baş­lık­tan mey­dana ge­ti­rir İmam Bir­givî. İlk bölüm [1] Kur’an ve sün­nete tu­tunma, [2] bi­dat­ler­den, kötü has­let­ler­den uzak­laşma ve [3] iba­det­lerde orta yollu olma, aşı­rıya kaç­mama hak­kın­da­dır. Ki­ta­bın en uzun kısmı olan “Şe­rîat-ı Mu­ham­me­diyye’de önemli olan hu­sus­lar” baş­lıklı ikinci bölüm yine üç ana baş­lık­tan olu­şur. Bun­lar­dan ilki aka­ide da­ir­dir. Sahih bir iti­kada sahip olun­ma­dığı tak­dirde iş­le­ne­cek güzel amel­le­rin ha­kiki kıy­me­ti­nin bu­la­ma­ya­ca­ğı­nın far­kında olan İmam Bir­givî bu bahsi hu­sû­sen diğer iki­sin­den önce ele al­mış­tır. İkinci baş­lık ilim­lere da­ir­dir. Bu­rada yap­tığı ilim­ler tas­nifi, ameli ilim­den so­yut­la­yan an­la­yı­şın tam kar­şı­sında yer al­mak­ta­dır. Ni­te­kim bu­rada ilim­leri [öğ­re­nil­mesi] em­re­di­len, ya­sak­la­nan ve men­dup olan ilim­ler ola­rak ayı­rır mü­el­lif. Üçüncü baş­lık tak­vaya da­ir­dir, ki­ta­bın üçte iki­sini şa­mil­dir. İlk önce tak­vayı açık­la­yan, öne­mine işa­ret eden mü­el­li­fi­miz daha sonra ne­re­lerde tak­va­nın ara­na­ca­ğına geçer. Bu bağ­lamda kalp, dil, göz, el vs. olmak üzere in­sa­nın dokuz tür afeti ol­du­ğunu söy­ler. Özel­likle bun­la­rın ilk ikisi olan kalp ve dil afet­le­rini tek tek ele alır, her bi­ri­nin se­bep­le­rine, çözüm yol­la­rına de­ği­nir. Öyle ki sa­dece bu iki baş­lıkta yüz yirmi tane has­ta­lık­tan bah­se­der. Üçüncü bölüm ise tak­vayla bir il­gisi ol­ma­dığı halde öyle zan­ne­di­len hu­sus­lar­dır. Bu bölüm ile kitap hi­tama erer.

Eşsiz ter­tibi ese­rin bu kadar revaç bul­ma­sında et­ki­li­dir. Delil ola­rak ayet ve sahih ha­dis­ler kul­lan­ması, çokça kul­la­nı­lan ancak an­la­mına pek vâkıf olun­ma­yan ıs­tı­lah­ları şerh et­mesi, selef-i sâ­li­hî­nin söz­le­rini ak­tar­ması ile kitap te­mey­yüz eder. Daha önce ah­lâka dair eser­ler telif eden Ebü’l-Leys es-Se­mer­kandî ve Ab­dül­ke­rîm el-Ku­şeyrî’den fay­da­la­nır, özel­likle İmam Gaz­zâlî’nin İhyâ ki­ta­bını ba­şu­cun­dan ayır­maz İmam Bir­givî.

Böyle bir eser daha ya­zıl­dığı gün­ler­den iti­ba­ren hak et­tiği de­ğeri gör­meye baş­lar. Ta­le­be­ler ta­ra­fın­dan ço­ğal­tı­lır; oku­nur, oku­tu­lur. İlk ola­rak Bir­givî’nin ta­le­besi Ak­şe­hirli Ho­ca­zâde Ab­dün­na­sîr Efendi bir şerh ka­leme alır. Şerh bi’l-kavl ʿale’t-Ta­rîka isimli not­la­rını büyük ih­ti­mal mü­el­lif nüs­ha­sı­nın ke­na­rına alır, et-Ta­rî­katü’l-Mu­ham­me­diyye is­tin­sah edil­dikçe onunla bir­likte şerh de is­tin­sah edi­lir. Tak­ri­ben bir asır sonra yu­ka­rıda is­mini zik­ret­ti­ği­miz Receb b. Ahmed, el-Ve­sî­letü’l-Ah­me­diyye ve’z-zerîʿatü’s-ser­me­diyye fî şerhi’t-Ta­rî­kati’l-Mu­ham­me­diyye isimli şer­hini ka­leme alır. İlim adam­ları ta­ra­fın­dan pek rağ­bet gören bu eser ilk defa 1261 se­ne­sinde Mat­baa-i Amire’de tek ola­rak, daha son­ra­ları diğer Ta­rî­kati’l-Mu­ham­me­diyye şerh­leri ile bir­likte tab` edi­lir.

