Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Dinlerarası Diyalog Hakikatte Nedir?

10. Sayı · 2008/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

“Sen mil­let­le­rine (din­le­rine) tabi olun­caya kadar Ya­hu­di­ler ve Hı­ris­ti­yan­lar asla sen­den razı ol­maz­lar.” (Ba­kara 120)

Di­ya­log, ke­lime ola­rak po­zi­tif bir anlam ta­şı­mak­ta­dır, Grekçe “di­a­lo­gos” La­tin­ceye “di­a­lo­gus” soh­bet etme an­la­mında geç­miş­tir ve ni­ha­yet di­ya­log, bi­rey­ler ve top­lum­lar ara­sında ya eko­no­mik, ya psiko-sos­yal, ya da kül­tü­rel, eko­no­mik ve po­li­tik dü­zeyde olur. Di­ya­lo­ğun mut­laka çıkar gö­zet­me­mesi ön şart de­ğil­dir. Zira di­ya­logda bu­lu­nan ke­sim­le­rin el­bette bir bi­ri­le­rin­den bek­le­ye­cek­leri, bir takım çı­kar­ları, tak­tik ve stra­te­jik he­def­leri söz ko­nusu ola­cak­tır. Yani di­ya­log sa­dece ta­nı­maya ve an­la­maya yö­ne­lik bir ma­hi­yet ta­şı­ma­mak­ta­dır. Hatta de­ni­le­bi­lir ki Hı­ris­ti­yani an­lam­daki, di­ya­lo­ğun ör­tülü esas amacı “mis­yon” ve da­vet­tir” Şimdi di­ya­lo­ğun ta­rih­sel arka planı ile bu yar­gı­mızı güç­len­di­re­lim.

DİYALOĞUN KISACA TARİHSEL SEYRİ

Hı­ris­ti­yan­lık ta­ri­hinde “di­ya­log” Va­ti­kan’ın Ya­hu­di­lik dı­şında, 1965’te Müs­lü­man­larla ve diğer din­lerle al­dığı resmi di­ya­log ka­ra­rın­dan çok ön­ce­leri iş­levi olan bir kav­ram­dır.

Ör­ne­ğin Hı­ris­ti­yan­lık ta­ri­hinde di­ya­logla il­gili ya­zı­lan ilk eser en az 19 asır­lık­tır. Jus­tin Martyr (ö.163) hı­ris­ti­yan inan­cını ya­hu­di­lere an­lat­mak üzere “Ya­hudi Tyrpho ile Di­ya­log” is­miyle son de­rece ha­cimli bir eser ka­leme al­mış­tır.1 Bu­rada amaç Ya­hudi Tyrpho tip­le­me­si­nin işı­ğında Ya­hu­di­ler ve Hı­ris­ti­yan­ları bir ça­tıda bu­luş­tu­ra­bil­mek­tir.

Or­ta­ça­ğın Baş­lan­gı­cında Aziz Be­ne­dikt Hı­ri­ti­yan­lık dün­ya­sın­daki mez­hep­sel ve te­o­lo­jik fark­ları or­ta­dan kal­dır­mak yahut uz­laş­tır­mak su­re­tiyle di­ya­log çer­çe­ve­sinde kü­re­sel bir Hı­ris­ta­yan­lık bir­li­ğine ulaş­mak is­te­miş­tir. Yine Or­ta­çağda Ya­hu­di­lik­ten dön­müş Fa­bi­ano Fi­aghi tar­fın­dan ya­zı­lan “Di­a­logo Fra II Cat­he­cu­ni­noe II Padre Cat­hez­hi­cante(1582) adlı eser Ya­hu­di­lerle Hı­ris­ti­yan­lar ara­sın­daki dini ve te­o­lo­jik fark­lı­lık­ları, prob­lem­leri di­ya­log yo­luyla çöz­mek is­te­miş konu ile il­gili ya­hu­di­le­rin ge­le­nek­sel kadim li­te­ra­tü­rün­den fay­da­lan­mış­tır.2

Yine bir başka ya­hudi dönme olan Pet­rus Al­fonsi “Di­a­lo­gus Petri et Moysi Judei” (Pet­rus’un Ya­hudi Musa ile Di­ya­loğu) adlı bir di­ya­log eseri ka­leme ala­rak ya­hu­di­lere karşı ılımlı ve to­le­ranslı bir çizgi iz­le­ye­rek Ya­hu­di­leri Hı­ris­ti­yan­laş­tır­mak is­te­miş­tir.

