Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Ahiret Odaklı Bir Hayatta Tamahkârlık

70. Sayı · 2022/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Her bi­ri­miz ta­mah­kâr bir fıt­ratla ya­ra­tıl­mı­şız.1 Ta­mah­kâr yani aç gözlü, do­yum­suz ve çok şey is­te­meye mey­yâl bir ka­rak­terle.2 Eli­miz­de­kiyle ye­tin­mez hep daha faz­la­sını is­te­riz. Pey­gam­ber Efen­di­miz’in ta­bi­riyle iki vadi do­lusu al­tı­nı­mız olsa da üçün­cüsü için ara­yışa ge­çe­riz.3 Dünya ha­ya­tında es­ki­sek de, güç ve kuv­ve­ti­miz za­yıf­lasa da mal sev­gi­mi­zin yani hep daha faz­layı talep et­meye olan mey­li­mi­zin ar­ta­cağı da sev­gili Pey­gam­be­ri­miz’in ifa­de­leri.4

Bütün bun­lar in­sa­nın ta­bi­atı iti­ba­riyle ya­pa­bi­le­cek­leri. Ancak biz in­san­lar akıl ve irade ka­bi­li­ye­tiyle de do­na­tıl­mış ol­ma­mız ha­se­biyle bütün bu gi­di­şatı ya­vaş­la­ta­bi­lir ya da doğru bir mec­raya yön­len­di­re­bi­li­riz. Zira biz­lere, kim hırs ve ta­mahla dol­dur­duğu bir kalp ile dünya ma­lını is­terse bu malın be­re­ke­ti­nin ol­ma­ya­cağı5 ve ger­çek zen­gin­li­ğin6 mal çok­luğu ile değil gönül tok­luğu ile ol­duğu7 haber ve­ril­miş­tir.

O halde ilk va­zi­fe­miz, or­tada sı­kın­tılı bir durum ol­du­ğunu ve ya­ra­tı­lış iti­ba­riyle mey­yâl bu­lun­du­ğu­muz bu has­ta­lı­ğın bizde hangi öl­çüde var olup ol­ma­dı­ğını tes­pit etmek ol­ma­lı­dır.

Peki bu has­le­tin bizde olup ol­ma­dı­ğını tes­pit­ten sonra yap­ma­mız ge­re­ken şey ne ol­malı? Onu ta­ma­men sil­meye ça­lış­mak mı? Yoksa bak­tığı yönü de­ğiş­tir­mek mi ol­ma­lı­dır? Yani bu do­yum­suz ta­ra­fı­mızı kö­rel­tip artık her şeyle ka­naat edip, ye­ti­ne­cek miyiz yoksa do­yum­suz ol­ma­mız ge­re­ken doğru şeyi mi bu­la­ca­ğız?

As­lında bir­bi­rine zıt gibi gö­rü­nen iki şey söy­lü­yor gö­rün­sek bile so­nuçta va­rı­la­cak şey ay­nı­dır. Ka­i­de­miz “Bir kalpte iki sevgi -yani hem dünya hem ahi­re­tin sev­gisi- bu­lu­na­maz.” düs­tû­ru­dur, zira yüce olan aşağı olanla bir­lik­te­liği kabul etmez.

Şem­sed­din Si­vasi’nin söy­le­diği gibi;

Sür, çıkar ağ­yârı dil­den, tâ te­cellî ede Hak

Pa­di­şah kon­maz sa­raya hâne mamûr ol­ma­dan.

Yani yap­ma­mız ge­re­ken husus dünya sev­gi­sini kalp­ten çı­kart­tık­tan sonra kal­bi­miz­deki bu do­yum­suz ve is­te­di­ği­nin pe­şin­den bık­ma­dan giden ta­ra­fı­mızı doğru yere ka­na­lize ede­rek ona gi­de­ceği yeri gös­te­rip sev­dir­mek ola­cak­tır.

Şimdi bu hu­susta ya­pa­bi­le­ce­ği­mizi dü­şün­dü­ğü­müz şey­ler­den biri üze­rinde du­ra­bi­li­riz.

