Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Hakk’ın İstiğnâsı Halkın İftikarı

67. Sayı · 2021/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِياًّ حَمٖيداً

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلاً

اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِاٰخَرٖينَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى ذٰلِكَ قَدٖيراً

مَنْ كَانَ يُرٖيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَمٖيعاً بَصٖيرًا

“Gök­lerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Siz­den önce ken­di­le­rine kitap ve­ri­len­lere ve size ke­sin­likle “İta­at­siz­lik­ten sa­kı­nın.” diye em­ret­miş­tik. Eğer in­kâra sa­par­sa­nız bi­li­niz ki, gök­lerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah’ın hiç­bir şeye ih­ti­yacı yok­tur. O her türlü öv­güye lâ­yık­tır.

Gök­lerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Gü­ven­mek için Allah yeter.

O is­terse -ey in­san­lar! Sizi top­tan yok eder ve ye­ri­nize baş­ka­la­rını ge­ti­rir. Allah’ın gücü ke­sin­likle buna yeter.

Dünya mü­kâ­fa­tını is­te­yen­ler bil­sin­ler ki Allah nez­dinde hem dünya hem âhi­ret mü­kâ­fatı var­dır. Allah her şeyi işit­mekte, her şeyi gör­mek­te­dir.”1


Kur’ân-ı Kerîm, îman edip sâlih amel iş­le­yen­ler için müj­de­ler içer­diği kadar, inkâr edip yer­yü­zünde fesat çı­ka­ran­lar için de teh­dit­ler ih­tivâ et­mek­te­dir. Bu çer­çe­vede bâzı âyet­lerde bütün in­san­lar mu­ha­tap kabul edi­le­rek hem müjde hem de teh­dit­lerde Allah Teâlâ’nın her şey­den her açı­dan müs­tağni ol­duğu vur­gu­lan­mak­ta­dır. Gi­rişte zik­re­di­len âyet­lerde de Hakk’a karşı nan­kör­lük ve küs­tah­lık eden in­kâr­cı­lar ve ita­at­siz­lik eden is­yan­kâr­lar için müt­hiş bir mey­dan okuma ve teh­dîde, onlar üze­rin­den mü’min­lere mühim bir îkaz ve ir­şâda yer ve­ril­mekte, Hak Teâlâ’nın is­tiğna, yâni hiç­bir şeye ih­ti­yâcı ol­ma­yıp her şeye sâhip oluşu ve kib­ri­yâsı, yâni yü­ce­lik ve bü­yük­lüğü öne çı­ka­rıl­mak­tır.

Allah Teâlâ, Pey­gam­be­ri­nin di­lin­den âdetâ in­san­lara şöyle ses­len­mek­te­dir:

Siz kabul et­se­niz de et­me­se­niz de iman et­se­niz de et­me­se­niz de, ita­at­siz­lik et­se­niz de et­me­se­niz de O ﷻ, yer ve gök­ler­deki her şeyin sâ­hi­bi­dir. Sizin de sizin pe­şinde ol­duk­la­rı­nı­zın da sâ­hi­bi­dir. Siz bâzı şey­ler­den kork­tu­ğu­nuz ya da bâzı şey­leri ümid et­ti­ği­niz için O’nu ﷻ inkâr etme ya da O’na ﷻ ita­at­siz­lik etme cür’etini gös­ter­di­ği­nizde şunu unut­muş olu­yor­su­nuz: Allah ﷻ, kork­tuk­la­rı­nı­zın da ümid et­tik­le­ri­ni­zin de ye­gâne sâ­hi­bi­dir. Sizin O’nu ﷻ kabul edip et­me­me­niz O’na ﷻ bir şey ka­zan­dır­maz ya da O’ndan ﷻ bir şey ek­silt­mez. O ﷻ, her şey­den müs­tağ­nî­dir: Siz­den de sizin pe­şinde ol­duk­la­rı­nız­dan da bunun için yapıp et­tik­le­ri­niz­den de emel­le­ri­niz­den de ha­yal­le­ri­niz­den de in­kâ­rı­nız­dan da is­yâ­nı­nız­dan da îma­nı­nız­dan da kul­lu­ğu­nuz­dan da… her şey­den ama her şey­den. Siz hiç­bir şe­kilde O’na ﷻ her­hangi bir fayda ve zarar sağ­la­ya­maz­sı­nız. Ni­te­kim fay­da­nın da za­ra­rın da sâ­hibi O’dur ﷻ.

