BİR LOKMA İMAN

Dinimiz dört özelliğimizi korumamızı bizden istemiştir:

  • Nefsin (canın) korunması,
  • Aklın Korunması,
  • Neslin korunması,
  • Malın korunması.

Niçin bunları korumamız gerektiğini hiç düşündünüz mü? Ya da soruyu tersten soralım: Bugün bunları fesada uğratmak için bâtılın temsilcilerinin büyük bir savaş verdiğinin farkında mısınız?

Nesli bozmak için çıplaklık, zina, süt bankaları, karma eğitim, şehvet savaşı; malı bozmak için faiz, kumar, şans oyunları savaşı; aklı bozmak için televizyon, sinema, medya savaşı… İşte bu savaşların en tehlikelilerinden biri de canı bozmak için yapılan gıda savaşı. Yıllardır canımızla nasıl dalga geçildiğini izledik haber programlarında. Fırınlarda kol gezen böcekler, pis malzemeler, farelerin cirit attığı atölyeler… Lahmacunumuza atık et katıldı. Yiyeceklerimize hormon sıkıldı, içeceğimize boya karıştırıldı, hayvanlarımız vahşi yöntemlerle yetiştirildi ve kesildi. Yetmedi soframızdaki peynirimize, zeytinimize bile el uzatıldı. Kıyafetinden tutun mutfak eşyalarına, hatta masum çocuklarımızın mamasına, emziğine, bezine, oyuncağına bile hile hurda bulaştırıldı. Batılın belirlediği şeyleri yiyor, belirlediği şeyleri giyiyor ve kullanıyoruz.

Müslüman demek, ağzına giren ile ağzından çıkana dikkat eden adam demektir. Ne yazık ki bizler bu çağda ne yediğimizi araştırma zahmetine dahi girmiyoruz. Üretilen her yiyeceği helal/haram standartlarına dikkat etmeden, sadece lezzetine bakarak ağzımıza koyuyoruz. Yediğimiz gıdalar, dokulardaki günlük yıpranma ve yırtılmaları tamir ettiği gibi, aynı zamanda mizaç ve karakterimize de etki etmektedir. Yani yediklerimiz ve içtiklerimiz, bizden doğacak eylem ve fikirleri de etkiliyor.

Anne babalar soruyor: Benim çocuğum neden asi, laf dinlemiyor? İnsanlar kendilerine soruyor: Neden namaz kılmak istemiyorum? Müslümanlar kendilerine soruyor: Neden cihatta bu kadar gevşeğiz, niçin irademiz bu kadar zayıf? İşte bu soruların ve sorunların cevabı, temeli, ana kaynağı… Helal ile beslenmeyen bünyelerden helal icraat beklenemez. Sonuç ortada; nasihatten ders almayan, iradesine hâkim olamayan, dini emirlerde gevşeklik gösteren Müslümanlar!

Peygamber Efendimiz, “İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır.” buyurmaktadır. Başka bir hadiste ise Müslümanların az yeme, az konuşma ve az uyumasını tavsiye etmiştir. Kendisi de yiyecek bulduğunda iki öğün yer, çoğu zaman ise günlerini oruçlu geçirirdi. Ama batılın hâkim olduğu günümüz dünyasında insanları sürekli yemeğe teşvik etme vardır. Mümkün olduğu kadar az ve sık yemek teşvik edilerek öğün sayıları artırılmaktadır. Neredeyse bütün televizyon kanallarında yemek programları yer almakta, gezi programları dahi sürekli bir yeme kültürü pompalamaktadır. Peygamber Efendimizin kıyamet alameti olarak gördüğü, yaşamak için yiyen değil yemek için yaşayan, “karnı burnunu geçen Müslüman tipi” bugün bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Böylece bir yandan aşırı şişmanlama (obezite) hastalığına yakalan Müslümanlara rastlarken, bir yandan da açlıktan ölen Müslümanları görmek de mümkün olmaktadır.

İşin daha vahim boyutu ise verimli topraklarımıza kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak, genetiği değiştirilmiş bitkiler ekilmektedir veya yurt dışından bu ekinler ithal edilmektedir. GDO adı verilen bu bitkileri farkında olmadan tüketmekteyiz. Bu bitkiler insanlarda alerjik reaksiyonlar çıkartarak bağışıklık sistemini zayıflatmakta, kanser riskini artırmaktadır. İnsanlar daha küçük yaşlarda ergenliğe girmekte ve organları daha çabuk yaşlanmaktadır.  Batıl bize GDO’lu ürünler vererek hem sağlığımızı bozmakta, hem de sağlığımızı düzeltmemiz için de bize ilaç satarak para kazanmaktadır. Ayrıca GDO’lu ürünler ekosistemi de bozmakta, normal tarımı da yok etmektedir. Hatta rüzgâr yoluyla organik ürünlere de sirayet ederek onların da genetiğini değiştirebilmektedir.

Rabbimiz bize Bakara Suresinin 205. ayetinde, “Yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli helâk etmek (yok etmek) için çalışanların” olduğunu haber vererek bizi uyarmaktadır. O yüzden eski İslam âlimleri ve mezhep imamları yeme içme faaliyetlerini fıkhın temel konuları arasına dâhil etmişlerdir. İmanlı insan, ağzına götürdüğü lokmanın helalliği konusunda titiz davranan ve haram lokma yemekten kalbi titreyen insandır. Çünkü boğazından helal lokma geçmeyenin kalbinde iman yer etmez.

 

ÜMMETE VASİYET*

Hayyü’l Bâkî, lem yezel velâ yezâl olan Allah Zülcelâl ve’l Kemâl, Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine, celâl-ı zâtına, kemal sıfatlarına lâyık hamd u senâlar ve sonsuz şükürler olsun ki; bizlere hayat nimetini ihsan buyurup hidayet-i ilahisiyle…

KENDİ DİLİNDEN AHMED YAŞAR HOCAEFENDİ’NİN HAYAT HİKÂYESİ*

1934 tarihinde Of’un Ballıca (Melinos) köyünde, ailenin tek erkek evladı olarak dünyaya geldim. Babamın ismi Hüseyin, annem ise Elmas Hanım. Dördü kız olmak üzere beş kardeştik.

BİR RAHMET VESİLESİ “CEMAAT” (Mülâkat)

Prof. Dr. Cevat AKŞİT ile…  Muhterem Hocam, cami cemaatinin öneminden, cemaatle namaza devam etmenin hikmetlerinden, faydalarından bahsedebilir misiniz?

İSLAM’DA CEMAAT

Bismillahirrahmanirrahim Elhamdü lillâhi rabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir