Beraberlik Âdâbı Nasıl Olmalıdır?

66. Sayı · 2021/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

1. Allah Teâlâ ile Dostluk ve Birliktelik Âdâbı

Allah Teâlâ ile soh­bet ve dost­luk; güzel edep, korku ve mu­râ­kabe ha­lini devam et­tir­mekle ve daima de­net­len­di­ği­mizi bi­le­rek ken­di­mizi mu­ha­sebe et­mekle olur.

Bir âyet-i ke­rî­mede şöyle buy­rul­muş­tur:

“Ne­rede ol­sa­nız, O si­zinle be­ra­ber­dir. Allah yap­tık­la­rı­nızı görür. Gök­le­rin ve yerin mülkü O’nun­dur. Bütün işler ancak O’na dön­dü­rü­lür.”1

Kul, Allah’a karşı; iman, takva, sabır ve ih­sâ­nın ge­re­ğini ye­rine ge­ti­rirse Allah da o kimse ile ik­ra­mıyla, yar­dı­mıyla, mu­vaf­fak kıl­ma­sıyla be­ra­ber olur.

Ni­te­kim Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ey iman eden­ler! Allah’tan sabır ve na­mazla yar­dım is­te­yi­niz. Mu­hak­kak Allah sab­re­den­lerle be­ra­ber­dir.”2

“(Ey kâ­fir­ler!) Eğer siz fetih is­ti­yor­sa­nız, iste size fetih geldi! (Ye­ne­lim der­ken ye­nil­di­niz.) Ve eğer (in­kâr­dan) vaz­ge­çer­se­niz bu sizin için daha iyi­dir. Yine (Pey­gam­ber’e düş­man­lığa) dö­ner­se­niz, Biz de (Ona) yar­dıma dö­ne­riz. Top­lu­lu­ğu­nuz çok bile olsa, siz­den hiç­bir şeyi sa­va­maz. Çünkü Allah mü’min­lerle be­ra­ber­dir.”3

“Haram ay haram aya kar­şı­lık­tır. Hür­met­ler (do­ku­nul­maz­lık­lar) kar­şı­lık­lı­dır. Kim size sal­dı­rırsa siz de ona mi­sil­leme ola­cak kadar sal­dı­rın. (İleri git­meye) Allah’tan kor­kun ve bilin ki Allah müt­ta­kî­lerle be­ra­ber­dir.”4

“Sab­ret! Senin sab­rın da ancak Allah’ın yar­dımı ile­dir. On­lar­dan do­layı ke­der­lenme; kur­makta ol­duk­ları tu­zak­tan kaygı duyma! Çünkü Allah, mut­takî olan ve muh­sin (iyi yapan, iyi­lik yapan ve Allah’a Allah’ı gö­rür­ce­sine kul­luk eden) kim­se­lerle be­ra­ber­dir.”5

2. Peygamber ﷺ Efendimizle Dostluk ve Birliktelik Âdabı

Ra­sû­lul­lah ﷺ ile soh­bet, O’nun ﷺ sün­ne­tine tâbî olmak, em­ret­tiği her şeyi yap­mak, ya­sak­la­dığı her şeyi terk etmek, sevap umu­lan her uy­gu­la­ma­sını yap­mak ve zâ­hirî ilme dört elle sa­rıl­makla olur.

Allah Teâlâ iki âyet-i ke­rî­mede şöyle bu­yur­muş­tur:

“(Ra­sû­lüm! ) De ki: Eğer Allah’ı se­vi­yor­sa­nız bana uyu­nuz ki Allah da sizi sev­sin ve gü­nah­la­rı­nızı ba­ğış­la­sın. Allah Ğafûr (çok ba­ğış­la­yıcı) ve Rahîm (çok mer­ha­met edici)dir.”6

“Kim Rasûl’e itaat ederse mu­hak­kak Allah’a itaat etmiş olur.”7

3. Velilerle Dostluk ve Birliktelik Âdâbı

Allah Teâlâ’nın ev­li­yası ile soh­bet; hür­met ve hiz­met esa­sına da­ya­nır.