Dik­kat edi­lirse, bu ya­zı­lan eser­lerde amaç hı­ris­ti­yan dün­ya­sında önemli bir prob­lem oluş­tu­ran Ya­hu­di­leri di­ya­log yo­luyla Hı­ris­ti­yan­laş­tır­mak­tır. Yani ya­zı­lan eser­ler Hı­ris­ti­yan mis­yo­nunu tem­sil et­mek­te­dir. Daha sonra Av­rupa’da 1600 lü yı­lı­la­rın ilk çeğ­re­ğinde baş­la­yan Din sa­vaş­ları yani Ka­to­lik ve Pro­tes­tan­lar ara­sında mil­yon­larca in­sa­nın ölü­müne yol açan mez­hep ça­tış­ma­ları ile Di­ya­log Av­rupa’nın bir­liği ve se­la­meti açı­sın­dan daha da önem ka­zandı.

Batı dün­ya­sında Din­ler ta­rih­çisi ve Din Fe­ne­me­ne­loğu olan Ru­dolf Otto (1869-1937) 1921 de dünya öl­çe­ğinde ulus­lar ara­sında tır­ma­nan ger­gin­lik ve savaş ola­sı­lı­ğına çe­şitli din men­sup­la­rını bir araya ge­tir­meyi he­def­le­yen “Din­le­ra­rası Bir­lik” adında bir olu­şumu ha­yata ge­çirdi.

Daha sonra ge­li­şen sü­reçte Din­le­ra­rası di­ya­log pro­jesi daha da önem ka­zandı. Zira I. Dünya sa­va­şında mil­yon­la­rın öl­mesi ve bil­hassa av­ru­palı em­per­yal dev­let­le­rin biri bi­ri­leri ile gi­riş­tik­leri kanlı bir sa­vaş­tan çık­ma­ları Ki­lise’nin özel­likle Va­ti­kan’ın Hı­ris­ti­yan­lar ara­sın­daki di­ya­log gi­ri­şim­le­rini ar­tır­ma­sında et­kili oldu.

Vi­yana do­ğumlu bir Alman Ya­hu­disi olan Mar­tin Buber (1878–1965) di­ya­log fel­se­fe­si­nin ma­ni­fes­tosu sa­yı­la­bi­le­cek “Ich und Du -Ben ve Sen-” adı ile bir kitap ka­leme aldı.3 Daha son­raki dö­nem­lerde özel­likle Pro­tes­tan­la­rın da kat­kısı ile din­le­ra­rası di­ya­log fa­a­li­yeti Av­rupa’da hızla ge­liş­meye baş­ladı. Ni­ha­yet Va­ti­kan 1962 yı­lına ge­lin­di­ğinde Asya’nın da Hı­ris­ti­yan­laş­tı­rıl­ması ge­rek­tiği ka­ra­rını bir daha ye­ni­ledi. Ancak bu Hı­ris­ti­yan­laş­tırma fa­a­li­yeti eski kla­sik mis­yo­ner­lik yön­tem­leri ile değil bu sefer di­ya­log yo­luyla ola­caktı. Özel­likle İnc­lu­vist­ler- kap­sa­yı­cı­lar de­ni­len grup di­ya­log fa­a­li­ye­ti­nin ba­şını çekti. Exlusivistler gibi dış­la­yıcı grup­lar, yani di­ya­loga karşı çev­re­ler Müs­lü­man­larla ve yahut diğer Asya din­leri ile di­ya­loğu en­gel­le­mede ba­şa­rılı ola­ma­dı­lar.

İşte bu ne­den­le­dir ki, 1962-1965 ta­rih­leri ara­sında 141 ül­ke­den 2860 kadar tem­sil­ci­nin ka­tı­lımı ile ger­çek­le­şen İkinci Va­ti­kan Kon­sili, üç yıl içe­ri­sinde önemli ka­rar­lar aldı. Bu ka­rar­la­rın en önem­lisi şüp­he­siz “Hı­ris­ti­yan Ol­ma­yan­lar Sek­re­ter­ya­sı­nın” ku­rul­ması idi.

