Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Hakkın Rızasına Sevdalanan ve Cennetle Müjdelenen Mü’min

27. Sayı · 2012/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Allah Teâlâ Haz­re­leri lütuf ve rah­me­ti­nin ni­şanı ola­rak gön­der­diği Ki­ta­bını ve Rasûl-i Ekrem –sal­lal­lahu aleyhi ve selem- Efen­di­mizi biz kul­la­rına “müj­de­le­yici” ve “uya­rıcı” ola­rak ta­nıt­mak­ta­dır.

Kul­lu­ğu­mu­zun ge­reği uya­rıl­dı­ğı­mız ko­nu­lar­dan sa­kın­malı, müj­de­len­di­ği­miz hu­sus­lara sev­da­lan­ma­lı­yız. Çünkü de­ğiş­mez doğ­ru­lar ki­ta­bı­mız Kur’an-ı Kerim hak ile ba­tılı ayı­ran kesin bir söz­dür, asla şaka de­ğil­dir.1

Hiç şüp­he­siz Pey­gam­ber Efen­di­miz’in müj­de­le­di­ğini almak, ya­sak­la­dık­la­rın­dan ka­çın­mak, bizi cen­nete yak­laş­tı­ra­cak ve Rab­bi­mi­zin rı­za­sına ka­vuş­tu­ra­cak­tır.

Hak­kın rı­za­sına sev­da­la­nan ve Cen­netle müj­de­le­nen mü’min­le­rin en bi­rinci vas­fı­nın bütün gü­zel­lik­leri em­re­dip, her türlü kö­tü­lük­ten sa­kın­dırma ol­duğu Kur’ân-ı Mübîn’de bize şöyle haber ve­ril­mek­te­dir:

“(Bu müj­deye eri­şen Mü’min­ler); tevbe eder­ler, iba­det eder­ler, hamd eder­ler, se­yâ­hat eder­ler2, rukû’a va­rır­lar, sec­deye ka­pa­nır­lar, iyi­liği em­re­dip kö­tü­lük­ten sa­kın­dı­rır­lar ve Allah’ın koy­duğu sınırları/hudûdullah’ı ko­rur­lar, emir ve ya­sak­la­rına ri­â­yet eder­ler. Ha­bi­bim! Sen böyle Mü’min­leri Cen­net’le müj­dele.”3

İyi­liği em­ret­mek kö­tü­lük­ten sa­kın­dır­mak va­zi­fesi Hz. Mu­ham­med Aley­his­se­lam üm­me­ti­nin -en ha­yırlı ümmet- ol­ma­sı­nın asıl se­bebi, kur­tu­luş ve izzet ve­si­le­si­dir ki; bu söz­le­rin en gü­ze­linde şöyle açık­lan­mak­ta­dır:

“Siz, in­san­la­rın fay­dası için se­çi­lip çı­ka­rıl­mış en ha­yırlı bir üm­met­si­niz. İyi­liği em­re­der, kö­tü­lük­ten vaz­ge­çir­meye ça­lı­şır­sı­nız. Çünkü Allah’a ina­nı­yor­su­nuz.”4

Ümmet-i Mu­ham­med Âley­his­se­lam bütün in­san­lık için yer­yü­züne çı­ka­rıl­mış en ha­yırlı üm­met­tir. Bütün in­san­lığa; doğ­ru­ları ve yan­lış­ları öğ­retme ve em­ret­meyle va­zi­fe­li­dir. Bu ise yö­ne­ti­len ola­rak değil, yö­ne­ten ola­rak îfa edi­le­bi­le­cek bir gö­rev­dir.

Yüce Allah’ımız, “dün­yaya sâ­lih­le­rin sahip çık­ma­sını” is­te­mek­te­dir ki, salâh ve fe­lâ­hın ta­kip­çisi ol­sun­lar.5

Biz, Müs­lü­man­lar ola­rak dünya in­san­lı­ğı­nın yö­ne­timi ile va­zi­fe­li­yiz. Bütün in­san­lık biz­den so­ru­lur. Do­la­yı­sıyla sürü değil, ço­ba­nız. Bu va­zi­fe­mi­zin ge­reği ne ise o uğurda; sabır, sebat, azim, ilim, amel ve ih­lâsla yü­rü­rüz.6

“İçi­nizde hayra ça­ğı­ran, iyi­liği em­re­dip kö­tü­lük­ten vaz­ge­çir­meye ça­lı­şan bir top­lu­luk bu­lun­sun. İşte onlar kur­tu­luşa eren­ler­dir.”7

