Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

İlim Ehlinden Olabilmek

63. Sayı · 2020/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Allah Teâlâ, ilim sa­hip­le­rini diğer in­san­lar­dan farklı bir ko­numda tut­muş;1 ken­disi ve me­lek­ler ile bir­likte on­ları vah­da­ni­ye­tine şahit kıl­mış­tır.2 On­la­rın kıy­me­tine dair beyan edi­len başka ifa­de­ler ise bu ha­ki­kat-ı İlâ­hî­ye­nin, bu mer­tebe ve şa­hit­li­ğin iz­harı, şerhi me­sa­be­sin­de­dir.

Bir kimse ki onun met­he­deni Hak’tır, O ki­şiyi hal­kın met­het­mesi ehak­tır. Ama tabi ki bu pâ­yeye eriş­mek, bazı şart­lara bağlı ve bun­lar aynı za­manda ger­çek ma­nada ilim ta­li­bi­nin ol­mazsa ol­maz­la­rı­dır. Zira Allah Teâlâ’nın met­hine maz­har olmak bir­ta­kım ke­mâ­lât ile mü­zey­yen ol­mayı ik­tiza eder. Bazı eser­lerde bu min­valde ri­a­yet edil­mesi ge­re­ken hu­sus­lara de­ği­nil­miş­tir. Taş­köp­ri­zâde’nin ilim­ler ta­rihi ve tas­ni­fine dair Mev­zû­atü’l-Ulûm3 isimli eseri de bun­lar­dan bir ta­ne­si­dir. Yu­ka­rı­daki mez­kûr sır üzere pâ­yi­dar ol­ma­nın sır­la­rını bu eser­den ha­re­ketle tak­dim ede­lim:

a. İlim tah­sil et­meye baş­la­ma­dan evvel nef­sin kötü huy­lar­dan arın­dı­rı­lıp ahlâk-ı ha­mîde ile tez­yîn edil­mesi ge­rek­li­dir.

Nasıl ki be­denî bir iba­det olan na­maz­dan önce ab­dest aza­la­rı­nın ta­ha­reti, yani tat­hîr-i beden ge­re­kirse aynı şe­kilde ilim ta­le­bine baş­la­ma­dan önce de tat­hîr-i kalb yani kal­bin te­miz­len­mesi ge­rek­li­dir. Zira ilim, kal­bin iba­de­ti­dir.

b. Kalp, Mevlâ’nın na­zar­gâhı ol­duğu için kal­bin kötü ah­lâk­lar­dan arın­dı­rıl­ması ge­re­kir ki kal­bin sa­hibi ar­zu­la­dığı mak­sat ve me­ra­mına ulaş­sın.

An­la­tıl­dı­ğına göre geç­miş üm­met­lerde ilme baş­la­ma­dan önce ta­lebe im­ti­han edi­lirdi. Eğer ken­di­sinde kötü ahlâk ema­resi mü­şa­hede edi­lirse ilmin kötü ahlâk sa­hi­bi­nin elinde afete sebep ola­cağı ve tah­sil et­tiği ilimle fesat çı­ka­ra­cağı en­di­şesi ile o kimse kat‘î su­rette ilim­den men edi­lirdi. İm­ti­han ne­ti­ce­sinde ta­le­be­nin güzel ahlâk sa­hibi ol­duğu göz­le­nirse hemen ta­li­mine baş­la­nırdı. Ta­lime baş­la­tı­lan ta­lebe ilmî ted­ri­sini ikmâl et­me­den sa­lı­ve­ril­mezdi ki bil­me­ye­rek de olsa baş­ka­la­rı­nın di­nini ifsat et­me­sin.

c. İlim yal­nızca Allah Teâlâ’nın rı­za­sını ka­zan­mak ve ken­di­siyle amel olun­sun diye talep edi­lir. Zira mak­sadı Allah Teâlâ’nın rı­zası ol­ma­yan ilim bâtıl, amel ga­yesi ol­ma­yan talep atıl ve fay­da­sız­dır.

