Dergide ara

Yazı başlıkları, yazar adları ve sayı adları içinde arar. Şapka ve büyük harf fark etmez: “adalet” yazınca “Adâlet” de bulunur.

Göz atın: Sayılar · Yazarlar · Arşiv

Allah Rasûlü’ne Karşı Edebimiz

66. Sayı · 2021/2

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Pey­gam­ber Efen­di­miz’e (sav.) ima­nın kemal de­re­ce­sine ulaş­ması için O’nu anne-ba­ba­mız, ev­la­dı­mız, ma­lı­mız, ca­nı­mız da dâhil olmak üzere her şey­den çok sev­me­li­yiz. Böy­le­sine bir sev­gi­nin kal­bi­mizde yer et­mesi için mü’min dâimi bir gay­ret içe­ri­sinde ol­ma­lı­dır. Bu gay­ret­ler ara­sında sün­net-i se­niy­yeye it­tiba etmek, Pey­gam­ber Efen­di­miz’in (sav.) her bir sün­ne­tine, ha­tı­ra­sına, as­ha­bına, ehl-i bey­tine mu­hab­bet bes­le­mek hemen ilk akla ge­len­ler­dir. Allah Ra­sûlü’ne gös­te­re­ce­ği­miz üstün bir edep ile bu gay­ret­le­ri­miz taç­la­na­cak, her bir ame­li­mi­zin de­ğeri kat­la­na­cak­tır. Yine bu edep se­be­biyle umu­lur ki ima­nı­mız kâmil bir de­re­ceye ula­şa­cak­tır.

Allah Teâlâ, Ra­sû­lünü yü­celt­meyi, O’nun hu­zu­runda son de­rece edepli dav­ran­mayı biz­lere farz kıl­mış, O’na en üstün say­gı­nın gös­te­ril­mesi ge­rek­ti­ğini bil­dir­miş­tir:

“Ey iman eden­ler! Ses­le­ri­nizi Pey­gam­be­rin se­sin­den fazla yük­selt­me­yin; bir­bi­ri­nize yük­sek sesle ko­nuş­tu­ğu­nuz gibi Onunla ko­nuş­ma­yın. Yoksa yap­tı­ğı­nız iyi­lik­ler mah­vo­lup gider de far­kına bile var­maz­sı­nız.”1

Bu ayet-i ke­ri­me­nin nü­zû­lüyle il­gili şu hâ­dise zik­re­di­lir:

Te­mi­mo­ğul­ları’na iç­le­rin­den bir emir tayin edi­le­cek­tir. Haz­reti Ömer, Ka’kaa bin Ma’bed adlı sa­ha­biyi, Haz­reti Ebu­be­kir ise Akra’ bin Hâbis’i emir ola­rak Ra­sû­lul­lah’a tek­lif eder­ler. Ara­la­rında bir tar­tışma ce­re­yan eder ve Hz. Ebu­be­kir: “Sen sırf bana karşı çık­mak için böyle ya­pı­yor­sun.” der. Hz. Ömer de: “Hayır, benim öyle bir ni­ye­tim yok.” di­ye­rek ce­vap­lar. Bu sı­rada Ra­sû­lul­lah’ın bu iki gü­zide sa­ha­bisi –ra­di­yal­lâhu an­humâ- far­kında ol­ma­dan O’nun (sav.) hu­zu­runda ses­le­rini yük­selt­miş­tir.

Yu­ka­rı­daki ayet-i ke­rime nâzil ol­duk­tan sonra ise Hz. Ömer, Allah Ra­sûlü (sav.) ile fı­sıl­tıyla ko­nuş­maya baş­lar. Çoğu zaman söy­le­nen­leri işi­te­me­yen Allah Ra­sûlü (sav.) tek­rar et­me­sini bu­yu­rur, Hz. Ömer de ancak o zaman nor­mal bir sesle sö­zünü tek­rar ederdi. Hz. Ebu­be­kir de bu ayet-i ke­rime nâzil ol­duk­tan sonra Allah Ra­sûlü ile ko­nu­şur­ken sır ve­rir­miş gibi fı­sıltı ile ko­nu­şa­ca­ğını bil­dir­miş­tir.

