Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Mü’minin 24 Saati – I

68. Sayı · 2021/4

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

1. Önce insan ola­rak kıy­metli ol­du­ğu­muzu bil­mek

2. Müs­lü­man ola­rak kıy­metli ol­du­ğu­muzu bil­mek

3. De­ğerli ol­du­ğu­muzu kav­ra­dık­tan sonra de­ğerli işler yap­mak

4. İş yap­ma­dan önce plân yap­mak

5. Plânda bu­lun­du­rul­ması ge­re­ken­ler

1. Önce insan olarak kıymetli olduğumuzu bilmek

İn­sa­nın kıy­metli ol­du­ğunu bil­di­ren de­lil­ler­den bi­risi şu âyet-i ke­rî­me­dir:

“Allah’ın, gök­lerde ve yer­deki (nice var­lık ve im­kân­ları) sizin em­ri­nize ver­di­ğini, ni­met­le­rini zâhir/açık ve bâtın/gizli ola­rak size bolca ihsan et­ti­ğini gör­me­di­niz mi? Yine de, in­san­lar içinde, -bil­gisi, reh­beri ve ay­dın­la­tıcı bir ki­tabı yok­ken- Allah hak­kında tar­tı­şan kim­se­ler var­dır.”1

Bu âyet-i ke­rîme, bize gök­lerde ve yer­deki her şeyin insan için ve in­sana göre ya­ra­tıl­mış ol­du­ğunu or­taya koy­mak­ta­dır.

Ko­numu çok de­ğerli olan insan sırf Allah’a kul­luk için ya­ra­tıl­mış­tır.

Kul­luk için Allah’ı, Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadîs-i şe­rîf­le­rin ta­ri­fine göre bil­mesi ve inan­ması ge­re­kir.

Kul­lu­ğun ger­çek­leş­mesi için ya­pı­lan bütün plân­la­ma­lar da bu kul­luk prog­ra­mına göre ya­pıl­ma­lı­dır.

Bütün ha­ya­tı­mız, kul­luk prog­ra­mını, ih­lasla ve her ko­nuda Ra­sû­lul­lah’ı (sav.) iz­le­ye­rek ve örnek ala­rak uy­gu­la­makla geç­me­li­dir.

Âyet-i ke­rî­mede geçen zâhir/açık ni­met­le­rin en üs­tünü sağ­lık, bâtın/gizli ni­met­le­rin en üs­tünü de iman­dır.

Bize ge­re­ken, maddî sağ­lı­ğı­mızı ma­nevî sağ­lı­ğı­mıza binek ve hiz­metçi kıl­ma­mız; ma­nevî sağ­lı­ğı­mız olan imanı ise ilim, sâlih amel, zikir ve fikir/tefekkürle ko­ru­maya al­ma­mız­dır.

Mü’min, kâ­fi­rin ak­sine her ko­nuda doğru olanı bil­mek için ilme mü­ra­caat eder.

İlim, âlimde bu­lu­nur. Ama âlim ilmin kay­nağı de­ğil­dir. İlmin kay­nağı, ay­dın­la­tıcı ki­tap­tır. Âlim olan kimse, ay­dın­la­tıcı ki­taba mü­ra­caat eder.

İmanı-küfrü, tev­hidi-şirki, hakkı-ba­tılı, hayrı-şerri, he­lali-ha­ramı tes­pitte ay­dın­la­tıcı kay­nak kitap, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şe­rîf­ler yani va­hiy­dir.

2. Müslüman olarak kıymetli olduğumuzu bilmek

Ra­sû­lul­lah (sav.) Efen­di­miz hadîs-i şe­rîf­le­rinde şöyle bu­yur­muş­tur:

“Eğer gök ve yer ehli bir tek mü’minin öl­dü­rül­me­sine iş­ti­rak et­se­ler, Allah on­ları mut­laka ce­hen­neme yü­züstü sürer.”2

“Ca­nımı elinde tu­tana yemin olsun ki bir mü’minin öl­dü­rül­mesi Allah ka­tında dün­ya­nın yok ol­ma­sın­dan daha bü­yük­tür.”3

“Allah ka­tında mü’min­den daha de­ğerli başka bir şey yok­tur.”4

3. Değerli olduğunu kavradıktan sonra değerli işler yapmak

De­ğerli işler yap­mak; in­sa­nın kur­tu­lu­şunu sağ­la­yan, in­san­lara fay­dalı olan işler yap­mak­tır.

