Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Rabbimiz’e Şükredici Bir Kul Olmak

67. Sayı · 2021/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Allah Teâlâ Haz­ret­leri, mah­lu­katı içinde in­sanı en güzel bir su­rette mükerrem/değerli ola­rak ya­rat­mış ve kendi ta­ra­fın­dan bir ruh ver­miş; in­sanı bilgi, an­la­yış ve ak­lı­se­lim sa­hibi kıl­mış­tır. Yine onu temyiz/iyi ile kö­tüyü ayırt ede­bilme ve ko­nuşma ye­te­neği, dü­şünme, irade gibi üstün va­sıf­larla seç­kin kıl­mış­tır.

İnsan vü­cudu ve onu mü­kem­mel kılan or­gan­ları, on­la­rın yerli ye­rince ol­ması ve ku­sur­suz bir şe­kilde gö­rev­le­rini yap­ması, or­gan­lar ara­sın­daki uyum ve düzen, her bir or­ga­nın bün­ye­deki yeri ve iş­le­yişi, bü­tü­nün var­lı­ğına ve gü­zel­li­ğine hiz­met et­mesi Cenâb-ı Hakk’ın in­sana bah­şet­tiği ni­met­ler man­zu­mesi ve el-Bedi’/kusursuz sa­na­tı­nın en güzel ör­nek­le­ri­dir.1

Söz­le­rin en gü­ze­linde in­sa­nın en güzel bir su­rette mü­ker­rem ola­rak ya­ra­tıl­dığı bu­yu­rul­mak­ta­dır:

“Ha­ki­ka­ten biz, in­sanı en güzel su­rette ya­rat­tık.”2

“Biz Ade­mo­ğul­la­rını de­ğerli, üstün ve şeref sa­hibi kıl­dık.”3

Bu üs­tün­lük, in­sana tak­vası se­be­biyle ve­ril­miş­tir. Ni­te­kim âyet-i ce­lî­lede şöyle beyan edil­miş­tir:

“Allah ka­tında en mükerreminiz/değerliniz tak­vaca en ile­ride ola­nı­nız­dır.”4

Takva ise; her iş ve dav­ra­nışta Hakk’ın rı­za­sını ara­mak, emir­le­rine uyup, ya­sak­la­dık­la­rın­dan uzak dur­mak­tır.

Allah ka­tın­daki değer öl­çü­müz, imanla göç­mek­teki ser­ma­ye­miz; O’na ﷻ ya­ra­şır şe­kil­deki say­gı­mız ve takva bi­lin­ci­miz­dir. Rab­bi­mize olan say­gı­mız Kur’ân-ı Mübîn’inde bize şöyle öğ­re­til­mek­te­dir:

“Ey İman eden­ler! Allah’tan hak­kıyla it­tikâ edin (Ona ya­ra­şır şe­kilde, Ondan nasıl kork­mak ve aza­bın­dan ne şe­kilde ko­run­mak ge­re­ki­yorsa öyle kor­kun ve ko­ru­nun). Sakın siz, Müs­lü­man­lar ol­mak­tan başka -bir hal ve sı­fatla– can ver­me­yin.”5

Allah’tan hak­kıyla it­tikâ et­meyi Ab­dul­lah ibn Mes‘ud T şöyle açık­la­mış­tır: “Allah’a iba­det ve itaat edip is­yanda bu­lun­ma­mak, nan­kör­lük et­mek­si­zin şük­ret­mek ve O’nu ﷻ unut­mak­sı­zın hep ha­tırda tut­mak, zik­ret­mek.”6

İba­det­le­rin kabul se­bebi olan tak­va­nın, Rasûl-i Ekrem (sav.) Efen­di­miz’e saygı ile elde edi­le­ceği Kur’ân-ı Azî­müş­şân’da şöyle açık­la­nı­yor:

