Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Bir İmam Efendi Olmak…

66. Sayı · 2021/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Mülakât: Necmeddin Beşikçi – Ahmet Er

Muh­te­rem Hocam, der­gi­miz bu sa­yı­sında, edebe, adab-ı mu­a­şe­rete dair ko­nu­lara temas edi­yor. Bu min­valde bir imam-ha­ti­bin dik­kat et­mesi ge­re­ken hu­sus­lar ne­ler­dir, bu ko­nu­daki fi­kir­le­ri­nizi almak; eski-yeni gör­dük­le­ri­niz ör­nek­li­ğinde bu ma­kama yakışan/yakışmayanları ko­nuş­mak is­ti­yo­ruz.

Bir imam efendi ilmî müktesebatıyla, kılık-kıyafeti, mihraba gidip gelirken, minbere/kürsüye çıkıp inerkenki tavırlarıyla nasıl olmalı, nelere dikkat etmelidir?

Bis­mil­lâ­hir­rah­mâ­nir­ra­hîm. El­ham­dü­lil­lâh. Ves­sa­lâtü ves­se­lâmü alâ Ra­sû­lil­lâh.

لَّقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

“And olsun ki sizin için, Allah’a ve âhi­ret gü­nüne ka­vuş­mayı uman ve Allah’ı çok zik­re­den kim­se­ler için Allah’ın Ra­sûlü’nde güzel bir örnek var­dır.”1

Her şey­den önce Cenâb-ı Mev­la­mız’ın biz­lere örnek edi­ne­lim diye ha­zır­la­dığı, ter­biye et­tiği ve rasûl ola­rak gön­der­diği Hz. Mu­ham­med ﷺ Efen­di­mi­zin ha­ya­tı­mız için arz et­tiği vaz­ge­çil­mez ör­nek­li­ğini vur­gu­la­ya­rak söze gir­mek lazım. Çünkü “Mih­raba gi­der­ken, kür­süye çı­kar­ken veya iner­ken, min­bere çı­kar­ken ya da iner­ken nasıl dav­ran­malı?” so­ru­la­rı­nın ce­vabı için de Mev­la­mı­zın örnek ala­lım diye bize gös­ter­diği Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz’e bak­ma­mız lazım. Eğer böyle ba­ka­bi­lir­sek bu ko­nu­daki ifa­de­le­ri­mizde -her­halde- ku­su­ru­muz as­gari de­re­cede ola­cak­tır. Var olan ek­sik­lik­ler de tabiî ola­rak biz­den kay­nak­la­na­cak­tır.

Önce kılık kı­ya­fet mev­zu­una temas ede­lim is­ter­se­niz. Zaman de­ği­şi­yor, çağ de­ği­şi­yor, ge­le­nek­sel ya­pı­lar or­taya çık­mış. Bun­lara göre kılık-kı­ya­fet de de­ğiş­ken­lik gös­te­ri­yor. Coğ­rafî yapı bile kı­ya­fe­tin böl­ge­den böl­geye farklı al­gı­lan­ma­sına ve uy­gu­lan­ma­sına yol aça­bi­li­yor. Ama bu fark­lı­lık içe­ri­sinde her­halde en çok ortak vasfı olan şey mih­rap­taki imam efen­di­nin kı­ya­fe­ti­dir. Örf­teki, adet­teki fark­lı­lık­la­rın as­garî şe­kilde gö­rün­düğü şey. Bir imam efen­diye bak­tı­ğı­mızda ne gö­rü­rüz; bir sarık var ba­şında, bir cübbe sır­tında…

Ama sa­dece bu kadar değil tabi, bir de si­ma­sına ba­ka­rız. Me­sela ho­ca­e­fendi, Allah’ın Ra­sûlü’nün sün­ne­tini ihya ni­ye­tiyle sakal bı­ra­kırsa bunun, yine cüb­beli, sa­rıklı ama mat­ruş, her gün si­nek­kaydı tıraş olan bir kim­seye göre müs­pet an­lamda te­siri daha fazla ola­cak­tır.