Bu ko­nuda Allah Teâlâ -kap­samlı ola­rak- şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ey iman eden­ler! Rükû edin, secde edin, Rab­bi­nize kul­luk edin ve hayır iş­le­yi­niz ki kur­tu­luşa ere­si­niz.”5

Hakka karşı kul­lu­ğun ba­şında namaz gelir.

Kul­luk sa­dece namaz değil, bizi ya­ra­tan, bize hayat bah­şe­den, ter­biye eden Rab­bi­mize, kal­bi­mizle tas­dik ede­rek, di­li­mizle ikrar ve iti­raf ede­rek, bütün uz­vu­muzla iba­det ve itaat ede­rek ya­pı­lan kul­luk­tur.

Bu kul­luk kur­tu­lu­şun ya­rı­sını sağ­lar, diğer ya­rı­sını halka ha­yırlı olmak sağ­lar.

Halka karşı görev, ha­yırlı ol­mak­tır.

Her­kes gücü ve ka­bi­li­yeti nis­pe­tinde kur­tu­la­bi­le­ce­ğini um­duğu bir hayır yap­ma­lı­dır.

Her gün, sa­daka ola­bi­le­cek ha­yır­lar, iyi­lik­ler, gü­zel­lik­ler, na­si­hat­ler, ma­rufu emir, mün­keri nehiy, fay­dalı ilim öğ­ret­mek gibi ha­yır­lar yap­ma­lı­dır.

Ha­yırlı kişi, ha­yırlı işler yapan, top­luma ha­yırlı olan kim­se­dir.

Pey­gam­ber Efen­di­miz (sav.) şöyle bu­yur­muş­tur:

“Sizin en ha­yır­lı­la­rı­nız, Kur’ân (ilim­le­rini) öğ­re­nen ve öğ­re­ten­le­ri­niz­dir.”6

En ha­yırlı olan, Kur’ân-ı Kerîm’dir. En ha­yırlı kişi, en ha­yırlı işle meş­gul olan ki­şi­dir.

Kur’ân-ı Kerîm’de geçen bütün ilim­ler Allah Teâlâ’yı ta­nı­tan ilim­ler­dir.

Kur’ân ayet­leri ya tev­hid-i ru­bû­bi­yeti ya da tev­hid-i ülû­hi­yeti ispat eden ayet­ler­dir.

Tev­hid-i ru­bû­bi­yeti bil­di­ren ayet­ler, Allah’ın ye­gâne rab ol­du­ğunu; tev­hid-i ülû­hi­yeti bil­di­ren ayet­ler de Allah’ın ye­gâne ilah ol­du­ğunu, ma‘bûd-i ha­kîkî ol­du­ğunu or­taya koyan ayet­ler­dir.

4. İş yapmadan önce plân yapmak

Hakk’a kul­luk, halka in­san­lık ya­pa­bil­mek için uzun va­dede ömrü, kısa ve orta va­dede za­manı plân­la­mak ge­re­kir.

Mü’min, daima Allah’ın ah­lâ­kıyla ah­lâk­lan­maya dik­kat et­me­li­dir.

Allah’ın ilk ya­rat­tığı, bize göre ilk yap­tığı, ka­deri tes­pit için yani plânı yap­mak için ka­lemi ya­rat­mış­tır.

Bu ko­nuda Rasûl-i Ekrem (sav.) Efen­di­miz şöyle bu­yur­muş­tur:

“Şüp­he­siz Allah’ın ya­rat­tığı şeyin ilki ka­lem­dir. (Allah Teâlâ ka­leme:) “Yaz!” bu­yurdu. (Kalem:) “Ne ya­za­yım?” dedi. (Allah Teâlâ:) “Ka­deri yaz; olanı ve ebede dek ola­cak her şeyi yaz!” bu­yurdu.”7

Başka bir hadis-i şe­rifte de Allah’ın gök­leri ve yer­leri yani kâ­i­natı ya­rat­ma­dan elli bin sene önce, ya­ra­tı­la­cak her şeyin plâ­nını tes­pit edip plân­la­dığı be­lir­til­miş­tir.8

Zaman, ha­ya­tın, ömrün ken­di­si­dir. Ana ser­maye za­man­dır. İşte bu ser­ma­ye­nin kıy­me­tini bil­mek ge­re­kir. Za­manı kıy­met­len­dir­mek kıy­metli işler yap­makla olur.