Artık Papa 23. John, Asya kı­ta­sı­nın Hı­ris­ti­yan­laş­tı­rıl­ması za­ma­nı­nın gelip geç­mekte ol­du­ğuna ina­nı­yordu. Fakat bu nasıl ya­pıl­ma­lıydı, zira daha önce de­ne­nen me­tot­lar esas ola­rak mis­yo­ner­liği içinde ba­rın­dı­ran bilim kis­veli yön­tem­lerdi; çok büyük ça­ba­lara rağ­men is­te­ni­len so­nuç­lar alı­na­ma­mıştı. Ör­ne­ğin Or­yan­ta­lism, (Doğu bi­lim­ci­lik, özelde İslam dün­yası), Evan­ge­lion (müj­deyi, yani İncil’i yayma), Proc­lo­ma­tion (İsa Mesih’in Tan­rı­lı­ğını ve Kut­sal Ruh ol­du­ğunu açığa vurma, davet), Witness (İsa’nın Tanrı oğlu ol­du­ğuna şe­ha­det etme) tüm bu metod ve kav­ram­sal­laş­tır­ma­la­rın mis­yo­ner­lik fa­a­li­ye­tin­den, yine sö­mür­ge­ci­li­ğin ve em­per­ya­liz­min keşif kolu ola­rak ça­lış­mak­tan başka bir şey ol­ma­dı­ğını an­la­mak, Hı­ris­ti­yan ol­ma­yan­lar için zor ol­madı.

Du­rumu iyi ana­liz eden Va­ti­kan, artık di­ya­log yolu ile hı­rıs­ti­yan­laş­tırma fa­a­li­ye­tine gi­re­cekti. Zira di­ya­loğa kapı ara­la­yan İkinci Va­ti­kan Kon­sili’nin ki­lise ile il­gili olan Üçüncü Bö­lü­münde (Lumen Gen­tium, İn­san­la­rın ışığı) şöyle de­nil­mek­te­dir ki, bu di­ya­log­dan Va­ti­kan’ın ve Hı­ris­ti­yan­la­rın ne an­la­dı­ğı­nın en büyük de­li­li­dir: “Ni­ha­yet İncil’i henüz kabul et­me­miş olan­la­rın, çe­şitli biçim ve şe­kil­lerde Tanrı’nın Halkı’na ka­tıl­ma­ları için yola ko­yul­ma­ları ön­gö­rül­müş­tür. Ancak Tan­rı­nın Kur­tu­luş Ya­sası Ya­ra­tı­cıyı ta­nı­yan­la­rın hep­sini İb­ra­him pey­gam­bere ina­nıp, bi­zimle be­ra­ber tek tan­rıya ina­nan Müs­lü­man­ları da kap­sa­mak­ta­dır. Ki­lise, Tan­rı­nın şe­re­fini yük­selt­mek ve bütün bu umut­suz (Hı­ris­ti­yan ol­ma­yan­la­rın, Müs­lü­man­lar gibi) in­san­la­rın kur­tu­lu­şunu ger­çek­leş­tir­mek için Efen­di­mi­zin Tan­rı­nın oğlu İsa’nın “her ya­ra­tığa İncil’i vaaz edin” (Mar­kos, 16-16) şek­lin­deki buy­ru­ğunu daima ha­tır­la­ya­rak, özenle İncil’in ya­yıl­ma­sını amaç­la­yan mis­yon­la­rını kal­kın­dır­makta ve so­nuna kadar des­tek­le­mek­te­dir.”

“Extra ecc­le­siam nulla salus”

Diğer ta­raf­tan, di­ya­lo­ğun baş­la­tı­cı­la­rın­dan 5. Paul da İkinci Va­ti­kan Kon­sili’nde, di­ya­lo­ğun ger­çek amacı ko­nu­sunda, kon­sil üye­le­rine şöyle ses­le­nir: “İncil, her ya­ra­tığa İncil’i vaaz için tüm dün­yaya ya­yı­lın der; ben ise buna şun­ları da ilave edi­yo­rum: Mis­yo­ner­lik için yeni yol­lar ha­zır­la­mak, yeni yön­tem ve va­sı­ta­ları göz­den ge­çir­mek, yeni ak­si­yon­lar, ener­ji­ler mey­dana ge­tir­mek ge­re­kir.” Ve so­nunda di­ya­log ekibi hemen gö­reve baş­ladı, önce Kar­di­nal Ma­rella, sonra sı­rası ile Kar­di­nal Pig­no­delli, M. Jadot, Kar­di­nal Arinze di­ya­log şem­si­yesi al­tında mis­yon fa­a­li­yet­le­rine baş­la­dı­lar.

Evet, Va­ti­kan’ın di­ya­log­dan an­la­dığı ke­li­me­nin tam an­lamı ile budur. Öyle ki, ev­li­lik­lerde bile artık Pa­pa­lar dev­reye gir­mek­te­dir. Zaten Be­ne­dic­tus’tan önce Mar­din’de di­ya­log top­lan­tısı ya­pı­lır­ken, tam da o gün Papa İkinci Jean Paul, tüm hı­ris­ti­yan­ları Müs­lü­man­larla ev­len­me­meye, eğer ev­len­mek zo­runda ka­lır­larsa ço­cuk­ları mut­laka hı­ris­ti­yan yap­maya ça­ğırdı. Biz de hı­ris­ti­yan­larla ev­len­meye özen­di­ril­me­si­nin ak­sine. As­lında hris­ti­yan di­ya­log­cu­lar bir ba­kıma hak­lı­lar, çünkü ki­lise dog­ma­sına göre,“extra ecc­le­siam nulla salus.”(Ki­lise dı­şında hiç­bir ha­ki­kat yok­tur!)