Za­ma­nın et­ki­siyle, biraz da çevre bas­kısı ile kı­ya­fet­le­ri­miz bile de­ği­şe­bi­li­yor. Sa­kalı bırak, bı­yığı bile ol­ma­yan imam­lar gör­meye baş­lı­yo­ruz. Mih­raba ge­li­yor bı­yık­sız bir adam sonra bir de cüb­be­nin al­tına bak­sak vü­cuda ya­pış­mış pan­to­lon… Bun­lar bize göre garip şey­ler değil mi? Niye böyle ya­pı­yor­lar? İşte yeni bir soru. Ondan is­te­ni­len, Müs­lü­man kim­li­ğine ya­kı­şan bir şah­si­yet, ki­şi­lik değil mi? Belli ki henüz oluş­ma­mış; ol­gun­laş­ma­mış de­mi­yo­rum, henüz oluş­ma­mış di­yo­rum. Önce bir şey ola­cak ki sonra ol­gun­laş­sın. Bu as­lında de­ğer­len­dir­me­miz ge­re­ken esaslı bir durum. Bu kimse kime ben­zi­yor yani? Allah’ın Ra­sûlü’nün mih­ra­bına geçen adam bı­yık­la­rını bile ka­zı­ya­rak ge­çi­yorsa bu kime ben­zi­yor?

“Müş­rik­lere mu­ha­le­fet edin, sa­kal­la­rı­nızı ser­best bırakın/uzatın, bı­yık­la­rı­nızı kı­sal­tın.”2 Ta­li­mat cüm­lesi bu, değil mi? Farklı din men­sup­la­rına ben­ze­me­nin önüne geç­mek için bir mu­ha­le­fet vur­gusu ya­pı­lı­yor. Bu mu­ha­le­fe­tin Allah’ın di­ninde esas ol­du­ğunu bil­me­sek “Eee! Ne ola­cak yani ufak tefek şey­lerde ben­zer­lik­ler­den..?” diye dü­şü­nü­rüz. Hayır! Bu din, İslam Dini Allah’ın yü­rür­lüğe koy­duğu son ekmel din­dir. O halde Allah inancı, pey­gam­ber inancı, ahi­ret inancı… allak bul­lak olmuş, -Kur’an’ın ifa­de­siyle- tah­rif edil­miş bir ya­pıda bu­lu­nan­lara nasıl öze­nir, nasıl ben­ze­ye­bi­lir bir Müs­lü­man, özel­likle bir imam, hoca efendi? Böyle kim­se­leri takip et­ti­ği­nizde size ya­pa­cağı, yan­sı­ya­cağı etki bek­len­ti­ni­zin tam tersi ola­rak or­taya çı­ka­bi­lir.

“Ne yani asıl olan şekil midir?” Tabi ki hayır, İslam bir şekil dini de­ğil­dir ama şekle de çok önem ve­ri­yor. Yoksa me­sela bir Müs­lü­man ka­dı­nın giyim-kuşam bi­çim­le­rini, ko­nuşma ve dav­ra­nış şe­kil­le­rini nasıl izah ede­ce­ğiz, değil mi? Erkek-kadın kim olursa olsun bun­lar için belli özel­lik­ler, be­lir­le­nen öl­çü­ler var­dır. Aksi tak­dirde te­şeb­büh ha­di­sini ne­reye ko­ya­ca­ğız? Ra­sû­lul­lah Efen­di­miz bu­yu­ru­yor­lar ki:

لَعَنَ اللَّهُ الْمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ وَالْمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ

“Er­kek­ler­den ka­dın­lara, ka­dın­lar­dan er­kek­lere ben­ze­yen­lere Allah lanet etsin!”3

Fiil dua ma­ka­mında olursa “lanet etsin”, haber ma­ka­mında olursa “lanet eder” ma­na­sında an­la­şı­lır. Bakın, şekil hu­su­sunda cin­si­yet ay­rımı bile ya­pı­lı­yor. Böy­le­likle kılık-kı­ya­fe­tin­den vs. bir kim­se­nin erkek veya kadın ol­du­ğunu ayırt ede­bil­me­li­si­niz. O zaman dinî kisve de bir in­sa­nın as­lında kim­li­ği­nin or­taya çık­ma­sına ve­sile olu­yor.

Şimdi siz mih­raba ge­çe­cek­si­niz; o mih­ra­bın asıl sa­hibi kim; Ra­sû­lul­lah ﷺ Efen­di­miz. Oraya ge­çe­cek­si­niz, min­be­rine çı­ka­cak­sı­nız, kür­sü­süne çı­ka­cak­sı­nız, arz u endam ede­cek­si­niz ama Ona ﷺ ben­ze­me­ye­cek­si­niz! Ben böyle bir adam gör­sem bu min­beri kim işgal etti diye ba­ka­rım.

