Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Söyleşi

Huzuru Kanaatte Bulmak

Söyleşi:

Söyleşiyi yapan: Üsame Derviş Müezzin

Çeviren: Ahmet Eşer

70. Sayı · 2022/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Muhterem Hocam, kanaat mevcuda razı olmak şeklinde tanımlanıyor ve biliyoruz ki rızık Allah Teâlâ’nın takdirindeki bir konudur. Kanaatin bahsettiğimiz tarifi ve bu hakikat; bazı kişilerde şahit olduğumuz üzere insanı gevşekliğe, aylaklığa ve tembelliğe sürükleyebilir mi? Kanaatin tarifi nedir?

El­ham­dü­li­lahi rabbi’l-âle­mîn

Ve’s-sa­lâtü ve’s-se­lâmü alâ ra­sû­linâ Mu­ham­me­din ve alâ âlihi ve sah­bihi ec­maîn

Evet, ka­naat elin­de­kine rıza gös­ter­mek­tir; ancak insan gaybı bi­le­mez ve bil­me­diği şeyde de kaza ve ka­derle delil ge­tirme (açık­lama yapma) hakkı yok­tur. Ben Allah’ın ge­le­cekte bana tak­dir et­tiği rızkı bi­le­mi­yo­rum; yal­nızca yer­yü­zünde ça­lı­şıp ça­ba­la­yı­nız em­rini bi­li­yo­rum. Rab­bi­miz, “Şu hâlde onun omuz­la­rında (yer­yü­zünde) yü­rü­yün ve (Allah’ın) rız­kın­dan yiyin!”1 bu­yur­mak­ta­dır ve ça­lı­şıp gay­ret gös­ter­mekle de me­mu­rum, gaybı da bi­le­mem. Öy­leyse bil­me­di­ğim hu­susta da -tem­bel­liğe ve gev­şek­liğe sü­rük­le­ye­cek şe­kilde- ka­derde bu var diye delil ge­ti­re­mem; sa­dece Allah Teâlâ’nın şu an bana rızık ola­rak tak­dir et­ti­ğine kâni olur ve ge­le­cekte elde ede­ce­ğim rızık için ça­lı­şı­rım.

Bunu zen­gin olan kim­se­ler için dü­şün­dü­ğü­müzde Hocam…

Ka­naat ko­nu­sunda zen­gin­ler veya fa­kir­ler ara­sında ayrım yok­tur; çünkü ka­naat elin­de­kine rıza gös­ter­mek­tir. Ancak bazen kişi, Rab­bi­nin tak­sim et­tiği rızka razı ol­ma­dı­ğında ken­di­sini fakir zan­ne­der. Bu, rıza ma­ka­mını kay­be­den bir­çok zen­gi­nin duçar ol­duğu bir du­rum­dur. Bu gi­bi­ler, mala sahip ol­sa­lar da fa­kir­lik içe­ri­sinde ya­şar­lar. Yani zen­gin ol­ma­la­rına kar­şın ge­le­cek için en­di­şe­le­nir, şi­kâ­yet ve fa­kir­lik en­di­şesi içe­ri­sinde bir hayat sü­rer­ler.

O halde bunun, doyumsuzluğumuzun ilacını “Kanaat bitmez tükenmez hazinedir.” sözünde arayabilir miyiz? 

Kim ka­na­ate ula­şırsa pa­ra­dan daha de­ğerli bir şey elde etmiş olur ki bu rı­za­dır. Rıza gös­te­re­rek kalp zen­gin­lik his­sine ula­şır. Kalp zen­gin olunca elde bu­lu­nan az bir mik­tar da olsa bu, in­sana sı­kıntı ver­mez. Buna mu­ka­bil el­de­ki­le­rin çok­lu­ğuna rağ­men kalp fa­kirse, gö­nülde sa­a­det hissi oluş­maz. Bu se­beple in­sa­nın kal­binde ka­naat duy­gu­su­nun bu­lun­ması, ger­çek­ten büyük bir ha­zi­ne­dir ve biz­zat pa­ra­nın ken­di­sin­den daha de­ğer­li­dir.

Peki, hocam kanaat yoksulluğunun/tamahın sebep olacağı en büyük felaket nedir?

