KENDİ DİLİNDEN AHMED YAŞAR HOCAEFENDİ’NİN HAYAT HİKÂYESİ*

1934 tarihinde Of’un Ballıca (Melinos) köyünde, ailenin tek erkek evladı olarak dünyaya geldim. Babamın ismi Hüseyin, annem ise Elmas Hanım. Dördü kız olmak üzere beş kardeştik.

İlme ve ilim ehline hürmet ve hizmeti olan ve birçok müderris yetiştirmiş olan bir aileden gelen babam, Arapça ve Farsça lisanlarını öğrenerek ilmi tahsilini tamamladığı vakit seferberlik ilan edilmişti. Kendisi Jandarma bölük komutanı olarak askere gitmişti.

Asker dönüşü, maliye tahsildarlığına başladı. Bu arada müftülük imtihanlarına girdi ve yüksek derece ile bu imtihanı kazanarak Sürmene’ye tayin edildi ise de ben üç yaşında iken babam o devrin en tehlikeli hastalığı olan vereme yakalandı, dört yaşına geldiğimde babam hasta yatağında yatarken bana Kur’an okutmaya başladı. Beş yaşlarındayken Kur’an-ı Kerim’i yavaşça okumaya başlamışım.

1939 yılında babamın hastalığı ağırlaştı ve 1940 yılının Şubat ayında, ben altı yaşında iken rahmetlik oldu. Biz dördü kız olmak üzere beş kardeş annemizin himayesinde kaldık.

Tam bir Osmanlı hanımefendisi olan annem ilme çok meraklı olduğundan bizi okutmaya çok gayret etti. Köy imamlarından bizi okutacak kimse olmadığı için komşulara gidip adeta yalvardı. Büyük dedemiz (babamızın dedesi) de müderris olarak hayatını geçirdiği için evimizde bir oda dolusu kitap vardı. Dedemin kitaplarının bir kısmı o devirlerdeki baskılar yüzünden evden kaçırılıp gizlendikleri yerde olumsuz şartlar sebebiyle tahrip oldular. Bir kısmı ise emanet alanlar tarafından geri getirilmedi ve bu kütüphaneden bana hiç bir kitap kalmadı. Annem, komşulara “Bu kitapları sahipsiz mi bırakacağız, bu çocukları okutmak için bir imkân bulamaz mıyız?” dedi.

Eski medrese mollalarından olan komşumuz Ahmet Hacıömeroğlu da oğlu Tahsin’i okutmaya çok meraklı idi. Bu sebeple anneme hak vererek, doğru diyorsun Çaykara’dan bir hoca arayalım, dedi. Ve yaptıkları araştırma neticesinde şimdiki Dernekpazarı nahiyesinde bulunan Topal Lagur ismi ile meşhur olan hocayı alarak köy camiine getirdiler. Bir zaman ondan ders okuduk, bir müddet sonra hocamız köyden ayrıldı. Bu sefer köyümüze yine Dernek nahiyesinden Süleyman ÇIKRIK isminde bir hocaefendiyi davet ettiler. Bu arada ilim tahsil eden beş arkadaş olduk.

Bu arkadaşlarım; Mikdat AKTÜRK, Mikdat YILMAZ, Muhammed YILMAZ ve yukarıda ismi geçen Tahsin HACIÖMEROĞLU idi. Süleyman Efendi de beş altı ay kadar köyde vazife yaptı ve köylü ile anlaşamayıp bizi bıraktı

Bundan sonra Çaykara’nın Hopşara köyünden Meşhur Müderris Süleyman SULA hocayı camiye getirdiler. Kur’an-ı Kerim, biraz tecvid ve sarf derslerini ondan okuduk. Bu arada hocamızın hanımı rahmetlik oldu ve hocamız çocukları küçük ve annesiz kaldığı için mecburen köyüne döndü.