“Ra­sû­lul­lah’ın hu­zu­runda ses­le­rini kı­san­lara ge­lince; işte onlar kalp­le­rini Allah’ın tak­vaya eriş­me­leri için sa­mimi kıl­dığı kim­se­ler­dir. Onlar için ba­ğış­lanma ve büyük bir mü­kâ­fat var­dır.”2 ayet-i ke­ri­mesi de işte Haz­reti Ebu­be­kir, Haz­reti Ömer ve diğer ashab-ı ki­ra­mın -ra­dı­yal­lahu anhum ec­main- bu şe­kilde dav­ran­ma­ları se­be­biyle nazil ol­muş­tur.


Ashab-ı kiram, Ra­sû­lul­lah’ın hu­zu­run­day­ken baş­la­rında birer kuş var­mış da ha­re­ket eder­lerse uçu­ve­re­cek­miş gibi dik­katle ve baş­ları öne eğik otu­rur­lardı.3 Bu edepli otu­ruş se­be­biy­le­dir ki Amr ibnü’l-Âs da Ra­sû­lul­lah’ın mü­ba­rek ce­ma­line doya doya ba­ka­ma­dı­ğını, Allah Ra­sûlü’nü (sav.) an­la­ta­cak olsa bu işi hak­kıyla ya­pa­ma­ya­ca­ğını söy­le­miş­tir.

Ashab-ı kiram, -aman Ra­sû­lul­lah’ı ra­hat­sız et­me­ye­lim- en­di­şe­siyle O’na soru sor­maya da çoğu kere cüret ede­me­miş­ler­dir. Allah Ra­sûlü’nü zi­ya­rete gelen be­de­vi­le­rin O’na ra­hatça soru sor­ma­la­rını fır­sat bil­miş­ler­dir.

Ra­sû­lul­lah Efen­di­miz’e karşı ri­a­yet edil­mesi ge­re­ken ada­bın bir ne­ti­cesi de O’na ismiyle/künyesiyle hitap et­me­mek­tir. Ashab-ı kiram; can­la­rın­dan çok sev­dik­leri Pey­gam­ber Efen­di­miz’e; Yâ Ra­sû­lal­lah, Ya Ne­biy­yal­lah di­ye­rek hitap et­miş­tir. Aynı za­manda Allah Ra­sûlü’nün ism-i şe­rifi zik­re­dil­di­ğinde sa­la­vât-ı şe­rîfe ge­tir­mek de Allah Teâlâ’nın ve Ra­sûlü’nün emir bu­yur­duğu adab­dan­dır.

Pey­gam­ber Efen­di­miz (sav.) ha­yat­tay­ken O’na nasıl saygı gös­ter­mek ge­re­ki­yorsa ve­fa­tın­dan sonra da aynı şe­kilde hür­met etmek, şah­sını yü­cel­tip saygı gös­ter­mek ge­re­kir. Tebe-i ta­biin nes­lin­den Ab­dur­rah­man b. Mehdi (v.198/813) hadis-i şerif oku­duğu zaman ya­nın­da­ki­lere ses­siz ol­ma­la­rını söy­le­yip: “Ey iman eden­ler! Ses­le­ri­nizi Pey­gam­be­rin se­sin­den fazla yük­selt­me­yin…” aye­tini oku­muş ve “Allah Ra­sûlü (sav.) ko­nu­şur­ken Onu nasıl din­le­mek ge­re­kirse hadis-i şerif din­ler­ken de öy­lece susup din­le­mek ge­re­kir.” di­ye­rek on­ları ikaz et­miş­tir.

