Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Kıraat İlmi Nasıl Gelişti

22. Sayı · 2011/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Kur’an-ı Kerim

Kur’an-ı Kerim Allah (celle ce­lâ­luhü)’ın ezelî ve ebedî ke­lâ­mı­dır. Ceb­rail (aley-his­se­lâm) va­sı­tası ile ins ü cin­nin ne­bisi son pey­gam­ber Haz­reti Mu­ham­med Mus­tafa (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem) Efen­di­miz’e son kitap olmak üzere Arapça ola­rak in­di­ril­miş mu’ciz bir Ka­nûnî Rab­bâni’dir. Gerek cin­ler âlemi gerek be­şe­riy­yet âlemi nâzil olun­duğu andan iti­ba­ren kı­yâ­mete dek bir­bi­rine yar­dım et­se­ler dahi bir ben­ze­rini veya bir sû­re­si­nin ben­ze­rini mey­dana ge­tir­mekte âciz­dir­ler. Bütün be­şe­riy­ye­tin ha­ya­tına tat­bîk olun­mak üzere in­di­ril­miş­tir. Bu ve­sile ile in­san­lık âle­mini zul­met­ten nûra, da­lâ­let­ten hi­dâ­yete, hak­sız­lık­tan ada­lete Allah (celle ce­lâ­luhü)’ın izni ile çı­ka­rır. Ti­lâ­ve­tiyle ibâ­det, ha­yata tat­bik edil­me­siyle ada­let elde edil­miş olur. Kim O’nunla hük­me­derse âdil olur; kim de O’ndan baş­ka­sıyla hük­met­meye kal­karsa ken­disi de, hük­met­mek is­teği in­san­lar da sa­pık­lığa düşer. Aley­his­sa­lâtü ve’sse­lâm Efen­di­miz bir hadis-i şe­rif­le­rinde: “Bu kitap sa­ye­siyle nice ka­vim­leri Allah (celle ca­lâ­luhü) yü­cel­tir ve ni­ce­le­rini de zelil kılar.” bu­yur­mak­ta­dır. (Bu ilâhi ki­tabı ha­ya­tına tat­bik eden fert, ce­mi­yet ve mil­let­leri Allah (celle ce­lâ­luhü) yü­cel­tir, ak­sini ya­pan­ları ise zelil kılar.)

Kur’an-ı Kerim Ti­lâ­veti

Her mü’minin üze­rine Kur’an-ı Kerim’i sahih ola­cak şe­kilde yü­zün­den ti­lâ­vet et­mesi, na­maz­la­rında edâ ede­bi­le­cek nis­pette namaz du­a­la­rını ve kısa sû­re­leri el­fa­zına ri­â­yet ede­rek fem-î muh­sin’den ah­ze­de­rek ez­ber­le­mesi farz­dır.

Kur’an-ı Kerim Ted­risi

Ceb­rail (aley­his­se­lâm) vahyi Ra­sû­lul­lah (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem) Efen­di­miz’e ge­tir­di­ğinde Ra­sû­lul­lah (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem) ay­nı­sıyla kav­rar, aka­binde as­ha­bına vah­yo­lun­duğu şek­liyle ez­ber­le­tirdi. Sa­habe-i Kiram bütün dik­ka­tiyle Aley­his­sa­lâtü ve’sse­lâm Efen­di­mi­zin fem-i sa­a­det­le­rin­den zuhûr eden el­fazı ay­nıyla -sesin to­na­jına va­rın­caya kadar- mu­ha­faza eder ve öy­lece de di­ğer­le­rine de öğ­re­tirdi.

Bu öğ­re­tim Sa­habe-i Kiram’dan Ta­biin’e, Ta­biin’den Tebei Ta­biin’e ve gü­nü­müze kadar gü­nü­müz­den de ilâ yevm-il kı­yame sened-i mut­ta­sıl ile devam etti ve ede­cek­tir. Zîrâ bu Kur’an-ı Kerim’i mu­ha­faza ede­ce­ğini Rab­bi­miz ayet-i ce­li­le­sinde “Bu Kur’an’ı biz in­dir­dik bunun mu­ha­fazı biziz.” bu­yur­mak­ta­dır.1

Vü­cû­hat-ı Kur’âniyye

Kur’an-ı Kerim Pey­gam­ber (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem) Efen­di­miz’e Arapça ola­rak in­di­ril­miş­tir. Rab­bi­miz Şuarâ Sû­re­si­nin 193. ve 195. ayet-i ce­lî­le­le­rinde me­a­len şöyle bu­yur­mak­ta­dır: “O’nu (Kur’ân’ı) Ruh’ul Emin (Ceb­râil Aley­his­se­lâm) uya­rı­cı­lar­dan ola­sın diye apa­çık Arap dili ile senin kal­bine in­dirdi.”