“Ra­sû­lul­lah’ın hu­zu­runda ses­le­rini Ra­sû­lul­lah’a saygı için kı­san­lar, şüp­he­siz Allah’ın kalp­le­rini takva ile im­ti­han et­tiği, te­miz­le­diği ve tak­vaya alış­tır­dığı kim­se­ler­dir.”7

Hiç şüphe yok ki, Ra­sû­lul­lah’ın (sav.) ha­yatı, dün­ya­nın ka­ran­lık­la­rını ay­dın­la­tan bir nur­dur. Öy­leyse, Ra­sû­lul­lah aley­his­sa­lâtü ves­se­lâm’ın ha­ya­tını öğ­re­ne­rek ya­şa­dı­ğı­mız gün­leri ay­dın­lat­ma­nın ça­re­le­rini ara­ma­lı­yız. Ha­ya­tın her ala­nında İki Cihan Sul­tanı Efen­di­miz’i hür­met, mu­hab­bet ve sa­mi­mi­yetle örnek ala­rak ce­ha­let ve is­ya­nın ka­ran­lı­ğın­dan İslam’ın ay­dın­lı­ğına ulaş­ma­lı­yız.8

&

Yüce Rab­bi­miz, en güzel su­rette ve de­ğerli ola­rak ya­rat­tığı in­sa­noğ­luna yer­yü­zün­deki sa­yı­sız ni­met­leri de ikram et­ti­ğini bize şöyle haber ver­mek­te­dir:

“Yer­yü­zünde olan her şeyi sizin için ya­ra­tan O’dur.”9

“Eğer Allah’ın ni­met­le­rini birer birer say­maya kalk­sa­nız, ne müm­kün bun­ları toplu ola­rak bile sayıp bi­ti­re­mez­si­niz.”10

“Ke­miğe işit­ti­ren, yağ­dan olu­şan göze görme özel­liği veren, et olan dili ko­nuş­tu­ran, bit­ki­le­rin tane ve mey­ve­le­rini yine on­la­rın gı­da­sına ve de­va­mına ve­sile kılan, hay­van­ları et­leri ve yağ­la­rıyla, yer­leri ne­hir­leri ve ağaç­la­rıyla, gök­yü­zünü yıl­dız­ları ve nur­la­rıyla do­na­tıp kul­la­rı­nın em­rine veren Allah’ın şanı ne yü­ce­dir.

Akıp giden zaman içinde seni sakin kıldı. O de­rece ha­re­ketli ha­şe­rata gece sükûn verdi. Seni on­la­rın hü­cu­mun­dan mu­ha­faza bu­yu­rup gün­düz rız­kını ara­maya imkân ta­nıdı.

Rab­bin seni, sanki sen­den başka bir kulu yok­muş gibi itina ile ter­biye edip -ni­met­le­riyle do­na­tıp, bes­le­yip- ye­tiş­tir­mek­te­dir. Sen ise ya O’na ya­ra­şır kul­luk et­mez­sin ya da O’ndan başka da Rab­bin var­mış gibi eder­sin.”11

Bunca ni­met­lere kar­şı­lık in­san­dan ya­ra­tı­lış ga­yesi ola­rak; Allah’ı bilip ta­nı­ması, O’na ﷻ ya­ra­şır şe­kilde kul­luk ve iba­dette bu­lun­ması, ni­met­le­rine şük­ret­mesi is­ten­miş­tir. Çünkü Allah’ı hak­kıyla bilip ta­nı­mak, O’na ﷻ iba­det ve kul­lukta bu­lun­mak dünya ve ahi­ret sa­a­de­ti­nin ye­gâne anah­ta­rı­dır.

Ya­ra­tı­lış ga­yesi olan Allah’a kul­luk ve iba­det, insan için en yüce makam, en büyük şeref ve sa­a­det­tir. Çünkü Allah’a kul­luk; tam ve mut­lak bir hür­ri­yet­tir.