Mes­cid-i Ne­bevî’yi zi­ya­ret eden mü’min­ler de bu ayet-i ke­ri­me­nin hük­münce ha­re­ket et­meli, O’nun hu­zu­runda en üstün edebi gös­ter­me­li­dir. Fahr-i Kâ­i­nat Efen­di­miz’e (sav.) hür­met ve edep emri O’nun ha­ya­tında ol­duğu gibi kı­ya­mete kadar da rav­za­sında da­i­mi­dir. İmam Malik -rah­me­tul­lahi aleyh- (v.179/795) Mes­cid-i Ne­bevî’de soh­bet et­tiği Ab­basi Ha­li­fesi Ebu Cafer Man­sur’a: “Ey mü’min­le­rin emîri! Se­sini al­çalt. Zira Allah’ın ih­tarı sen­den daha fa­zi­letli kim­se­ler üze­rine indi.” di­ye­rek “Ses­le­ri­nizi Pey­gam­be­rin se­sin­den fazla yük­selt­me­yin.”4 aye­tini oku­muş­tur.

Mes­cid-i Ne­bevî’de ge­rek­siz yere dünya ke­lamı ko­nuş­mama, boş söz­leri terk etme, dil­le­rin, gö­nül­le­rin zik­rul­lah ile meş­gul ol­ması mü’minin dik­kat et­mesi ge­re­ken âdâb­dan­dır.

Bu âdâ­bın bir ica­bı­dır ki İmam Malik -rah­me­tul­lahi aleyh- Me­dine-i Mü­nev­vere hu­dut­ları içinde hay­vana bin­mezdi. Sebep ola­rak da: “Ben Allah Ra­sûlü’nün aya­ğıyla bas­tığı bir yere bi­ne­ği­min aya­ğını bas­tır­mak­tan hayâ ede­rim.” derdi. İmam Malik bu mü­ba­rek bel­de­nin hu­dut­ları içe­ri­sinde def-i hâ­ce­tini yap­mak­tan da sa­kın­mış, şeh­rin hu­dut­ları dı­şına çık­mış­tır.

Bu büyük imam­dan asır­lar sonra Sul­tan Ab­dül­me­cid dev­rinde de Mes­cid-i Ne­bevî’nin ta­mi­ratı es­na­sında us­ta­lar zi­kir­lerle an­laş­mış­lar, dünya ke­lamı ko­nuş­ma­mış­lar­dır. Çe­kiç­le­rine keçe bağ­la­ya­rak ça­lış­mış­lar­dır. Hicaz De­mir­yolu’nun Me­dine-i Mü­nev­vere’ye yakın kı­sım­la­rına da biz­zat II. Ab­dül­ha­mid Han’ın em­riyle ray­lara keçe dö­şen­miş, Rasul-i Ekrem Efen­di­miz’in in­cin­me­sin­den en­dişe edi­le­rek gü­rül­tüye mani olun­maya ça­lı­şıl­mış­tır.

Ahmet Ye­sevi Haz­ret­leri 63 ya­şına eri­şince, Allah Ra­sûlü bu yaşta ahi­rete ir­ti­hal ey­ledi, artık yer­yü­zünde do­la­şa­mam, di­ye­rek yerin al­tın­daki çi­le­ha­ne­sine çe­kil­miş, irşad fa­a­li­yet­le­rine ora­dan devam et­miş­tir.

Bu an­la­yı­şın bir ne­ti­cesi ola­rak; ec­da­dı­mız, 63 ya­şına eri­şince ya­şını so­ran­lara: “Haddi aştık.” diye cevap ver­miş­ler­dir.

Ya­zı­mı­zın ba­şında da ifade et­ti­ği­miz gibi Allah Ra­sûlü’ne karşı gös­ter­me­miz ge­re­ken hür­meti ve üstün edebi; ai­le­sine ve as­ha­bına da gös­ter­me­miz ge­re­kir.

Allah Ra­sûlü’nün eş­le­rine, as­ha­bına, sev­di­ğine, se­vil­me­sini bu­yur­duğu kim­se­lere, eş­ya­lara hür­met­siz­lik; Ona (sav.) hür­met­siz­lik ola­cağı için bu hu­susta da mü’min­le­rin titiz ol­ma­ları el­zem­dir.

“Onun eş­leri de mü’min­le­rin an­ne­le­ri­dir.”5 aye­tinde buy­ru­lan an­ne­lik neseb yö­nün­den değil, saygı ve sevgi ba­kı­mın­dan­dır. An­ne­le­ri­mize gös­ter­di­ği­miz sevgi, hür­met, ede­bin daha faz­la­sını Pey­gam­ber Efen­di­miz’in pâk eş­le­rine de gös­ter­me­nin ge­rek­li­liği bu ayet-i ke­ri­me­nin bir ica­bı­dır.

