Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Tanımadığınız Bir Kimseye Ne Kadar Güvenebilirsiniz?

59. Sayı · 2019/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

“Ey Kureyşliler!

Şu dağın ardında size saldırmak üzere olan bir düşman ordusu var, desem

bana inanır mısınız?”

“–Evet, inanırız! Çünkü seni hep doğru olarak bulduk.

Senin yalan söylediğini hiç işitmedik!”

Ne­re­deyse her an yeni şey­ler du­yu­yor, yeni ha­ber­ler alı­yo­ruz. Bun­larla bir­likte çok önemli bir so­ruyu da gün­de­mi­mize ta­şı­yo­ruz:

Bu ha­ber­lere nasıl gü­ve­ne­bi­li­riz?

Tabi ki ken­di­le­rine yö­nel­di­ği­miz bu haber kay­nak­la­rını ta­nı­ya­rak.


Haber kay­nak­ları ifa­de­siyle be­lirli kurum ve ku­ru­luş­ları kas­tet­mi­yo­ruz. Bu ke­li­meyle kas­tı­mız bir şey­ler öğ­ren­mek mak­sa­dıyla ken­di­le­rine kulak ver­di­ği­miz, yö­nel­di­ği­miz her­kes. Bu her­kes bil­fiil yanı ba­şı­mızda ola­bi­le­ceği gibi bir kitap veya ga­zete say­fa­sında, te­le­viz­yon ya da bil­gi­sa­yar ek­ra­nında, te­le­fo­nu­muzda da kar­şı­mıza çı­ka­bi­lir.

Kitap, dergi, ga­zete, radyo, te­le­viz­yon, bil­gi­sa­yar, te­le­fon… bizi bil­giyle bu­luş­tu­ran bütün bu va­sı­ta­lar tarih bo­yunca farklı sû­ret­lerde kar­şı­mıza çık­tı­lar. Bun­dan sonra da çı­ka­cak­lar, muh­te­me­len de es­ki­sin­den çok daha hızlı bir şe­kilde kı­lıf­la­rını ye­ni­le­ye­rek, farklı şe­kil­lere bü­rü­ne­rek biz­lerle var ola­cak­lar. Fakat ne olursa olsun bütün bu va­sı­ta­lar bize -biz­ler gibi- bazı in­san­la­rın cüm­le­le­rini ak­ta­rı­yor­lar. Bu iti­barla en ib­ti­dâî de­vir­ler­deki ha­bere ulaşma sü­re­ciyle bu­günkü ara­sında; hız, çe­şit­li­lik, tak­dim tarzı gibi tek­nik de­tay­lar dı­şında çok da bir fark yok: Bil­fiil yaşayamadığımız/hissedemediğimiz bir hâdisenin/haberin bi­ri­leri ta­ra­fın­dan biz­lere anlatılması/aktarılması/öğretilmesi.

[1] Ben — [2] Bana bilgi ge­ti­ren bir ya da bir­kaç kimse : [3] Bilgi sa­hibi olmam.

Süreç ka­baca bu üç adım­dan iba­ret.

Şimdi yu­ka­rı­daki so­ru­muza geri dö­ne­lim:

Bir ve­si­leyle biz­lere ak­ta­rı­lan bu ha­ber­lere nasıl gü­ve­ne­bi­li­rim?

İfade et­ti­ği­miz gibi bu so­ru­nun ce­vabı başka bir fi­i­li­mizle be­lir­gin­le­şe­cek: Haber kay­nak­la­rını ta­nıma ça­ba­mızla.

Ke­li­me­leri biraz daha de­ğiş­ti­re­rek ce­va­bı­mızı yi­ne­le­ye­lim: Bize bilgi ta­şı­yan te­le­viz­yon ka­nal­la­rına, in­ter­net si­te­le­rine, haber ajans­la­rına, twitter he­sap­la­rına olan gü­ve­ni­miz on­la­rın ar­dında bu­lu­nan ilim eh­lini, dok­tor­ları, ho­ca­ları, fikir adam­la­rını, ya­zar­ları… ta­nı­ma­mız nis­pe­tinde be­lir­gin­le­şe­cek­tir. Dik­kat edin ka­nal­ları, si­te­leri, ajans­ları ta­nı­mak de­mi­yo­rum, onlar va­sı­ta­sıyla bize hitap eden in­san­ları ta­nı­mak­tan bah­se­di­yo­rum.