İn­sa­noğlu ta­bi­atı ge­reği sü­rekli gün­dem et­tiği şey­leri bir zaman sonra far­kında olsun-ol­ma­sın ha­ya­tı­nın mer­ke­zine ko­yu­yor ve çevresini/olayları bu mer­kezi esas ala­rak yorumluyor/anlıyor. Es­ki­le­rin “İn­sa­nın zikri ne ise fikri de o olur.” de­diği bu olsa gerek. Bu se­beple ol­ma­lı­dır ki genel te­ma­yü­lü­müz, içinde ya­şa­dı­ğı­mız bu dünya ha­ya­tını her fır­satta sa­vun­mak ve vaz­geç­me­mek üze­rine ol­mak­ta­dır. Bu min­valde pek çok âyet-i ke­rîme ve hadîs-i şerîf de dünya ha­ya­tı­nın le­hine yo­rum­lan­mak­ta­dır.

Örnek ola­rak Kasas Su­resi 77. aye­tin8 “dünya ha­ya­tın­dan na­si­bini unutma” kıs­mını ön plana çı­kar­ta­rak hemen ön­ceki ibare olan “ahi­ret yur­dunu ka­zan­maya bak” kıs­mını göl­ge­le­ye­bi­li­yo­ruz. Yine Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz’in ya­şa­mış ol­duğu ha­yatı in­ce­le­ye­rek örnek almak ye­rine, Efe­di­miz’in ve ashab-ı ki­râ­mın ti­ca­ret ve geçim sağ­la­mak üze­rin­den dünya ile kur­duk­ları iliş­kiyi ön plana çı­kar­ta­rak bugün ha­ya­tı­mız­daki dün­yaya mey­li­mizi ma­sum­laş­tı­rı­yo­ruz. Üs­te­lik sa­habe efen­di­le­ri­miz­den Ab­dul­lah b. Mesud’un (ra.) ta­bi­ûn­dan bir kim­seye söy­le­diği “Siz amel ba­kı­mın­dan sa­ha­be­den daha üstün ola­bi­lir­si­niz ancak onlar zühd­leri (dün­yaya değer ver­me­me­leri) se­be­biyle siz­den daha ha­yır­lıy­dı­lar.”9 ika­zını unu­ta­rak…

Ez­cümle an­lat­mak is­te­di­ği­miz husus ze­mi­ni­mize ahi­reti yer­leş­ti­re­rek çev­re­mizi buna göre yo­rum­la­mak­tır. Ze­mine ahi­re­tin nasıl yer­leş­ti­ri­le­ceği ise belki de bir ömür sü­re­cek bir mü­ca­dele so­nu­cunda bile ta­ma­mıyla elde edi­le­me­ye­cek bir he­def­tir. Önemli olan bu ni­yetle bu mü­ca­dele içinde ömrü ge­çir­mek ol­ma­lı­dır. (bu ma­ka­mın nasıl elde edi­le­ceği müs­ta­kil bir konu ol­du­ğun­dan bu ya­zıda üze­rinde du­rul­ma­ya­cak­tır.)

Peki, ze­mine ahi­reti yer­leş­tir­di­ği­miz tak­dirde ko­nu­muz olan ta­mah­kar­lık özel­li­ği­miz nasıl ola­cak­tır?

Me­sela, İn­şi­rah Su­resi’nin 7-8. ayet-i ke­rî­me­le­rinde “Bir işi bi­ti­rince baş­ka­sına koyul ve Rab­bine rağ­bet et.”10 bu­yu­rul­makta ve bu­rada ki­şi­nin bu ko­nuda ta­mah­kâr ol­ması ve Rab­bin­den ge­le­cek her türlü ik­rama karşı is­tekli dav­ra­na­rak pe­şin­den koş­ması, asla ka­naat ede­rek çe­kin­gen dav­ran­ma­ması ge­rek­tiği ifade edi­li­yor. Do­la­yı­sıyla mü’min bir ki­şi­nin daha üstün ma­kam­lar ol­du­ğunu bilip de on­lara arzu duy­ma­ması o ki­şi­nin düşük him­metli ol­duğu ma­na­sına gel­diği söy­le­ne­bi­lir. Ör­ne­ğin yap­tı­ğı­mız bir hayır işini bi­tir­di­ği­mizde “Bu­günkü öde­vi­mizi yap­tık, bu ka­darı ye­terli.” de­me­yip yeni bir fır­satı hemen de­ğer­len­dir­me­miz ge­re­ki­yor.

Yine “Rab­bim il­mimi artır.”11 aye­ti­nin ki­şi­nin ma­ri­fet yani Rab­bini ta­nıma yo­lunda ken­di­sine reh­ber ola­cak ilme karşı ka­na­at­kâr değil ta­mah­kâr ol­ma­sını yani sü­rekli ve do­yum­suzca talep et­mesi ge­rek­ti­ğini teş­vik et­tiği an­la­şı­la­bi­lir.