Öy­leyse Mesih İsa’dan sonra gelen tüm din­ler Ra­fızî, yani sap­kın­dır. Hiç­bir di­ya­logcu ki­lise men­sup­ları di­rekt söy­le­mez­ler ama asla İslam’ı vahyi bir din, Hz. Mu­ham­med’i Allah’ın Pey­gam­beri ola­rak kabul et­mez­ler. Zira kabul et­ti­ğinde, tanrı oğlu Mesih’in bir an­lamı kal­maz. Zaten on­lara göre İslam gibi bir din, Hz Mu­ham­med gibi bir pey­gam­ber gön­de­ril­seydi, Baba Oğul’a, Oğul Ha­va­ri­lere, Ha­va­ri­ler de Ki­li­seye bil­di­rirdi. Bun­dan do­layı dik­kat edi­lirse, hiç­bir di­ya­log top­lan­tı­sı­nın so­nunda, Kur’an’a, İslam’a, Hz. Mu­ham­med’e atıf yok­tur. Çünkü bu hı­ris­ti­yan dog­maya ay­kı­rı­dır.

Bı­ra­kın İslam’ı, Va­ti­kan, Hı­ris­ti­yan­lık için­deki Me­to­dis­ler, Mor­mon­lar, Al­bi­li­ler, Üni­ter­yen­ler, Pres­bi­ter­yen­ler, Ebi­o­nit­ler gibi mez­hep­leri bile kâfir ilan et­miş­tir. Yani ne kadar di­ya­logda olsak bile, bir hı­ris­ti­yan yü­zü­müze mas­la­hat ge­reği söy­le­mese bile, her zaman bi­lin­çal­tında sap­kın bir dine inan­dı­ğı­mızı asla unut­ma­ya­cak­tır. Onlar için İslam vahyî değil, sa­dece sos­yo­lo­jik an­lamda bir din­dir. Dü­şü­nün, sap­kın bi­risi ile ha­ki­kati tem­sil et­ti­ğine ina­nan bi­ri­si­nin di­ya­loğu ne de­rece sağ­lıklı olur? Bir Müs­lü­man için bu­rada hiç­bir ta­kiyye yok­tur. Çünkü İslam, hı­ris­ti­yan ve ya­hu­di­leri Ehli Kitap ka­te­go­ri­sine koyar. Ama Müs­lü­man­lar, Hz. İsa’nın “logos” ola­rak yer­yü­zünde Baba’nın (Tanrı) İsa’nın be­de­nine bü­rün­müş ilah ol­du­ğunu red­det­tik­leri için, ke­sin­likle ki­lise dog­ma­sına göre sap­kın­dır­lar.

Ör­ne­ğin or­yan­ta­list­le­rin en ılım­lısı olan M. Watt bile, İslam’ın Vahyi bir din ol­du­ğunu tam ola­rak iti­rafa ya­naş­ma­mış­tır. Bu­rada de­ni­le­bi­lir ki, efen­dim, biz di­ya­loğu işte bunun için ya­pı­yo­ruz. Yani bizim ama­cı­mız İslam’ın Batı’daki ima­jını dü­zelt­mek, ba­rışı sağ­la­mak ve Ba­tı­lı­lara İslam’ı öğ­ret­mek­tir. Hemen be­lir­te­lim ki, bu saf ni­yetli yak­la­şım­lar, dış ger­çek­liği ol­ma­yan fa­razi bir id­di­a­dan başka bir şey de­ğil­dir. Neden? Bi­rin­cisi; di­ya­lo­ğun Va­ti­kan ta­ra­fın­dan res­men yü­rür­lüğe ko­yul­ma­sın­dan iti­ba­ren ya­pı­lan araş­tır­ma­lara göre, İslam’ın imajı daha da kö­tü­leş­miş­tir. Ve biz­zat fa­na­tik hı­ris­ti­yan­lar ta­ra­fın­dan ka­sıtlı ola­rak te­rörle öz­deş­leş­ti­ril­miş­tir. İşin il­ginç yanı, di­ya­log ka­ra­rına rağ­men İslam aley­hine olan kam­pan­ya­lar da pa­paz­lar, pis­ko­pos­lar ve kar­di­nal­ler daha da etkin rol oy­na­mak­ta­dır­lar. Dünya üze­rinde ba­rışı ko­ruma ta­ma­men boş bir slo­gan­dan iba­ret­tir. Ör­ne­ğin hangi di­ya­log top­lan­tı­sı­nın Batı’nın, do­la­yısı ile Hı­ris­ti­yan­la­rın, Irak, Bosna, Sudan, Çe­çe­nis­tan, Ko­sova, Te­la­fer ve ha­keza Fi­li­pin­ler ve Fi­lis­tin’deki kat­li­am­ları ön­le­mede et­kisi ol­muş­tur?

