Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Bir Ömür Boyu Haram ve Yasaklara Karşı Karantinaya Girmenin Zamanı Gelmedi mi?

63. Sayı · 2020/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

İn­san­lık ta­rihi; çe­şitli has­ta­lık­lar, bela ve mu­si­bet­lerle dolup taş­mak­ta­dır. Ko­lera, verem, tifo gibi nice bu­la­şıcı has­ta­lık­lar se­be­biyle belki de mil­yon­larca insan ha­ya­tını kay­bet­miş­tir.

Şimdi ise bütün dünya bir virüs be­lası ile çal­ka­lan­mak­ta­dır. Bu be­la­nın durup du­rur­ken or­taya çık­tı­ğını dü­şün­mek Müs­lü­man bir kim­seye ya­kış­maz. Biz­lere ge­re­ken, bu mu­si­bet­le­rin es­ba­bını bul­maya ça­lış­mak­tır.

Gelin biraz dü­şü­ne­lim: Allah Teâlâ’nın (c.c) kur­duğu bu ilâhî ni­zama ve ef‘âlul­lâha hep mü­da­hale edildi. Kul­luk sı­nır­ları aşıldı. Bit­ki­le­rin, hay­van­la­rın ve hatta ne­re­deyse in­sa­noğ­lu­nun fıt­ratı de­ğiş­ti­rildi. Su, hava ve top­rak kir­le­tildi. Cin­si­yet­lere ve fıt­rata mü­da­hale edildi. Zu­lümde adeta ya­rı­şıldı.

Özel­likle son yirmi yılda dünya üze­rinde, bil­hassa İslam Coğ­raf­yası’nda dün­yayı kasıp ka­vu­ran akıl almaz zulüm, iş­kence ve per­va­sızca kat­li­am­lar ya­pıldı ve ya­pıl­mak­ta­dır. Maz­lum­la­rın âhı arş-ı âlâyı tit­retti. Bu hiç şüphe yok ki gay­re­tul­laha do­kun­muş­tur. İşte bu gibi se­bep­lerle olsa gerek ki Allah Teâlâ (c.c) bu mu­si­beti bütün in­san­lı­ğın ba­şına bir uyarı olsun diye sa­rı­verdi. Mah­şer mi­sali her­kes bir­bi­rin­den kaçar hâle geldi. Kişi ba­ba­sın­dan, kar­de­şin­den, dos­tun­dan ve eşler dahi bir­bi­rin­den uzak dur­mak zo­runda kal­mış­lar­dır. Kaçıp sı­ğı­nı­la­bi­le­ce­ği­miz tek bir mer­cii kal­mış­tır. O da İlahî nizam olan Kur’an ni­za­mı­dır. Keşke in­san­lık bu ger­çeği idrak ede­bil­seydi.

Kula bela gel­mez Hak yaz­ma­dıkça,

Hak bela yaz­maz kul az­ma­dıkça.” de­miş­ler.

Mes­cid-i Haram, Mes­cid-i Ne­bevî ve Mes­cid-i Aksa başta olmak üzere hemen hemen bütün İslam ül­ke­le­rin­deki cami ve mes­cit­ler iba­dete ka­pandı. Ay­lar­dır dünya Müs­lü­man­ları, Allah Teâlâ’nın (c.c) hu­zu­runda saf bağ­la­yıp namaz kıl­ma­nın has­reti içinde. Ca­mi­ler ce­ma­a­tin, ce­maat de ca­mi­le­rin has­reti ile yanıp kav­ru­lur­ken; Kâbe-i Mu­az­zama mü’min­lere, mü’min­ler de Kâbe-i Mu­az­zama’ya has­ret du­rumda. Bun­lar­dan daha büyük bir mu­si­bet dü­şü­nü­le­bi­lir mi İslam top­lumu için? Neden bu musibet/bela?

Hak bela yazdı, çünkü kul­lar az­dıkça azdı…

Kimi ül­ke­ler bu zulüm ve kat­li­am­ları bil­fiil icra eder­ken, kimi ül­ke­ler on­lara des­tek sağ­la­dı­lar. Bir kısmı da zulme karşı sus­mayı ve il­gi­siz kal­mayı ter­cih et­ti­ler. Allah inan­cın­dan uzak­laş­tı­lar, dünya ve ahi­rette hesap verme en­di­şe­le­ri­nin ol­ma­dı­ğını lisan-ı hal­le­riyle ifade et­ti­ler. Ne­ti­cede bütün dünya bu zulme ortak oldu. Ve Kur’ân-ı Kerîm’in teh­didi ger­çek­leşti: “Za­lim­lere (zul­me­den eş­kı­ya­lara) asla mey­let­me­yi­niz. Aksi tak­dirde ce­hen­nem ateşi size do­ku­nur (İlâhî azap sizi ya­ka­lar).”1

Allah mu­ha­faza bu­yur­sun, İslam’ın koy­duğu ci­han­şü­mul pren­sip ve ni­zam­dan uzak­la­şıl­dı­ğında kü­re­sel çapta daha bir­çok bela ve mu­si­be­tin, “Allah’a karşı olan kul­luk gö­rev­le­rini ha­tır­lat­mak” için in­san­lığı çe­pe­çevre ku­şa­ta­cağı aşi­kâr­dır.