“Kim as­ha­bıma ezi­yet ederse bana ezi­yet et­miş­tir. Kim bana ezi­yet ederse ke­sin­likle Allah’a ezi­yet et­miş­tir. Kim Allah Teâlâ’ya ezi­yet ederse Allah Teâlâ’nın onu ya­ka­la­yıp alı­ver­mesi umu­lur.” hadis-i şe­ri­finde de buy­rul­duğu üzere Allah Ra­sûlü’ne gös­te­re­ce­ği­miz edebi, hür­meti bir bütün ola­rak dü­şün­me­li­yiz. Tek bir as­ha­bına, bir tek ha­tı­ra­sına hür­met­siz­lik Allah’ın aza­bına uğ­ra­maya sebep ola­bi­lir.


İmam Ebu Yusuf’un da bu­lun­duğu bir sof­rada kabak ye­meği ye­nir­ken Pey­gam­ber Efen­di­miz’in (sav.) kabak ye­me­ğini sev­diği zik­re­dil­miş, bunun üze­rine ora­daki bir şahıs: “Ben kabak ye­me­ğini sev­mem.” de­miş­tir. İmam Yusuf bu kim­se­nin, bu sözü Pey­gam­ber Efen­di­miz’e ha­ka­ret mak­sa­dıyla söy­le­mesi ha­linde öl­dü­rül­me­sini em­ret­miş­tir. Daha sonra ada­mın ha­ka­ret mak­sadı ta­şı­ma­dığı, kabak ye­me­ğini sev­me­diği için bir anda dü­şün­ce­sizce bu sözü zik­ret­tiği or­taya çı­kınca bu fet­vası tat­bik edil­me­miş­tir.

Yüz­yıl­lar­dır ko­ru­nan bu edep ve hür­met çiz­gisi gü­nü­müzde ma­a­le­sef hadis-i şe­rif­lere, ashab-ı ki­rama ra­hat­lıkla dil uza­tan akıl­sız­la­rın yap­tığı edep­siz­lik­ler ile sar­sıl­mak­ta­dır. Bir­çok akla ziyan söz­lerle, dav­ra­nış­larla edep hu­dut­ları ihlal edil­mek­te­dir. Hâl­buki edep sı­nır­la­rı­nın ihlal edil­me­siyle Allah Ra­sûlü’nün, as­ha­bı­nın, ehl-i bey­ti­nin kıy­me­tin­den bir şey ek­sil­me­ye­cek­tir. Hâ­kezâ edepli dav­ra­na­rak da O’nun üstün kıy­met­le­rine bir şey kat­ma­mız söz ko­nusu ol­ma­ya­cak­tır. Bi­la­kis bu edebe ri­a­yet eden kim­se­le­rin Allah ka­tında kıy­meti ar­ta­cak, Allah o kim­se­leri iki ci­handa da mes­rûr, mü­ba­rek kul­la­rın­dan ey­le­ye­cek­tir. Ya­zı­mızı Allah Râ­sulü’nün as­ha­bın­dan, şairi Has­san bin Sâbit’in (ra.) bir beyti ile nok­ta­la­ya­lım:

ما إنْ مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقالَتِي

وَلَكِنْ مَدَحْتُ مَقالَتِي بِمُحَمَّدِ

“Ben söz­le­rimle hâşâ ki Ra­sû­lul­lah’ı övmüş ola­yım. Ancak O’nu senâ et­mekle söz­le­rimi kıy­met­len­di­rip, de­ğer­len­dir­dim.”

  1. Hucurât, 49/2. ↩︎
  2. Hucurât, 49/3. ↩︎
  3. Ebû Dâvûd, Tıb 1, nr. 3855; Tirmizi, Tıb 1, nr. 2038. ↩︎
  4. Hucurât, 49/2. ↩︎
  5. Ahzab Sûresi, 33/6 ↩︎