Filan vak­fın ba­şında bir genç vardı. Orada Cuma na­maz­ları da kı­lı­yor­lardı. Ba­kı­yor­su­nuz imamda ne sarık ne de cübbe var. Nedir bu!? O zaman pek an­la­mı­yor­duk ama daha sonra an­la­şı­lı­yor ki bu farklı bir ya­pıyı tem­sil edi­yor as­lında. Sün­neti bile dış­la­yan bir yapı ola­rak arz u endam et­meye baş­ladı zaman içinde. Bakın kı­ya­fet nasıl ipuç­ları ta­şı­yor!?

Hala kı­ya­fet üze­rinde ko­nu­şu­yo­ruz, uzat­tık biraz. Kı­sa­cası, mih­raba geçen adam her şey­den önce ken­dini en çok kime ben­zet­mesi lazım; kimi tem­sil edi­yor ise ona. O da kim­dir; Allah’ın Ra­sûlü’dür ﷺ. Bir imam böyle dü­şün­düğü zaman; Allah’ın Ra­sûlü ﷺ nasıl yü­rürdü, insan iliş­ki­leri söz ko­nusu ol­duğu zaman hali nasıl olurdu..? şek­linde so­ru­lar sorup ce­vap­lar ara­maya baş­lar.

Yü­rü­me­sini sor­du­nuz; bir imam efendi nasıl yü­rü­ye­cek? Şimdi bir imam dü­şü­nün va­zi­feye geç kal­mış; bir yer­ler­deydi, ale­la­cele ab­dest almış, koşa koşa gel­miş… Ab­dest olmuş mu? Orası ayrı, hele o ace­leyle bir de he­laya gir­diyse; o ab­destle mih­raba nasıl geçer? Ge­çer­ken de cüb­be­sini yel­paze gibi sa­vura sa­vura yü­rü­yor… İmam efen­di­nin, ha­zır­lık­la­rını ön­ce­den ta­mam­la­ması, ağır­başlı, vakur bir şe­kilde mih­raba geç­mesi önem­li­dir. Dik­kat et­mesi la­zım­dır.

İmam efendi, iti­barı hak eden bir ya­pıya sa­hip­tir. Her an kimi tem­sil et­ti­ği­nin şu­u­run­da­dır. Mo­deli, ör­neği bel­li­dir onun. Tavır, tarz, yü­rü­yüş… hep Ra­sû­lul­lah ﷺ ör­nek­li­ğinde ol­malı. Ra­sû­lul­lah’ı bı­ra­kıp da başka başka in­san­ları örnek almak olmaz. Her in­sa­nın ho­cası, ken­disi için bir ör­nek­tir aynı za­manda. Ama hiç­biri mü­kem­mel­li­yette Ra­sû­lul­lah Efen­di­mi­zin ye­rini dol­du­ra­maz. O zaman bizi ya­nılt­ma­ya­cak model, örnek; O’dur ﷺ.

Bir ho­ca­e­fendi bu­lun­duğu ma­ka­mın cid­di­ye­ti­nin far­kında ola­rak ha­re­ket ede­cek. Hiç­bir zaman la­u­bali ol­ma­ya­cak. Yani o ma­kama geçen adam, An­kara’nın tayin et­tiği memur ol­makla bir­likte as­lında sanki Allah’ın Ra­sûlü’nün ﷺ Me­dine’ye İslam’ı teb­liğ için gön­der­diği Mus’ab bin Umeyr’i tem­sil edi­yor. Bu his­si­yatla gö­re­vini icra etse her­halde müt­hiş bir yapı kar­şı­mıza çıkar.

Kişi kimi temsil ediyorsa onun gibi olmalı buyurdunuz. Bu temsiliyetin, bir zamanı bir yeri yok herhalde Hocam. Yani her zaman her yerde bunun farkında olarak hareket etmeli kişi. Bir imam efendi de bu şuurla bahsettiğiniz şeylere sadece cami içinde, cemaatiyle birlikte iken değil cami dışında da dikkat etmesi gerekir, değil mi?

