Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak!

63. Sayı · 2020/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Sal­gı­nın daha ilk gün­le­rinde Tür­kiye’de en yet­kin ağız­larda şu söz do­la­şı­yordu: “Hiç­bir şey es­kisi gibi ol­ma­ya­cak!” Bağ­la­mıyla dü­şü­nül­dü­ğünde bize soğuk, itici ve bir o kadar da ür­kü­tücü gelen bu sözü müs­pet hale çe­vir­mek ne de­rece müm­kün? Bu dö­nemde buna şid­detle ih­ti­yaç duy­du­ğu­muz kesin. Zira dünya ha­yatı bizi bir yığın en­dişe, korku ve hüzün gel­git­le­riyle çe­pe­çevre ku­şat­mış­ken her gün te­le­viz­yon ek­ran­la­rında sal­gın ve­ri­le­rini sey­re­dip de müs­pet bir psi­ko­lo­jiye sahip olmak hemen hemen im­kân­sız. Bunun için de kuv­vetli bir imana sahip olmak ge­re­ki­yor. Acaba o kuv­vetli iman bizde var mı?

Ra­sû­lul­lah’ın (s.a.v), ken­di­sine; “Allah’a yemin ede­rim ki ben seni ger­çek­ten se­vi­yo­rum.”1 bu­yur­duğu bah­ti­yar sa­hâ­bî­ler­den Muâz b. Cebel’in (r.a) te­vek­kül ve tes­li­mi­yeti, her zaman beni ken­di­sine hay­ran bı­rak­mış­tır. Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v) Yemen’e kadı ola­rak gön­der­diği bu bahtlı sa­hâbî ora­dan ev­len­miş ve bir ço­cuğu ol­muştu. Bu ço­cu­ğun vefat et­mesi üze­rine Pey­gam­ber (s.a.v.) Efen­di­miz ona şu mek­tubu yazdı:

“Bis­mil­la­hir­rah­ma­nir­ra­him

Allah’ın Ra­sûlü Mu­ham­med’den Muâz b. Cebel’e…

Allah’ın se­lâmı üze­rine olsun…

Ken­di­sin­den başka ilah bu­lun­ma­yan Allah’a hamd et­ti­ğimi sana ilet­mek is­te­rim. İmdi; Allah ec­rini ar­tır­sın, sana sab­retme gücü ver­sin. Bizi ve seni şükre mu­vaf­fak kıl­sın. Zira can­la­rı­mız, mal­la­rı­mız, evlâd ü iyâ­li­miz, Azîz ve Celîl olan Allah’ın bize tatlı hi­be­leri, ge­çici bir süre için ya­nı­mıza bı­rak­tığı emâ­net­leri cüm­le­sin­den­dir. Allah sana o ço­cuğu ver­mekle seni se­vin­dirdi. Şimdi de onu büyük bir ecir kar­şı­lı­ğında sen­den aldı. Onun kar­şı­lı­ğında Allah’tan rah­met, mağ­fi­ret ve hi­dâ­yet bek­li­yor­san, sab­ret! Üzüntü ve ke­de­rin, ec­rini yok et­me­sin, sonra piş­man olur­sun.

Bil ki, ağ­la­yıp sız­la­mak hiç­bir şeyi geri ge­tir­mez, hüzün ve ke­deri de de­fe­de­mez; başa ge­le­cek olan zaten gel­miş­tir.2

Muâz b. Cebel (r.a), Hz. Ömer’in hi­la­feti za­ma­nında fe­tih­lere ka­tıl­mış hatta Su­riye or­dusu ku­man­dan­lığı yap­mış­tır. Hic­re­tin 17. (m. 638) yı­lında, Ürdün top­rak­ları içe­ri­sin­deki Ku­sayru Hâlid’de, 25-30 bin ki­şi­nin vefat et­tiği Amvâs Tâunu diye bi­li­nen veba sal­gı­nında iki oğlu ve iki ha­nı­mıyla bir­likte 35 ya­şında vefat et­miş­tir.

Bu sal­gın baş gös­ter­diği zaman ken­disi bir hutbe irad etmiş ve şöyle de­mişti:

“Ey İn­san­lar! Şüp­he­siz bu taun has­ta­lığı, Rab­bi­niz­den size bir rah­met, Pey­gam­be­ri­niz’in (s.a.v) duası ve siz­den ön­ceki salih kim­se­le­rin ölüm se­be­bi­dir. Al­la­hım; Muâz ai­le­sine ondan na­si­bini tam ola­rak ayır!”