Peki, bu kadar çok in­sanı ta­nı­ma­mız müm­kün mü? Değil ve kimse de biz­den böyle bir şey is­te­mi­yor. Çünkü her ne kadar söy­le­dik­le­rine, yaz­dık­la­rına ula­şa­bil­sek de bir fert ola­rak bizim o kadar çok dok­tora, o kadar çok ilim ve fikir ada­mına ih­ti­ya­cı­mız yok.

Bu cümle pek çok kimse ta­ra­fın­dan ya­dır­ga­na­bi­lir. Ama emin olun ki bizim ger­çek­ten o kadar dok­tora, fikir ada­mına vs. ye ih­ti­ya­cı­mız yok. Ge­riye dönüp ge­çir­di­ği­niz se­ne­lere bak­tı­ğı­nızda bu ka­na­a­ti­mize siz de ka­tı­la­cak­sı­nız. Sı­ra­dan, mev­sim­lik has­ta­lık­ları bir ke­nara ko­ya­cak olur­sak ciddi ciddi ken­di­sine mü­ra­caat et­ti­ği­niz, has­tası ol­du­ğu­nuz kaç dok­to­ru­nuz var; bi­ri­ki­mine iti­mat ede­rek kulak ver­di­ği­niz, fır­sat bul­du­ğu­nuzda önemli ka­rar­la­rı­nızı is­ti­şare etmek is­te­di­ği­niz kaç ilim adamı var ha­ya­tı­nızda? İki elin par­mak­la­rını bul­maz.

Bu in­san­ları bulma ara­yı­şında çok kim­se­lere mü­ra­caat et­me­niz, nice kim­se­lere kulak ver­me­niz değil mak­sa­dı­mız. Kas­tı­mız bu ara­yı­şın bir şe­kilde so­nuç­lan­ması ve maddî im­kânı el­ve­rişli olan bi­ri­nin gir­diği hazır giyim ma­ğa­za­sın­dan sa­dece kendi öl­çü­le­rine uygun olanı ala­rak ha­ya­tına devam et­mesi gibi bizim de ula­şa­bil­di­ği­miz kim­se­ler­den kulak ve­re­cek­le­ri­mizi bulup on­lara yö­nel­me­miz.

Gü­nü­müz dün­yası bu ara­yı­şın bir türlü so­nuç­lan­ma­sını is­te­mi­yor ama. Bil­giye ula­şı­la­bi­lir­li­ğin her geçen gün daha da art­ması biz­lere “Önemli-önem­siz, fay­dalı fay­da­sız ay­rımı yap­mak­sı­zın ula­şa­bil­di­ğim her bil­giye sahip ol­ma­lı­yım.” an­la­yı­şını da da­ya­tı­yor sanki.

Bu da­yatma kar­şı­sında mağ­lup ol­ma­ma­mız ge­re­ki­yor. Bunun için de ilk va­zi­fe­miz ken­di­mize çe­ki­lip ih­ti­ya­cı­mız olan bil­gi­le­rin tas­ni­fini yap­mak ol­malı. Ancak bu adımla, ni­te­likli bir bilgi bi­ri­ki­mine ula­şa­bi­lir, fay­dalı bir dü­şünce yol­cu­lu­ğuna baş­la­ya­bi­li­riz.

İlgi sa­ha­la­rı­mızı gü­zelce tes­pit edip ken­di­le­rine yö­nel­me­miz ge­re­ken in­san­ları tes­pit et­tik­ten sonra ancak, ya­zı­mı­zın ba­şında sor­du­ğu­muz so­ru­nun ger­çek mu­ha­tabı ha­line ge­li­riz:

Bu kim­se­lere nasıl gü­ve­ne­bi­li­rim?

Ce­va­bı­mızı tek­rar ede­lim: On­ları TANIYARAK.

Gerek ahi­rete ta­al­luk eden ge­rekse de önemli kabul et­ti­ği­miz dün­yevî her­hangi bir bil­giyi elde etmek için ula­şa­bi­li­yor­sak o bil­giyi bil­fiil ya­şa­ya­rak elde etmiş bir kim­seye, ol­madı o kim­se­den öğ­ren­miş kim­seye veya kim­se­lere ulaş­malı ve on­ları ta­nı­maya ça­lış­ma­lı­yız.

Mu­ha­ta­bı­mız du­ru­mun­daki in­sa­nın un­va­nıyla, kılık kı­ya­fe­tiyle, ko­nuş­tuğu mec­ra­nın ve ta­kip­çi­le­ri­nin rek­la­mıyla ye­tin­me­meli, o kim­seye yakın ol­maya, onu ya­kî­nen ta­nı­maya ça­lış­ma­lı­yız.