Tabi tabi. Şimdi ben ken­dimde olan bir ek­sik­liği söy­le­ye­yim. Emekli oldum. Ama ben so­kağa çık­tı­ğım zaman beni ta­nı­yan­lar bana hala Em­rul­lah “Hoca” diye ba­kı­yor. Bu hoca de­ni­len kim­se­nin ho­caya ben­zer bir ala­meti var mı? Ta­nın­dığı için mi öyle de­ni­li­yor? Uzak­tan ba­kıl­dığı zaman şu­rada bir hoca var di­ye­cek bir ala­met ta­şı­yor mu? Ta­şı­mı­yor…

Şunu da söy­le­me­li­yim tabi ki tem­sil ta­rafı da olan kı­ya­fet­leri de ayağa dü­şür­me­mek la­zım­dır. Me­sela sa­rıkla so­kağa çıkan ada­mın so­rum­lu­luk­ları var­dır. O kis­ve­nin al­tında is­te­diği gibi ha­re­ket ede­mez. Gi­dişi bel­li­dir. Ba­kışı bel­li­dir. Ağ­zını aç­tığı zaman söz söy­leme bi­çimi bel­li­dir. Çünkü öyle bir kı­ya­fet nerde olursa olsun İs­lamî bir kim­liğe bü­rün­dü­rür ki­şiyi. Me­sela pa­paz­la­rın, ha­ham­la­rın giy­dik­leri (dinî) kı­ya­fet­ler, on­la­rın kim­li­ğini or­taya koy­duğu gibi tem­sil et­tiği yeri de gös­te­rir.

Bizim az önce bah­set­ti­ği­miz giy­si­ler za­ma­nında niye ya­sak­lan­mış? Niye sa­rıkla so­kağa çı­kıl­ması ya­sak­lan­mış? Bakın hep­sinde belli bir hedef var, kitle üze­rinde et­kili ola­bi­le­cek in­san­lardı sarık takan kim­se­ler ve bu hal­le­riyle onlar bir şeyi, dini tem­sil edi­yor­lardı. Bu­rası çok önemli bir nokta.

Di­yor­lar ki, di­yo­ruz ki; İslam şekil dini de­ğil­dir. Tamam di­ye­lim ki de­ğil­dir; peki di­ğer­leri için kılık-kı­ya­fet hu­susu neden önemli? Niçin baş­ka­la­rı­nın kılık-kı­ya­fe­tine mü­da­ha­lede bu­lun­du­lar; ba­şör­tülü ka­dını resmî ku­ruma al­mı­yor­lardı me­sela, neden? Tabi girsin/girmeli-girmesin/girmemeli me­se­lesi bun­dan ayrı bir me­sele. Ama öbür adam niye ya­sak­lı­yordu bunu? Çünkü İslam kim­li­ğine ait bir şey or­tada gö­zük­me­sin is­ti­yor­lardı, kup­kuru şe­kil­den iba­ret olsa bile. Eh şimdi de biz şi­kâ­yetçi ol­maya baş­la­dık. Niye; şekil var içi git­miş diye… Öyle değil mi? Evet, bu da ayrı bir konu; ama üze­rinde kafa yor­ma­mızı ge­rek­ti­ren bir konu.

Yeri gel­miş­ken başka bir şey daha söy­le­ye­yim; me­sela pi­ja­mayla so­kağa çı­kı­la­maz mı? Setr-i avret açı­sın­dan uy­gunsa çı­kı­la­bi­lir. Ama çı­kıl­ması uygun mudur? Top­lum bunu uygun gör­mü­yorsa de­ğil­dir. Hatta top­lum içe­ri­sinde bu şe­kilde şaz olan­la­rın şe­ha­de­ti­nin mu­te­ber­liği gündem/mesele edil­miş­tir. Top­lumu kale al­ma­yan adam top­lu­mun hu­ku­kunu da kale almaz, nokta-i na­za­rın­dan ba­kı­la­rak böyle bir ada­mın şe­ha­deti mu­te­ber sa­yıl­ma­mış­tır. Ama bu hangi top­lum; tabi ki İslam top­lumu, yani İslam’ı ya­şa­yan bir top­lum. Bu top­luma, böyle bir çev­reye ve de­ğer­le­rine değer ver­mek zo­run­lu­dur. Top­luma değer ver­mek, ta­ma­men ora­daki adab-ı mu­a­şe­ret de­ni­len şey­lere uy­makla müm­kün olur. Çünkü top­lumu bu di­sip­line eder, yani top­lu­mun ortak de­ğer­leri. Bizim top­lu­mu­mu­zun ortak de­ğeri İslam’dır. İşte bu ya­pı­daki top­lum sizi ya­dır­gı­yorsa eğer, onu yap­ma­yın. Bir de Kitab’a sün­nete mu­ha­le­fet söz ko­nusu ise tabi. Çünkü örfün, top­lum de­ğer­le­ri­nin içinde yeri var ama örf Kitab’a ve sün­nete ay­kırı ol­ma­ya­cak. Ay­rıca ay­kırı ol­ma­mak kay­dıyla örfe de değer ve­ri­yor bizim di­ni­miz. Çünkü bu din mil­letle ya­şa­na­cak. Dine mu­a­rız olan kı­sım­ları ma­kas­la­nı­yor geri kalan mu­ha­faza edi­li­yor. Me­sela ca­hi­liye devri ge­le­neği içe­ri­sinde bazı şey­ler İslam gel­dik­ten sonra da ya­pıl­maya devam edil­miş­tir, değil mi? Kâbe ile il­gili bazı hiz­met­ler ör­ne­ğinde ol­duğu gibi.