Min­ber­den iner inmez ken­di­sine oğlu Ab­dur­rah­man’ın has­ta­lığa ya­ka­lan­dığı ha­be­rini ver­di­ler. “Bizim bütün var­lı­ğı­mız Allah’ındır ve so­nunda yine O’na dö­ne­ce­ğiz.”3 dedi. Sonra onun bu­lun­duğu ta­rafa gitti. Oğlu onun gel­di­ğini gö­rünce “Doğru olan Rab­bin­den sana gel­miş­tir. Öy­leyse sakın şüphe eden­ler­den olma.”4 âye­tini okudu. Muâz (r.a.) da: “Yav­ru­cu­ğum! «İn­şal­lah beni sab­re­den­ler­den biri ola­rak bu­la­cak­sın»5” dedi. Muâz ai­lesi tek tek vefat etti, en son ken­disi kaldı. O da has­ta­lığa ya­ka­landı6 ve vefat etti.

Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v.), ken­di­sine “Muâz ne iyi adam!”7 diye il­ti­fat edip, hak­kında “Kı­ya­met günü âlim­le­rin bir men­zil önünde ola­cak­tır.”8 bu­yur­duğu Muâz b. Cebel’i (r.a) bu kadar de­ğerli kılan on­daki bu büyük te­vek­kül ve tes­li­mi­yet­tir. Bu da güçlü bir iman­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır. Çünkü o yu­ka­rı­daki hut­be­sinde söy­le­diği: “Pey­gam­be­ri­niz’in (s.a.v.) duası” ifa­de­siyle Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v.): “Al­la­hım! Üm­me­ti­min so­nunu taun ile kıl!”9 ha­di­sini kas­tet­mekte ve bu has­ta­lık­tan öle­cek olan kim­se­le­rin şehit ola­cak­la­rını dair: “Taun her bir Müs­lü­man için şe­hit­lik­tir.”10 ha­di­sini bil­mekte ve ona ya­ki­nen inan­mak­ta­dır. Çünkü onun bir de­fa­sında bi­ri­sine: “Bi­zimle otur da bir saat ima­nı­mızı kuv­vet­len­di­re­lim.”11 de­diği nak­le­dil­miş­tir. O bu sö­züyle imanı güç­len­dir­mek için bir müd­det dün­ya­dan so­yut­la­nıp Allah’ı zik­ret­mek ge­rek­ti­ğini an­lat­mak is­te­miş­tir.

Şu anki du­ru­mu­muz, Muâz’ın (r.a) o zâta yap­tığı tek­life ne kadar çok muh­taç ol­du­ğu­muzu gös­te­ri­yor değil mi? Ay­lar­dır evi­miz­den ih­ti­yaç ol­ma­dıkça çık­ma­dık. Dün­ya­dan ken­di­mizi iyice so­yut­la­dık ve ahi­ret bağ­lan­tılı ça­lış­maya, ken­di­mizi ahi­rete göre ayar­la­yıp ona ha­zır­lan­maya gay­ret ettik. Demek ki “bir mu­si­bet, bin na­si­hat­ten evlâ” imiş. Şimdi iş, onu bir hayat fel­se­fesi ha­line ge­tir­mekte.

Bir ho­ca­mız, ha­nımı ağır bir has­ta­lığa ya­ka­la­nıp da vefat et­me­den önce, öğ­re­tim üyesi ola­rak git­tiği Ma­lezya’dan apar topar dön­mek zo­runda kal­mıştı. Onun şu sö­zünü hiç unut­mu­yo­rum: “Dünya gö­züm­den si­lindi!” Evet, dün­ya­mı­zın de­ğeri bu kadar işte! Bir sal­gın, bir mu­si­bet bize bun­ları öğ­retti. Ka­pı­mızda en lüks ara­ba­mız, ban­ka­larda yı­ğınla pa­ra­mız olsa, on­lara hük­me­de­me­dik­ten sonra ne an­lamı var! Hele de hiç gö­re­me­di­ği­miz bir virüs se­be­biyle evi­mi­zin içinde dahi kor­kuyla ya­şar­ken. Bir yan­dan bir şey ya­pa­ma­ma­nın aciz­liği, öte yan­dan ölüm en­di­şe­si­nin es­tir­diği panik ha­vası. Hâlet-i rû­hi­ye­miz, böy­lesi kri­tik za­man­lar için ma­nevî bir ha­zır­lı­ğı­mı­zın ol­ma­dı­ğını ve dünya ek­senli ya­şa­yıp ahi­rete ye­te­rince ağır­lık ver­me­di­ği­mizi gös­te­ri­yor.