Hangi di­ya­log top­lan­tı­sında Kur’an’ın tu­va­let­lere atıl­ması, biz­zat Bush’un da­nış­man­la­rı­nın İslam’a ve Efen­di­mize yö­ne­lik meşum ha­ka­ret­leri kı­nan­mış­tır. Bu ne biçim bir di­ya­log­dur Allah aş­kına!

Neden özel­likle di­ya­log top­lan­tı­la­rında Pey­gam­be­ri­miz ve Kur’an dış­la­nır? Zaten bu bir di­ya­log değil, ke­li­me­nin tam an­lamı ile hı­ris­ti­yan­lı­ğın ve Greko-Romen de­ğer­le­rin pro­pa­gan­da­sı­nın ya­pıl­dığı bir mo­no­log­dan başka bir şey de­ğil­dir.

Müs­lü­man ka­tı­lım­cı­lar da “fi­gü­ran” ola­rak yer­le­rini al­mak­ta­dır­lar, o kadar. Zaten di­ya­lo­ğun “te­o­ris­yeni” kar­di­nal Arinze bu ko­nuda şöyle der: “Kut­sal yolcu ola­rak ki­lise, öteki din­lere men­sup in­san­larla sür­dür­düğü di­ya­lo­ğun, kur­tu­luş di­ya­loğu ol­du­ğu­nun bi­lin­cinde ol­ma­lı­dır.” [Yani sap­kın kabul edi­len Müs­lü­man­ları son kur­tu­luşa er­dir­mek(!)]

Demek ki, di­ya­log, ba­zı­la­rı­nın zan­net­tiği gibi saf ve temiz bir proje de­ğil­dir. Ola­maz da. Özel­likle te­o­loji-ila­hi­yat ala­nında hiç ola­maz. Zira hı­ris­ti­yan­lar “tes­lis” inan­cın­dan vaz­ge­çe­me­ye­cek­le­rine göre ve yine Kur’an’ın “Allah üçün üçü­dür di­yen­ler kâfir ol­muş­lar­dır” ayeti de­ğiş­me­ye­ce­ğine göre, bütün bu di­ya­log top­lan­tı­ları sa­mi­mi­yet­ten uzak kal­maya mah­kûm ola­cak­lar­dır. Zaten Arinze ve Karl Barth gibi zevat di­ya­lo­ğun mut­lak an­lamda “mis­yon” ve “davet” (mis­sion and proc­la­ma­ti­ons) te­meli üze­rinde ol­ması ge­rek­ti­ğini açıkça yaz­makta ve ko­nuş­mak­ta­dır­lar.

Müs­lü­man­la­rın di­ya­logu, tev­hid ve teb­liğ mer­kezli ol­ma­lı­dır.

İslam ta­ri­hinde el­bette Pey­gam­be­ri­mi­zin, Sa­ha­bi­le­rin, ha­li­fe­le­rin ve Müs­lü­man âlim­le­rin hı­ris­ti­yan, ya­hudi, me­cusi vs. gibi din men­sup­ları ile di­ya­log­ları ol­muş­tur. Ancak bu di­ya­log­larda İslam’ın özel­likle “tev­hid” nok­ta­sında ken­di­le­rine yö­nelt­tiği eleş­ti­ri­ler giz­len­me­diği gibi, İslam’ın bü­tün­sel an­la­mın­dan ve “teb­liğ” fa­a­li­ye­tin­den asla taviz ve­ril­me­miş­tir. Ör­ne­ğin, Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin, dö­ne­min en büyük im­pa­ra­tor­lu­ğu­nun reisi olan He­rak­lius’a yaz­dığı mek­tup­taki üslup ve aza­met; bizim di­ya­log­cu­la­rın kul­lan­dığı üslup ve re­to­riğe ben­zi­yor mu?