En meş­hur şerh­le­rin­den biri de Ebû Saîd Hâ­dimî’nin ka­leme al­dığı el-Be­rî­katü’l-Mah­mû­diyye fî şerhi’t-Ta­rî­kati’l-Mu­ham­me­diyye ve’ş-şerîʿati’n-ne­be­viyye fi’s-sî­reti’l-Ah­me­diyye’dir. Konya- Hadim’de doğup ilk eği­ti­mini orada alan Hâ­dimî, İs­tan­bul’daki med­rese eği­ti­min­den sonra tek­rar kö­yüne dön­müş, orada mü­der­ris­lik yapıp ta­lebe ye­tiş­tir­miş­tir. Hadim’de bu­lun­duğu sı­rada yaz­dığı bu şerh büyük ilgi gör­müş, ule­ma­nın elin­den düş­me­miş­tir.“[İmam Bir­givi’nin] her bir [me­se­leyi] hoş bir üslûp, ben­zer­siz bir ter­tip ve eşsiz bir yön­temle ele alı­şını fark et­ti­ğimde bir şerh yaz­mak is­te­dim.” diyen Hâ­dimî kendi şer­hinde de bu esas­ları göz önünde bu­lun­dur­muş­tur. Bun­dan do­layı eseri büyük ilgi gör­müş, yüz­lerce kez is­tin­sah edil­miş­tir. Mat­ba­a­nın ça­lış­maya baş­la­dığı dö­nem­lerde de İs­tan­bul başta olmak üzere Bulak ve Ka­hire’de bir­çok bas­kısı ya­pıl­mış­tır.

İs­mini zik­ret­me­den ge­çe­me­ye­ce­ği­miz şerh­ler­den bi­risi de hicrî 1143 se­ne­sinde dâr-ı be­kâya ir­ti­hal eden Ab­dül­ganî b. İs­mâil en-Nab­lusî’nin telif et­tiği el-Ha­dî­katü’n-ne­diyye şerhu’t-Ta­rî­kati’l-Mu­ham­me­diyye’dir. Hicrî 1093’te kırk üç ya­şında iken ta­mam­la­dığı bu şerh, Be­rîka ile bir­likte Ta­rî­kat-ı Mu­ham­me­diyye’ nin en çok mü­ra­caat edi­len iki şer­hin­den biri ol­muş­tur. İlk ola­rak 1279 se­ne­sinde Ka­hire’de ba­sıl­mış­tır. İki cilt ha­linde daha güzel bir bas­kısı 1290’da İs­tan­bul’da Mat­baa-i Amire’de ya­pıl­mış­tır.

Farklı dil­lere ter­cüme edi­len Ta­rî­kat-ı Mu­ham­me­diyye’nin ilk Türkçe ter­cü­mesi İmam Bir­givi’nin to­runu Ka­zas­ker İs­metî Meh­met Efendi’ye ait­tir. Bir diğer ter­cüme ise Yusuf Ve­dâdî’ye ait olan Tek­mile-i Ter­ceme-i Ta­rî­kat-i Mu­ham­me­diyye’dir. Ta­ri­katçı Emir Efendi de Ta­rî­kat-ı Mu­ham­me­diyye’yi Türk­çeye ter­cüme eden­ler ara­sın­da­dır. Bu­rada zik­ret­tik­le­ri­miz ve yer dar­lı­ğın­dan adını zik­re­de­me­di­ği­miz bir­çok şerh, ter­cüme ve tah­rîc eseri hâlâ ça­lı­şıl­mayı bek­le­mek­te­dir.