Pey­gam­be­ri­miz (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem) za­ma­nında Arap­lar çe­şitli ka­bi­le­ler ola­rak ya­şa­mak­tay­dı­lar. Me­selâ: Ku­reyş, Hu­zeyl, Sâkif, Ha­va­zin, Ki­nane, Temim…

Er­hâmu’rrâ­hi­mîn olan Allah (celle ce­lâ­luhü) Haz­ret­leri üm­me­tine karşı çok mer­ha­metli olan pey­gam­be­ri­nin ta­lebi üze­rine mâ­nâya halel gel­me­ye­cek şe­kilde leh­çe­lere mü­sâde et­miş­tir. Ceb­rail Aley­his­se­lâm bir mü­lâ­ka­tında Efen­di­miz (aley­his­se­lât-ü ve’sse­lam)’e: “Allah (celle ce­lâ­luhü) Kur’ân-ı Kerim’i üm­me­tine bir harf üze­rine oku­manı em­re­di­yor.” bu­yurdu. Bunun üze­rine Pey­gam­ber (aley­his­se­lâtü ve’sse­lam) Efen­di­miz de: “Allah (celle ce­lâ­luhü) ‘dan ba­ğış­la­ma­sını niyâz edi­yo­rum. Üm­me­ti­min buna gücü yet­mez.” bu­yurdu. Sonra Ceb­râil Aley­his­se­lâm ikinci sefer ge­li­şinde: “Aziz ve Celîl olan Allah Kur’an-ı Kerim’i üm­me­tine iki harf üze­rine oku­manı em­re­di­yor.” bu­yurdu. Efen­di­miz (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem) yine: “Allah (celle ce­lâ­lühü)’dan ba­ğış­la­ma­sını niyâz edi­yo­rum. Üm­me­ti­min buna gücü yet­mez.” bu­yurdu. Ceb­râil (aley­his­se­lam) üçüncü sefer ge­li­şinde: “Allah (celle ce­lâ­uhü) üm­me­tine Kur’an-ı Kerim’i üç harf üze­rine oku­manı em­re­di­yor.” bu­yurdu. Yine Efen­di­miz (sal­lâl­lahu aleyhi ve sel­lem): “Allah (celle ce­lâ­luhü)’den ba­ğış­la­ma­sını niyaz edi­yo­rum. Üm­me­ti­min buna da gücü yet­mez.” bu­yurdu. Dör­düncü mü­lâ­ka­tında ise Ceb­râil Aley­his­se­lâm: “Allah (celle ce­lâ­luhü) Kur’an-ı Kerim’i üm­me­tine yedi harf üze­rine oku­manı em­re­di­yor.” bu­yurdu. Bu yedi harf­ten han­gi­siyle okur­larsa isa­bet etmiş olur­lar.2

Efen­di­miz (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem) diğer bir hadis-i şe­rif­le­rinde: “Kur’an-ı Kerim yedi harf üze­rine inzal oldu. O’nu (Kur’ân’ı) yedi harf­ten han­gisi ko­la­yı­nıza ge­lirse onunla oku­yun.” bu­yurdu.3

Ebû Ubeyde (ra­di­yal­lahu anhu)’ye göre yedi harf­ten mak­sat yedi leh­çe­dir. 1- Ku­reyş 2- Üzeyl 3- Ha­va­zın 4- Ki­nane 5- Temin 6- Sakif 7-Yemen leh­çe­le­ri­dir.

Kur’ân-ı Kerim Allah (celle ce­lâ­luhü)’tan, vah­yin emîni Ceb­râil (aley­his­se­lam)’a ve O’ndan Pey­gam­be­ri­miz Haz­reti Mu­ham­med (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem)’e sı­rası ile Sa­habe-i Kirâm’a ve zin­cir­leme ile bu­gün­lere -sesli se­nedle te­va­tür yo­luyla- bize ula­şan Allah (celle ce­lâ­a­luhü)’ın ke­lâ­mı­dır. Bu se­ned­lerle iş­ti­gâl eden on imam­dan en fazla ün ka­za­nan ve sahip çı­kı­lan imam, İmam Asım’ın râ­visi olan Hafs bin Sü­ley­man (rah­me­tul­lâhi aleyh)’dır. Sonra İmam Nâfî’nin râ­visi Verş, ve aynı imam­dan (Nâfî) ri­vâ­yet eden Kâlun (rah­me­tul­lâhi aleyh)’dur.

Kı­raat ilmi nasıl ge­lişti ve neden tek bir kı­raat ol­madı?