&

“Nebî (sav.) gece namaz kıl­mak için iki ayağı yahut iki bal­dırı şi­şene kadar ayakta du­rurdu. Ken­di­sine Hz. Âişe U ta­ra­fın­dan: Yâ Ra­sû­lal­lah! Allah Senin iş­len­miş ve iş­len­mesi farz 12edil­miş gü­nah­la­rını mağ­fi­ret et­miş­tir. İba­det hu­su­sunda niçin bu kadar me­şak­kati ter­cih edi­yor­su­nuz? de­ni­lirdi de Rasûl-i Ekrem (sav.) Efen­di­miz: Ben, (bu İlâhî guf­ran ve sa­yı­sız ni­met­lere karşı ge­ce­leri namaz kı­la­rak) şük­re­der bir kul ol­ma­ya­yım mı? diye cevap ve­rirdi.

Habîb-i Ekrem (sav.) Efen­di­miz, şük­re­den bir kul olmak için­ge­ce­leri namaz, kıyam ve secde ile ge­çir­diği halde; bizim nasıl namaz, niyaz, kıyam, secde, evrad ve ezkar gibi iba­det­lere devam et­me­miz ge­rek­ti­ğini insaf na­za­rıyla dü­şü­ne­lim.

Günde beş vakit di­va­nında durup her re­kâtta Yüce Rab­bi­miz’e: “Ancak Sana kul­luk ve iba­det eder, yal­nız Sen­den yar­dım di­le­riz.”13diye söz ve­ri­yor ve Allah’ın yar­dı­mı­nın O’nun di­nine hiz­metle ka­za­nı­la­ca­ğına bir Kur’an hükmü ola­rak ina­nı­yo­ruz. Bu ko­nuda şu İlâhî müj­deye kulak ve­re­lim:

“Allah’ın va‘di hak­tır”14

“Siz Allah’ın di­nine yar­dım eder­se­niz, Allah da size yar­dım ede­cek­tir.”15

İzzet ve sa­a­det ni­şanı kul­luk: Allah’ın her tak­di­rine rıza gös­ter­mek, bütün emir­le­rini te­red­düt­süz ye­rine ge­tir­mek ve tüm ya­sak­la­rın­dan iti­raz­sız ka­çınma çaba ve gay­re­ti­dir.16

İn­sa­nın sahip ol­duğu en büyük ni­met­ler­den biri de akl-ı se­lim­dir. İnsan akl-ı se­limi sa­ye­sinde iman ni­me­tine ka­vu­şur. Allah’a nasıl iba­det ve kul­luk ya­pı­la­ca­ğını, kul­luk gö­rev­le­ri­nin neler ol­du­ğunu tes­pitte ise aklın yeri yok­tur. Aklın va­zi­fesi; kul­luk gö­rev­le­rini, Allah’ın em­ret­tiği, Pey­gam­be­ri­mi­zin uy­gu­la­yıp gös­ter­diği şe­kilde ye­rine ge­tir­me­sinde in­sana yar­dımcı ol­mak­tır

Allah’a kul­luk yol ha­ri­ta­mı­zın reh­beri ise Kur’an-ı Kerim ve Rasûl-i Zişan Efen­di­mi­zin sün­net ha­yatı ile bu iki kay­nağa göre ha­yat­la­rını şe­kil­len­di­ren ehl-i sün­net alim­le­ri­dir.

Mer­hum Prof. Dr. Osman Öz­türk ho­ca­mı­zın tes­pit­le­riyle kul­luk yol ha­ri­ta­mızı bir nebze de olsa şe­kil­len­dir­miş ola­lım:

“Ta­rifi kolay olan kul­lu­ğun tat­biki hayli zor­dur.