Bir âyet-i ke­rî­mede Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ha­be­ri­niz olsun ki, mu­hak­kak Allah Teâlâ’nın ve­lî­leri için bir korku yok­tur ve onlar mah­zun da ol­ma­ya­cak­lar­dır. Onlar ki iman edip tak­vaya er­miş­ler­dir. On­lara dünya ha­ya­tında da, ahi­ret ha­ya­tında da müj­de­ler var­dır. Allah’ın söz­le­rinde de­ği­şik­lik yok­tur. İşte bu en büyük kur­tu­luş­tur.”8

Bir hadîs-i kud­sîde de Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Her kim bir ve­lime düş­man­lık ederse, ben de ona harp ilan ede­rim. Kulum ken­di­sine farz kıl­dı­ğım şey­ler­den daha se­vimli her­hangi bir şeyle bana ya­kın­lık ka­za­na­maz. Kulum bana (farz­lara ilave ola­rak iş­le­diği) nâ­file ibâ­det­lerle dur­ma­dan yak­la­şır, ni­ha­yet Ben onu se­ve­rim. Ku­lumu se­vince de (sanki) Ben onun işi­ten ku­lağı, gören gözü, tutan eli ve yü­rü­yen ayağı olu­rum. Ben­den her ne is­terse, onu mut­laka ve­ri­rim; Bana sı­ğı­nırsa, mut­laka onu ko­ru­rum.”9

Ve­li­lerle olan bir­lik­te­li­ğin öne­mini kav­ra­mak için Ra­sû­lul­lah’ı ﷺ gören ile gör­me­ye­nin far­kını an­la­mak ge­re­kir.

4. Âlimlerle Dostluk ve Birliktelik Âdâbı

İs­lâmî so­rum­lu­luk­la­rı­mızı âlim­ler­den öğ­re­nir­ken ve on­lara soru so­rar­ken ki­birle değil te­vazu ile, müs­tağni bir şe­kilde değil üs­ta­dına soru soran bir ta­lebe gibi sor­mak, bi­le­me­diği her ko­nuyu eh­line sorma mec­bu­ri­ye­tine bi­naen eh­line ya­kı­şır şe­kilde sor­mak ve dav­ran­mak ge­re­kir.

Ve­li­leri de âlim­leri de ve ken­di­mizi de Allah ve Ra­sû­lü­nün önüne ge­çir­me­mek ge­re­kir. İşte bu ko­nuda Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Ey iman eden­ler! Allah’ın ve Ra­sû­lü­nün önüne geç­me­yin. Allah’tan kor­kun. Şüp­he­siz Allah işi­ten­dir, bi­len­dir.”10

Yani ey iman eden­ler! Ne ken­di­niz hak­kında ve ne de çev­re­nizde ya­şan­tı­nızla il­gili iş­lerde yüce Allah’a ve O’nun Pey­gam­be­rine karşı öne­ride bu­lun­ma­yı­nız. Bir konu hak­kında yüce Allah, Pey­gam­beri ara­cı­lı­ğıyla bir şey bu­yur­ma­dan önce siz­ler ko­nuş­ma­yı­nız. Siz­ler bir konu hak­kında, yüce Allah’ın ve O’nun el­çi­si­nin sö­züne baş­vur­ma­dan hüküm ver­me­yi­niz.

İlim elde et­mede he­defe ulaş­tı­rıcı en kes­tirme ve salim yol, onu tam ve ek­sik­siz bir şe­kilde elde eden ger­çek eh­lin­den al­mak­tır. İlmin ger­çek ehli; bil­diği ile amel eden, sözü işine uygun, üstad elinde ye­tiş­miş, ilmi al­dığı kim­seye ik­tidâ edip uyum gös­te­ren ve onun ede­biyle edep­le­nen kim­se­dir. Sa­ha­be­nin Ra­sû­lul­lah’a ﷺ, tâ­bi­î­nin de as­haba olan ik­ti­dâsı ve edebi ile edep­len­me­leri gibi… Şöyle de­miş­ler­dir: “İlim, adam­la­rın gö­ğüs­le­rinde idi. Sonra ki­tap­lara in­ti­kal etti; fakat on­la­rın anah­tar­ları hep er­ba­bı­nın el­le­rinde kaldı.”11

5. Evde Aile Fertleri ile Dostluk ve Birliktelik Âdâbı

Ev halkı ile soh­bet, güzel ah­lâkla olur.