İşte eğer ge­le­nekte var olan dine uy­gunsa onu onay­la­dı­ğı­nız zaman me­se­le­nin çok önemli bir kıs­mını çöz­müş olu­yor­su­nuz zaten. Sa­kın­calı neler varsa on­lara yer ver­mi­yor­su­nuz. Düğün me­sela… Dü­ğünde eğ­lenme var mıdır; var­dır. Ama ne öl­çüde var? Bu­günkü bil­di­ği­miz çal­gılı-iç­kili eğ­len­ce­le­rin asla yeri ola­maz bu ölçü içe­ri­sinde, is­terse ge­le­nek ha­line gel­miş olsun.

Bir imam-hatibin cemaatle ilişkisine temas etmenizi istesek hocam? Bu hususta dikkat etmesi gerekenler nelerdir? Hal-hareketlerinde, konuşmalarında nelere dikkat etmelidir? Camide ve/ya cami dışında irtibatı-ilişkisini nasıl devam ettirmelidir?

İmam efendi her şe­yiyle ce­ma­a­tine örnek ola­cak. Kı­na­na­cağı bir hal ser­gi­le­me­ye­cek. Me­sela bir imam, öf­ke­sine çok kolay ye­nil­me­mesi lazım. Daha mü­te­ham­mil ola­cak. Ken­di­sini tah­rik eden adam­lar ge­le­bi­lir. Tah­rik edici söz­ler, su­al­ler tev­cih ede­bi­lir­ler, ha­ka­ret de ede­bi­lir­ler. Her şeyde ol­duğu gibi yine Efen­di­mi­zin ﷺ ha­ya­tına ba­ka­ca­ğız o zaman. Ona ya­pı­lan­dan daha faz­la­sını mı ya­pı­yor­lar? O ﷺ bu du­rum­lar kar­şı­sında nasıl dav­randı? Bütün me­sele bu işte. Efen­di­mi­zin böyle kim­se­lere tavrı na­sıldı..? Ne­lerde ta­viz­sizdi..? Tabi hiç­bi­ri­miz tam ola­rak Onun ﷺ hâ­lini ala­ma­yız. Ama en azın­dan örnek alıp dav­ra­nış­la­rı­mızı ona göre şe­kil­len­di­ri­riz.

Ha­ram­lar, gü­nah­lar hu­su­sunda da çok dik­katli, ta­viz­siz ol­ması ge­re­kir bir ho­ca­e­fen­di­nin. Çokça ve belki far­kında ol­ma­dan ya­pı­lan ha­ta­lar var, me­sela gıy­bet etmek. Gıy­bet et­me­yen bir Müs­lü­man var mıdır, bu­lu­na­bi­lir mi böyle bir kimse? Şimdi bir de böyle bir ortam içe­ri­sinde bir ima­mın, bir din hiz­met­kâ­rı­nın bu­lun­du­ğunu, bu ko­nuş­ma­lara dâhil ol­du­ğunu dü­şü­nün. Halk nez­dinde hoca ola­rak gö­rü­len bir kimse… Ne kadar abes, değil mi; zira bu gü­nahı bu şe­kilde ba­sit­leş­tir­meye se­be­bi­yet ve­re­bi­lir, Allah mu­ha­faza. O yüz­den genel ola­rak söy­le­ye­lim; top­lu­mun önünde olan, göz önünde bu­lu­nan kim­se­le­rin dinin emir ve ya­sak­la­rına zi­ya­de­siyle ih­ti­mam gös­ter­mesi za­ru­ri­dir. Çünkü bu kim­se­le­rin, bu­lun­duğu makam nis­pe­tince me­su­li­yeti söz ko­nu­su­dur. Bu iti­barla bir imam efendi de kimin ma­ka­mında bu­lun­du­ğunu iyice dü­şün­meli…