Sonrasında köylü, bizleri okutmak için ne kadar hoca aradıysa da bulmaya muvaffak olamadılar. Buldukları hocaların bazıları geldi, fakat kısa bir müddet sonra köyden ayrıldılar. Bunun üzerine köyün ileri gelenleri tekrar Süleyman SULA Efendi’ye ısrar etmek üzere Hopşera’ya gittiler. Bu arada Süleyman Hocaefendi kendi köyünde ders okutmaya başlamıştı. Bu sebeple talebelerini bırakamayacağını söyledi. Ve gelenlere Şur köyünde Muhammed SULA isminde bir Hocaefendinin çok iyi bir âlim olduğunu ve yasak dönemlerde 19 sene Kars’ın Pendivan köyünde hocalık yaparak orada birçok talebe okuttuğunu ve bir kaç tanesini de icazet alacak seviyeye kadar getirdiğini söyler. “Eğer bu hocayı alabilirseniz bu çocukları okutursunuz.” der. Ve hocanın şu anda Kars’tan izine geldiğini, belki de hâlâ geriye dönmemiş olabileceğini belirterek hemen Şur Köyüne gitmelerini ve hocayı aramalarını söyler.

Merhum Hacı Ahmet Efendi ile yanındaki bir kaç arkadaşı Şur’a giderek hocayı bulurlar. Hocaya durumu anlatırlar ve köylerine gelmeleri için ısrar ederler. O da, benim Kars’ta talebelerim var onları yol üzerinde nasıl bırakırım, deyince hocanın oğlu hacı Hüseyin (yetişkin bir molla idi), “Baba burada da bir ilim temeli atalım, ben Kars’a giderim. Sen de bir istihare et inşaallah, Melinos köyüne gidersin.” diye karar verdiler. Böylelikle Muhammed SULA Hocamız görmüş olduğu bir hayırlı rüya neticesinde sabahleyin bizim köyümüze gelmeye karar verdi ve Hacı Ahmet Efendi ile gidenler Hocaefendiyi de alarak köye geldiler.

Muhammed SULA Hocamızla Tahsil Hayatımız

Tâbi ki bu günler fetret dönemleri idi. Değil Arapça’nın, elifbanın dahi okunmasının yasak olduğu günlerdi. Bu sebeple köylüler, biz bunları nasıl okuturuz, diye meşveret ettiler ve bazen yatsı namazından sonra, bazen sabah namazından sonra değişik evlerde ve saatlerde büyük çile ve meşakkatler içerisinde hocamızın fedakârlıkları ile okumaya başladık.

Hocamızın yaptığı bu fedakârlıklara rağmen komşulardan bazıları hasetlik ettiler, kimileri hocamızı karakola şikâyet ettiler, kimileri de “Biz hoca tutacağız da filâncılar mı okuyacak? Öyleyse biz hocanın ücretini ödemeyiz.” kararına vardılar.

Hocamıza 5 lira aylık veriliyordu. Annemiz bu işe tahammül edemeyip yine ders okuyan 5 talebenin velilerine giderek, ben kimsesizken hocanın aylığının 1 lirasını veririm, der. Bunun üzerine diğer talebe sahipleri de, biz de 1’er lira verelim de hocayı göndermeyelim, derler. Hocamıza ısrarla bu teklifi kabul ettirirler. Bunun üzerine hocamız mahalledeki medresede kalarak vazifesine devam eder. Derslerimizi belli zamanlarda evimizin yanındaki seranderin altında, yer altı gibi bir odada hocamızla beraber okumaya başladık. Bir müddet burada derslere devam ettik. Daha sonra derslerimizi medresede okumaya başladık.