Dün­ya­daki plân­lar ya­pı­lır­ken in­sa­nın dün­ya­daki ko­numu dik­kate alın­ma­lı­dır.

İnsan, bu dün­yada yolcu ko­nu­mun­da­dır. Bu yol­cu­nun dün­yada ka­la­cağı süre, bir yol­cu­nun ko­nak­la­ması ka­dar­dır. Bu ko­nak­lama son­ra­sında da ebedî âlem olan cen­net ka­za­nı­la­cak­tır. Bu kısa za­manı be­re­ketli ve fay­dalı kı­la­bil­mek için plânlı ça­lış­mak ge­re­kir.

Ab­dul­lah b. Ömer (ra.) şöyle de­miş­tir: “Ra­sû­lul­lah (sav.) benim om­zumu tuttu ve bana: “Dün­yada tıpkı bir garip hatta bir yolcu gibi ol/davran.” bu­yurdu.”

Ab­dul­lah b. Ömer (ra.) de şöyle der­miş:

“Ak­şama ka­vuş­tu­ğunda sa­bahı bek­leme (hemen yürü, za­ma­nım yok deme, durma)! Sa­baha çık­tı­ğında da ak­şamı bek­leme (nasıl olsa daha genç­sin, hele vakit var deme, ağ­zını ayırma)! Sağ­lıklı gün­le­rinde, has­ta­la­na­ca­ğın vakit için, ha­ya­tın bo­yunca da öle­ce­ğin zaman için ted­bir al!”9

Müs­lü­man, her an ölüm ge­le­bi­lir dü­şün­ce­siyle va­si­ye­tini ya­nında ya­zılı ta­şı­ma­lı­dır. Bu ko­nuda da Pey­gam­be­ri­miz (sav.) şöyle bu­yur­muş­tur:

“Va­si­yet et­meğe değer bir şeyi bu­lu­nan Müs­lü­ma­nın, va­si­yeti ya­nında ya­zılı ol­ma­dan iki gece ge­çir­mesi doğru de­ğil­dir.”10

Müs­lim’in bir ri­va­ye­tinde “üç gece ge­çir­mesi” şek­lin­de­dir.

Ab­dul­lah b. Ömer (ra.) şöyle de­miş­tir:

“Ra­sû­lul­lah’ın (sav.) bu sö­zünü duy­du­ğumda beri, ya­nımda va­si­ye­tim ol­ma­dan bir gece bile ge­çir­me­dim.”11

Borç­lar, Hakk ve halkla il­gi­li­dir.

Ölümü daima ha­tırda tut­mak ve anmak ge­re­kir. Zira ölümü dü­şü­nen, gi­de­ceği yere göre ha­ya­tını tan­zim eder.

Bu­nunla il­gili Pey­gam­ber Efen­di­miz (sav.) şöyle bu­yur­muş­tur:

“Lezzetleri/zevkleri bıçak gibi ke­seni -ölümü- çok ha­tır­la­yı­nız!”12

Ab­dul­lah b. Ömer (ra.) şöyle an­la­tı­yor:

“En­sar­dan bir adam gelip selam verdi ve:

– Ya Ra­sû­lal­lah! Hangi mü’min daha fa­zi­let­li­dir, diye sordu. Ra­sû­lul­lah (sav.):

– Ah­lâkı en iyi olan mü’min­dir, bu­yurdu. O zat yine:

– Ya Ra­sû­lal­lah! Hangi mü’min daha ze­ki­dir, dedi. Ra­sû­lul­lah (sav.):

– Ölümü en çok ha­tır­la­yıp ölüm­den son­rası için en iyi ha­zır­lık ya­pan­lar zeki adam­lar­dır, bu­yurdu.”13

Ölümü ha­tır­la­mak in­sana dün­yayı terk et­tir­me­meli, dün­ya­nın ahi­rete engel ol­ma­sını ön­le­me­li­dir.