Bir hu­susu daha arz ede­yim; imam efendi ce­ma­a­ti­nin her bir fer­dine önem/değer ver­mesi, ge­re­kir. Tıpkı Ra­sû­lul­lah ﷺ Efen­di­miz’in yap­tığı gibi. Efen­di­miz’e ﷺ biri ses­len­di­ğinde O ﷺ, ken­di­sine ses­le­nen kim­seye -(in­sana) ver­diği de­ğeri or­taya ko­ya­cak şe­kilde- sa­dece ba­şını çe­vir­mez bütün vü­cu­duyla yö­ne­lirdi. Şimdi ben ima­mım. Efen­di­miz’in ﷺ, bu ha­lini-tav­rını bil­dik­ten sonra bana gelen kim­se­lere te­pe­den bakar şe­kilde döner miyim hiç? Böyle yapan imam ce­maat nez­dinde iti­ba­rını kay­be­der za­manla. Bir de o ho­ca­e­fendi, ken­dine gelen kim­seye, tam Ra­sû­lul­lah’ın ﷺ yap­tı­ğını ihya eder bir an­la­yışla, dö­nü­verse bütün vü­cu­duyla ne kadar güzel bir iti­bar ka­za­nır, güven tel­kin eder; böy­le­likle ce­maat üze­rin­deki et­kisi de artar. Ce­maat, “Yahu bize ne kadar da değer ve­ri­yor, ne kadar da mü­te­vazı bir adam…” gibi güzel söz­ler de söy­ler, değil mi? Ne kadar da has­sas, önemli bir mevzu değil mi ama?

Bir gün ca­miye ai­le­siyle bir­likte bir çocuk geldi Al­manya’dan. Şöyle küçük çi­ko­la­ta­lar vardı, biz on­lar­dan alır­dık, gelen ço­cuk­lara ve­rir­dik. Al­manya’dan gelen o ço­cuğa da çi­ko­la­ta­dan ver­mi­şim. Sonra hani prog­ram­lar olu­yor ya te­le­viz­yonda, Sul­ta­nah­met’te filan. Bana da bir gün bir va­zife ve­ril­mişti. O çocuk te­le­viz­yonda gör­müş bizi: “Baba bak bize çi­ko­lata veren amca. Bir daha gider miyiz Tür­kiye’ye, gi­der­sek bir daha gi­de­lim o hoca am­caya.” demiş. Şu du­ruma bakın; güler yüzle bir ufa­cık çi­ko­lata ile tesir ede­bi­li­yor­su­nuz. Ve yine gel­di­ler onlar, bunu da söy­le­ye­yim.

Ben ço­cuk­lar mih­ra­bın önüne, ya­nıma kadar gel­dik­leri zaman on­lara, “Bak ben ima­mım, benim yerim bu­rası. Sen de eşi­ğine kadar gel­din. Şöyle bir adım atar­san benim ye­rime ge­çe­cek du­rum­da­sın şu an, bir adım lazım sa­dece, bu­raya geç­meye niyet et.” di­yor­dum. Ço­cuk­lara, “Ben Sul­ta­nah­met imamı ol­maya niyet edi­yo­rum, Allah’ım bana bu fır­satı lüt­feyle.” gibi du­a­lar yap­ma­ları için tel­kinde bu­lu­nu­yor­dum.

Vaaz/sohbet eder­ken dik­kat et­mesi ge­re­ken­ler…

Yine temel nok­ta­mız belli; mih­raba geçen kişi kimi tem­sil edi­yorsa onu örnek ala­cak. Onu ﷺ örnek al­dığı zaman ne ya­pa­cak; “ka­lel­lah” (Allah bu­yurdu), “kale Ra­sû­lul­lah” (Ra­sû­lul­lah bu­yurdu) di­ye­cek.

Vaazda olsun minberde veya mihrapta olsun güncel veya siyasi meseleler hakkında konuşmak hususunda neler söyleyebiliriz? Bu tür meselelerde konuşmalı mı, nasıl bir tutum içerisinde olmalı?