Bu konu hep önemli ol­muş­tur ama,

Med­ya­nın ge­liş­tiği haber akı­şı­nın çok daha kısa za­manda çok daha geniş kit­le­lere ulaş­tığı;

Un­van­la­rın, mar­ka­la­rın sü­rekli rek­lam edil­diği ve bariz bir şe­kilde in­san­la­rın ahlâk ve kim­lik­le­riyle ara­mıza gir­diği bu de­virde,

Ken­di­le­rine ula­şı­la­ma­yan, ko­ru­ma­lar ve had­din­den fazla pro­to­kol­ler ar­dında hayat süren ilim eh­li­nin, fikir ada­mı­nın ya­şa­dığı gü­nü­müz dün­ya­sında çok daha önemli ol­muş­tur.

Bu öne­min far­kına va­ra­ma­mak biz­ler için ma­ze­ret de­ğil­dir. Zira bu ma­ze­reti dün­yevî hayat tec­rü­be­siyle bile ber­ta­raf ede­bi­le­cek in­sa­noğ­luna Cenâb-ı Hak bir ikazda daha bu­lun­muş ve haber kay­nak­la­rını araş­tır­ma­sını ona adeta emir bu­yur­muş­tur:

“Ey iman eden­ler! Fâ­sı­ğın biri size önemli bir haber ge­ti­re­cek olursa, onu iyice tah­kîk edin, araş­tı­rın. Yoksa bilmeyerek/cehaletle bir­ta­kım kim­se­lere karşı fe­na­lık edip sonra yap­tı­ğı­nıza piş­man olur­su­nuz.”1

Âyet-i ke­rî­mede her ne kadar fâ­sık­tan gelen ha­be­rin araş­tı­rıl­ma­sına vurgu ya­pı­lı­yorsa da yu­ka­rı­dan beri ifade et­ti­ği­miz gibi sonu piş­man­lık olan bir ha­taya düş­me­me­miz için atıl­ması ge­re­ken ilk adım bilgi kay­nak­la­rı­mı­zın araş­tı­rıl­ması, ta­nın­ma­sı­dır. Zira bir kim­se­nin fâsık olup ol­ma­dı­ğını, onun sö­züne gü­ve­nip gü­ve­ne­me­ye­ce­ği­mizi ancak bu şe­kilde tes­pit ede­bi­li­riz.


“Ey Ku­reyş­li­ler!…”

Ken­di­sine gü­ven­me­di­ği­miz bir kim­se­nin bil­gi­sine iti­mat edil­me­ye­ce­ğine bir delil de Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin (s.a.v) açık da­vete baş­lar­ken takip et­tiği yol­dur. O, Mek­ke­li­leri şu söz­le­riyle ken­di­sine kulak ver­meye ça­ğır­mış­tır:

“Ey Ku­reyş­li­ler! Şu dağın ar­dında size sal­dır­mak üzere olan bir düş­man or­dusu var, desem bana ina­nır mı­sı­nız?”

Ci­va­rın­daki in­san­lar da Pey­gam­ber Efen­di­miz’in (s.a.v) ya­şan­tı­sını ya­kî­nen bil­dik­leri, onu ta­nı­dık­ları için O’na Mu­ham­medü’l-Emin demiş ve Pey­gam­be­ri­mi­zin teb­liğ ça­lış­ma­sı­nın bu ilk so­ru­suna hep bir­likte evet ce­va­bını ver­miş­ler­dir.

Ge­le­lim biz­lere.

Bazen li­sa­nen bazen de halen nice kim­se­lere “Evet senin söz­le­rine gü­ve­ni­yo­rum.” diyen biz­ler…

Acaba kulak ver­di­ği­miz, ken­di­leri va­sı­ta­sıyla bilgi sa­hibi ol­du­ğu­muz, fikir ve zihin dün­ya­mızı, inanç­la­rı­mızı ve ha­ya­tı­mızı şe­kil­len­dir­di­ği­miz bu in­san­lar­dan kaç kişi için “Onu ta­nı­yo­rum; ha­ya­tını, ya­şan­tı­sını bi­li­yo­rum ve o se­beple söz­le­rine gü­ve­ne­bi­li­yo­rum.” di­ye­bi­li­yo­ruz?

Hiç dü­şün­dü­nüz mü?

  1. Hucûrat, 49/6. ↩︎