Güzel ahlâk Allah’ın ne­bi­le­ri­nin ve ve­li­le­ri­nin sı­fa­tı­dır.

Hasan-ı Basrî (ra.) şöyle de­miş­tir: “Güzel ah­lâ­kın ha­ki­kati; daima iyi­lik yap­mak, ezi­yet et­me­mek ve güler yüzlü ol­mak­tır.”

Kâdî İyaz ise, “Güzel ahlâk; in­san­larla güzel ge­çin­mek, on­lara ken­dini sev­dir­mek, on­lara acı­mak, zah­met­le­rine kat­lan­mak, kö­tü­lük­le­rine sab­ret­mek, kibri terk etmek, şid­det­ten, öf­ke­den ve niye yap­tın, neden söy­le­din gibi şey­lerle hesap sor­mak­tan uzak dur­mak­tır.” de­miş­tir.12

Rasûl-i Ekrem Efen­di­miz ﷺ şöyle bu­yur­muş­tur:

“El­bette mü’min­le­rin iman açı­sın­dan en kâ­mili, ah­lâkça en güzel ola­nı­dır ve ai­le­sine karşı on­la­rın en lü­tuf­kâr ola­nı­dır.”13

Bu hadîs-i şerîf gös­te­ri­yor ki kâmil iman sa­hibi aynı za­manda kâmil ahlâk sa­hibi de­mek­tir.

6. Dostlarla Dostluk ve Birliktelik Âdâbı

Dost­larla soh­bet, günah ol­ma­mak şar­tıyla on­lara daima müj­de­ler ver­mek ve güler yüz gös­ter­mek esa­sına is­ti­nad eder.

Hz. Pey­gam­ber Efen­di­miz ﷺ, “Ar­ka­daş­lık edip is­ti­fade ede­ce­ği­miz kim­se­le­rin en ha­yır­lısı kim­dir?” so­ru­suna şöyle cevap bu­yur­muş­tur:

“(Ar­ka­daş­lık edip is­ti­fade ede­ce­ği­ni­zin) en ha­yır­lısı; ken­di­sini gör­mek size Allah’ı ha­tır­la­tan, ko­nuş­ması il­mi­nizi ar­tı­ran ve ameli sizi ahi­rete teş­vik eden kim­se­dir.”14

Yani dost­luğa işte bu özel­lik­lere sahip ki­şi­ler la­yık­tır.

7. Cahillerle Birliktelik Âdâbı

Ca­hil­lerle soh­bet, onlar için dua etmek ve ken­di­le­rine karşı mer­ha­metli olmak su­re­tiyle olur. On­ları cid­diye alıp il­gi­len­mek, on­lara fay­dalı olmak, hem hâl ile hem de dil ile ge­rek­ti­ğinde na­si­hat et­mek­tir.

8. Anne-Baba ile Dostluk ve Birliktelik Âdâbı

Evlat, anne-ba­ba­sına karşı saygı, şef­kat, yar­dım ve dua is­teme ko­nu­munda ola­cak­tır.

Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle bu­yur­muş­tur:

“Rab­bin, sa­dece ken­di­sine kul­luk et­me­nizi, ana-ba­ba­nıza da iyi dav­ran­ma­nızı kesin bir şe­kilde em­retti. On­lar­dan biri veya her ikisi senin ya­nında yaş­la­nırsa, ken­di­le­rine “of” bile deme; on­ları azar­lama; iki­sine de güzel söz söyle. On­ları esir­ge­ye­rek al­çak­gö­nül­lü­lükle üzer­le­rine kanat ger ve: “Rab­bim! Kü­çük­lü­ğümde onlar beni nasıl ye­tiş­tir­miş­lerse, şimdi de Sen on­lara (öyle) rah­met et!” di­ye­rek dua et.”15

9. Komşularla Dostluk ve Birliktelik Âdâbı

Kom­şu­larla be­ra­ber­lik; ilgi, yar­dım­laşma ve hak­la­rına ri­a­yet et­mekle sağ­la­nır.