Ho­şu­muza gitse de git­mese de ba­şı­mıza gelen şey­le­rin hep­si­nin Hakk’ın tak­di­riyle ol­du­ğuna ina­nıp isyan et­me­mek,

Rızkı bol ver­di­ğinde az­gın­lık et­mek­si­zin mer­zûk ol­du­ğu­muz­dan baş­ka­la­rına da infak edip ver­mek,

Hakk Teâlâ ma­i­şe­ti­mizi kıs­tı­ğında ka­zâ­sına rıza gös­te­rip şükür ve sab­ret­mek,

Sahip ol­du­ğu­muz; ilim, ser­vet, mevki, makam ve her türlü dün­ya­lı­ğın bizim ma­ha­ret ve ka­bi­li­ye­ti­mi­zin bir ne­ti­cesi değil Allah’ın lütf u ih­sanı ol­du­ğunu iti­raf ede­rek bun­ları Cenâb-ı Hakk’ın rı­za­sını ka­zan­mak için se­fer­ber etmek,

Doğru yolun ancak “Sırat-ı Müs­ta­kim” ol­du­ğunu iti­raf ile bu yolda yü­rü­me­nin bir ve­cibe ol­du­ğunu kabul ede­rek böy­lece amel etmek,

İslam’ın çiz­diği hu­dut­lar dı­şında do­laş­ma­nın sa­pık­lık ol­du­ğunu iti­raf ile İlâhî hu­dut­ları zor­la­ma­mak; kul­luk gö­rev­le­rin­den­dir.

İs­la­mi­yet’in emir ve ya­sak­la­rı­nın iki cihan sa­a­de­tini te­mine matuf ol­du­ğunu ikrar ile her türlü dün­yevî ve uh­revî iş­le­ri­mizde söz sa­hibi ola­rak ancak Allah ve Ra­sû­lünü ta­nı­mak mec­bu­ri­ye­tinde ol­du­ğu­muzu can u gö­nül­den kabul etmek,

Allah ve Ra­sû­lü­nün emir ve fer­manı olan hu­sus­larda hiç­bir kim­seye söz hakkı ta­nın­ma­dı­ğı­nın bir Kur’an hükmü ol­du­ğunu tas­dik ile17 te­red­düt­süz bu yolda amel etmek kul­lu­ğun as­gari şart­la­rın­dan­dır.

Kul­luk şu­u­runa sahip olan­lar, her ha­re­ket­le­rini bu süz­geç­ten ge­çi­re­cek­leri için, dün­ya­lık gibi gö­rü­nen bir­ta­kım iş­le­ri­nin bile iba­dete dö­nüş­me­sini sağ­la­mış olur­lar. Böy­lece hayat bir baş­tan öbür başa kul­lukla geç­miş olur ki, bun­dan büyük sa­a­det ve şeref de ola­maz.

Ha­kiki ma­nada kul­luk ile ala­kalı ola­rak zik­ret­ti­ği­miz bir nebze ma­lu­mat bize me­se­le­nin ehem­mi­ye­tini gös­ter­meye ka­fi­dir.

Tek te­sel­li­miz; Hakk Teâlâ Haz­ret­le­rine kul­luk bor­cu­muzu layık-ı vec­hile ifa ede­me­di­ği­mizi iti­raf ile O’nun şu İlâhî müj­de­si­dir:

“Ha­bi­bim kul­la­rıma haber ver ki, şüp­he­siz Ben çok ba­ğış­la­yı­cı­yım, çok mer­ha­met­li­yim.”18”19 

Şükür ni­şa­nesi güzel hal ve ah­la­kı­mız, Rab­bi­miz’e olan kul­luk şi­a­rı­mız­dır. Ni­te­kim Kur’an-ı Kerim’de kul­luk şiarı şük­rün, ni­meti art­tı­ra­cağı, nan­kör­lü­ğün ise azaba neden ola­cağı şöyle haber ve­ril­mek­te­dir:

“An­dol­sun ki, eğer şük­re­der­se­niz, size olan ni­me­timi el­bette art­tı­rı­rım. And olsun ki, eğer nan­kör­lük eder­se­niz, hiç şüp­he­siz benim aza­bım çok şid­det­li­dir.”20 Ona ta­ham­mü­lü­nüz müm­kün de­ğil­dir. Size ola­ni­man, İslam, akl-ı selim, sağ­lık, var­lık, hür­ri­yet, dev­let… gibi nice ni­met­le­rimi çeker alı­rım. Ni­te­kim Kur’an-ı Kerim’de şöyle bu­yu­rul­mak­ta­dır:

“Şüp­he­siz ki, bir mil­let (bir top­lum) kendi öz­le­rin­deki güzel hal ve ah­lakı de­ğiş­ti­rip boz­ma­dıkça Allah da on­lara ver­diği ni­meti de­ğiş­ti­rip boz­maz.”