Ölümü ha­tır­la­ma­nın en azın­dan şu üç fay­dası var­dır:

1) Ölümü ha­tır­la­yan kimse hemen tevbe eder,

2) Dünya ta­mah­kâr­lı­ğını terk eder,

3) Dünya için kimse ile kavga etmez.

Mü’min her gün ger­çek is­tik­bal olan ahi­reti dü­şün­meli, onun için azık ha­zır­lı­ğında ol­ma­lı­dır. Bu du­rumu biz­zat Allah Teâlâ şöyle em­ret­mek­te­dir:

“Ey iman eden­ler! Allah’tan kor­kun ve her­kes, ya­rına (ahi­rete) ne ha­zır­la­dı­ğına bak­sın. Allah’tan kor­kun; çünkü Allah, yap­tık­la­rı­nız­dan ha­ber­dar­dır.”14

Bu ayet, in­sa­nın dün­yada dünya için değil ahi­ret için var edil­di­ğini ve ahi­rete ya­tı­rım için gö­revli ol­du­ğunu or­taya koy­mak­ta­dır. Bugün, yarın için­dir. Bu­günde yarın ka­za­nı­lı­yorsa bugün de­ğer­len­di­ril­miş olur.

Yolcu ol­du­ğunu idrak ede­nin, yol­daki yol­cu­nun he­de­fi­nin ahi­ret ol­ması ka­çı­nıl­maz­dır. Hem ahi­re­tine mani olan dün­yaya önem ver­me­mesi hem de ölüme ha­zır­lıklı ol­ması la­zım­dır.

5. Plânda bulundurulması gerekenler

a) İlim­den her gün na­sip­len­meye gay­ret etmek.

Bu ko­nuda Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“De ki: ‘Ey Rab­bim, benim il­mimi artır.’”15

Maddî ma­nevî iler­le­me­nin şartı önce ilimde iler­le­mek­tir.

Her­kes önce ken­di­si­nin ko­nu­muna göre ilim­den na­sip­len­me­li­dir:

Âlim ise her gün ilim öğ­re­ne­cek ve ilim öğ­re­te­cek­tir.

Ta­lebe ise belli se­vi­yeye kadar sa­dece al­malı, sonra kont­rollü bir şe­kilde ver­meye dik­kat et­me­li­dir.

Din­le­yen ise ilmi, ni­yeti, ameli, eseri sağ­lam bir ce­maat bul­malı ve ilim hal­ka­sında de­vamlı ol­malı, ay­rıca ilim­den kont­rollü bir şe­kilde is­ti­fade et­me­li­dir.

Din­le­yen­ler için ilimle il­gili önce hum­malı bir ça­lışma ol­ma­lı­dır; 3, 5, 7 gün­lük eği­tim kampı gibi. Sonra haf­ta­lık ders­lerde bu­lun­malı, gün­lük ders yap­ma­lı­dır­lar.

Za­manı ne­rede ve niçin har­ca­dı­ğı­mız önem­li­dir. Har­ca­dı­ğı­mız za­ma­nın, sor­guya çe­kil­di­ği­miz zaman, he­sa­bını ve­re­bil­me­li­yiz.

Ra­sû­lul­lah (sav.) şöyle bu­yur­muş­tur:

“Hiç­bir kul, kı­ya­met gü­nünde öm­rünü ne­rede tü­ket­ti­ğin­den, il­miyle ne amel iş­le­di­ğin­den, ma­lını ne­re­den ka­za­nıp ne­reye har­ca­dı­ğın­dan vü­cu­dunu ne­rede yıp­rat­tı­ğın­dan sor­guya çe­kil­me­dikçe iki ayağı (bas­tığı yer­den) kı­pır­da­ya­maz.”16

Za­manı har­car­ken nef­si­mi­zin ar­zu­suna ne kadar, Allah Teâlâ’nın ar­zu­suna ne kadar har­ca­dı­ğı­mızı daima göz önüne al­ma­lı­yız.

Plânda, sağ­lı­ğı­mıza, ilme, işe, ai­leye, ak­ra­baya, dost­lara ve teb­liğe vakit ayır­ma­lı­yız.

b) Her ha­re­ke­ti­mizde Allah’ın rı­za­sını ka­zan­mak ve in­san­lara ve ken­di­mize daima sa­daka ola­cak işler yap­ma­lı­yız.