Her ne kadar ha­li­miz, gece vakti me­zar­lık ke­na­rın­dan ge­çer­ken his­set­tiği kor­kuyu sav­mak için ıslık çalan ki­şiye ben­zi­yorsa olsa da bir gün ge­le­cek ve biz­ler o mu­kad­der son­dan kur­tu­la­ma­ya­rak o me­zar­lı­ğın sa­kin­leri ara­sına ka­rı­şa­ca­ğız. Tıpkı Re­sû­lul­lah (s.a.v) Efen­di­miz’in me­zar­lık­tan ge­çer­ken yap­tığı; “Selâm size ey bu di­ya­rın mü’min ve Müs­lü­man sa­kin­leri! İn­şa­al­lah biz de ya­kında size ka­tı­la­ca­ğız. Allah’tan size ve bize afi­yet­ler ver­me­sini di­le­rim.”12 se­lam­lama ve duası gibi. O zaman ha­zır­lı­ğı­mızı tam ola­rak yap­malı, ma­ka­le­mi­zin baş­lı­ğında kul­lan­dı­ğı­mız o klişe cüm­leyi zih­ni­mize, gön­lü­müze yer­leş­tir­meli, “Hiç­bir şey es­kisi gibi ol­ma­ya­cak!” fik­rini önce ken­di­mize kabul et­ti­re­rek o ira­deyi gös­ter­me­li­yiz. Öyle ki SÖ (Sal­gın Ön­cesi) ve SS (Sal­gın Son­rası) di­ye­rek, ha­ya­tı­mızda bu iki zaman di­li­mini kes­kin bir çiz­giyle ayı­ra­rak his­set­meli ve his­set­tir­me­li­yiz. SÖ’de yap­tık­la­rı­mızı ge­ride bı­ra­kıp artık SS’de farklı yep­yeni bir ha­yata baş­la­ma­lı­yız.

O ha­yatta kal­bin; kibir, gurur, riya, kin, haset, te­ces­süs, su­i­zan gibi ma­nevî has­ta­lık­lar­dan te­miz­le­nip ihlas, sabır, şükür, rıza, ka­naat, te­vek­kül, tes­li­mi­yet, hüsn-i zan gibi güzel ah­lâkî va­sıf­larla tez­yin edil­mesi hedef ol­ma­lı­dır. Bunun için de dü­zenli bir iba­det ha­yatı, zikir artı fi­kirle nefis tez­ki­yesi ve kalp tas­fi­yesi yo­luna gidip ru­hu­muzu tak­viye ede­rek ima­nı­mızı kuv­vet­len­dir­me­li­yiz.

Evet, bu gün­ler -in­şa­al­lah- gelir geçer. Mühim olan şu ya­şa­dık­la­rı­mızı unut­ma­mak ve on­lar­dan ders­ler çı­ka­rıp fay­daya tah­vil et­mek­tir. Onun için “İnsan nis­yan ile ma­lul­dür.” sözü ge­re­ğince SÖ’ye tek­rar avdet ede­rek aynı ha­yata geri dön­me­meli, sı­cak­lı­ğı­mızı daima ko­ru­yup ken­di­mize çeki düzen ver­me­li­yiz. Aksi halde ömür bir çır­pıda gelir geçer ve biz­ler yu­ka­rıda bah­set­ti­ğim ma­nevî has­ta­lık­larla, nef­si­mizi ıslah ede­me­den, ahi­rete ir­ti­hal ede­riz de ken­di­mize yazık etmiş olu­ruz. Rab­bim he­pi­mizi mu­ha­faza ey­le­sin!

  1. Ebû Dâvûd, Vitr 26; Nesâî, Sehv 60. ↩︎
  2. Hâkim, el-Müstedrek, III, 273. ↩︎
  3. Bakara, 2/156. ↩︎
  4. Bakara, 2/147. ↩︎
  5. Saffât, 37/102. ↩︎
  6. İbn Ebî Şeybe, Musannef, VI, 161; Ahmed b. Hanbel, XXXVI, 404. ↩︎
  7. Buhârî, Fezâilü’l-Ḳurʾân, 8, Menâkıbü’l-ensâr, 16; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 119; Tirmizî, Menâkıb, 32. ↩︎
  8. Taberâni, Kebîr, XX, 29; ↩︎
  9. Ahmed b. Hanbel, XXIX, 621. ↩︎
  10. Müslim, İmâre, 166. ↩︎
  11. Buhârî, Îmân, 1. ↩︎
  12. Müslim, Cenâiz, 35; İbn Mâce, Cenâiz, 36. ↩︎