Yüce Rab­bi­miz’in biz kul­la­rına nimet ola­rak ver­diği, başta akl-ı selim ve ömür ni­meti olmak üzere di­li­mi­zin, el­le­ri­mi­zin, ayak­la­rı­mı­zın, göz­le­ri­mi­zin, ku­lak­la­rı­mı­zın hu­lâsa her bir or­ga­nı­mı­zın şükrü var­dır ki, ön­ce­likle bu İlâhî ema­net ve ni­met­le­rin de­ğe­rini bil­mek, sonra da on­ları Hakk’ın rı­zası yo­lunda kul­lan­mak, tâat ve iba­detle süs­le­mek, haram ve şüp­heli şey­ler­den ko­ru­makla olur.

&

“Te­va­zuu ve ka­len­der­liği ken­dine ilke edi­nen Pey­gam­ber Efen­di­miz; ha­yatı bo­yunca buğ­day ek­meği ye­medi, yu­mu­şak dö­şekte yat­madı. Gün­ler geçer evinde ocak tüt­mez, yani yemek piş­mezdi. Aç­lık­tan uyku tut­tu­ra­ma­yıp sa­bah­la­dığı olurdu. Bu se­bep­ten uyu­ya­ma­dığı bir gece so­kağa çık­tı­ğında ken­disi gibi açlık se­be­biyle uyu­ya­ma­yan Hz. Ebu­be­kir ve Hz. Ömer’e rast­la­mış, bir­likte bir dost­la­rı­nın evinde ikram edi­len taze hurma ve serin su ile ka­rın­la­rını do­yur­duk­tan sonra, Te­kâ­sür Su­resi’nin “Sonra, yemin olsun ki, o gün size ve­ri­len her ni­met­ten so­ru­la­cak­sı­nız.”21me­a­lin­deki ayeti oku­muş ve: “Şu ye­dik­le­ri­miz­den he­saba çe­ki­le­ce­ğiz. Çünkü hurma taze ve su se­rindi.” bu­yur­muştu.”22

Pey­gam­ber-i Zîşân Efen­di­miz ay­rıca şu ni­met­le­rin de­ğe­ri­nin bi­lin­mesi ko­nu­sunda biz üm­me­tini uyar­mak­ta­dır:

“Beş şey gel­mez­den önce, beş ni­me­tin kad­rini bil. İh­ti­yar­lık gel­mez­den önce genç­li­ği­nin, has­ta­lık gel­mez­den önce sağ­lı­ğı­nın, fa­kir­lik gel­mez­den önce zen­gin­li­ği­nin, meş­gu­li­yet gel­mez­den önce boş vak­ti­nin, ölüm gel­mez­den önce de ha­ya­tı­nın kıy­me­tini bil.”23

Allah’a taat ve iba­detle bü­yü­yen, genç­li­ğinde Allah’ın rı­zası yo­lunda yü­rü­yen ve ha­yırlı hiz­met­lerde öne geç­mek için ya­rı­şan genç­leri Pey­gam­ber aley­his­se­lâm Efen­di­miz şu söz­le­riyle öv­mek­te­dir:

“Dünya lez­ze­tini ve eğ­len­ce­sini terk edip de genç­liği ile be­ra­ber Allah’a taate yö­ne­len gence Allah Teâlâ yet­miş iki sıd­dık ecri/ se­vabı verir ve ona şöyle hitap eder:

– Ey şeh­ve­tini terk ede­rek genç­li­ğini benim uğ­rumda feda eden genç! Sen Benim ya­nımda bazı me­lek­le­rim gi­bi­sin!”24

İn­sana bah­şe­di­len en büyük ni­met­ler­den bir di­ğeri de ruh ve beden sağ­lı­ğı­dır ki helal ve temiz gı­da­larla bes­len­mek su­re­tiyle on­ları ko­ru­mak hem İlâhî bir emir hem de bir iba­det­tir.

