Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

“Eğer Mü’min İseniz Doğruluğunu Araştırırsınız”

59. Sayı · 2019/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

“Ben Müs­lü­ma­nım.” diyen bir insan veya top­lum, çok önemli bir id­di­ada bu­lu­nu­yor de­mek­tir. Bu iddia, bütün yaşam tarz­la­rıyla, bütün tu­tum­la­rıyla, bütün du­ruş­la­rıyla ve ge­liş­me­ler ve bil­gi­ler kar­şı­sın­daki konum alış­la­rıyla ar­kası dol­du­rul­ması ge­re­ken çok ciddi ve çok önemli bir id­di­a­dır. “Ben Müs­lü­ma­nım.” diyen, “Ben İslam ada­mı­yım.”, “Ben her türlü ba­rı­şın so­rum­lu­su­yum.”, “Her türlü ba­rışı oluş­turma ve ko­ruma so­rum­lu­luğu bana ait­tir.”, “Za­lim­lerle ve boz­gun­cu­larla her türlü mü­ca­de­leye hazır olan bi­ri­yim, yakın ve uzak çev­remde ce­re­yan ede­cek zu­lüm­ler­den ve hak­sız­lık­lar­dan ben so­rum­lu­yum.” demiş ol­mak­ta­dır.

Bu id­di­a­nın sa­hibi olan fert veya top­lum, bu id­di­a­sına ters dav­ra­nış­larda bu­lu­na­maz. Bu­lu­nursa, iddia et­tiği Müs­lü­man­lığa uzak düşer. Bu insan, başka in­san­lara veya top­lum­lara maddî veya ma­nevî hiç­bir şe­kilde zarar ve­re­mez, zarar oluş­tu­ra­cak gi­ri­şim­lerde bu­lu­na­maz. Bu yüz­den, ata­cağı her adım­dan önce, bu adı­mı­nın, bu gi­ri­şi­mi­nin so­nu­cunda bir ferde veya bir top­luma zarar verip ver­me­ye­ce­ği­nin he­sa­bını yap­mak zo­run­da­dır.

Bu iddia sa­hibi, diğer in­san­lara biz­zat ken­disi zarar ve­re­me­ye­ceği gibi baş­ka­sı­nın zarar ver­me­sine de göz yu­ma­maz, baş­ka­sına ya­pı­lan zulmü de gör­mez­den ge­le­mez. İslam’ın en önemli il­ke­le­rin­den biri olan “Zulme rıza zu­lüm­dür.” il­kesi her an yü­rür­lük­te­dir o insan için. En önemli farz­lar­dan ve iba­det­ler­den olan “iyi­liği em­ret­mek ve kö­tü­lüğü en­gel­le­mek il­kesi” de mü’min­lik id­di­a­sı­nın en önemli un­suru ve yapı ta­şı­dır.

İslam’ın em­ret­tiği namaz, oruç, zekât gibi iba­det­ler in­ce­le­nirse, bun­la­rın hiç­bi­ri­nin boş, an­lam­sız, fonk­si­yon­suz se­re­mo­ni­ler, me­ra­sim­ler, şov­lar ol­ma­dığı an­la­şı­lır. Her bir iba­de­tin, top­lum­sal ba­rışı, hu­zuru ha­zır­la­yan, oluş­tu­ran ve ko­ru­yan bir­çok fonk­si­yonu ol­duğu an­la­şı­lır. “Mu­hak­kak ki namaz, fahşâ ve mün­ker­den (bi­rey­sel ve top­lum­sal her türlü kötü tutum ve dav­ra­nış­tan) in­sanı alı­ko­yar, en­gel­ler.” ayeti na­ma­zın bu yö­nünü açıkça ifade eder. Oruç ve zekât gibi iba­det­le­rin top­lum­sal ba­rışa yö­ne­lik yön­leri ise zaten apa­çık or­ta­da­dır.

Ha­ram­lar lis­tesi in­ce­len­di­ğinde ise İslam’ın bi­rey­sel ve top­lum­sal barış he­def­leri açıkça gö­rü­lür. Çünkü ha­ram­la­rın ta­ma­mına ya­kını, başka insan ve top­lu­luk­lara zarar veren dav­ra­nış­lar­dır.