“Rah­man ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Allah’ın kulu ve Re­sulü olan Mu­ham­med’den Rum­la­rın büyük reisi He­rak­lius’a… Hi­da­yet’e ve hakka it­tiba eden­lere selam olsun. İlan ede­rim ki; seni tam bir İs­lami da­vetle İslam’a ça­ğı­rı­yo­rum. Müs­lü­man ol, se­la­met bu­lur­sun. Müs­lü­man ol ve Allah sana iki kat ec­rini verir. Eğer yüz çe­vi­rir­sen, te­ba­a­nın gü­nahı se­nin­dir.”4

Dik­kat edi­lirse, Pey­gam­be­ri­miz bu mek­tubu ka­leme al­dı­rır­ken, İslam Arap Ya­rı­ma­da­sı­nın dı­şına çık­ma­dığı gibi, Müs­lü­man­la­rın sa­yısı da mil­ya­rın üs­tünde de­ğil­dir.

Sonuç ola­rak, Din­ler arası di­ya­log top­lan­tı­ları, sinsi hı­ris­ti­yan­laş­tırma, etnik kim­lik­leri ön plana çı­karma, İslam’ı bir nevi pro­tes­tan­laş­tırma ve ali­nas­yon (ya­ban­cı­laş­tırma) plan­la­rını bün­ye­sinde ta­şı­yan post­mo­dern bir mis­yon ha­re­ke­ti­dir. Ön­ce­likle Efen­di­mi­zin şah­si­yetli ve Kuran mer­kezli ön­der­li­ğinde Ali İmran 64. Ayeti Ke­ri­mede buy­rul­duğu şek­liyle di­ya­lo­ğun sür­dü­rü­le­bi­lir ol­du­ğunu söy­le­ye­bi­li­rim (Ayet me­a­len şöy­le­dir: “Ey kitap ehli si­zinle bizim ara­mızda ortak eşit bir ke­li­meye gelin, Allah’tan baş­ka­sına iba­det et­me­ye­lim, ona hiç­bir şeyi ortak koş­ma­ya­lım ve bir­bi­ri­mizi Allah’tan başka rab edin­me­ye­lim”…)

Dik­kat edi­lirse ayet di­ya­lo­ğun ön şartı ola­rak Tev­hidi or­taya koy­mak­ta­dır. Çünkü mü­es­ses Ki­lise (Tüm Ka­to­lik, Or­to­doks ve Pro­tes­tan­lar buna dâ­hil­dir. Zira bu üç mez­hebe göre de İsa Logos ola­rak Tanrı-Baba’nın yer­yü­zün­deki insan su­re­tin­deki mü­ces­sem şek­li­dir.) Pa­ga­nizm’den mül­hem Tes­lis’i-Üçlü İlah an­la­yı­şını Kon­sil­lerle Hı­ris­ti­yan­lara da­yat­mış­lar­dır. Karşı çıkan Tev­hid grup­ları Arius gibi kat­le­dil­miş­ler­dir. Demek ki onlar tes­liste di­ret­tik­leri sü­rece te­o­lo­jik düz­lemde di­ya­lo­ğun an­lamı yok­tur.5 