Böyle me­se­le­lerde imam efen­di­nin dik­katli ol­ması ge­re­kir. Gün­lük, po­li­tik ha­di­se­lere vs. göre bir ta­rafa ko­num­lan­dı­rıl­ma­ması lazım. Bu tür tar­tış­ma­la­rın üs­tünde ol­ması ge­re­kir her zaman. Çünkü böyle du­rum­larda in­san­lar mut­laka bir ta­rafı tu­tar­lar. Bazen takım fa­na­tik­leri gibi fa­na­tizme döner bu. Siz­den on­la­rın ta­ra­fını tut­tu­ğu­nuza dair bir görüş is­ter­ler. Siz on­lara ko­nuyla il­gili İslam’ın ha­ki­kat­le­rini söy­le­se­niz bile onlar İslam’ın ha­ki­kat­leri diye tes­lim olmaz da “Ya hoca öbür ta­raf­tan­dır.” der. Sizin de­ğe­ri­nizi dü­şü­rür. Do­la­yı­sıyla gün­lük po­le­mik­lere gir­me­mek, uzak dur­mak lazım ama bu hu­sus­larda ha­ki­kat neyi söy­le­me­nizi ge­rekli kı­lı­yor ise “Kel­li­min­nâse bi kadri ukû­li­him” (İn­san­lara akıl­ları de­re­ce­sinde konuş.) ka­i­desi ge­re­ğince an­la­tımda ciddi bir üslup kul­lan­mak ve has­sa­si­yet gös­ter­mek ge­re­ki­yor. Yine söy­le­ye­cek­si­niz ama ada­let ve hak­ka­ni­yet üzere de­ğer­len­dir­me­ler ola­cak.

Bazen öyle olu­yor ki ta­raf­gir­lik had saf­hada ola­bi­li­yor. Adam dinin önüne ge­çi­ri­yor sa­vun­duğu görüş her neyse. Hal böy­leyse, hakkı ka­bule ka­pa­lıysa senin ona söy­le­ye­bi­le­ce­ğin ne ola­bi­lir ki? Ancak şunu söy­le­ye­bi­lir­sin; “Ar­ka­daş­lar gün­lük po­le­mik­ler çok canlı, he­ye­canlı olu­yor. Ama ne olur bu bize di­ni­mizi, Müs­lü­man kim­li­ği­mizi unut­tur­ma­sın. Her şey­den önce Müs­lü­ma­nız. Kri­tik ko­nu­larda isa­betli görüş sa­hibi olan ola­bi­lir. Hata eden ola­bi­lir. İyi ni­yetli ola­bi­lir, bi­le­me­yiz. Ama biz Müs­lü­man kim­li­ği­mizi ko­ru­ma­lı­yız. Tar­tış­tı­ğı­mız ko­nuda hiç­bir zaman şu esas­tan ay­rıl­ma­ma­lı­yız: Bu hu­susta Rab­bim neye razı olur, neye olmaz? Efen­di­miz ﷺ ol­saydı nasıl ha­re­ket ederdi?..”

Böyle tartışmaların/konuşmaların ya­pıl­dığı yerde ho­ca­e­fen­di­le­rin söy­le­ye­cek­leri şey hu­su­sunda za­man­la­mayı da iyi yap­ma­ları la­zım­dır. Belki o anda araya gir­me­mek daha isa­betli ola­bi­lir, daha sonra ara so­ğu­yunca bazı şey­leri an­lat­mak daha te­sirli ola­bi­lir. Diğer ta­raf­tan ola­yın sı­cak­lı­ğıyla hakkı söy­lese de ho­ca­e­fendi, bir gö­rü­şün ta­rafı ola­rak gö­rü­le­bi­lir. Veya bi­ri­le­ri­nin öf­ke­sini çe­ke­bi­lir üze­rine, ne kadar iyi ni­yetli olsa da. Daha sonra kav­gayı ayı­ra­nın daha fazla dayak ye­mesi gibi, hoca da iyi ni­ye­tine rağ­men en çok darbe/etki alan kimse ola­bi­lir. O yüz­den üslûp ve zaman önemli. Kur’an-ı Kerim’in ayet­leri bir anda ve bir yerde nazil olun­madı, değil mi? Hep Mekke’de veya hep Me­dine’de in­di­ril­medi. Niye; demek ki zaman zemin önemli, buna göre ih­ti­yaç gö­ze­til­mesi ge­re­kir. Ko­nu­şun ama öyle bir za­manda ko­nu­şun ki din­le­yen­ler de “Oh ya! Böyle bir mesaj la­zımdı as­lında.” de­sin­ler.