Sün­ne­tul­lah, az­gın­lık yapan mil­let­le­rin bela ve mu­si­bet­lerle dize ge­ti­ril­mesi üze­rine tesis edil­miş­tir. Ma­lum­dur ki Allah Teâlâ (c.c) imhal eder (müh­let verir) fakat ihmal etmez, vakti saati ge­lince is­te­dik­le­rini an­sı­zın ya­ka­la­yı­ve­rir.

Kur’ân-ı Kerîm bu hu­susu şöyle ifade edi­yor: “Kâ­fir­ler ken­di­le­rine müh­let ver­me­mi­zin sakın ken­di­leri için ha­yırlı ol­du­ğunu zan­net­me­sin­ler! Biz on­lara müh­leti ancak gü­nah­la­rını art­tır­sın­lar (ço­ğalt­sın­lar) diye ve­ri­yo­ruz. Onlar için al­çal­tıcı (zil­let ve­rici) bir azap var­dır.”2

Evet, bu virüs be­lası sa­dece kâ­fir­leri değil İslam ül­ke­le­rini de et­kisi al­tına almış du­rum­da­dır. Bunun se­bebi de olsa olsa bu ül­ke­le­rin di­rekt veya do­laylı ola­rak kâ­fir­le­rin zu­lüm­le­rine des­tek çık­mış ol­ma­la­rı­dır. Za­lim­ler ce­za­la­rını çe­ker­ken des­tek veren veya zulme ses­siz ka­lan­lar da pay­la­rına düşen ce­zayı al­dı­lar. Çünkü Allah (c.c) âdil-i mut­lak­tır. Asla zul­met­mez, zulmü ve za­limi de sev­mez.

Haşa! Ku­luna zul­met­mez Hüdâ’sı,

Kulun çek­tiği kendi ha­tası.

Gör­dü­ğü­nüz gibi bu virüs hiç­bir ayrım gö­zet­me­den bütün in­san­lığa adeta şöyle ses­le­ni­yor:

“Ey za­lim­ler! Had­di­nizi çok aş­tı­nız, akıl almaz zu­lüm­ler, iş­ken­ce­ler, kat­li­am­lar yap­tı­nız. Dün­ya­nın hu­zu­runu ka­çır­dı­nız. Bo­yu­nuz­dan büyük işler yap­maya kal­kış­tı­nız. Hak, hukuk, nizam ta­nı­ma­dı­nız. Dünya biz­den so­ru­lur diye na­ra­lar at­tı­nız. Bir an evvel to­par­la­nıp bu Fi­ra­vunî hu­yu­nuz­dan vaz­ge­çe­rek hi­zaya gel­mez­se­niz, val­lahi siz­leri çok daha kötü bir akı­bet bek­li­yor.”

Lüt­fen, bu ses­le­nişe kulak verir mi­si­niz?

Hani; dev, ye­nil­mez, yı­kıl­maz diye sözde güç­lü­ler; dünya hâ­ki­mi­ye­tini elde edip ka­yıt­sız şart­sız mut­lak ik­ti­dar id­di­a­sında bu­lu­nan­lar. Dünya biz­den so­ru­lur ha­va­sına girip kibir ku­le­leri oluş­tu­ran eş­kı­ya­lar, sö­mür­ge­ci­ler, te­rörü or­ga­nize ede­rek dün­yaya mey­dan oku­yan­lar, İslam Coğ­raf­yası’nı kana bu­la­yıp yerle bir eden­ler, zevk için Müs­lü­man öl­dür­meyi bir ma­ha­ret sayan, Allah ve Pey­gam­ber düş­manı eş­kı­ya­lar ne­re­de­si­niz? Şimdi bu­yu­run; si­lah­sız, bom­ba­sız, top­suz, tü­fek­siz, tank­sız, gö­rül­me­ye­cek de­re­cede küçük bir vi­rüse karşı nasıl âciz kalıp kıs­kıv­rak tes­lim ol­du­ğu­nuzu ib­retle mü­şa­hede edi­yo­ruz. Tıpkı Nem­rut’un, Allah’ın or­dusu olan bir siv­ri­si­neğe tes­lim olup (dört yüz yıl) çek­tiği ız­dı­rap so­nucu sün­ne­tul­lah ge­reği yok olup git­mesi gibi. Allah ile harp olmaz. Val­lahi, Allah’ın or­du­ları ile baş ede­mez­si­niz. İlâhî ni­zama tes­lim olun ki se­la­mete ere­si­niz.