Kal­bin bir­çok afeti var­dır; ba­zı­ları ki­şiyle nefsi, ba­zı­ları ise baş­ka­ları ile ara­sında mey­dana çıkar. Ki­şiyle nefsi ara­sın­da­ki­ler­den bi­risi fakirliği/fakirlik his­sini sü­rekli gö­zü­nün önünde tut­ma­sı­dır. Böyle kim­se­nin dünya, eli­nin al­tında olsa bile kalbi fa­kir­dir ve bu se­beple, o kimse fa­kir­lik en­di­şe­siyle yaşar. İşte bu durum; in­sa­nın sa­a­de­tini, itmi’nân duy­gu­sunu ve elin­de­kiyle ye­tinme his­sini alıp gö­tü­ren büyük bir fe­la­ket olur. Diğer ta­raf­tan ise bu in­san­lar ara­sında; hased, kıs­kanç­lık, iliş­ki­le­rin kop­ması ve ir­ti­ba­tın za­yıf­la­ması gibi bazı prob­lem­lere yol açar. Ha­sede tu­tu­lan bir­çok kişi; malî, ha­yatî veya iç­ti­maî her­hangi bir ko­nuda hiç kim­se­nin ken­di­le­rin­den daha iyi ve ileri du­rumda ol­ma­sını is­te­mez ve hased ka­ran­lı­ğında yaşar. Ba­kı­nız şair ne diyor: Allah iyi­li­ğini ver­sin, hased ne kadar da adil­dir! / O, öl­dür­meye sa­hibi (ha­setçi) ile baş­ladı (baş­lar)!

Muhterem Hocam, aile içerisinde kanaatin öneminden bahsedebilir misiniz, özellikle çocukların bu noktada eğitimiyle alakalı ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Çocuk, ge­nel­likle anne ba­ba­sı­nın mi­za­cına çeker. Anne-baba çokça şi­kâ­yet eden ve Allah’ın ken­di­le­rine tak­sim et­tiği rızık ve ka­zanca rıza gös­ter­me­yen ka­rak­ter­deyse as­lında bu hu­sus­larda so­rum­lu­luk ta­şı­ma­yan ço­cu­ğun dili de oto­ma­tik ola­rak sıkça şi­kâ­yet eder bir hale bü­rü­nür. Bu se­beple ço­cuk­la­rı­mızı -rızık ve ka­zanç­tan- şi­kâ­yet değil bi­la­kis daima hamd eder bir şe­kilde ye­tiş­tir­me­me­li­yiz. Dün­ya­lık veya rı­zık­tan na­si­bi­mi­zin az ol­du­ğunu dü­şü­nü­yor­sak biz­den daha alt se­vi­ye­de­ki­lere bak­ma­lı­yız. Aynı şe­kilde bu du­rumda olan­ları ev­lat­la­rı­mıza gös­ter­me­li­yiz ki Allah’ın bize ihsan et­tik­le­rini fark ede­lim, et­ti­re­lim. Bu durum bir hadis-i şe­rifte şöyle ifade edi­lir: “Hayat şart­ları si­zin­kin­den daha aşağı olan­lara ba­kı­nız; siz­den daha iyi olan­lara bak­ma­yı­nız. Bu, Allah’ın üze­ri­niz­deki ni­me­tini hor gör­me­me­nize daha uygun bir dav­ra­nış­tır.”2 Bu şe­kilde insan ger­çek­ten Rab­bi­nin üze­rin­deki ni­me­tini görür ve ken­din­den aşağı du­rumda olan­lar­dan çok daha iyi halde ol­du­ğunu fark eder. Çocuk bu ri­va­ye­tin ma­na­sına uygun ola­rak Allah’a hamd ve şük­re­der şe­kilde ye­tiş­ti­ri­le­bi­lirse; şi­kâ­yet nedir bil­me­yen bir huzur içe­ri­sinde yaşar ve ken­din­den alt se­vi­ye­de­ki­ler­den çok daha iyi du­rumda bu­lun­du­ğunu idrak eder. O halde ev­lat­la­rı­mı­zın karşısında/yanında Rab­bi­mize ham­di­mizi ar­tır­ma­lı­yız. Bu da yeme-içme, el­bise giyme gibi şey­ler­den son­raki hamd ile baş­lar. Bu ni­met­lere karşı hamd et­ti­ği­mizde bu tavır ço­cuk­la­rı­mı­zın di­line si­ra­yet ede­cek ve on­larda ka­rak­ter ve mi­zaca dö­nü­şe­cek­tir. Onlar Allah Teâlâ’ya hamdi ar­tı­ra­cak ve bu hamd sa­ye­sinde rıza ve itmi’nân duy­gusu kalp­le­rine iş­le­ye­cek­tir. Böy­lece sa­a­dete eri­şe­cek, ai­le­leri de mesud ola­cak­tır.

Hocam eşlerden birisinin kanaat noktasında bir zayıflığı varsa bunun ıslahı nasıl mümkün olur?

