Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Söyleşi

Hüsn-⁠i Hat Hem Sanattır Hem Sevaptır

Söyleşi:

Söyleşiyi yapan: Ahmet Serdaroğlu

36. Sayı · 2014/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Muhterem hocam, hüsn-i hatla alâkanız ilk olarak ne zaman, kimin teşvikiyle başladı, bu sanatla tanışmanız nasıl oldu?

Hat ko­nu­sunda beni ilk teş­vik eden ve yön­len­di­ren, rah­metli babam ol­muş­tur. Babam, harf in­kı­lâ­bın­dan önce okur­ken, hüsn-i hat ve cilt­çi­lik gibi sanat ders­leri de gör­müştü, sa­nata me­rakı çoktu. İs­tan­bul’a yük­sek tah­sil için yola çık­tı­ğımda hat üs­tad­la­rını bulup on­lar­dan hüsn-i hat dersi almam hu­su­sunda bana sıkı tem­bih ve tav­si­ye­lerde bu­lun­muştu. İşte bu tav­si­ye­ler, beni 1972’de Üstad Hâmid Bey’in Ca­ğa­loğlu’ndaki “Yazı Evi”ne yön­len­dirdi. Ken­dimi ta­nı­ta­rak, yazı öğ­renme ar­zu­sunda ol­du­ğumu be­lirt­tim. Üstad Hâmid Bey, beni çok hoş kar­şı­ladı, alâka ile din­ledi. Özel­likle, araya hiç­bir va­sıta koy­ma­dan biz­zat ken­di­siyle ta­nış­mak is­te­yi­şim­deki me­denî ce­sa­reti tak­dir etti. Bir sülüs “Rabbi Yes­sir” meşki ve­re­rek beni hat sa­na­tıyla ta­nış­tırdı.

Ancak “Her şeyin bir mâ­ni­ası var­dır, ilim ve sanat öğ­ren­me­nin bin mâ­ni­ası var­dır.” sö­zü­nün te­cel­lisi ola­cak ki, ara­dan kısa bir müd­det sonra as­ker­lik emrim geldi ve doğru Er­zu­rum Hınıs, er öğ­ret­men­li­ğine.

Ni­ha­yet 1981 yı­lında Hat­tat ve Kurrâ Hâfız Sâim ÖZEL Ho­camla, Allah rah­met ey­le­sin, ta­nı­şıp kay­na­şa­rak içim­deki unu­tul­maz yazı yazma ar­zu­sunu tat­mine ça­lış­tım. Muh­te­rem Sâim Hocam, şah­si­ye­tin­deki mu­hab­bet, te­vazu ve sıcak il­giyle bir­likte biz­leri hat sa­na­tına öy­le­sine ısın­dırdı ki, ne ya­zı­dan ne de ho­ca­dan vaz­ge­çe­bil­dik. Her iki­si­nin mu­hab­beti hâlâ devam et­mek­te­dir. Allah (c.c) ken­di­sin­den ebe­den razı olsun. Her yazı ya­zı­şımda mer­hum ho­cama cân-ı gö­nül­den dua ede­rim. Bu arada ken­di­sin­den rik’a meşk et­ti­ğim Mer­hum Hat­tat Ali Rüştü ORAN Hocam ile ken­di­sin­den di­vânî, celî di­vânî ve tâ’lik ya­zı­la­rını meşk et­ti­ğim Mer­hum Üstad Prof. Dr. Ali ALPARSLAN Ho­camı da zik­ret­me­den ge­çe­mem. Allah cüm­le­sine rah­met ey­le­sin. El-ân ha­yatta olan ve hiz­met­le­rine devam eden Üstad Hafız Hasan Çe­lebi Ho­camı da zik­ret­mek is­te­rim. Ken­di­sin­den bir müd­det sülüs meşk et­miş­tim. Allah (c.c) cüm­le­sin­den razı olsun.

Hat sanatı dışında herhangi bir sanat dalıyla meşgul oldunuz mu?