Eğer iş işten geç­me­den Hakk’a yö­ne­lip Kur’an ni­za­mına tes­lim ol­maz­sa­nız hem dünya da hem de ahi­rette İlâhî azaba tes­lim olmak zo­runda ka­lır­sı­nız ki bu bir sün­ne­tul­lah (İlâhî kanun) ge­re­ği­dir. “Sen, Allah’ın ka­nu­nunda (ke­sin­likle) hiç­bir de­ği­şik­lik bu­la­maz­sın. Sen, Allah’ın ka­nu­nunda hiç­bir sapma (da) gö­re­mez­sin.”3

Ya­şa­dı­ğı­mız bu sü­reci, iman gözü ile vahiy pen­ce­re­sin­den bakıp vah­yin ay­dın­lı­ğıyla oku­du­ğu­muzda onun in­sa­noğ­lu­nun sebep ol­duğu büyük bir afet ve çok ağır bir im­ti­han ol­du­ğunu ko­lay­lıkla görür ve an­la­ya­bi­li­riz:

“Ba­şı­nıza gelen her­hangi bir mu­si­bet kendi el­le­ri­nizle ka­zan­dı­ğı­nız gü­nah­lar (ve ha­ram­lar) yü­zün­den­dir…”4

“İn­san­la­rın kendi el­leri ile ka­zan­dık­ları gü­nah­lar (iş­le­dik­leri haram ve is­yan­lar) yü­zün­den, ka­rada ve de­nizde fesat (dü­ze­nin bo­zul­ması) çıktı ki böy­lece Allah yap­tık­la­rı­nın (iş­le­dik­leri haram ve is­yan­la­rın sa­dece) bir kıs­mı­nın ce­za­sını ken­di­le­rine tat­tır­sın ki; belki gü­nah­la­rın­dan (haram ve is­yan­lara bu­laş­mak­tan) dö­ner­ler (vaz­ge­çer­ler).”5

“Eğer Allah (cc), iş­le­dik­leri gü­nah­lar yü­zün­den in­san­ları hemen ce­za­lan­dır­mış ol­saydı (mu­hak­kak ki Allah) yer­yü­zünde hiç­bir can­lıyı (ha­yatta) bı­rak­mazdı…”6

“Şüp­he­siz ki bir mil­let ken­di­sini de­ğiş­tir­me­dikçe (İslam’a ve sün­ne­tul­laha uygun güzel hal­le­rini isyan, az­gın­lık ve taş­kın­lıkla de­ğiş­tir­me­dikçe; fıt­ra­tul­laha mü­da­hale et­me­dikçe; ilahi bir nizam, bir ölçü üzere ya­ra­tı­lan dünya ve dün­ya­daki var­lık­lara mü­da­hale et­me­dikçe) Allah on­ları(n içinde bu­lun­duk­ları gü­ze­lim cen­netî bir ha­yatı nik­bete -bela ve mu­si­bete- çe­vir­mek su­re­tiyle) de­ğiş­tir­mez. Allah bir mil­lete azap -bela ve mu­si­bet- is­tedi mi onu (geri) çe­vi­re­cek kimse yok­tur.”7

İmam Su­yutî’nin (r.a) Câmiu’s-Sağîr’inde, Ab­dul­lah ibn Abbas’tan (r.a) sahih bir se­netle nak­le­di­len bir hadîs-i şe­rîfte Allah Ra­sûlü (s.a.v) şöyle bu­yur­mak­ta­dır:

“Bir ül­kede zina, fa­i­zin (her çe­şidi) yay­gın hale ge­lirse (mu­hak­kak ki) onlar Allah’ın aza­bını (bela ve mu­si­bet­leri) ken­di­le­rine helal kıl­mış olur­lar (yani Allah’ın aza­bını hak etmiş olur­lar).”8

Demek ki asıl has­ta­lı­ğın kay­nağı, haram ve is­yan­larla meş­gul ol­mak­tır. Allah (c.c) ile Kur’an’la ve İslâm’la ba­rı­şık ol­ma­yan is­yan­kâr mil­let­ler adeta kendi bozuk ya­şan­tı­ları ile bela ve mu­si­bet­lere biz­zat ken­di­leri da­ve­tiye çı­kar­mış olu­yor­lar. Eğer biz dev­let ola­rak, mil­let ola­rak, fert­ler ola­rak, ben de Müs­lü­ma­nım diyen her fert ola­rak iş­len­mekte olan bunca haram ve is­yan­lara karşı ger­çek ma­nada bir ömür boyu ka­ran­ti­naya gi­re­bil­miş ol­say­dık, Al­lahu e‘lem, bu ka­ran­ti­na­lara gerek kal­ma­ya­caktı.

  1. Hûd, 11/113. ↩︎
  2. Âl-i İmrân, 3/178. ↩︎
  3. Fâtır, 35/43; Ahzâb, 33/62. ↩︎
  4. Şûrâ, 42/30. ↩︎
  5. Rûm, 30/41. ↩︎
  6. Fâtır, /45; Nahl, /61. ↩︎
  7. Ra’d, /11; Enfâl, /53. ↩︎
  8. Câmiu’s-sağîr, 1/31. ↩︎