Hayat ni­me­ti­nin paha bi­çil­mez bir nimet ve ema­net ol­duğu ise şu di­zeyle ne güzel dile ge­ti­ril­miş:

“Halk içinde mu­te­ber bir nesne yok “dev­let” gibi,

Ol­maya dev­let ci­handa bir nefes sıh­hat gibi.” (Ka­nuni Sul­tan Sü­ley­man Han)

Şair ne güzel söy­le­miş:

Nimetim ve hayrımla müstağrak olmuşsun

Sen sağır mısın? İşit­mi­yor musun?

Bu şükür da­ve­tini duyan kul­ları ola­rak Yüce Rab­bi­miz’e, bi­ri­cik Habib-i Ekrem Efen­di­mi­zin şu mü­ba­rek du­a­la­rıyla niyaz eder ve O’ndan ﷻ bizi rah­me­tiyle ken­di­sine şük­re­den salih kul­la­rı­nın ara­sına kat­ma­sını di­le­riz.

“Allah’ım! Seni zik­ret­mek, ni­met­le­rine şük­ret­mek ve Sana gü­zelce iba­det ve kul­luk yap­makta bana yar­dım eyle.”25

Cenâb-ı Allah cüm­le­mize İs­lâmî şuur ile sür­dü­rü­len bir kul­luk ha­yatı, iman se­la­meti ile son bulan bir tes­li­mi­yet nasip bu­yur­sun. Amin!

  1. Bkz. Lütfi Doğan, Sünnetin Işığında İslam Ahlakının Esasları, s. 171. ↩︎
  2. Tîn, 95/4. ↩︎
  3. İsrâ, 17/70. ↩︎
  4. Hucurât, 49/13. ↩︎
  5. Âl-i İmrân, 3/102. ↩︎
  6. İbn Kesîr, Muhtasar, c.1, s. 304. ↩︎
  7. Hucurât, 49/3. ↩︎
  8. Bkz. Ahmed Yaşar, Akaid Sohbetleri, s. 70. ↩︎
  9. Bakara, 2/29. ↩︎
  10. Nahl, 16/18. ↩︎
  11. Bkz.İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân Tefsiri, (Fatiha Sûresi). ↩︎
  12. Tecrîd-i Sarih Tercemesi, Hadis no: 580; Sahih-i Müslim Tercemesi, cilt: 10, Hadis no: 2819. ↩︎
  13. Fâtiha, 1/5. ↩︎
  14. Lokman, 31/33. ↩︎
  15. Muhammed, 47/7. ↩︎
  16. Bkz. Prof. Dr. Osman Öztürk, Müslümanın Değişmez Mesleği Kulluk. ↩︎
  17. Bkz. Ahzâb, 33/36. ↩︎
  18. Hicr, 15/49. ↩︎
  19. Bkz. Prof. Dr. Osman Öztürk, Milli Gazete Ramazan Sayfası, 29 Ağustos 1978. ↩︎
  20. İbrâhîm, 14/7. ↩︎
  21. Tekâsür, 102/8. ↩︎
  22. Bkz. Prof. Dr. Osman Öztürk, Biricik Önderim Peygamberim Efendim, s.34. ↩︎
  23. Hâkim, Müstedrek, Hadis no:7846. ↩︎
  24. Tirmizî, Zühd, 5; Tuhfetü’z-Zâkirîn, s. 241. ↩︎
  25. Ebû Dâvûd, Hadis no: 1522; Mişkâtü’l-Mesâbîh, Hadis no: 949. ↩︎