DİYALOĞUN AÇMAZLARI

  • Müesses Kilise İslam’ı ve onun peygamberini asla vahyî anlamda din olarak kabul etmez. Onlara göre İslam sadece sosyolojik anlamda heterodoks-sapkın bir dindir. Zira diyalogcular açık olarak şunu söylerler eğer biz Hz. Muhammed’i peygamber veyahut Kur’an’ı vahyî Kitap olarak kabul edersek o zaman Hıristiyan olmamızın anlamı kalmaz.
  • Diyalog bir Vatikan projesidir. Amacı da barışı filan korumak değil aksine Müslümanları kimliksizleştirmek ve Hıristiyanlaştırmaktır. Yani diyaloğun öznesi-sujesi Vatikan nesnesi-objesi Müslümanlardır. Zira diyaloğu başlatan Papa 23. John ve onun ölümünden sonra devam ettiren Papa Paul VI yaptıkları konuşmalarda “Müslümanlarla yaptıkları diyaloğun esas gayesinin “İbrahim’i gelenekten gelen Müslümanlara Matta İncilinin de ön gördüğü şekilde İsa-Tanrının kurtarıcı misyonunu anlatarak, İncil’in mesajını onlara ulaştırmak olduğunu açıkça söyler. Zaten bundan dolayıdır ki, Diyaloğun teorisyenlerinden olan Kardinal Francis Arinze diyaloğa katılan Hıristiyan katılımcıyı “holy pilgrim” kutsal hacı olarak yâd eder.
  • Diyaloğu savunan “inkluvistler” (Yani Kapsayıcılar Örneğin John Hick. Mc.Grath) Makyevelist bir yaklaşım sergilerler. Biz İslam dairesi içerisinde de Tanrı kavramının bilinebileceğini kabul etsek bile “son kurtuluşun”(final Salvation) İsa’nın tanrılığı ve kurtarıcı misyonu ile olabileceğinden vazgeçemeyiz fikrini savunurlar.
  • Diyalogdan teolojik-ilahiyat anlamında bir şey çıkmaz. Çünkü Ne Yahudiler Hz. İsa’nın Mesih olduğuna inanırlar. Ne de Hıristiyanlar Hz. Muhammed’in son peygamber Kur’an’ın da son kitap olduğuna inanırlar. Zira Yahudilere göre Hz. İsa’nın statüsü yalancı Mesih Bar Kocbha, David Alroy gibidir. Ortodoks Yahudiler için henüz Mesih gelmemiştir ve son peygamber de Malaki’dir. Bu dogmadır ve değişmez. Aynı şekilde özellikle Katolikler için Yahudiler teocid (yani Tanrı Katili)dir. Çünkü Yahudiler-Ferisiler dönemin Roma valisi Pontius Pilatus’la iş birliği yaparak Tanrı-İsa’yı çarmıha germişlerdir. Bu aynen bir Müslüman’ın Kadiyani Yahut Bahaî ile yaptığı diyaloğa benzer ve sonuç çıkmaz. Çünkü Hakla Batıl’ın karışmasından Hak sadır olmaz. Yani Bir Müslüman bir Kadiyani veyahut bir Baha’i ile ne kadar iyi ilişkiler içerisinde olsa da Hz. Muhammed’den sonra Gulam Ahmed’in Yahut Bahaullah’ın(Hüseyin Mirza Ali) peygamber olduğunu kabul etmez. Ederse Müslümanlıktan çıkar. Zira bu iki zatın statüsü Şia dâhil tüm ehl-i sünnet mezheplerine göre yalancı peygamberler olan Müseylemetü’l Kezzap, Siccah, Esved El Ansi ve yahut Tuleyha gibidir. Bu inancın her daim varlığını koruduğu karikatür skandallarından da net ve açık bir şekilde anlaşılmıştır. Zira bu krizde Batı’nın yani Hıristiyanların İslam karşısındaki kolektif şuuru bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.
  • Diyalog bu şekliyle İslam topraklarının işgaline ve Müslüman katliamına meşruiyet kazandırmaktadır. Zira konsil kararları Hz. Muhammed’de ve İslam’a hakareti yasaklamayan ve halen Benediktus gibi İslam’ı vahyi bir din olarak kabul etmeyen bireylerle şaraplı toplantılarda Kur’an okutulmak suretiyle bir araya gelmek, onları taltif etmek, Müslümanların direncini ve azmini azaltır.
  • Diyalog bu şekliyle bir monologdur. Müslüman katılımcılar sadece birer figürandır. Bırakın diyalog toplantılarında Müslümanları anlamayı ve İslam’ın Batı’daki imajını düzeltmeyi Aksine 1965’te Vatikan tarafından diyaloğun resmen yürürlüğe girmesinden itibaren İslam ve Müslümanların imajı daha da kötüleşmiş ve İslam terörizmle özdeşleştirilmiştir. Yani Diyaloğun Müslümanları anlamada ve imajını düzeltmede hiçbir katkısı söz konusu değildir. Diyalogun barışı korumada hiçbir etkisi olmamıştır aksine diyaloğun yürürlüğe girmesinden on beş sene öncesinden yani 1950’den itibaren BM verilerine göre 1,3 milyar insan öldürülmüştür ve bunların 500 milyonu Müslüman’dır. Dikkat edilirse buna Haçlıların, Moğolların, Rusların, Sırp, İngiliz, Fransız, Hollanda, İspanya ve Portekizlilerin yaptığı Müslüman katliamı dâhil değildir. Hani diyalog barışı korumaya yönelikti.