Bu du­rumda aile dı­şın­dan bi­ri­nin na­si­ha­tine ih­ti­yaç du­yu­lur. Çünkü ko­ca­nın ka­rı­sına veya ka­rı­nın ko­ca­sına na­si­hati, kendi ne­fis­le­rine pay biç­tik­leri şek­linde an­la­şı­la­bi­lir. Çev­re­le­rinde bu­lu­nan, aile dı­şın­dan akıllı bi­risi ken­di­sine Ra­sû­lul­lah’ın (sav.) ve mü’min­le­rin an­ne­leri eş­le­ri­nin, sâlih ve sâ­liha kim­se­le­rin ha­yat­la­rın­dan mi­sal­ler ve­re­rek na­si­hatte bu­lu­nursa bu daha te­sirli ola­bi­lir. O kimse bunu daha kolay kabul ede­bi­lir. Aynı şe­kilde malî ve eko­no­mik se­viye gibi ko­nu­larda ken­di­le­rin­den aşa­ğıda olan yakın ai­le­le­rin du­ru­munu göz önünde bu­lun­dur­mak da böy­le­dir.

Hocam, kanaati genelde mal, mülk ile irtibatlı olarak düşünüyoruz. Kanaat bunlarla mı sınırlıdır? Mesela ilim veya evlilik gibi hususlarda da kanaatli olmak düşünülebilir mi?

Ka­naat ge­nel­likle dün­yevî şey­lerle ala­ka­lı­dır. Ha­yırla ala­kalı hu­sus­ları ise insan ço­ğalt­mayı is­te­meli. Me­sela ilim ko­nu­sunda Allah Teâlâ, “Her bi­le­nin üze­rinde bilen var­dır.”3 bu­yur­mak­ta­dır. O halde insan, her zaman ken­din­den daha fazla bir bilen ol­du­ğunu idrak ederse, il­minde te­vazu sa­hibi olur.

Diğer dün­yevî şey­lere ge­lince on­larda ka­naat sa­hibi ol­ma­lı­dır. Ev­li­lik ko­nu­sun­daki ka­naat de böy­le­dir. Bir erkek, ne kadar ararsa ara­sın, bir ha­nımda bu­lun­ma­sını is­te­diği gü­zel­lik, zen­gin­lik, ahlak, ilim, güzel söz gibi şey­le­rin ta­ma­mını tek bir ka­dında bu­la­maz. Bu se­beple insan, Rab­bi­nin faz­lın­dan ken­di­sine ikram et­tiği ha­nı­mıyla ye­tin­me­li­dir. Ni­te­kim Ra­sû­lul­lah (sav.), “Mü’min, ha­nı­mına karşı kötü duy­gu­lar bes­le­me­sin; çünkü onun bazı huy­la­rın­dan hoş­lan­masa da diğer huy­la­rın­dan hoş­la­na­bi­lir.”4 bu­yur­mak­ta­dır. Her­hangi bir ek­sik­li­ğin bu­lun­ma­dığı mü­kem­mel bir hanım ara­mak ise cen­nette müm­kün­dür, in­şal­lah. Aynı durum kadın için de ge­çer­li­dir. O; hem mü­te­dey­yin hem de ya­kı­şıklı, zen­gin, kuv­vetli, iş­bi­lir, güzel sözlü ve latif gibi bütün güzel özel­lik­le­rin top­lan­dığı bir erkek asla bu­la­ma­ya­cak­tır. Bu ne­denle kadın, Allah’ın ken­disi için tak­dir et­tiği ko­caya razı gelir ve ona karşı kötü duy­gu­lar bes­le­mez. Çünkü belki de başka bir kadın, ko­ca­sı­nın özel­lik­le­rine sahip bir er­kek­ten ra­zı­dır.