Ay­rıca her doğru her yerde söy­le­ne­cek diye bir kaide de yok. Ye­rine göre söy­len­me­mesi ge­re­ki­yorsa söy­le­me­mek ge­re­kir. Söy­len­diği zaman bir fit­neye sebep ola­bi­lir me­sela. Ağ­zın­dan çı­kanı ku­la­ğın duy­sun, diye bir söz var, değil mi; söy­le­ne­cek­ler tar­tı­la­cak önce. Doğru yerde, doğru za­manda doğ­ruyu söy­le­mek lazım.

Muhterem hocam, kendisine sorulan bir soru karşısında imam efendinin dikkat etmesi gerekenler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Fetva verme usûlü nasıl olmalıdır?

Ev­vela; bi­li­yor ise bil­di­ğini sak­la­ma­malı, ilmin yük­le­diği so­rum­lu­luk­tur bu. Bil­diği ha­ki­kati ket­met­me­mek diye ah­lâkî bir so­rum­lu­luk var­dır. Ba­kara Sû­resi’nin 159. ve 174. âyet-i ke­ri­me­le­rinde İs­ra­i­lo­ğul­la­rı­nın âlim­le­rin veya âlim zan­ne­di­len­le­rin Allah’ın in­dir­diği Kitab’da (Tev­rat ve İncil’de) bu­lu­nan ha­ki­kat­leri sak­la­ma­la­rın­dan do­layı la­nete ve acıklı bir azaba uğramalarından/uğrayacaklarından bah­se­di­lir. İşte on­lara ben­ze­me­mek için bil­diği doğ­ru­ları yine üs­lû­bunu Kur’an’ın, “Rab­bi­nin yo­luna hik­metle ve güzel na­si­hatle davet et.”4 şek­lin­deki fer­ma­nına uya­rak söy­le­ye­cek. Yu­mu­şakça söy­le­mesi lazım, ha­ki­kati daha kolay kabul et­ti­re­bi­lir bu şe­kilde.

Ama bil­mi­yor ise su­sa­cak, ge­re­kirse öğ­re­nip öyle ce­vap­la­ya­cak. Bir şey­ler demek, cevap ver­mek zo­runda değil. “Bana cahil der­ler, iyi hoca de­ğil­miş…” vs. der­ler diye bil­me­diği şey­ler hak­kında ko­nuş­mak büyük bir hata. Bil­me­mek ayıp değil belki de bil­me­diği hak­kında ko­nuş­mak çok büyük bir ayıp.

Ri­va­yet edi­lir ki Ömer Na­suhi Bil­men Ho­caya bir şey sor­duk­ları zaman, “Şu bizim kara kaplı ki­tabı ge­ti­rin.” der­miş. Bil­giyi ta­ze­ler­miş. Hem böyle yapan bir imam, bir hoca efendi soran kim­seye bir güven aşı­la­makla bir­likte ce­vap­tan do­ğa­bi­le­cek me­su­li­ye­tini de ha­fif­let­miş ola­cak­tır. Bil­me­di­ği­miz nok­ta­larda ne ya­pa­ca­ğız o zaman? “Dur kar­de­şim, bu konu mühim bir ko­nu­dur. Şöyle bir ba­ka­lım. Sağ­lıklı cevap ver­mek için bir araş­tı­ra­lım in­şal­lah. Bizi aşarsa eh­lin­den öğ­re­nir söy­le­riz kar­de­şim.” dedin mi müt­hiş bir güven sağ­lar­sın. Böy­lece, “Hoca öyle “bana göre” di­ye­rek ka­fa­dan, he­va­dan ko­nu­şan kimse de­ğil­dir.” ka­na­ati de olu­şur.

Muh­te­rem Hocam bize vakit ayır­dı­ğı­nız için çok te­şek­kür ede­riz, Allah razı olsun.

Rica ede­rim, Allah Teâlâ siz­ler­den de razı olsun.

  1. Ahzâb, 33/21. ↩︎
  2. Buhârî, Libas, 64. ↩︎
  3. Ahmed b. Hanbel, Müsned, hadis no: 3151. ↩︎
  4. Nahl, 16/125. ↩︎