Allah Teâlâ’nın rı­zası için talep edi­len ilim, sa­hi­bi­nin kal­binde pa­rıl­da­yıp dav­ra­nış­la­rında güzel ah­lâkı meyve verir. İlim­den gönül tar­la­sına ek­tiği her eki­nin mey­vesi onun söz ve fi­il­le­rinde ken­di­sini gös­te­rir. Eğer bir ilim, sa­hi­bi­nin kav­line ve fi­i­line si­ra­yet et­mi­yorsa o ilmin ta­libi olma ni­yeti, Hak rı­zası için talep edi­lip edil­me­diği mu­hak­kak göz­den ge­çi­ril­me­li­dir.

d. İlim ta­libi, nef­si­nin arzu ve is­tek­le­rine gem vur­malı; dün­yevî ala­ka­la­rını ola­bil­di­ğince azalt­ma­lı­dır.

İlim tah­sil et­meye niyet eden kim­se­nin kal­bi­nin, arzu et­tiği ilme aç ve dün­yevî lez­zet­lere karşı tok ol­ması ge­re­kir. Kal­binde arzu et­tiği ilim­den başka bir sev­daya yer ver­me­me­li­dir. Zira bir kimse ilme küllünü/her şe­yini ver­me­den ilim ona cüzünü/bir kıs­mını ver­mez. Ta­le­be­nin ilme karşı mu­hab­beti o kadar çok ol­malı ki bu mu­hab­bet ilim­den başka her şey­den ken­di­sini uzak tut­ma­lı­dır. Do­la­yı­sıyla dün­yevî ala­ka­ları çok, zihni da­ğı­nık olan kimse tah­sil et­tiği ilmin ince me­se­le­le­ri­nin kün­hünü kav­rama ve idrak et­mede zaafa düşer.

e. İlim ta­le­besi çık­tığı bu yolun so­nu­nun ol­ma­dı­ğını idrak et­meli; yo­luna “be­şik­ten me­zara kadar” şu­u­ruyla devam et­me­li­dir.

İmam Şâfiî’nin, “Bizim mes­le­ği­miz ebedî kö­le­lik­tir.” sö­zünü ilim ta­le­besi, ku­la­ğına küpe yap­ma­lı­dır. Bir köle, efen­di­si­nin sö­zün­den dı­şarı çı­ka­ma­ya­cağı gibi ilim ta­le­besi de kö­lesi ol­duğu ilim­den hali kalıp bir an bile boş bir şey ile iş­ti­gal et­me­me­li­dir. Zira ilmin bir ni­ha­yeti bu­lun­ma­dı­ğın­dan, “Her ilim sâ­hi­bi­nin üs­tünde, bir bilen var­dır.”4 âyet-i ce­lî­le­si­nin ve Ra­sû­lul­lah’a buy­ru­lan “Rab­bim! Benim il­mimi artır, de.”5 emr-i İlâhî’sinin mu­cibi budur.

İlim ta­le­bin­den bir an bile geri kal­ma­mak için bir ilimle meş­gul ol­mak­tan bık­kın­lık gelse hemen başka bir ilimle iş­ti­gal etmek tav­siye edil­miş­tir.

f. İlim ta­le­besi ilmi kim­den tah­sil ede­ce­ğine çok ih­ti­mam gös­ter­me­li­dir; dini tam, takva sa­hibi ve ilmi ile âmil bir üs­tadı ter­cih et­me­li­dir. Böyle bir üs­tat­tan ilim talep etmek için dün­ya­nın bir ucun­dan diğer ucuna git­mesi ge­rekse bun­dan im­tina et­me­meli; ilim tah­sili yo­lunda ge­re­ken cefa ve ezi­yete kat­lan­ma­lı­dır.

Ta­lebe, ho­ca­sı­nın söz­le­rini has­ta­nın he­ki­mini din­le­diği gibi din­le­meli; talim ve ted­ris yo­lunda ip­leri ho­ca­sına bı­rak­ma­lı­dır.

İlmi eh­lin­den talep et­mede, kibri ve gu­ruru ken­di­sine mani ol­ma­ma­lı­dır.