Müs­lü­man insan ve top­lum, za­lim­le­rin, boz­gun­cu­la­rın, zor­ba­la­rın, ha­in­le­rin, sah­te­kâr­la­rın, ya­lan­cı­la­rın, do­lan­dı­rı­cı­la­rın, hok­ka­baz­la­rın, dü­zen­baz­la­rın, şey­tan­la­rın şer­rin­den de diğer in­san­ları ve top­lum­ları ko­ruma so­rum­lu­luğu al­tın­da­dır. İşte bu yüz­den cihat var­dır, savaş var­dır, kısas var­dır İslam’da…

İslam’ın barış pers­pek­ti­fini yan­sı­tan il­ke­ler­den biri de hiç kuş­ku­suz, gelen bilgi ve ha­ber­le­rin in­ce­len­mesi, ir­de­len­mesi ge­rek­tiği il­ke­si­dir. Bir insan veya bir top­lum hak­kında Müs­lü­man­la­rın karar verme sü­re­ci­nin en önemli bö­lümü, o top­lum hak­kında gelen haber veya bil­gi­nin doğ­ru­lu­ğu­nun araş­tı­rıl­ması ge­re­ği­dir. Çünkü eğer haber doğru ise ve gelen haber bir top­lu­lu­ğun ba­rı­şını bo­za­cak bir gi­ri­şimde bu­lu­na­cağı yö­nün­deyse bu du­rumda ba­rışı ko­ru­mak için savaş dâhil her türlü so­rum­lu­luk Müs­lü­man top­lum üze­rine düşen görev ha­line ge­le­cek­tir. Haber araş­tı­rı­lır ve doğru ol­duğu tes­pit edi­lirse ge­re­ken ça­lış­ma­lar tam za­ma­nında ya­pı­lır, za­li­min te­şeb­büs­leri tam ye­rinde ve tam za­ma­nında el ile, yani güç kul­la­nı­la­rak ber­ta­raf edi­lir, İslam’ın he­def­le­diği barış böy­lece ko­run­muş olur.

Gelen haber araş­tı­rıl­dı­ğında ha­be­rin doğru ol­ma­dığı an­la­şı­lırsa, yani ger­çekte ba­rışı bo­za­cak bir ge­lişme söz ko­nusu de­ğilse, ba­rışı kur­mak ve ko­ru­makla gö­revli Müs­lü­man­la­rın, bi­ri­leri ta­ra­fın­dan ba­rışa ters bir du­ruma sü­rük­len­mek is­te­diği or­taya çıkar. Yani ba­rışı ko­ru­makla gö­revli Müs­lü­man­lar, bi­ri­leri ta­ra­fın­dan zulme alet edil­mek is­ten­mek­te­dir. İşte bu ters du­ruma düş­meme so­rum­lu­luğu da yine “Ben Müs­lü­ma­nım.” id­di­a­sın­daki ki­şi­lere, Müs­lü­man­lara düş­mek­te­dir.

Bu il­keyi haber veren âyet-i ke­rîme il­ginç ay­rın­tı­lar içer­mek­te­dir. Hu­cu­rât Sû­resi’nin 6. âyet-i ke­rî­mesi bu il­ke­nin söz ko­nusu edil­diği ayet­tir. Âyet-i ke­rîme şöy­le­dir:

“Ey iman eden­ler! Eğer bir fâsık size bir haber ge­ti­rirse onun doğ­ru­lu­ğunu araş­tı­rın. Yoksa bil­me­den bir kavme sa­ta­şır­sı­nız da yap­tı­ğı­nıza piş­man olur­su­nuz!”1

Arap­çada “mü’minûn” ke­li­mesi, “imanlı, inan­mış kim­se­ler” an­la­mına gelir. “El­le­zine âmenû” tar­zın­daki ifade şekli ise “Âmenû di­yen­ler, inan­dık di­yen­ler” tar­zında bir anlam ifade eder. Âyet-i ke­rî­mede, “İna­nan­lar, mü’min­ler” an­la­mın­daki bi­rinci ke­lime değil, “iman id­di­a­sında bu­lu­nan­lar” an­la­mın­daki ikinci ifade ter­cih edil­miş­tir. Bu du­rumda âyet-i ke­rîme, “Bu iddia, sa­hi­bine şu so­rum­lu­luğu yük­ler. İd­di­a­nızda sa­mimi ise­niz şu hu­susa dik­kat et­me­li­si­niz.” an­la­mını işa­ret et­mek­te­dir.