  • Diyalog yoluyla Batı’nın İslam’ı öğrendiği tam bir kuyruklu yalandır. Zira Batılılar İslam’ı bizden özellikle diyalogcu çevreden daha iyi bilmektedirler. Örneğin hiçbir diyalogcunun Tasavvuf bilgisi L.Massignon, Kuran Tarihi bilgisi T.Nöldeke, İslam Bilim bilgisi Helmut Ritter, İslam Felsefesi bilgisi Henry Corbin, İslam Medeniyeti bilgisi H. Gibb, İslam Tarihi bilgisi Dozy, W.Berthold ve M.Watt, Kuran semantiği bilgisi T. İzutsu, Ortadoğu çalışmaları, B.Lewis ve Udo Stanbach vs kadar iyi değildir. Zira bizim diyalogcuların birçoğu harf devriminden önce ölen dedesinin mezar taşını bile okuyamaz. Bunlar mı Vatikan’la boy ölçüşecek.
  • Deniliyor ki Kur’an Hıristiyanların içerisinde Allah adı anıldığı zaman gözlerinden yaş akan keşiş ve din adamları vardır. Doğru ama hangi keşiş ve Hıristiyanlar. Bahira ve Necaşi gibi olanlar amenna. Zaten onlar efendimizin risaletine inanmışlardı. Yani Kur’an’ın kastettiği bugünkü şirk içerisinde olan Teslisçi Hıristiyanlar değildir. Zira Kur’an açıkça Allah üçün üçü diyenlerin kâfir olduğunu beyan etmiştir. Peki, öyleyse Kur’an’ın olumlu anlamda kastettiği Hıristiyanlar kim. Ben cevap vereyim Bir dinler tarihçisi olarak. Bunlar kökeni Hz. İsa’nın üvey kardeşi ve sonradan şehit edilen Hz. Yakub’un önderliğini yaptığı Pavluscu Hıristiyanlıkla mücadele eden tevhidci Hz. İsa’yı sadece Peygamber olarak kabul eden “ebionitik” kökenli Hıristiyanlardır. Bu tevhidci Hıristiyan gruplar, Ariuscular, Üniteryenler, Bogomiller, Albililer vs adı altında varlıklarını günümüze kadar taşımışlardır. Yani sözün kısası Kur’an’ın olumlu anlamda bahsettiği Hıristiyanlar bugünkü diyalog yaptığımız “teslisci” Katolikler, Ortodokslar ve Protestanlar değildir.
  • İbrahim’i gelenek kavramı Hz. Muhammed ve Kur’an hakem olmadan sakat bir kavramdır. Zira Yahudi ve Hıristiyanlar’ın kitabında Hz. İbrahim ve ondan sonra gelen peygamberlerin şahsiyeti yüz kızartıcı tasvirlerle anlatılmaktadır. Kur’an’a göre elinde balta ile inkılâpçı bir biçimde putları kıran Hz. İbrahim’in prototipi, Tevrat ve İncil’de yüz kızartıcıdır. Demek ki, İbrahimî gelenekten aynı şeyi anlamıyoruz. Ve bu geleneğin son biçimi Kur’an ve Hz. Muhammed olmadan diyalog olmaz.
  • Peki, diyalog değil de savaş mı yapalım. Hayır, bundan bu sonuç çıkmaz… Yapalım ama şartları Vatikan koymasın. Projenin nesnesi değil öznesi olalım. Ve şunu söyleyelim; gelin Al-i İmran 64. Ayet-i kerimede buluşalım. İslam’a ve Hz. Muhammed (s.a.v)’e hakaretten vazgeçin. Müesses kilise olarak Batı’nın İslam dünyasında ki tüm katliamlarını ve insanlık dışı uygulamalarını kınayın ve bu işgal ve katliamlara örtülü ve açık destek vermeyin. Tıpkı Papa II. J. Paul’un Ermeni Patriği II. Karakin’le görüşmesinde Türkiye’yi Ermeni soykırımı ile suçlaması ve Cezayir Arşevöki Henry Teslier ağzından Türkiye’nin gerçek sahiplerinin Hıristiyan Ermeni ve Arapların olduğunu söyletmesi gibi. Diyaloğu bir misyonerlik projesi olmaktan çıkarın “Christiana famile” gibi dergilerinizde Türkiye’yi Kilisenin kutsal toprakları olarak göstermekten vazgeçin gelin o zaman diyalog yapalım.
  1. A.M. Harman, The Story ofThe Church, Leichester 1985,s.29 ↩︎
  2. Kenneth R. Stow,”The Burning of the Talmud” in 1553, in light of Sixteenth Century Catholic Attitudes Toward the Talmud” “ Essential Papers on Judaism and Christianity in Conflict, ed. Jeremy Cohen. New York and London1991,s.413 ↩︎
  3. Sharp, Eric J., “Dialogue of Religions”, E.R.., ed. Mircea Aliade, New York 1987, IV,s.346 ↩︎
  4. Bknz: Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, I/219 ↩︎
  5. Özşahin, Lütfü, Erken Dönem Hıristiyanlık İnancasında Tevhid ve Teslis Mücadelesi, EBİONİZM, Subrosa Yay.2006 İstanbul ↩︎