Yer ve gök­lerde olan her şey O’nun­dur ﷻ. Ümid et­tik­le­ri­nizi size ve­re­cek olan O’dur ﷻ, zira sâ­hibi O’dur ﷻ. İs­te­di­ği­niz şeyi sâ­hi­bini inkâr ede­rek elde ede­bi­le­ce­ği­nizi dü­şün­mek ne büyük ya­nılgı ve ne derin bir ce­ha­let­tir! İsyan veya in­kâ­rı­nıza rağ­men dün­yâya dâir size bir şey­ler ve­ri­yorsa bunun se­bebi im­ti­han­dır.

“Biz, kim­le­rin daha güzel amel ede­ce­ğini deneyelim/imtihan ede­lim diye yer­yü­zün­deki her şeyi ora­nın süsü yap­tık.”2

İn­kâr­cı­la­rın dün­yâ­lık elde ede­bil­me­le­ri­nin, hattâ nefes ala­bil­me­le­ri­nin se­bebi im­ti­han sırrı ve dün­yâ­nın Allah’ın nez­dinde zerre kadar bir kıy­me­ti­nin ol­ma­ma­sı­dır. Ni­te­kim Pey­gam­ber (sav.) Efen­di­miz çöpe atıl­mış bir hay­van le­şi­nin ya­nın­dan ge­çer­ken: “Nef­simi kud­ret elinde tutan Allah’a yemin ede­rim ki Allah nez­dinde dünya, sa­hip­leri ya­nında şu leşin kıy­met­siz ol­du­ğun­dan daha kıy­met­siz­dir.” demiş ve ar­dın­dan: “Eğer dünya Allah ka­tında bir siv­ri­si­ne­ğin ka­nadı kadar dahi kıy­metli ol­saydı Allah Teâlâ hiç­bir kâ­fire ondan bir yudum su bile içir­mezdi.”3 bu­yur­muş­tur.

O ﷻ, nez­dinde kıy­meti ol­ma­yan şeyi ver­mekle sözlü veya fiilî in­kâr­cı­lara müh­let ta­nı­makta, ancak kıy­metli olan hi­dâ­yeti, yâni Hakk’ı ta­nıma ve O’na ﷻ kul­luk etme nî­me­tini ve âhi­reti ise sâ­dece mü’min­lere lüt­fet­mek­te­dir: “Allah’a iman edip O’na sım­sıkı sa­rı­lan­lara ge­lince, Allah on­ları, ken­din­den bir rah­met ve lütuf içine dal­dı­ra­cak ve on­ları ken­dine ulaş­tı­ran dos­doğru bir yola ile­te­cek­tir.”4

Mü’min­ler dünyâ ve için­deki her şeyin sâ­hi­bini ta­nı­ya­rak sâhip ol­duk­la­rını Hakk’ın bir emâ­neti görüp ona uygun kul­lan­makta, mün­kir­ler ve is­yan­kâr­lar ise inkâr ve ita­at­siz­lik­le­ri­nin dün­yayı elde et­me­le­rine engel ol­ma­dı­ğını gör­dük­le­rin­den do­layı in­kârda ve ita­at­siz­likte daha da cür’etli ol­mak­ta­dır­lar. Hal­buki kı­yâ­met sa­bâhı ne kadar da yakın!

“İnkâr eden­ler, ken­di­le­rine ver­miş ol­du­ğu­muz fır­sa­tın sakın onlar için ha­yırlı ol­du­ğunu san­ma­sın­lar. On­lara ver­di­ği­miz fır­sat ancak gü­nah­la­rını art­tır­maya ya­rı­yor. Onlar için al­çal­tıcı azap var­dır.”5

Ya­zı­nın ba­şında zik­re­di­len âyet­lerde ay­rıca mü’min­lere bir ahlâk târif edil­mekte ve âdeta şöyle den­mek­te­dir:

