Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Na‘t-⁠i Şerîf

10. Sayı · 2008/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

mefâîlün/mefâîlün/mefâîlün/mefâîlün

  1. Safâ-yı vechine mir’ât-ı beyzâ-yı zamân âşık
  2. Leyâl-i zülfüne manzûme-i şems-i cihân âşık
  3. Leb-i tekvîn-i hilkat münkeşif harf-i vücûdunla
  4. Müebbed şân-ı aşkında hıtâb-ı “Kün fe-kân” âşık
  5. Kaşın mi‘râcı, îd-i “Kābe kavseyni”tecellîdir
  6. O mihrâb-ı cemâle nağme-i tekbîr-i cân âşık
  7. Vuzû-i hasret aldım âteş-i seyyâl-i giryemden
  8. Namâz-ı valsına koşdukça feryâd-ı ezân âşık
  9. Sükûn-ı Kubbe-i Ravza’nda gaybî bir lisân var ki;
  10. Mekîn âşık, mekân âşık, zebân âşık, beyân âşık
  11. Sabâ-yı feyz-i na‘tin âlemi gülzâra döndürdü.
  12. Bahâr-ı vasf-ı hüsnünle zemîn u âsumân âşık
  13. Günâhıyle “Şeref” bekler şefâat yâ Rasûlellah
  14. Durur bâb-ı kabûlünde hesabsız bendegân âşık.

Ab­dur­rah­man Şeref

İs­tan­bul Müf­tüsü

  1. Senin yüzünün saflığına/berraklığına zamanın pırıl pırıl aynası âşıktır.
  2. Senin zülfünün siyahına cihanın güneş sistemindeki yıldızlar âşıktır.
  3. Senin varlığının (bir) harfiyle, yaratılışın var etme dudağı (bir kenarı) ortaya çıkmış oldu.
  4. Senin aşkının şânına “kün fe-kân”1 hitabı ebediyyen/ebedî olarak âşıktır.
  5. Kaşının mi‘râcı/şöyle bir kaldırman, “Kābe kavseyn”2 bayramının tecellîsidir.
  6. O güzelliğin mihrâbına, cânın tekbîr nağmeleri âşıktır.
  7. Akan gözyaşımın ateşinden hasret abdesti aldım.
  8. Sana kavuşma namazına koştukça, ezanın feryâdı âşıktır.
  9. Senin Ravza’nın kubbesinin sükûnunda öyle gaybî bir lisan var ki;
  10. Artık sana; ordaki sakin olan da, o mekân da, o güzelliği söyleyen dil ve onun ifadesi olan beyân da âşıktır.
  11. Senin na‘tinin feyzinin tatlı tatlı esen sabâ rüzgarı, dünyayı bir gül bahçesine döndürdü.
  12. Senin güzelliğini tavsîf etmenin baharıyla, bütün yer-gök âşık olmuştur.
  13. Yâ Rasûlellah, bunca günahına rağmen, senin bu “Şeref” adlı ümmetin senden şefâat bekliyor.
  14. Nitekim senin ümid bahşeden kapında hesapsız/sayısız gönülden bağlıların âşık olmuş durmaktadırlar.

* Bu na‘t-i şerîf, İs­tan­bul Müf­tüsü mer­hum Ab­dur­rah­man Şeref Gü­zel­ya­zıcı (1904-1978)’nın olup, kendi ya­zı­sıyla olan nüs­hası Emin Saraç Hoca’mda­dır. Bu na‘ti, muh­te­me­len İs­tan­bul Müf­tüsü ol­duğu yıl­larda (1972-78) yaz­mış­tır. Ken­disi edîb, şâir ve ta­sav­vuf neş’esiyle ye­tiş­miş bir kimse idi. Fatih Camii’nde (1963-68) îrâd et­tiği hut­be­leri pek edî­bâne idi; unu­tu­la­cak gibi de­ğil­dir, hâlâ ku­la­ğımda çın­la­mak­ta­dır. Tasv­vufî eği­ti­mini de, Gü­müş­hâ­nevî’nin ha­lî­fe­le­rin­den Te­kir­dağlı Mus­tafa Feyzî Efendi’nin hu­le­fâ­sın­dan Se­rezli Hacı Hasîb Yar­dımcı’dan al­mış­tır. Ab­dur­rah­man Efendi bu ho­ca­sını hiç unut­mazdı. Ba­ye­zid Camii’ndeki ders­le­rinde “Beni, bu irşad mes­le­ğine sevk eden Hocam Se­rezli Hasîb Efendi…” diye yeri gel­dikçe onu zik­ret­ti­ğini ha­tır­lı­yo­rum.

Na‘t hak­kında geniş bilgi için ba­kı­nız: Emine Ye­ni­terzi, Divan Şi­i­rinde Na‘t, Tür­kiye Di­ya­net Vakfı Ya­yın­ları, An­kara 1998.

  1. Kün fe-kân/Kün fe-yekûn: (Yaratılmış bir şey için) Allah “Ol!” dedi; o da “oldu” / “Ol!” der o da “olur.” ↩︎

Gör sen de ne cism u cân­sın

Mak­sûd-ı vücûd-ı “kün fe-kân”sın (Ne­sîmî)

  1. Bu ifade en-Necm Sûresi 9. ayetinden iktibastır. ↩︎

“Sonra (Ceb­rail ona) yak­laştı, (aşağı doğru) sarktı. Ara­daki me­safe; (üst üste ge­ti­ri­len) iki yay kadar, hatta daha yakın oldu da, o sı­rada (Allah’ın) vah­ye­tiği şeyi, ku­luna vah­yetti.” (Necm Sû­resi, 8-10)

Arap­lar, ca­hi­liye dev­rinde bir it­ti­fak için an­la­şa­cak­ları zaman iki yay çı­ka­rır, bi­rini di­ğe­ri­nin üze­rine ko­ya­rak iki­si­nin “kāb”ini bir­leş­ti­rir, sonra iki­sini be­ra­ber çekip on­larla bir ok atar­lardı. Bu, on­la­rın ih­ti­laf­sız an­laş­tık­la­rına işa­ret sa­yı­lırdı. “Kāb” ise bir yayın kab­za­sıyla giriş ma­halli olan iki köşe ara­lı­ğına denir ki, bir yayda iki “kāb” bu­lu­nur.

Mü­fes­sir­ler der­ler ki, tam bir ya­kın­lığı tas­vîr eden bu ifade, pey­gam­ber (a.s)’in vahyi duy­du­ğu­nun mu­hak­kak ol­du­ğunu beyan et­mek­te­dir (El­ma­lılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İs­tan­bul 1936, VI, 4576-7).