Kur’ân-ı Kerim’in metni tek bir me­tin­dir. O da bugün eli­mizde bu­lu­nan mus­haf­larda ya­zılı olan Fâ­tiha Sû­resi ile baş­la­yıp Nâs Sû­resi ile son bulan Pey­gam­ber Efen­di­miz (sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem)’e in­di­ri­len me­tin­dir. Bunun hak­kında ih­ti­laf yok­tur. Ancak Kur’ân-ı Kerim’in inişi sü­re­sinde Arap âlemi bazı ke­li­me­leri de­ği­şik te­lâf­fuz ederdi. Çünkü Arap­lar bugün de ol­duğu gibi çe­şitli ka­bi­le­lere ay­rıl­mıştı ve ara­la­rında de­ği­şik şî­ve­ler ko­nu­şul­mak­taydı. Kimi “Mu’minûn” der­ken kimi “Mû­mi­nûn” derdi. Kimi “Anhum” der­ken kimi ise “An­humû” derdi. Kimi “Mûsâ” der­ken kimi “Müse” derdi. İşte bu du­rumda Arap­lara inen Kur’ân-ı Kerim kul­la­nı­lan bu şi­ve­lere uyumlu olmak sû­reti ile in­miş­tir. Bu uyum­lu­luk direk vahye da­yalı olmak sû­re­tiyle ic­ti­hâdî ol­ma­yıp keyfe keder bir uy­gu­lama ol­ma­mış­tır. Bu­rada şunu be­lirt­me­miz ge­re­kir ki Arap şi­ve­le­rine uyumlu olan Kur’ân-ı Kerim şîve de­ği­şik­li­ğin­den mü­te­vel­lit mânâ de­ği­şik­li­ğine mahal bı­rak­ma­mış­tır. Zîrâ bazı şi­ve­le­rin te­laf­fuz­ları kap­sam dışı bı­ra­kıl­mış­tır. Ör­ne­ğin: Yemen leh­çe­sinde kul­la­nı­lan “um­ra­cül” ke­li­mesi diğer leh­çe­ler­deki “er­ra­cül” ke­li­me­si­nin an­lamı ile çe­liş­tiği için kul­la­nıl­ma­mış­tır. İşte Kur’ân-ı Kerim’in çe­şitli kı­ra­at­ler üzere in­mesi Arap di­lin­deki çe­şit­li­liği göz önünde bu­lun­dur­ması ve buna göre ahenk içinde ol­ması Kur’ân-ı Kerim’in başka bir mû­ci­ze­si­dir. Böy­le­likle her kavim Kur’ân-ı Kerim’i ra­hat­lıkla an­la­mak­ta­dır ve ken­di­sine ya­bancı bir kanun ol­ma­dı­ğını gör­mek­te­dir.

Kı­ra­at­taki çe­şit­li­lik Ceb­râil (aley­his­se­lâm)’e mi da­yan­mak­ta­dır?

Bu çe­şit­li­lik daha önce be­lirt­ti­ği­miz gibi vahye da­ya­lı­dır. Zîrâ Ceb­râil (aley­his­se­lam) Pey­gam­ber Efen­di­miz’e “Rab­bin sana Kur’ân-ı Kerim’i üm­me­tine yedi harf üzere oku­manı em­re­di­yor.” ha­be­rini ge­tir­diği sahih ve sağ­lam ha­ber­lerle sa­bit­tir. Efen­di­miz (aley­his­sa­lâtü ves­se­lam) ise üm­me­tine: “Nasıl oku­tul­duy­sa­nız öyle oku­yun.” de­mesi bu de­ği­şik­lik­le­rin vah­yin bir par­çası ol­du­ğunu ve ic­ti­had kabul ede­me­ye­ce­ğini gös­te­rir.

Ha­dis­lerde geçen yedi harf­ten ne an­la­ma­lı­yız?

Pey­gam­ber Efen­di­miz’in kı­raat için bir sayı be­lirt­mesi, ama bu sa­yı­lar hak­kında bir açık­lama ge­tir­me­mesi ve sa­ha­be­ler­den de bir açık­lama gel­me­mesi âlim­ler ara­sında çe­şitli görüş ay­rı­lık­la­rına neden ol­muş­tur. Bu durum İslam ta­ri­hi­nin iler­le­yen dö­nem­le­rinde İslam âle­mi­nin ge­niş­le­mesi, İs­lâmî ilim­le­rin ge­liş­mesi ve her ko­nuda yazı iş­leri baş­la­ma­sıyla bir­likte daha da has­sa­si­yet ka­zan­mış­tır. Do­la­yı­sıyla kı­raat ilmi de ki­tap­lara ve ka­yıt­lara gir­meye baş­la­mış­tır. Pey­gam­ber Efen­di­miz’den her kim nasıl öğ­ren­diyse öğ­ren­diği şe­kilde Kur’ân-ı Kerim’i kayda geç­miş­tir. Bun­la­rın ilki “Kı­ra­atta Yedi İmam” adlı ki­tabı ile bi­li­nen hicrî 324 yı­lında vefat eden Ebû­be­kir bin Mü­câ­hid ol­muş­tur. Bu yedi imam­dan an­la­şı­lan ise ken­di­sine te­va­tür ile ak­ta­rı­lan oku­yuşu, kayıt al­tına alan ve sa­dece bu oku­yuş ile il­gi­le­nen yedi imam­dır. Bun­dan sonra sekiz imamı bir araya ge­ti­ren ki­tap­lar çık­tığı gibi, dokuz imamı, on imamı ve hatta hicrî 465 yı­lında vefât eden Ebû’l Kasım el-Hu­zelî’nin elli imamı bir arada top­la­yan ki­tabı gibi bir­çok kitap der­len­miş­tir. Ancak bu­güne kadar en kap­sam­lısı Ebu’l Kasım el-Hu­zelî’nin “El-Kâmil” ki­ta­bı­dır. Za­ma­nı­mıza ula­şan ve ted­ri­sâtı hiç­bir zaman kop­ma­yan sa­dece on imam kal­mış­tır. İşte bu imam­la­rın ilgi gös­ter­diği oku­yuş de­ği­şik­lik­leri yedi harfi bize ek­sik­siz ulaş­tır­mış­tır.

