‘Hak’sızlık Karşısında ‘Hak’lı Tavır

37. Sayı · 2015/1

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

İna­nan­la­rın emr-i bi’l-maruf ve nehyi ani’l-mün­ker va­zi­fe­sinde has­sas dav­ran­ma­ları; “bana ne”, “bir baş­kası il­gi­len­sin”, “benim der­dim bana yeter” gibi dü­şün­ce­lerle gev­şek­lik gös­ter­me­me­leri ge­re­kir.

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْريِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ

Ebû Saîd el-Hudrî ra­dı­yal­lahu anh’dan ri­va­yet edil­di­ğine göre o, Ra­su­lul­lah sal­lal­lahu aleyhi ve sel­lem’i şöyle bu­yu­rur­ken işit­tim, dedi: “Kim bir kö­tü­lük gö­rürse, onu eliyle de­ğiş­tir­sin. Şayet eliyle de­ğiş­tir­meye gücü yet­mezse, di­liyle de­ğiş­tir­sin. Eğer di­liyle de­ğiş­tir­meye gücü yet­mezse, kal­biyle (buğz etsin), ki bu ima­nın en zayıf de­re­ce­si­dir.”

AÇIKLAMALAR

1- Ha­di­sin Tah­rici

Ha­di­si­miz, Kütüb-i Sitte içe­ri­sinde Müs­lim’in Sahih’i1 ile Ebû Dâvûd, Tir­mizî, Nesâî, ve İbn Mâce’nin Sünen’le­rinde2 yer alan sahih bir ri­va­yet­tir. Ha­di­sin sa­habi ra­visi Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’dır. Bazı kay­nak­larda, Ebû Saîd’in ha­disi nak­let­me­sine sebep ola­rak şöyle bir ha­dise nak­le­di­lir:3

Bir bay­ram günü Mer­vân min­beri çı­ka­rıp na­maz­dan önce üze­rinde hutbe oku­maya baş­lar. Orada bu­lu­nan bir adam da kal­kıp:

“Ey Mer­van, sün­nete mu­ha­le­fet ettin. Bay­ram günü min­beri çı­kar­dın. Esa­sında o çı­ka­rıl­mazdı. Hut­beye de na­maz­dan önce baş­la­dın” der. (Bu zatın yan­lışa tep­ki­sin­den do­layı mem­nun olan) Ebû Saîd el-Hudrî “Bu adam kim?” diye sorar. Ken­di­sine “Falan oğlu fa­lan­dır” der­ler. Bunun üze­rine Ebû Sâid el-Hudrî şöyle der:

“Bu adam üze­rine dü­şeni yaptı. Ben, Ra­sû­lul­lah sal­lal­lahu aleyhi ve sel­lem’i şöyle bu­yu­rur­ken işit­tim: “Kim bir kö­tü­lük gö­rürse, onu eliyle de­ğiş­tir­sin. Şayet eliyle de­ğiş­tir­meye gücü yet­mezse, di­liyle de­ğiş­tir­sin. Eğer di­liyle de­ğiş­tir­meye gücü yet­mezse, kal­biyle (buğz etsin), ki bu ima­nın en zayıf de­re­ce­si­dir.”

2- Ha­di­sin Şerhi

Allah’ın razı ol­ma­dığı, İslâm’ın çir­kin, kötü, ka­ba­hat, günah ve haram ola­rak bil­dir­diği dav­ra­nış­lara mün­ker denir.4 Ha­di­si­miz, mün­ker kar­şı­sında müs­lü­ma­nın ta­kın­ması ge­re­ken tav­rın nasıl ol­ması ge­rek­ti­ğini öğ­re­tir. En başta ifade edil­me­li­dir ki, mün­keri def etmek mü­minde bu­lun­ması ge­re­ken hu­su­si­yet­ler­den bi­ri­dir. Allah Teâlâ’nın “Siz in­san­lar için çı­ka­rıl­mış en ha­yırlı üm­met­si­niz. İyi­liği em­re­der, kö­tü­lük­ten me­ne­der­si­niz.”5 ve “İna­nan er­kek­ler ve ka­dın­lar, bir­bir­le­ri­nin ve­li­si­dir­ler. İyi­liği em­re­der, kö­tü­lük­ten me­ne­der­ler”6 ayet­leri bu ha­ki­kati ifade et­mek­te­dir. İna­nan­la­rın emr-i bi’l-maruf ve nehyi ani’l-mün­ker va­zi­fe­sinde has­sas dav­ran­ma­ları; “bana ne”, “bir baş­kası il­gi­len­sin”, “benim der­dim bana yeter” gibi dü­şün­ce­lerle gev­şek­lik gös­ter­me­me­leri ge­re­kir.