Bun­lar­dan bir­kaçı:

1. Tes­bîh, tah­mîd, tek­bîr, teh­lîl, is­tiğ­fâr ve diğer vird­ler,

2. Ma’rûfu emir, mün­keri nehiy,

3. Kuş­luk vakti kuş­luk na­mazı,

4. Yol­dan, ezi­yet veren şey­leri kal­dır­mak,

5. Din kar­de­şini gü­ler­yüzle kar­şı­la­mak,

6. İki kişi ara­sında adâ­letle hük­met­mek,

7. Her­hangi bir ki­şi­nin bi­ne­ğine yar­dım etmek,

8. Güzel söz söy­le­mek,

9. Namaz için mes­cide doğru atı­lan her adım,

10. Su­sa­yan hay­vanı su­la­mak,

11. Cuma günü Cuma hut­besi,

12. Ab­destle gü­nah­la­rın dö­kül­mesi,

13. Yaz gün­le­rinde oruç tut­mak,

14. Her meşrû ve güzel iş,

15. Her­hangi bi­ri­nin dik­tiği ağaç­tan yenen meyve (kuş veya hır­sız yese bile),

16. Vakıf yap­mak,

17. Kırk se­va­bın en üs­tünü, bi­ri­sine sağ­ması için ödünç ola­rak ve­ri­len sütlü keçi.

Bu ko­nuda Hz. Pey­gam­ber Efen­di­miz şöyle bu­yur­muş­tur:

“Kırk sevap var­dır ki bun­la­rın en üs­tünü, bi­ri­sine sağ­ması için ödünç ola­rak sütlü bir keçi ver­mek­tir. Kim, se­va­bını uma­rak ve hak­kın­daki va­ad­lere ina­na­rak bu kırk ha­yır­dan bi­rini iş­lerse, Allah onu, bu se­beple cen­nete koyar.”17

Yap­ma­mız ge­re­ken­leri ya­par­ken günü gü­nüne yap­ma­lı­yız, ya­rına bı­rak­ma­ma­lı­yız.

Pey­gam­be­ri­miz (sav.) işi ya­rına bı­ra­kan­ları kı­nama sa­de­dinde şöyle bu­yur­muş­tur:

“Onlar amel ko­nu­sunda işi ya­rına bı­ra­kan­lar­dır.”18

Mu­ham­med Pâ­risa Hz.leri der ki:

“Halk-ı gâfil kemâl-i ke­se­lin­den (tem­bel­li­ğin­den) bir laf eder: ‘Yarın olsa da bir iş­le­sem.’ Bil­mez ki bugün dünkü günün ya­rı­nı­dır, bugün ne iş­le­miş­tir ki yarın ne iş­leye!”

Vakti de­ğer­len­dirme bağ­la­mında, “Zaman iki ta­rafı kes­kin kı­lıca ben­zer, sen onu kes­mez­sen o seni keser.” den­miş­tir.

Plânı Bozan Şeyler

Plânı al­tüst eden, tem­bel­lik­tir.

Tem­bel­li­ğin se­bep­le­rin­den ba­zı­ları:

a) Yan­lış bes­len­mek ve yan­lış uyu­mak,

b) Hesap gü­nüne inan­cın za­yıf­lığı,

c) Yan­lış ya­pı­lan plân.

Plân ya­pı­lır­ken ideal unu­tul­ma­malı, re­a­lite de inkâr edil­me­me­li­dir.

Önce azdan baş­lan­malı, azla baş­la­nırsa za­manla çoğa ula­şı­lır. Çok­tan baş­la­nırsa yoka doğru gi­di­lir.

Ya­pı­lan plân­lar ilmî ol­ma­lı­dır; insan, imkân ve zaman re­a­li­tesi gö­ze­til­me­li­dir.

Söz ver­di­ği­miz saat ko­nu­sunda çok has­sas ol­ma­lı­yız.

Sezâî Ka­ra­koç, “Bir işi bir da­kika öne alma ace­le­ci­li­ğin­den ve bir da­kika son­raya koyma tem­bel­li­ğin­den ko­runma ve ka­çınma ira­desi de­mek­tir sabır.” der.