1971 yı­lında, sekiz aylık özel bir kurs­tan ge­çe­rek “tek­nik res­sam” oldum. Gra­fi­ker­lik, klişe res­sam­lığı ve pers­pek­tif çi­zim­lerle bu sa­hada ça­lış­ma­la­rım ol­muş­tur. Ta­sarı ve görüş uf­kum­daki ge­liş­me­leri bu ça­lış­ma­lara borç­lu­yum.

İkinci bir sanat dalı ola­rak 1972’de baş­la­mış ol­du­ğum tez­hib sa­na­tını zik­re­de­bi­li­rim. Hat ile tez­hib, et ile tır­nak gibi bir­bi­rin­den ay­rıl­maz iki İslâm sa­na­tı­dır. Tez­hib sa­na­tını, tıp ta­rihi pro­fe­sörü Mer­hum M. Sü­heyl ÜNVER Bey, Cer­rah­paşa’daki özel bir atöl­yede me­rak­lı­la­rına öğ­re­ti­yordu. Tez­hib sa­na­tı­nın az bir bö­lü­münü öğ­ren­miş ol­du­ğumu be­lirt­me­li­yim.

Muhterem Hocam, hat sanatındaki yazı çeşitlerinden ve kullanım alanlarından kısaca bahseder misiniz?

a- Nesih: Kûfî ya­zı­nın kö­şe­le­ri­nin yu­var­lan­ması ile mey­dana gel­miş bir yazı çe­şi­di­dir. Kur’ân-ı Kerîm ya­zı­mında bu yazı kul­la­nı­lır.

b- Sülüs: De­ko­ra­tif baş­lık ya­zı­sı­dır. Önemli bir mesaj veren ayet-i ke­rime ve hadis-i şe­rif­ler umu­mi­yetle sülüs ya­zı­sıyla ya­zı­lır. Levha, kitap baş­lığı, cami, kubbe ve kuşak ya­zı­ları gibi me­kân­larda kul­la­nı­lır.

c- Ta’lîk: Ço­ğun­lukla kıy­metli be­yit­ler veya hik­metli söz­ler ya­zı­la­ca­ğında ter­cih edi­lir. Edebî me­tin­ler, Mes­nevî ya­zı­ları gibi.

d- Dî­vânî: Pa­di­şah fer­man­ları için kul­la­nı­lan ya­zı­dır.

e- Rik’a: Resmi ya­zış­ma­lar ve mek­tup­lar için kul­la­nı­lan gün­lük ya­zı­dır.

f- Kûfî: Ümmü’l-hu­tût­tur, ya­zı­la­rın ana­sı­dır. Ge­o­met­rik ka­rak­terli bir ya­zı­dır. Dikey ve yatay par­ça­lar­dan olu­şan kûfî yazı daha zi­yade âbide ya­zısı ola­rak zik­re­di­le­bi­lir.

g- Celî Dî­vânî: Fer­man, berat ve an­laşma me­tin­le­ri­nin ya­zıl­ma­sında kul­la­nı­lır. İh­ti­şamlı bir saray ya­zı­sı­dır.

Peki, hocam, hüsn-i hat öğrenmeye istekli olan bir talebe yazmaya nasıl başlar, hangi usûlü takip eder?

İlk ola­rak “Rabbi Yes­sir” duâsı ile bir­likte hu­ru­fât de­di­ği­miz elif-bâ yaz­dı­rı­lır. Bun­dan sonra, iki har­fin bir­leş­mesi “bâ, beb, beç” mer­ha­lesi gelir. Bun­dan sonra, “tem­meti’l hurûf” iba­resi ile baş­la­yan mü­rek­ke­bât saf­ha­sına ge­çi­lir. Ge­nel­likle “Bânet Süâde” diye baş­la­yan meş­hur bir ka­side yaz­dı­rı­lır. Böy­lece ta­lebe, is­tifi ve harf­le­rin sa­tır­daki yer­le­rini bütün in­ce­lik­le­riyle kav­ra­mış olur. Bun­dan sonra sıra, icâ­zet­nâme mer­ha­le­sine gelir.