Bu me­yanda Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin haber ver­diği şu hâ­dise son de­rece dik­kate şa­yan­dır:7

“İs­ra­i­lo­ğul­ları ara­sında din­den sapma, ilk defa şöyle baş­ladı: Bir adam bir baş­ka­sına rast­lar ve “Ey Falan! Allah’tan kork ve yap­makta ol­du­ğun şeyi terk et. Çünkü bu sana helâl de­ğil­dir” derdi. Er­tesi gün, aynı işi ya­par­ken o adamla tek­rar kar­şı­la­şır ve ken­di­sini yap­tığı kötü işten neh­yet­me­diği gibi, onunla yiyip iç­mek­ten ve bir­likte ol­mak­tan da çe­kin­mezdi. Onlar böyle ya­pınca Allah Teâlâ kalp­le­rini bir­bi­rine ben­zetti.” Efen­di­miz ar­dın­dan şu âyeti okudu: “İs­ra­i­lo­ğul­la­rın­dan inkâr eden­lere, Dâvud ve Mer­yem oğlu İsâ di­liyle lânet edil­miş­tir. Bu, baş­kal­dır­ma­ları ve aşırı git­me­le­rin­dendi. Bir­bir­le­ri­nin yap­tık­ları fe­na­lık­lara mâni ol­mu­yor­lardı. Yap­makta ol­duk­ları ne kötü idi”8

Üze­rinde dur­du­ğu­muz hadis, bir kö­tü­lü­ğün iş­len­di­ğini gören bir Müs­lü­ma­nın o kö­tü­lüğe gücü öl­çü­sünde eli veya dili ile mani ol­ma­sı­nın, bun­lara gücü yet­me­diği zaman kalbi ile buğz et­me­si­nin ge­rek­ti­ğine delil teş­kil et­mek­te­dir.

Kö­tü­lüğe eli ile mani ol­mak­tan mak­sat, onu fi­i­len en­gel­le­mek­tir. İbn Abbas (r.a)’tan ri­va­yet edi­len şu haber buna güzel bir ör­nek­tir: Ra­su­lul­lah sal­lal­lahu aleyhi ve sel­lem, bir ada­mın elinde altın bir yüzük görür, onu çı­ka­rıp atar ve şöyle bu­yu­rur: “Siz­den bi­ri­niz ateş­ten bir köze yö­ne­lip, onu eline mi alı­yor?” Hz. Pey­gam­ber git­tik­ten sonra o adama: “Yü­zü­ğünü al da ondan uygun bir şe­kilde fay­da­lan” de­nilse de, bu kimse “Hayır, val­lahi, Allah Ra­sûlü at­tık­tan sonra onu ebe­di­yen al­ma­ya­ca­ğım” der.9

Bu­rada mün­ker sa­yı­la­cak bir dav­ra­nışa Pey­gam­ber Efen­di­miz eliyle mü­da­hale etmiş, altın yü­züğü ada­mın par­ma­ğın­dan çı­ka­ra­rak onun yan­lış ol­du­ğunu gös­ter­miş­tir.

Kö­tü­lüğe dili ile mani ol­mak­tan mak­sat, mün­keri iş­le­yene na­si­hat etmek, o fi­i­lin yan­lış­lı­ğını an­lat­mak­tır. Ebû Hu­reyre (r.a)’ın nak­let­tiği şu haber de kö­tü­lüğe dil ile engel ol­maya önemli bir mi­sal­dir:

Hz. Hasan Efen­di­miz, sa­daka ola­rak ve­ri­len hur­ma­lar­dan bi­rini alıp ağ­zına atar. Bunu gören Hz. Pey­gam­ber: “Kaka, kaka! At onu! Bizim sa­daka edi­len şey­leri ye­me­di­ği­mizi bil­mi­yor musun?” bu­yu­rur.10

Efen­di­miz ve ai­le­si­nin zekât ve sa­daka mal­la­rın­dan ye­me­leri ya­sak­lan­mış­tır. Onlar yal­nızca he­diye kabul eder­ler. Hz. Hasan da bu ger­çeği o es­nada kü­çük­lüğü se­be­biyle bi­le­me­di­ğin­den veya hur­ma­la­rın sa­daka ol­du­ğunu fark ede­me­di­ğin­den ondan ağ­zına atmış, Ra­su­lul­lah Efen­di­miz de onun an­la­ya­cağı bir li­sanla mü­da­ha­lede bu­lun­muş­tur. Bir diğer ifade ile Hz. Pey­gam­ber dili ile yan­lışa engel ol­muş­tur.