Ço­cuk­lara sü­rekli so­ru­lur, “En çok kimi se­vi­yor­sun?” diye; ce­vabı da “Allah ve Pey­gam­be­ri­miz.” diye öğ­re­ti­lir. Peki, nasıl daha çok se­ve­ce­ğiz ve Rab­bi­mi­zin sev­gi­sine nasıl nail ola­bi­le­ce­ğiz? Kurb-ı ne­vâ­fil12 diye bi­li­nen bir hadis-i şe­rifte farz­larla Rab­bi­mize yak­la­şa­ca­ğı­mız, na­fi­le­lerle yak­laş­maya devam ede­ce­ği­miz ve bu öl­çüde Rab­bi­mi­zin bizi se­ve­ceği an­la­tıl­mak­ta­dır. Anah­ta­rı­mız na­file iba­det­ler! O halde biz Rab­bi­mi­zin biz­den razı ol­ma­sını ve daha çok sev­me­sini is­ti­yor­sak, na­file iba­det­le­ri­mizi ar­tı­ra­ca­ğız. Böyle bir dü­şünce ile yola çık­tıy­sak eğer, me­sela kıl­dı­ğı­mız 5 re­kât­lık akşam na­mazı ile ye­tin­me­yip aka­binde “ev­va­bin” na­mazı kı­la­ca­ğız veya oku­du­ğu­muz 5 say­fa­lık Kur’ân-ı Kerîm kı­ra­ati ile ye­tin­me­yip ar­tır­maya gay­ret ede­ce­ğiz ve mu­hab­bette ta­mah­kâr dav­ra­na­rak, daha çok arzu ede­rek iba­det­leri ar­tır­ma­mız ge­re­ke­cek­tir.

Bu hu­susa dair ör­nek­leri ço­ğalt­mak müm­kün­dür. Ancak mak­sa­dı­mızı an­lat­mak için bu ka­darı ile ik­tifa etmek is­ti­yo­ruz. Son cümle ola­rak ise, kâ­i­na­tın boş­luk kabul et­me­ye­ceği ka­i­de­sin­den ha­re­ketle kal­bi­miz­den mâ­si­vâyı çı­kar­tıp, Rab­bi­mizi yer­leş­tir­meli ve bu hu­susta bize fayda sağ­la­ya­cak şey­lere karşı son de­rece ta­mah­kâr dav­ran­malı ol­du­ğu­muzu be­lirt­mek is­ti­yo­ruz.


[1] Meâric, 70/19. “إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا” (Şüphesiz insan çok hırslı (açgözlü) yaratılmıştır.)
  1. Kubbealtı Lügati, Tamahkâr maddesi. ↩︎
  2. Buhârî, “Rikâk”, 10. “لَوْ كَانَ لِابْنِ آدَمَ وَادِيَانِ مِنْ مَالٍ لاَبْتَغَى وَادِيًا ثَالِثًا وَلاَ يَمْلَأُ جَوْفَ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ التُّرَابُ وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ.” ↩︎
  3. Buhârî, “Rikâk”, 5. “يَكْبَرُ ابْنُ آدَمَ، وَيَكْبَرُ مَعَهُ اثْنَانِ: حُبُّ الْمَالِ، وَطُولُ الْعُمُرِ.” ↩︎
  4. Buhârî, “Zekât”, 50. أَنَّ حَكِيمَ بْنَ حِزَامٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) فَأَعْطَانِى، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِى، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِى، ثُمَّ قَالَ: “يَا حَكِيمُ! إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ كَالَّذِى يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ، الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى.” ↩︎
  5. Hadis-i şerifte gerçek kelimesi olmamasına rağmen tercümede bu kelimeyi kullanma ihtiyacımız bile kavramları algılamamızda bir hata olduğunu göstermektedir. ↩︎
  6. Müslim, “Zekât”, 120. “.لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ” ↩︎
  7. … وَابْتَغِ ف۪يمَٓا اٰتٰيكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَص۪يبَكَ مِنَ الدُّنْيَا ↩︎
  8. İbn Mübârek, Kitâü’z-Zühd, 2/740; Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 1/136. ↩︎
  9. فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ ﴿٧﴾وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ ﴿٨﴾ ↩︎
  10. Tâhâ, 20/114. وَقُلْ رَبِّ زِدْني عِلْماً… ↩︎
  11. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Buhârî, “Rikâk”, 38. ↩︎