Sizin icâzetnâme alma maceranızdan bahsedebilir misiniz?

1413 hicrî yı­lında Hat­tat Hafız Hacı Sâim ÖZEL Hoca’mdan nesih ve sülüs hat­la­rın­dan icâ­zet­nâme alma şe­re­fine nâil oldum. Tarih ola­rak özel­likle hicrî se­neyi ifade ettim. Zira ki­tâ­be­ler, mezar taş­ları, hilye-i şerîf ve buna ben­zer bütün hat lev­ha­la­rın­daki ya­zı­lara hicrî tarih koy­mak bir te­â­mül­dür. İcâ­zet ta­ri­him, mi­lâdî ola­rak 1992’ye te­kâ­bül eder.

Hattın güzel sanatlar arasındaki yüksek mevkiini ve hat ile estetik arasındaki ilişkiyi açıklar mısınız?

Bu­rada bazı kav­ram­lar üze­rinde du­ra­rak söze baş­la­ma­lı­yım. Önce, sanat nedir?

Sanat; duygu, dü­şünce ve ta­sa­rı­la­rı­mızı, her­hangi bir va­sıta ile hay­ran­lık uyan­dı­ra­cak şe­kilde, göze ve ku­lağa hitap ede­bi­lir hale ge­tir­meye denir.

Başka bir söy­le­yişle sanat; iç dün­ya­mızı ses, renk, çizgi ve şekil âhengi içinde madde plâ­nına ak­set­ti­re­rek, bizde hay­ran­lık uyan­dı­ran eser ve ha­re­ket­ler­dir. Kı­saca sanat; ruh gü­zel­li­ği­nin madde plâ­nında par­la­ması ve yan­sı­ma­sı­dır.

Güzel sa­nat­lar için­deki hat sa­natı da her ne kadar cis­mânî alet­ler ile mey­dana gelse de as­lında rûhî bir hen­de­se­dir. Hat sa­na­tın­daki maddî gü­zel­lik, rûhî gü­zel­li­ğin ifa­de­si­dir. Yani hat, mev­zu­unu ta­bi­at­tan değil insan ru­hun­dan alır. Hat kom­po­zis­yon­ları ev­vela zi­hinde şe­kil­le­nir; sonra el, göz ve irade va­sı­ta­sıyla te­za­hür eder.

Sanat, fert­le­rin ze­kâ­sına hitap et­ti­ğin­den daha fazla, gö­nül­le­rine hitap eder. İn­sa­nın üç bo­yutu var­dır:

İç­güdü bo­yutu; in­san­la­rın sahip ol­duğu bu özel­liğe diğer can­lı­larda da rast­la­nır.

Akıl bo­yutu: sa­dece in­sana mah­sus­tur.

Gönül bo­yutu ise; gü­zel­lik­lere karşı duy­gu­lanma ve et­ki­lenme hâ­li­dir ki, es­te­tik de­di­ği­miz yük­sek rûhî hen­dese key­fi­yeti bu­rada baş­lar ve âlem­leri aşar.

Es­te­tik ve gü­zel­lik­le­rin kay­nağı, Allah Teâlâ’nın te­cel­li­le­ri­dir. İn­sa­nın gözü renk­lere, ku­lağı güzel sese, gönlü aşka müp­te­lâ­dır. Güzel ya­zıya ba­kınca göz ter­biye olur, gönül ise haz duyar ve ol­gun­la­şır. Es­te­tik dü­şünce, bizi ma­nevî dün­ya­nın ka­pı­sına yak­laş­tı­rır. Hat sa­natı, es­te­ti­ğin zir­ve­sini ya­ka­la­mış­tır. Bu se­bep­ten güzel sa­nat­lar ara­sında bi­rinci sı­ra­da­dır. Çünkü başka sanat akım­la­rın­dan et­ki­len­me­miş ve ori­ji­nal­li­ğini ko­ru­ya­bil­miş tek sa­nat­tır. Ba­tıda kar­şı­lığı ve al­ter­na­tifi yok­tur. Batı mi­ma­ri­sin­den, batı mû­si­kî­sin­den bah­se­de­bi­lir­si­niz; fakat batı hüsn-i hat­tın­dan söz et­me­niz müm­kün de­ğil­dir. Zira hat sa­natı, ba­tıda sür­re­a­list (ha­ki­ka­tin üs­tünde) gibi gö­rü­lür.