Kö­tü­lüğe kalp ile mani ol­maya ge­lince o da kö­tü­lüğe razı ol­ma­mak, kö­tü­lük iş­le­yene için­den buğz et­mek­tir. Bu halin ima­nın en zayıf de­re­cesi ol­ması, ima­nın et­ki­si­nin o kişi üze­rinde az te­celli et­mesi an­la­mın­da­dır.11 Zira mün­ke­rat kar­şı­sında tavır ta­kın­mak kolay de­ğil­dir. İn­sa­nın maddi ve ma­nevi olum­suz­luk­larla kar­şı­laş­ması muh­te­mel­dir. Ancak kuv­vetli bir iman, el veya dille tavır koy­maya ve­sile ola­bi­lir. “En üstün cihad, zalim sul­ta­nın ya­nında hak söz söy­le­mek­tir”12 ha­disi de bunu teyit et­mek­te­dir.13

Öte yan­dan bazı âlim­ler, kö­tü­lük­leri el ile de­ğiş­tir­me­nin yö­ne­ti­ci­le­rin, dil ile de­ğiş­tir­me­nin âlim­le­rin, kalp ile buğz et­me­nin de ava­mın gö­revi ol­du­ğunu söy­ler­ler.14

Bu yorum bir yö­nüyle doğru olsa da ha­dis­teki umumi ma­naya engel olmaz. Her­kes gü­cü­nün yet­tiği öl­çüde, bilgi ve bi­ri­kimi çer­çe­ve­sinde eliyle veya di­liyle ya da kal­biyle mün­ker kar­şı­sında bir tavır or­taya koy­ma­lı­dır. Ya­zı­mızı mün­keri or­ta­dan kal­dır­mada Ra­sû­lul­lah Efen­di­mi­zin yap­mış ol­duğu bir teş­bihle bi­ti­re­lim:

“Allah’ın çiz­diği sı­nır­ları aş­ma­ya­rak orada du­ran­larla bu sı­nır­ları aşıp ihlâl eden­ler, bir ge­miye bin­mek üzere kura çeken top­lu­luğa ben­zer­ler. On­lar­dan bir kısmı ge­mi­nin üst ka­tına, bir kısmı da alt ka­tına yer­leş­miş­lerdi. Alt kat­ta­ki­ler su almak is­te­dik­le­rinde üst kat­ta­ki­le­rin ya­nın­dan ge­çi­yor­lardı. Alt katta otu­ran­lar: “His­se­mize düşen yer­den bir delik açsak, üst ka­tı­mızda otu­ran­lara ezi­yet ver­me­miş olu­ruz” de­di­ler. Şayet üstte otu­ran­lar, bu is­tek­le­rini ye­rine ge­tir­mek için alt­ta­ki­leri ser­best bı­ra­kır­larsa, hepsi bir­likte batar, helâk olur­lar. Eğer bunu ön­ler­lerse, hem ken­di­leri kur­tu­lur, hem de on­ları kur­tar­mış olur­lar.”15 i

1 Müs­lim, Îmân 78.

2 Ebû Dâvûd, Salât 248, Me­lâ­him 17; Tir­mizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17; İbn Mâce, Fiten 20.

3 Örnek ola­rak bkn: Ebû Dâvûd, Salât 248.

4 DİB Dini Te­rim­ler Söz­lüğü, “Mün­ker” mad­desi.

5 Âl-i İmrân 3/110.

6 Tevbe 9/71.

7 Ebû Dâvûd, Me­lâ­him 17.

8 Maide 5/78-79.

9 Müs­lim, Libâs 52.

10 Bu­hârî, Zekât 60, Cihâd 188; Müs­lim, Zekât 161.

11 Ne­vevî, el-Min­hâc, 2/25.

12 Ebû Dâvûd, Me­lâ­him 17; Tir­mizî, Fiten 13; Nesâî, Bey’at 13; İbn Mâce Fiten 20.

13 Ali el-Kârî, Mir­kât, 8/3208.

14 Ali el-Kârî, Mir­kât, a.yer.

15 Bu­hârî, Şir­ket 6; Şe­hâ­dât 30. Ay­rıca bk. Tir­mizî, Fiten 12