Hz. Pey­gam­ber Efen­di­miz ﷺ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Her kim Allah’a ve ahi­ret gü­nüne iman edi­yorsa ya hayır söy­le­sin ya da sus­sun. Her kim Allah’a ve ahi­ret gü­nüne iman edi­yorsa kom­şu­suna ikram etsin. Her kim Allah’a ve ahi­ret gü­nüne iman edi­yorsa mi­sa­fi­rine ikram etsin.”16

Allah Teâlâ’yı büyük bilen; em­rini büyük bil­meli, em­rine uy­malı; ahi­ret günü yap­tık­la­rın­dan he­saba çe­ki­le­ce­ğine ina­nan da di­line hayrı ko­nuş­tur­malı yoksa sus­malı; ik­ra­mına kom­şu­sun­dan baş­la­malı, mi­sa­fi­rine de ikram et­meli ki Allah’tan da bâkî ik­rama nail ola­bil­sin.

Ra­sû­lul­lah ﷺ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Nef­simi elinde tutan (Allah)a yemin olsun ki hiç­bir kul ken­disi için di­le­di­ğini kom­şusu için yahut (din) kar­deşi için de di­le­me­dikçe (kâmil) iman etmiş sa­yıl­maz.”17

Kâmil iman gös­ter­gesi, ken­disi için di­le­di­ğini ön­ce­likle ken­di­sine mad­de­ten yakın olan kom­şusu için de di­le­me­si­dir.

Rasûl-i Ekrem ﷺ Efen­di­miz kom­şu­suna ezi­yet edeni şöyle teh­dit et­miş­tir:

“Kom­şusu, şer­rin­den emin ol­ma­yan kimse cen­nete gi­re­mez.”18

Hadîs-i şe­rîf­ten ilk an­la­şı­lan mana; Hz. Pey­gam­ber Efen­di­miz’in, mü’min­leri kom­şuya ezi­yet et­mek­ten sa­kın­dır­ma­sı­dır.

Hadîs-i şe­rîf­ten an­la­şı­lan diğer bir mana da kom­şusu, şer­rin­den emin ol­ma­yan kimse, mü’min ola­rak öl­müşse direk cen­nete gi­re­mez, ce­hen­nemde gü­nahı kadar azap­tan sonra cen­nete girer; kom­şuya ezi­yet et­meyi helal gö­re­rek öl­müşse kâfir ola­rak ölmüş de­mek­tir ki cen­nete hiç gi­re­mez şek­lin­de­dir.

10. Patronun İşçileri ile Beraberlik Âdâbı

Pat­ro­nun iş­çi­le­riyle olan bir­lik­te­liği Pey­gam­ber Efen­di­miz’in ﷺ as­ha­bıyla bir­lik­te­liği gibi ol­ma­lı­dır.

Pat­ro­nun ya­kın­lığı, şef­kati say­gıda ku­sura, iş­çi­nin işini gev­şet­me­sine engel de­ğil­dir.

11. Devlet Başkanının Halkıyla Beraberlik Âdâbı

Dev­let baş­kanı hal­kıyla be­ra­ber­liği on­lara karşı fay­dalı ve sa­mimi ol­ma­sıyla sağ­la­ya­bi­lir.

Bu ko­nuda Hz. Pey­gam­ber Efen­di­miz ﷺ şöyle bu­yur­muş­tur:

“Eğer bir emîr/âmir Müs­lü­man­la­rın idare işini üze­rine alır sonra onlar için ça­lı­şıp sa­mi­mi­yet gös­ter­mezse on­larla bir­likte cen­nete gi­re­mez.”19

Bir başka ha­dis­le­rinde de şöyle bu­yur­muş­tur:

“Allah’ın bir sü­rüye çoban yap­tığı hiç­bir kul yok­tur ki, öl­düğü gün sü­rü­süne hı­ya­net etmiş ola­rak ölsün de Allah ona cen­neti haram kıl­ma­sın!”20

Bir başka hadîs-i şe­rîfte de şöyle bu­yur­muş­tur:

“Allah’ım! Bir kimse üm­me­ti­min işinde bir va­zife alır da on­lara zor­luk gös­te­rirse Sen de ona zor­luk gös­ter! Bir kimse üm­me­ti­min işinde bir va­zife alır da on­lara hoş mu­a­mele ederse Sen de ona hoş mu­a­mele eyle!”21

İda­rede zor­luk gö­ren­ler, halka zor­luk gös­te­ren­ler­dir; ko­lay­lık gö­ren­ler ve Allah’tan yar­dım alan­lar da halka hoş mu­a­mele eden­ler­dir.