Ne­ti­cede geç­mişte de­de­le­ri­miz ve ni­ne­le­ri­miz, sek­sen dok­san yıl­lık bir ömür için ev­le­ni­yor­lardı. Bugün ise bo­şan­ma­la­rın art­tı­ğını gö­rü­yo­ruz, bunun se­bebi nedir? Sebep, ka­na­at­siz ol­mak­tır. Geç­mişte Müs­lü­man bir erkek; ha­nı­mın­dan baş­ka­sına bak­mı­yor, Allah’ın ken­di­sine ihsan et­tiği eşiyle ye­ti­ni­yor, ona razı ge­li­yor ve onunla yıl­lar boyu ya­şı­yordu. Çocuk sa­hibi olu­yor­lar, mutlu ve uzun bir hayat sü­rü­yor­lardı. Bugün ise insan; çev­re­sinde pek çok kadın gö­rü­yor, her ka­dında ise di­ğe­rinde ol­ma­yan bazı -iyi- özel­lik­ler bu­lu­nu­yor ve belki de bu va­sıf­lar­dan bir kıs­mını kendi ha­nı­mında gö­re­mi­yor ve bunun üze­rine gü­zel­lik­ler bu­lu­nan ha­yatı ce­hen­neme çev­ri­li­yor. Başka ka­dın­lar­daki özel­lik­lerle kar­şı­laş­tı­ra­rak ne­re­deyse ha­nı­mın­daki hiç­bir şeye rıza gös­ter­mi­yor. Erkek; bu ko­nuda takva sa­hibi ol­malı, diğer ka­dın­lara karşı ba­kı­şını in­dir­meli ve kal­bine de sahip çık­ma­lı­dır. Çünkü insan, bazen ba­kış­la­rını in­dirse de kal­bine sahip çık­ma­mak­ta­dır. Allah Teâlâ (cc.) şöyle bu­yur­mak­ta­dır: “Sakın, ken­di­le­rini de­ne­mek için on­lar­dan bir ke­simi fay­da­lan­dır­dı­ğı­mız dünya ha­ya­tı­nın çe­ki­ci­li­ğine göz­le­rini dikme!”5

İnsan, Rab­bi­nin ken­di­sine ihsan et­tiği eşin­den ve ço­cuk­la­rın­dan da razı gel­me­li­dir. Zira ço­cuk­lar kimi zaman anne-ba­ba­nın is­te­diği çiz­gide olur­ken kimi za­mansa böyle de­ğil­ler­dir. Bir mü’min, Allah Teâlâ’ya (cc.) şöyle dua eder: “Rab­bi­miz! Bize gö­zü­müzü ay­dın­la­ta­cak eşler ve zür­ri­yet­ler ba­ğışla…”6 Yani gör­dü­ğü­müzde göz­le­ri­mizi ay­dın­la­tan, biz­leri bah­ti­yar kılan hanım ve çocuk…

Ama belki de in­sana bu ayet­teki gibi göz ay­dın­lığı bir çocuk nasip olmaz. Bu du­rumda ulü’l-azm pey­gam­ber­ler­den, ev­ladı ken­di­sin­den razı ola­bi­le­ceği du­rumda bu­lun­ma­yan, Nuh aley­his­se­lâm’ı ha­tır­la­ma­lı­dır. Bir baba ço­cu­ğuna karşı elin­den gelen gay­reti gös­ter­miş, Allah’ın (cc.), ken­di­sine em­ret­tiği güzel ter­bi­yeyi ver­miş ve ih­sanda bu­lun­muş da ço­cuğu is­te­diği gibi bir evlat ol­ma­mışsa bu durum, Allah’ın (cc.) tak­di­riy­le­dir, Onun (cc.) kaza ve ka­de­rini de­ğiş­ti­re­cek yok­tur. Öy­leyse insan, ka­de­rine razı gel­me­li­dir.

Kanaatin dünyevi meselelerle ilgili olduğunu, hayırlı işlerde ise daha fazlasına talip olmak gerektiğini buyurdunuz. O halde kişi kendisinde bulunan hırs duygusunu hayırlı/dinî işlere mi sevk etmelidir?

Evet… Allah Teâlâ (cc.) “Ha­yırda ya­rı­şı­nız.”7 bu­yur­mak­ta­dır. Ra­sû­lul­lah (sav.) Efen­di­miz ise “Yal­nız şu iki ki­şiye gıpta edil­me­li­dir: Biri, Allah’ın ken­di­sine ver­diği Kur’ân ile gece gün­düz meş­gul olan, di­ğeri, Allah’ın ken­di­sine ver­diği malı gece gün­düz (Hak için) har­ca­yan kimse.”8 bu­yur­mak­ta­dır.

Dünya iş­le­rine ge­lince insan Rab­bi­nin ken­di­sine ihsan et­ti­ğine rıza gös­ter­me­li­dir. Allah’ın in­sanda ya­rat­mış ol­duğu hırs duy­gusu, hayra ve ahkâm-ı şer‘iy­ye­nin beş esa­sın­dan bi­risi olan mu­bahı elde et­meye yö­nel­til­me­li­dir. Müs­lü­ma­nın hırs ve gay­reti, mubah sı­nır­ları içe­ri­sinde ol­malı, mek­ruh ve haram bo­yu­tuna taş­ma­ma­lı­dır. Ayet-i ke­rime, işte bu an­lamda ha­yırda ya­rı­şı­nız, de­mek­te­dir. Yoksa mek­ruh ve haram şey­lerde hırs gös­ter­mek asla caiz de­ğil­dir.