Av­rupa’da mo­der­niz­min ön­cüsü Pi­casso’nun, öğ­ren­mek için altı ay me­sa­i­den sonra bu ko­nu­daki ac­zini or­taya koy­ması, hat sa­na­tı­nın üs­tün­lü­ğüne güzel bir ör­nek­tir. Aynı za­manda, bu sa­na­tın sa­dece Müs­lü­man­lara has, özel bir sanat ol­du­ğuna da de­lil­dir. Ger­çek­ten hat sa­natı, içinde ya­bancı te­siri ol­ma­yan tek İslâm sa­na­tı­dır. İslâm sa­natı, en güzel ifade şek­lini hat sa­na­tında bul­muş­tur. Çünkü hat sa­natı, biz­zat İslâm top­lumu içinde ya­şa­mış, o top­lum içinde ge­liş­miş ve zir­ve­sine o top­lum içinde ulaş­mış­tır.

Hüsn-i hat; te­na­süb, ahenk, ih­ti­şam, ze­râ­fet ve ul­vî­lik gibi es­te­tik un­sur­larla do­nan­mış ol­du­ğun­dan, güzel sa­nat­lar içe­ri­sinde ön sı­ra­larda, hatta zir­ve­de­dir. Av­ru­pa­lı­la­rın mo­dern resim an­la­yı­şıyla var­mak is­te­dik­leri yere, Müs­lü­man­lar hat sa­na­tıyla asır­larca önce var­mış­lar­dır.

Osmanlı döneminde hat sanatına verilen önem, kıymet ve teşviki açıklar mısınız?

Ecdat, sa­natı en büyük bir mü­rebbî (ter­bi­yeci) ola­rak te­lakki et­tiği için, tah­sil ça­ğın­daki genç­leri kötü alış­kan­lık­lar­dan uzak­laş­tır­mak ve on­lara bir hayat di­sip­lini ka­zan­dır­mak için sa­nat­larla meş­gul eder­lerdi. Ho­ca­la­rın dizi di­binde hem sanat öğ­re­nir­ler, hem de şah­si­yet­leri te­şek­kül ederdi. Çünkü tah­sil ve ted­ris ha­yatı ile bir­likte sabır, di­sip­linli ça­lışma, te­miz­lik, ter­tip ve düzen gibi has­let­ler ka­za­nı­lırdı. Bunun resmî yeri En­de­run, sivil ve halka açık me­kân­ları ise tek­ke­ler ve va­kıf­lar idi.

Hüsn-i hat, ec­dâ­dın bize ya­di­gâr bı­rak­tığı bir sa­nat­tır. Bu kül­tür mi­ra­sını öğ­re­nip öğ­ret­mek su­re­tiyle mu­ha­faza etmek mec­bu­ri­ye­tin­de­yiz. Ma­nevî me­su­li­yet­ten ancak böy­lece kur­tu­la­bi­li­riz. İslâm-Kur’an ya­zısı deyip de geç­me­ye­lim. Ya­zı­mız mu­kad­des­tir. Harf­le­rin sır­ları var­dır. Okun­ması da ya­zıl­ması da se­vap­tır. Bu ci­hetle hüsn-i hat hem sa­nat­tır hem se­vap­tır. Bir gün ömür biter, hat­lar kalır. Onlar bâkî kal­dıkça ya­zan­lar rah­metle anı­lır, hayır du­a­lara nail olur­lar.