Ayette geçen “fâsık” ke­li­mesi de “gü­nah­kâr Müs­lü­man” de­mek­tir. Yani “Kâ­fir­le­rin, müş­rik­le­rin, Ya­hu­di­le­rin, Me­cû­si­le­rin, Hris­ti­yan­la­rın, put­pe­rest­le­rin vs. değil gü­nah­kâr bir Müs­lü­ma­nın ge­tir­diği ha­beri in­ce­le­yin.” emri var­dır. Gü­nah­kâr bir Müs­lü­ma­nın ge­tir­diği haber bile in­ce­le­ne­cekse bir kâ­fi­rin ge­ti­re­ceği haber çok daha büyük bir dik­katle, çok daha özenle ve didik didik edil­meli de­mek­tir. Bu du­rumda gü­nü­müz haber ve medya ka­nal­la­rı­nın ge­ti­re­ceği ha­ber­lere, ve­re­ceği bil­gi­lere karşı nasıl dav­ran­ma­mız ge­rek­tiği çok açık ola­rak or­ta­da­dır.

Biz­ler gü­nü­müzde tam bir en­for­mas­yon ve haber kir­li­liği ile yüz yüze du­rum­da­yız. “Müs­lü­man” ola­rak bi­li­nen ki­şi­ler­den, Kur’an ve hadis yo­rum­la­rın­dan baş­la­ya­rak yaz­dık­ları ki­tap­lara, ver­dik­leri dinî bil­gi­lere kadar, gelen ma­lu­mat­lar kar­şı­sında ne yap­ma­mız ge­rek­tiği ko­nusu büyük bir prob­lem­dir. Kimin hangi söy­le­di­ğine ina­na­ca­ğı­mızı ve hangi söy­le­dik­le­rine inan­ma­ya­ca­ğı­mızı be­lir­leme, en önemli gö­rev­le­ri­mi­zin ba­şında gel­mek­te­dir. İslam adına laf üre­ten­le­rin, Kur’an hak­kında esip gür­le­yen­le­rin, hadis hak­kında her türlü iha­neti ya­pan­la­rın kol gez­diği bu ortam, ger­çek mü’min­ler için tam bir im­ti­han or­ta­mı­dır. İslam’ın doğ­duğu gün­lere on beş asır uzakta ya­şa­makta olan biz Müs­lü­man­lar için or­yan­ta­list ça­lış­ma­lar yo­luyla her türlü mel’ane­tin İslam dü­şünce ha­ya­tına boca edil­diği bu or­tamda ima­nı­mızı bu or­ga­nize şey­tan­lar­dan ko­ruma gö­revi çok azim bir gö­rev­dir. Son ne­fe­si­mizi sa­li­men sa­hi­bine tes­lim edip ebedî ha­ya­tı­mızı kur­tar­ma­mız bu ko­nu­daki has­sa­si­ye­ti­mize bağ­lı­dır. İman yo­lu­nun eş­kı­ya­ları bugün büyük şöh­ret­lerle, id­di­alı ve tum­tu­raklı titr, unvan ve rüt­be­lerle kar­şı­mıza çık­mak­ta­dır. “Ko­nu­nun uz­manı” tak­dim­le­riyle kar­şı­mız gelen bu büyük şey­tan­lar ile başa çık­mak hiç de kolay değil. Kü­re­sel şer odak­la­rı­nın gizli des­tek­le­riyle Müs­lü­man­la­rın ima­nını çalma ve iğfal etme gö­re­vini en et­kili şe­kilde ya­pa­bi­le­cek ye­te­nekli şey­tan­lar, en çok dik­kat edil­mesi ge­re­ken şey­tan­lar­dır. He­pi­mi­zin bil­diği gibi Nas Sû­resi, “mine’l-cin­neti ve’n-nâs – cin ve insan şey­tan­la­rın şer­rin­den” ifa­de­le­riyle bit­mek­te­dir. Yani Kur’an’ın son ikazı “İnsan kı­lıklı şey­tan­la­rın şer­rin­den Allah’a sı­ğı­nın.” şek­lin­de­dir. En son ikaz, ko­nu­nun öne­mini ifade açı­sın­dan ol­dukça ma­ni­dar­dır.

İslam düş­man­lı­ğını açıkça sür­dü­ren­lere karşı nasıl tavır ta­kı­na­ca­ğı­mız ise açık­tır. Son model medya araç­ları olan Twitter, Fa­ce­book, Ins­tag­ram vs. gibi kay­nağı İslam dışı ol­duğu açık olan medya ka­nal­la­rın­dan gelen kay­nağı belli ol­ma­yan bilgi, gö­rüntü ve ha­ber­lere karşı azami dü­zeyde dik­kat etmek, son ne­fe­si­mizi kur­tarma açı­sın­dan son de­rece önem­li­dir.

  1. Hucurât, 49/6. ↩︎