Öy­leyse her ke­li­me­nin elli çeşit ol­du­ğunu mu an­la­ma­lı­yız?

Hayır. Ancak, de­ği­şik­lik­leri kayıt al­tında tu­tan­la­rın sa­yı­sı­nın elli ya da daha fazla ol­du­ğunu an­la­mak­ta­yız. Gel­ge­le­lim oku­yuş­lar sa­bit­tir ve de­ği­şik­lik­leri kimi zaman üç beş ola­bil­diği gibi kimi za­manda on­lar­ca­dır. Ör­ne­ğin: On imam ara­sın­daki “Mâ­liki” ke­li­me­sin­deki de­ği­şik­lik sa­dece iki­dir. Kimi “Mâ­liki” ola­rak ak­tar­mış, kimi “Me­liki” ola­rak ak­tar­mış­tır. Her ikisi de vah­yin par­ça­sı­dır ve bunun ör­nek­le­rini ço­ğalt­mak müm­kün­dür.

Kı­raat il­mi­nin aka­de­mik or­tama ta­şın­ması bu ilme fay­dalı ol­ma­sına sebep ola­bi­lir mi?

Bu ilmi te­va­türle se­nedle ve icâ­zetle öğ­ren­mek ve ak­tar­mak esas­tır ve doğru olan da budur. Her öğ­renci icâ­zetli olan öğ­re­ti­ci­sine tam bir hatim oku­mak sû­reti ile icâ­zet alır. Bu okuma sü­resi öğ­ren­ci­sine göre de­ği­şir. İşte bu durum aka­de­mik or­tamda ola­ma­ya­cağı gibi aynı öğ­re­ti­ciye devam et­mekte müm­kün ol­ma­ya­bi­lir. Bu du­rumda doğru olan şu ki aka­de­mik or­tamda ica­zet usûlü okut­mak ve oku­yan öğ­ren­ciye bu ilmin yanı sıra Kur’an hattı ve Arapça dil­bil­gisi gibi bazı yar­dımcı ilim­le­rin de öğ­re­til­me­si­dir.

Gü­nü­müzde en yay­gın oku­yuş­lar han­gi­le­ri­dir?

Kı­ra­at­la­rın çok­lu­ğuna rağ­men İmam Asım (rah­me­tul­lahi aleyh)’ın râ­visi olan Hafs bin Sü­ley­man (rah­me­tul­lahi aleyh)’ın oku­yuşu en yay­gın olan­dır. Son­ra­sında özel­lik­ler Libya, Tunus, Ce­za­yir, Mo­ri­tanya ve Se­ne­gal ci­va­rında yay­gın olan İmam Nâfî (rah­me­tul­lahi aleyh)’nin râ­visi Verş (rah­me­tul­lahi aleyh)’in ri­va­ye­ti­dir. Ar­dın­dan Tunus, Ce­za­yir ve Sûdan’a doğru uza­nan bazı böl­ge­lerde İmam Nâfî’nin diğer râ­visi Kalûn’un oku­yuşu yay­gın­dır. Sudan ve Yemen ta­raf­la­rında yay­gın­la­şan bir başka oku­yuş ise İmam Ebû Amr’dan ri­va­yet eden Hafs ed-Dûri’nin oku­yu­şu­dur. Bunun dı­şın­daki çoğu oku­yuş­lar ilim eh­li­nin ara­sında yay­gın ol­makla ye­ti­nil­miş du­rum­da­dır.

  1. Hicr, 9 ↩︎
  2. Ebû Davud Teyâlisi, c.1, s.7; Müslim. ↩︎
  3. Buhâri – Müslim ↩︎