Haz­reti Ali Efen­di­mi­zin, “İlim bir ka­pı­dır, anah­tarı ise soru sor­mak­tır.” kavli mu­ci­bince, me­se­leyi an­la­maya yö­ne­lik, üs­ta­dına sual et­mek­ten çe­kin­me­me­li­dir.

g. Her ilimde bir mik­tar ma­ha­ret kesp edip ar­dın­dan her bi­rinde de­rin­le­me­sine vu­kû­fi­yet sağ­la­mak için gay­ret sarf et­me­li­dir. Eğer hep­siyle meş­gul olmak hep­sin­den mah­rum ol­maya sebep ola­caksa bir ta­ne­sinde ih­ti­sas sa­hibi olu­na­bi­lir. Tah­sil ede­ceği ilimde neyi önce neyi sonra öğ­re­ne­ceği yani tah­sil ede­ceği şey­le­rin ter­ti­bini ho­ca­sına bı­rak­ma­lı­dır. Zira hoca, ta­le­be­nin ha­lini ken­di­sin­den daha iyi bilir.

h. İlim tah­si­linde ta­le­be­nin yap­ması elzem bir şey var­dır ki o da oku­duğu dersi ar­ka­daş­ları ile mü­za­kere ve mü­na­zara et­me­si­dir.

Ta­lebe oku­duğu veya din­le­diği dersi an­la­yıp an­la­ma­dı­ğını ar­ka­daş­ları ile yap­tığı ilmî mü­za­kere ve tar­tış­ma­lar ne­ti­ce­sinde anlar. Aksi du­rumda din­le­diği bir dersi an­la­ma­dığı halde me­se­le­nin ders anın­daki ta­ze­li­ğine al­da­na­rak an­la­dı­ğını zan­ne­de­bi­lir. Bu­nunla bir­likte ar­ka­daş­larla ya­pı­la­cak olan mü­na­za­ra­larda dik­kat edil­mesi ge­re­ken bir me­sele var­dır. O da bu tar­tış­ma­nın karşı ta­rafı zor du­rumda bı­ra­ka­rak üste çık­mak için değil; hakkı, ha­ki­kati, me­se­le­nin ma­hi­ye­tini or­taya koyma ga­ye­siyle ya­pıl­ması ge­rek­ti­ği­dir. Aksi halde mü­na­zara ta­le­be­ler ara­sında kin ve nef­reti kö­rük­le­ye­rek mak­sa­dı­nın dı­şına taşar.

ı. İlim ta­le­be­si­nin, gün­lük iş­le­rini ya­rına bı­rak­ma­ması, er­te­le­me­mesi bu yolda dik­kat et­mesi ge­re­ken diğer bir me­se­le­dir. Zira her günün ken­dine mah­sus meş­ga­le­leri ola­cak­tır. Bu ne­denle tem­bel­lik­ten as­lan­dan kaçar gibi kaç­malı, ya­pıl­ması ge­re­ken iş­lere der­hal baş­lan­ma­lı­dır. Bu an­lamda ta­lebe, hem ken­di­si­nin is­tin­bat edip üret­tiği fi­kir­leri hem de baş­ka­la­rın­dan işit­tiği fay­dalı bil­gi­leri hemen bir yere not et­me­li­dir. Zira ilim bir av, ki­ta­bet yani yazı ise o avın ya­ka­lan­dığı tu­zak­tır. Av kaç­ma­dan, zi­hinde te­za­hür eden fikir zail ol­ma­dan, hemen av­la­na­rak kayıt al­tına alın­ma­lı­dır.

Hâsıl-ı kelâm ilim, sa­hi­bini Allah Teâlâ’ya yak­laş­tır­ma­lı­dır. Böyle ol­du­ğunda Allah Teâlâ’nın kıy­met ver­diği, met­het­tiği ilim eh­lin­den olmak müm­kün­dür. Aksi halde elde edi­le­cek ilim, in­sanı Allah Teâlâ’dan uzak­laş­tı­rır, kal­bini ka­rar­tır…

  1. Zümer, 39/9. ↩︎
  2. Âl-i İmrân, 3/18. ↩︎
  3. Taşköprizâde Ahmed Efendi’nin (v. 968/1561) ilimler tarihi ve tasnifi ile ilgili Arapça kaleme aldığı “Miftâhü’s-Saâde” isimli eserinin birtakım ilavelerle mahdumu Mehmed Efendi (v. 1030/1621) tarafından telif edilmiş Türkçe tercümesidir. ↩︎
  4. Yusuf, 12/76. ↩︎
  5. Tâhâ, 20/114. ↩︎