“Siz sakın mün­kir­ler gibi olup da Allah’a rağ­men di­le­di­ği­mizi elde ede­bi­li­riz diye dü­şün­me­yin! Ni­hâ­ye­tinde her şeyin sâ­hibi olan Allah’tan talep edin ve sâ­hibi ol­duğu şey­ler­den elde etmek is­te­dik­le­ri­niz ve ka­çın­mak is­te­dik­le­ri­niz için O’nu ﷻ vekil edi­nin.” Süb­hâ­nel­lâh, Allah Teâlâ “Beni vekil edi­nin.” bu­yur­makla mü’min­lere ne büyük lütuf ve imkân su­nu­yor as­lında. Dü­şün­se­nize bir şeyi elde etmek is­te­ye­cek­si­niz, onun için bir yar­dımcı, vekil ara­ya­cak­sı­nız ve elde etmek is­te­di­ği­niz şeyin sâ­hi­bini, onu sizin adı­nıza elde edip size ver­mesi için vekil edi­ne­cek­si­niz. O’nu ﷻ vekil edin­mek as­lında di­le­ğini doğ­ru­dan elde etmek demek değil mi zâten! Allah Teâlâ biz mü’min­lere bunun far­kına var­ma­mız için îkaz ve ir­şadda bu­lun­mak­ta­dır. Yer ve gök­ler­deki her şeyin O’nun ﷻ ol­du­ğu­nun, yu­ka­rı­daki iki âyette üç kere vur­gu­lan­mış ol­ma­sı­nın işâ­ret et­tiği hu­sus­lar­dan biri de bu olsa gerek. Ay­rıca bu vurgu, in­kârcı in­sa­nın da onun pe­şine düş­tük­le­ri­nin de zerre kadar kıy­me­ti­nin ol­ma­dı­ğını ifâde edi­yor gibi: Senin Allah’a îman et­me­dik­ten ya da O’na ﷻ isyan et­tik­ten sonra ne de­ğe­rin ola­bi­lir ki?! Yer ve gök­ler­deki her şey zâten O’nun ﷻ! Sen hiç­sin bun­lar ara­sında, ni­te­kim seni yok edip ye­rine baş­ka­sını ge­ti­re­bi­lir, ne ya­pa­bi­lir­sin ki? O halde boyun eğ, kul­luk et, itaat et ve O’nu ﷻ vekil edin ki O’nun ﷻ nez­dinde bir değer ka­za­na­sın, gör­dü­ğün ve gör­me­di­ğin her şeyin sâ­hibi sana gör­dük­le­rini ve gör­me­dik­le­rini lüt­fey­le­sin!

İnsan, talep et­ti­ği­nin pe­şin­den gider, onunla meş­gul olur, onu sever ve onda ken­dini kay­be­de­rek yine onda ken­dini bulur. Dün­yâyı talep eden dünyâ ile meş­gul olur, âhi­reti talep eden ise âhi­retle meş­gul olur. Mü’min için dünyâ bir hedef değil, sâ­dece vâ­sı­ta­dır, yol­dur, en fazla ge­çici bir ko­nak­lama ye­ri­dir. Bun­dan do­layı mü’min dün­yâyı, âhi­re­tini ve Hakk’ın rı­zâ­sını ka­zan­ma­sına ya­ra­ya­cak şek­liyle kul­lan­malı ve rı­zâya tâlip ol­ma­lı­dır. Her­kes as­lında neyi talep et­ti­ğini, ne ile ne ni­yetle meş­gul ol­du­ğuna ba­ka­rak an­la­ya­bi­lir. Kişi, Allah’ın rı­zâ­sını talep et­tiği nis­bette O’na ﷻ kul­luk eder, kul­luk et­tiği nis­bette O’na ﷻ ubû­di­yetle meş­gul olur, meş­gul ol­duğu nis­bette O’nu ﷻ tanır, ta­nı­dığı nis­bette O’nu ﷻ sever ve sev­diği nis­bette nefsi, hevâ ve he­vesi yok olur ve ken­disi O’nunla ﷻ var olur ve değer ka­za­nır!

Bu âyet­lerde Hak Teâlâ, ken­dine hiç­bir za­rarı ve fay­dası ol­ma­ma­sına rağ­men in­sa­nın le­hine ola­ca­ğın­dan onu îmâna, şuura ve far­kın­da­lığa dâvet et­mekle büyük bir lü­tufta bu­lun­mak­ta­dır. Bu lüt­fun ve ni­me­tin şükrü; önce onu bil­mek, bil­di­ğini an­la­mak ve an­la­dı­ğı­nın ge­reği gibi olmak/olgunlaşmaktır, nasib olsun in­şal­lah!

  1. Nisâ, 4/131-134. ↩︎
  2. Kehf, 18/7. ↩︎
  3. İbn Mâce, Zühd, 3. ↩︎
  4. Nisâ, 4/175. ↩︎
  5. Âl-i İmrân, 3/178. ↩︎