Gün­düz boyu plâ­nın de­ne­timi, akşam da mu­ha­se­besi ol­ma­lı­dır: Plânla, uy­gula, de­netle…

Plan uy­gu­lan­dıkça yan­lış­lar çı­ka­bi­lir, yan­lış­ları gör­dük­ten sonra tek­rar doğru ola­nın uy­gu­lan­ması için ha­re­kete ge­çi­lir.

Ceza ge­re­ki­yorsa nefis af­fe­dil­me­meli, hemen ceza ve­ril­me­li­dir, ken­di­mize de baş­ka­sına da.

Suç iş­le­yen, af­fe­di­lince ka­za­nı­la­caksa af­fe­di­le­bi­lir; ama af, suçu ve suç­luyu ar­tı­rırsa caiz olmaz.

Her gün akşam mu­ha­sebe vir­di­miz ol­ma­lı­dır. Mu­ha­sebe vir­dine Ra­sû­lul­lah’ın (sav.) şun­ları sor­ma­sını örnek gös­te­re­bi­li­riz:

Ra­sû­lul­lah (sav.), “Bu gün siz­den kim oruçlu ola­rak sa­bah­ladı?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir:

– Ben, diye cevap verdi. Ra­sû­lul­lah (sav.):

– Bu gün siz­den kim bir ce­naze teşyî etti, bu­yurdu. Hz. Ebû Bekir:

– Ben, dedi. Ra­sû­lul­lah (sav.):

– Bu gün siz­den han­gi­niz bir fakir do­yurdu, diye sordu. Hz. Ebû Bekir:

– Ben, ce­va­bını verdi. Ra­sû­lul­lah (sav.):

– Bu gün siz­den kim bir hasta zi­ya­re­tinde bu­lundu, diye so­runca yine Hz. Ebû Bekir:

– Ben, diye ce­vap­ladı. Bunun üze­rine Ra­sû­lul­lah (sav.):

“(Bu has­let­ler) ken­di­sinde top­la­nan hiç­bir kimse yok­tur ki, cen­nete gir­me­sin.” bu­yurdu.19

Önce Allah’a karşı gö­rev­lere dik­kat! Sonra so­rum­lu­luk­la­rı­mıza dik­kat: Nef­si­mize, ai­le­mize, işi­mize, teb­liğ gö­re­vi­mize, ak­raba, dost ve diğer in­san­lara…

Na­file farza engel ol­ma­malı, farz farza engel ol­ma­malı. Zira ânın na­fi­lesi, biraz son­ra­nın far­zın­dan daha üs­tün­dür. İşte bun­dan do­layı ânda ya­pı­la­cak iş­lere dik­kat!..

Zaman, içinde bu­lun­du­ğu­muz ândır, ânı de­ğer­len­di­re­lim; mazi, eli­miz­den çıktı, ha­ta­la­rı­mız­dan ve ba­şa­rılı ol­du­ğu­muz şey­ler­den ibret ala­lım; is­tik­bal, eli­mizde değil henüz gel­me­miş­tir ama ha­zır­lıklı ola­lım. Bu­günü doğru ya­şar­sak yarın yani is­tik­bal bizim olur.

  1. Lokman, 31/20. ↩︎
  2. Tirmizî, Diyât, 8. ↩︎
  3. Nesâî, Tahrîm, 2. ↩︎
  4. Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ ve Müzîlü’l-İlbâs, II, 169; Taberânî. ↩︎
  5. Hacc, 22/77. ↩︎
  6. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 21; Ebû Dâvud, Salât, 349; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, 15. ↩︎
  7. Tirmizî, Kader, 17. ↩︎
  8. Tirmizî, Kader, 18. ↩︎
  9. Buhârî, Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25. ↩︎
  10. Buhârî, Vesâyâ, 1; Müslim, Vasiyyet, 1, 4. ↩︎
  11. Müslim, Vasiyyet, 4. ↩︎
  12. Tirmizî, Zühd, 4. ↩︎
  13. İbn Mâce, Zühd, 31. ↩︎
  14. Haşr, 59/18. ↩︎
  15. Tâhâ, 20/114. ↩︎
  16. Tirmizî, Kıyâmet, 1, Hadis no: 2419. ↩︎
  17. Buhârî, Hibe, 35; Ebû Dâvûd, Zekât, 42. ↩︎
  18. Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 139. ↩︎
  19. Müslim, Zekât, 87. ↩︎