Sul­tan II. Bâ­ye­zîd’in, ho­cası Şeyh Ham­dul­lah’ın hok­ka­sını tu­tar­ken: “Hocam, siz­den sonra sizin gibi yazı ya­za­cak­lar acaba gelir mi?” so­ru­suna, Şeyh Ham­dul­lah: “Siz ki bir cihan pa­di­şa­hı­sı­nız. Benim hok­kamı tu­ta­cak kadar te­vazu gös­te­ri­yor­su­nuz, bu te­va­zuu pa­di­şah­lar gös­ter­diği sü­rece, daha nice büyük hat­tat­lar ye­ti­şe­cek­tir.” ce­va­bını ver­miş­tir. Bu çar­pıcı misal Os­manlı’nın hüsn-i hatta ver­diği önemi, de­ğeri ve des­teği izah et­meye kâ­fi­dir sa­nı­rım.

Hat sanatının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Harf in­kı­lâ­bın­dan sonra, önüne bir­çok yasak ve en­gel­le­rin kon­duğu, İs­lâmî kül­tür ve ze­mi­nin kay­dığı, İslâm harf­le­ri­nin ya­sak­lan­ması üze­rine te­es­sü­rün­den ölen Sey­yid Tâ­hâ­la­rın bu­lun­duğu ka­ran­lık bir dönem geç­tiği halde, hat sa­natı unu­tul­ma­mış ve unut­tu­ru­la­ma­mış­tır. Böyle bir cen­de­re­den ge­çe­rek bu­gün­lere ge­lin­miş­tir. Yüz­lerce kalem er­babı ta­ra­fın­dan, et­ra­fına hat hal­ka­ları teş­kil ede­rek, bin­lerle ifade ede­bi­le­ce­ği­miz me­raklı genç­lere yazı öğ­re­tile gel­miş­tir. Bu, bizim için se­vin­di­rici ve ümit ve­rici hâ­di­se­dir. Bu ilgi hal­ka­la­rı­nın dalga dalga ya­yıl­ması ve ge­niş­le­mesi hat sa­na­tı­nın is­tik­bâ­li­nin par­lak ola­ca­ğına de­lil­dir.

Son olarak bu sanatla uğraşan ve merak duyanlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Hat sa­natı, büyük bir sabır ve sebat işi­dir. Sabır ve sebat gös­te­re­bil­mek için de ya­zıya âşık olmak la­zım­dır. “Aşk ol­ma­yınca meşk olmaz” der­ler. Bu sa­nata merak duyan kişi, mut­laka bir üstad ile ça­lış­malı ve de­vamlı yaz­ma­lı­dır. Yani her gün, az bir mik­tar da olsa ya­zıya devam et­meli ve hiç ara ver­me­me­li­dir. Hz. Ali (r.a) şöyle bu­yur­muş­tur: “Hat­tın öğ­re­nil­mesi üs­ta­dın ta­li­minde giz­li­dir, onun kıvam ve kemâl bul­ması çok yaz­makla olur. Ya­zı­nın de­vamı ise İslâm dini ve İslâm edebi üze­rinde bu­lun­makla müm­kün­dür.”

Hatta me­rakı olan genç­lere, yal­nızca yaz­makla kal­ma­yıp çokça hat ör­nek­leri gör­me­le­rini, hat sa­ha­sında ya­zıl­mış önemli eser­leri oku­ma­la­rını, hat­tın ta­rih­çe­sini araş­tır­ma­la­rını, eski eser­le­rin ve ca­mi­le­rin ya­zı­la­rını dik­kat­lice in­ce­le­me­le­rini tav­siye ede­rim.

Muh­te­rem Hocam, biz­lere vakit ayır­dı­ğı­nız için çok te­şek­kür ede­riz.

Ben de bu im­kânı bize ta­nı­dı­ğı­nız için te­şek­kür ede­rim.