Yö­ne­ti­ci­ler halka zor­luk gös­ter­me­yen, dav­ra­nış­la­rıyla nef­ret top­la­ma­yan ve iş­leri ko­lay­laş­tı­ran bir yol iz­le­me­li­dir­ler. Zira halk nef­ret et­meye baş­la­dığı zaman yö­ne­ti­ci­den soğur ve des­te­ğini çeker. Bunun so­nu­cunda da işler ak­sa­maya ve tı­kan­maya baş­lar.

Ömer bin Ab­dü­la­ziz’i ha­life yap­tık­ları zaman O; Sâlim bin Ab­dul­lah, Reca bin Hayve ve Mu­ham­med bin Kaba’ya“Ben, bu işe düş­tüm. Kur­tu­luş çarem nedir?” diye sor­duğu zaman onlar şöyle cevap ver­di­ler:

“Yarın kı­ya­met gü­nünde azap­tan kur­tul­mak is­ti­yor­san, Müs­lü­man­lar­dan yaş­lı­la­rını baban ye­rine koy, genç­le­rini kar­deş kabul eyle, ço­cuk­ları kendi ço­cuk­la­rın gibi düşün! Ka­dın­ları ise kız kar­de­şin ve annen gibi kabul eyle. On­lara; an­nene, ba­bana, kar­de­şine ve ço­cuk­la­rına yap­tı­ğın gibi mu­a­mele eyle.”

Harun Reşid, na­si­hat is­te­yince Fu­dayl bin Iyâz şöyle dedi:

“İslam ül­kesi, senin evin gi­bi­dir. İn­san­ları ev hal­kın gi­bi­dir. Ba­ba­la­rına, kar­deş­le­rine ve ço­cuk­la­rına iyi­likle mu­a­mele eyle. Kor­ka­rım şu güzel yüzün ateşle yanar ve çir­kin­le­şir. Güzel yüz­ler­den ni­ce­leri ce­hen­nemde çir­kin­le­şir ve emir­ler­den ni­ce­leri orada esir olur.”

  1. Hadîd, 57/4-5. ↩︎
  2. Bakara, 2/153. ↩︎
  3. Enfâl, 8/19. ↩︎
  4. Bakara, 2/194. ↩︎
  5. Nahl, 16/127-128. ↩︎
  6. Âl-i İmrân, 3/31. ↩︎
  7. Nisâ, 4/80. ↩︎
  8. Yûnus, 10/62-64. ↩︎
  9. Buhârî, Rikâk, 38. ↩︎
  10. Hucurât, 49/1. ↩︎
  11. Şâtıbî, el-Muvâfakât, (trc. Mehmed Erdoğan) I, 81-85, İstanbul 1990 (İz Yay.). ↩︎
  12. Cücük, İbrahim, Âyet ve Hadislerle Peygamberimiz, Yaşayışı, Ahlâkı ve Prensipleri, s. 182-183. ↩︎
  13. Tirmizî, Îmân, 6. ↩︎
  14. Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, c. III, s. 468. ↩︎
  15. İsrâ, 17/22-23. ↩︎
  16. Buhârî, Edeb, 31, 85, Rikâk, 23; Müslim, Îmân, 74, Lükata, 14; Tirmizî, Kıyâmet, 50; Ebû Dâvûd, Edeb, 132; Muvatta, Sıfatü’n-Nebî, 22; Ahmed, II, 174, 267, 433; IV, 31; V, 247; VI, 69, 384, 385. ↩︎
  17. Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71, 72; Tirmizî, Kıyâmet, 59; Nesâî, Îmân, 19, 33. ↩︎
  18. Buhârî, Edeb, 29; Müslim, Îmân, 73; Tirmizî, Kıyâmet, 60; Ahmed, I, 387; II, 288, 336, 373; III, 154, IV, 31; VI, 385. ↩︎
  19. Müslim, İmâre, 22. ↩︎
  20. Müslim, İmâre, 21. ↩︎
  21. Buhârî, Cum’a, 29, Menâkıb, 25; Müslim, İmâre, 19. ↩︎