Ni­te­kim hadis-i şe­rif­lerde de şöyle buy­rul­mak­ta­dır: “Siz­den kim bir kö­tü­lük gö­rürse, onu eliyle dü­zelt­sin, buna gücü yet­mezse di­liyle dü­zelt­sin, bunu da ya­pa­mazsa bari kal­biyle pro­testo etsin ki bu, ima­nın en zayıf te­za­hü­rü­dür.”8

“İn­san­la­rın en ha­yır­lısı en çok Kur’an oku­yanı, Allah’tan en çok kor­kanı, iyi­liği em­re­dip kö­tü­lük­ten sa­kın­dı­ranı ve en çok ak­raba zi­ya­reti ya­pa­nı­dır.”9

İyiliği emredip, kötülükten sakındırmayı terk etmenin acı neticesi

“Nef­simi kud­ret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, ya iyi­liği em­re­dip, kö­tü­lük­ten vaz­ge­çir­meye ça­lı­şır­sı­nız ya da Allah’ın kendi ka­tın­dan size bir azap gön­der­mesi uzun sür­mez. Sonra O’na dua eder­si­niz, fakat du­â­la­rı­nız kabul edil­mez.”10

Müslümanların içine düştüğü perişanlık ve zillet sebebi

Rasûl-i Ekrem -sal­lal­lahu aleyhi ve sel­lem – Efen­di­miz Müs­lü­man­la­rın içine düş­tüğü pe­ri­şan­lık ve zil­le­tin se­be­bini; hadis-i şe­rif­le­rinde ya­şama zev­kine düş­kün­lük­ten doğan sar­hoş­luk ve ce­ha­le­tin ver­diği sar­hoş­luk ola­rak şöyle açık­la­mak­ta­dır:

“Şüp­he­siz siz, Rab­bi­niz­den gelen apa­çık bir hüc­cet üzere bu­lu­nur, is­ti­ka­met üzere ya­şar­sı­nız, ta ki sizde iki sar­hoş­luk yüz gös­ter­me­dikçe; biri ce­ha­le­tin ver­diği sar­hoş­luk, di­ğeri İse ya­şama zev­kin­den doğan sar­hoş­luk.

Siz, mâ’rûfu em­re­der, mün­ker­den neh­ye­der ve Allah yo­lunda ci­hâda devam eder­si­niz. Ne zaman ki, içi­nizde dünyâ sev­gisi (ya­şama zevki) or­taya çıktı; artık (bun­dan sonra) ma’rûf ile em­re­de­mez, mün­ker­den nehy ede­mez­si­niz ve Allah yo­lunda ci­hâdı terk eder­si­niz (ve asıl ga­ye­nizi bil­mez, körü kö­rüne gi­der­si­niz.)

İşte o gün, Kur’ân ve Sün­netle amel eden­ler, (sevap yö­nün­den) İslâm’da bi­rinci de­re­ceyi ka­za­nan Mu­ha­cir­ler ve Ensâr gi­bi­dir­ler.”11

Cenâb-ı Hakk, engin rahmetini iyiliği emredip kötülükten sakındırma şartına bağlamıştır

“Erkek, kadın bütün mü’min­ler (tev­hid’de) bir­bir­le­ri­nin ve­li­le­ri­dir. Bun­lar (in­san­lara) iyi­liği em­re­der, (on­ları) kö­tü­lük­ten vaz­ge­çir­meye ça­lı­şır­lar, na­mazı dos­doğru kı­lar­lar, ze­kâtı ve­rir­ler, Allah’a ve Rasûl’üne itaat eder­ler. İşte bun­lara Allah mer­ha­met ede­cek­tir.”12

Mü’min­le­rin iman­dan sonra ön­ce­likli va­zi­fesi: in­san­ları hayra ça­ğı­ran, bütün gü­zel­lik­leri em­re­den ve her çeşit kö­tü­lük­ten sa­kın­dı­ran Hakk’ın rı­za­sına sev­dalı bir top­lu­luk oluş­tur­mak­tır.

Çünkü top­lumu hayra davet etmek, iyi­liği em­ret­mek ve fe­na­lık­lar­dan sa­kın­dır­mak bütün müs­lü­man­lar üze­rine farz-ı ki­faye’dir. Ya her­kes bu va­zi­feyi îfa ede­cek veya iç­le­rin­den bu va­zi­feyi ye­rine ge­ti­re­cek bir top­lu­luk oluş­tu­rup gö­revi on­lara ve­re­cek ve ge­rek­ti­ğinde de yar­dımı esir­ge­me­ye­cek­tir. Aksi tak­dirde mü­min­ler ola­rak ya­şa­mak, imanla can verip Hakk’a ve Hakk’ın Ha­bibi Efen­di­miz Âley­his­se­lam’a ter­te­miz bir alınla ka­vuş­mak belki de müm­kün ol­ma­ya­cak. Bu ih­mal­den do­layı da hiç­bir Müs­lü­man ken­di­sini so­rum­lu­luk­tan kur­ta­ra­ma­ya­cak­tır.

İman ve İslam ni­me­ti­nin en büyük nimet ol­du­ğunu bil­me­miz ge­re­kir. İmanı teh­li­keyi dü­şü­ren, ahlak ve fa­zi­leti yok eden her türlü gü­naha ka­pı­la­rın açık ol­duğu, haram ve he­lale al­dı­rış edil­me­diği, hak ve hu­ku­kun gö­ze­til­me­diği, bü­yük­lere hür­met ve kü­çük­lere şef­ka­tin unu­tul­duğu, yetim, fakir ve muh­taç­la­rın ezil­diği, dünya ni­met­le­ri­nin her şeye ter­cih edil­diği, zevk ü sefa ve ce­ha­le­tin yay­gın­laş­tığı, İslam’ın edep ve ah­la­kına özlem du­yul­duğu or­tamda, mü’minin göz­le­ri­nin nuru olan nes­lini salih kim­se­ler ola­rak ko­ru­ya­bil­mesi için şu İlâhi uya­rıya kulak ve­mesi ge­re­kir:

“Ey iman eden­ler! Gerek ken­di­le­ri­nizi, gerek ai­le­le­ri­nizi öyle bir ateş­ten ko­ru­yun ki; onun ya­ka­cağı insan ve taş­tır.”13

Ancak, Cenâb-ı Hakk’ın engin rah­met ve lüt­fu­nun ni­şanı ola­rak in­dir­diği Kur’an-ı Azi­muş­şan’daki şu ilahi müj­deyi de unut­ma­ması ge­re­kir:

“Hem siz­ler ateş­ten bir çu­ku­run tam ke­na­rın­day­ken O (c.c), sizi ora­dan kur­tardı.”14

Şu halde ken­di­mizi İlahi azap­tan ancak Kur’an-ı Kerim’e sım­sıkı sa­rıl­mak, Resul-i Ekrem Efen­di­mi­zin yo­lunu iz­le­mek, bütün gü­zel­lik­leri em­re­dip, kö­tü­lük­ler­den sa­kın­dır­mak, bu ga­yeye hiz­met eden bir çevre oluş­tur­mak ve bu ik­limde ço­cuk­la­rı­mızı Kur’an ve Hz. Mu­ham­med Aley­his­se­lam sev­da­lısı genç bir nesil ye­tiş­tir­mekle ko­ru­ya­bi­li­riz.

“Top­rağı ve­rimli güzel mem­le­ke­tin nebatı/bitkisi, Rab­bi­nin izni ile bol çıkar. Çorak olan­dan ise fay­dası az bit­ki­den, baş­kası çık­maz.”15

  1. bkz. Tarık, 86/13-14. ↩︎
  2. “Oruç tutarlar” diye tefsir edenler varsa da buna cihad ve ilim tahsili için “seyâhat ederler” anlamı verilmiştir. ↩︎
  3. Tevbe, 9/112. ↩︎
  4. Âl-i İmran, 3/110. ↩︎
  5. bkz. Enbiyâ 21/105. ↩︎
  6. bkz. Prof. Dr. Osman ÖZTÜRK, Müslümanın Değişmez Mesleği KULLUK, s. 23. ↩︎
  7. Âl-i İmran, 3/104. ↩︎
  8. Müslim: Îmân, 78. ↩︎
  9. Buhâri, Rikâk 34; İbn-i Mâce, Ahkam 37. ↩︎
  10. bkz. Tirmizi, Fiten 9; İbn-i Mâce, Fiten 20. ↩︎
  11. Bu Hadis-i Şerifi Bezzâr, Muâz b. Cebel (r.a)’den tahriç etmiştir. Ayrıca bkz: el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid 7/273. ↩︎
  12. Tevbe, 9/71. ↩︎
  13. Tahrim, 66/6. ↩︎
  14. Al-i İmran, 3/103. ↩︎
  15. A’raf 7/58. ↩︎