Hocam bu meseleyi biraz daha izah edebilir misiniz; yani bir şeye sahip olmak bize onunla ilgili istediğimiz şekilde tasarrufta bulunma hakkı verir mi?

Bu ko­nuda ahkâm-ı şer‘iy­ye­nin vacib, haram, mek­ruh, müs­te­hab ve mubah olmak üzere beş esası var­dır. Şayet bir şey bizim mül­ki­ye­ti­mizde ise Cenâb-ı Hak bize onda ta­sar­ruf yet­ki­sini ver­miş­tir, ör­ne­ğin zekât gibi. Öy­leyse ze­kâtı be­lir­ti­len mik­tarda ver­me­li­yiz. Allah Teâlâ bir­çok ayet-i ke­ri­mede ze­kât­tan fazla ola­rak onun dı­şında ta­sad­dukta bu­lun­maya davet edi­yor ki bu müs­te­hab­dıır. Haram ve mek­ruha düş­me­me­miz şar­tıyla bunun dı­şın­daki -ve­ri­len- şey­ler ise mu­bah­tır. O halde önü­müzde şu beş se­çe­nek var­dır: Allah’ın haram kıl­dığı bir şeyi yap­mak ki bu caiz de­ğil­dir (haram); şe­ri­a­tın ya­sak­la­dı­ğıyla meş­gu­li­yet bu da uygun de­ğil­dir (mek­ruh); mubah, iş­le­mek mut­lak ola­rak ca­iz­dir; müs­te­hab, ye­rine ge­tir­di­ği­mizde sevap ka­za­nı­yo­ruz; Vacib, farz me­sa­be­sinde olup ecir ka­zan­maya ve­si­le­dir.

Bu beş se­çe­ne­ğin dı­şında bir şık yok­tur. Mubah da­i­re­sini bı­ra­kıp mek­ruha geç­mek is­raf­tır. Me­sela suyla ab­dest almak mu­bah­tır; ancak ab­dest alan kim­se­nin ih­ti­ya­cın­dan fazla su kul­lan­ması israf olur ve bu du­rumda ke­ra­hete düş­müş olur. Haram olan bir şeyi infak etmek ise saçıp sa­vur­mak ve haddi aşmak olur. Allah Teâlâ, “Çünkü saçıp sa­vu­ran­lar şey­tan­la­rın kar­deş­le­ri­dir…”9 bu­yur­mak­ta­dır. Öy­leyse el­deki imkânı/malları haram şey­lere har­ca­mak saçıp sa­vur­mak, mek­ruha sarf etmek israf de­mek­tir, mu­baha sarf etmek ise mu­bah­tır.

Muh­te­rem Hocam, vakit ayır­dı­ğı­nız için çok te­şek­kür ede­riz. Allah razı olsun. Son ola­rak ek­le­mek is­te­di­ği­niz şey­ler varsa bu­yu­ru­nuz.

Güzel ör­nek­lere sa­rıl­mak la­zım­dır. Kişi; sa­lih­lerle hem­hâl olur, on­la­rın söz­le­rini ve Allah Teâlâ’ya hamd­le­rini işi­tir, onun tak­si­mine gös­ter­dik­leri rı­zayı ve Allah’ın ver­diği rızka karşı ta­vır­la­rını idrak ederse on­la­rın bu güzel ah­lâ­kını ka­za­nır. Ancak mad­di­yata dal­mış ehl-i dün­yayla haşir neşir olursa -ki biz bugün sırf maddî(yata bağlı) bir dün­yada ya­şı­yo­ruz- bu onu ne­re­deyse doy­mak nedir bil­me­yen aç­gözlü ve hırslı bi­risi ha­line ge­ti­rir. “İşte onlar (pey­gam­ber­ler) Allah’ın hi­da­yet et­tiği kim­se­ler­dir. Sen de on­la­rın yo­luna uy.”10 feh­va­sınca, Allah Teâlâ’nın fazl u ik­ra­mıyla sâlih kim­se­le­rin ah­va­lini ken­di­mize örnek al­ma­lı­yız.

  1. Mülk, 67/15. ↩︎
  2. Müslim, Zühd 9. ↩︎
  3. Yûsuf, 12/76. ↩︎
  4. Müslim, Radâ 61. ↩︎
  5. Tâhâ, 20/131. ↩︎
  6. Furkân 25/74. ↩︎
  7. Bakara, 2/148. ↩︎
  8. Buhârî, Temennî 5, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 266, 267. ↩︎
  9. İsrâ, 17/27. ↩︎
  10. En‘âm 6/90. ↩︎