Hocamız Muhammed SULA’dan; daha evvel Süleyman Hocadan okuduğumuz dersleri yeniden okumaya başladık. Sarf, nahiv kitaplarını ve mefhumlarını tamamen ezberledik. Daha sonra Molla Cami okumaya başladık. Bunun yanında fıkıhtan Halebi Sağîr‘i okuduk. Tarîkat-ı Muhammediye ve şerhi Berîka’nın da tamamını okuduk. Halebi’yi biterince Mülteka‘yı okumaya başladık. Mülteka’nın evvelinde ibadetle ilgili 17 faslı ezberleyerek kitabın tamamını bitirdik. Berîka’nın tamamlanmasıyla da, hadis-i şeriften Meşâriku’l Envâr isimli hadis kitabını okuduk. Molla Cami‘yi bitirince Meâni, Beyan ve Bediî ilimleri ile ilgili eserleri okuduk. Bunlara devam ederken bir yandan da felsefeden İsagoci, Fenârî ve Şemsiye‘den belli bölümleri, arkasından da Alâka’yı okuyup ezberledik. Bu arada İmam-ı Azam Hazretlerinin Fıkh-ı Ekber’ini ve Taftazanî’nin akaidini metinlerini ezberleyerek okuduktan sonra Celâl ale’l Cemâl‘i okuduk. Arkasından da Kur’an-ı Kerim’i yüzünden tefsir ederek okumaya başladık. Tefsir dersini bir müddet Hâzin tefsirinden takip ettik. Daha sonra da Celaleyn’i takip ederek tamamladık. Sonrasında da Kâdı Beyzâvî tefsirini okuduk. Bu arada İhyâ-i Ulûmi’d-dîn’i de ders olarak baştan sona okuduk.

Ferâiz ilmine çok iyi vakıf olan hocamızdan ferâiz ilmini okuduk. Ferâiz okurken Kasîde-i Bürde’yi de şerhi ile beraber okuyup ezberledik. Üç sene de Mirkâtu’l Usûl’ü okuyarak hocamızın icazet vermesi ile 17 sene süren ilim tahsilimizi tamamladık. Fakat ilim tahsilinin sonu olmadığı için bir yandan ilim tahsiline devam ederken bir yandan da köyümüzün orta mahallesinde fahrî imamlık görevine başladık. Bu arada hocamız rahatsız olduğu için okuttuğu talebeleri de bize gönderdi. İlk dönem Ortamahalle’de dört sene talebe okuttum. Hocamızın rahatsız olup camiden ayrılırken, “Ahmed’i bırakmayın, buraya alın.” ısrarı üzerine kendi mahallemize talebelerimizle beraber döndüm. İki sene köyümüzde hizmetten sonra köy halkının talebeye karşı hasetlikleri sebebiyle köyden ayrılmaya ve Yemişalan Köyüne gitmeye mecbur kaldık. Burada üç sene ders okuttuk. Buradan tekrar ilk vazife yerim olan Ortamahalle’ye döndüm. Burada okuttuğumuz talebelere icazet vermek nasib oldu. Ortamahalle’de beş sene kaldıktan sonra Of’un Camlı Kaban mahallesinde de beş sene kalarak talebe okuttuk. Buradan tekrar Yemişalan köyüne dönerek iki sene hizmet ettim.

Daha sonra vekil kadroya girerek 1967 senesinde Of’un Yazlık Köyünde göreve başladım. İki sene burada kaldıktan sonra Hicaz’a gitmek üzere hazırlandık. Müftülükten izin alamadığımız için vazifeden istifa ederek Hicaz’a gittik, döndükten sonra bir kaç ay vazife yapmadım. Daha sonra aşağı Hasligöz’de 9 ay vazife yaptık. Bundan sonra Hayrat’ın Cumhuriyet Mahallesi’nde tekrar vekil imam olarak göreve başladık. Buradan da 1977 yılında Trabzon Nurdoğdu Camii’ne gelerek vazifeye başladık. Burada cemaate hitaben Pazar günleri ikindiden sonra Râmuzu’l-Ehâdis derslerine başladık.

1984 yılında vazifeden ayrılana kadar Râmuzu’l-Ehâdis’i üç kere baştan sona okumak nasib oldu. Buradaki vazifemizden hacca gitmek için müftülüğe yaptığımız müracaat kabul edilmeyince azledilerek ayrıldık.

Bundan sonra Yavuz Selim Vakfı merkez binasının salonlarında cemaatle Kur’an-ı Kerim tefsiri derslerine başladık. Bilahare de zikrettiğimiz dersleri Ortahisar Mahallesindeki Şirin Hatun Mescidinde Perşembe ve Pazar günleri devam ettirdik.

Bu faaliyetlere devam etmekte iken 1979 yılında YAVUZ SELİM VAKFI’nın kurulması için cemaate tavsiyelerde bulunduk. Halen vakfımızın 23 şubesinde birçok hayırlı faaliyetler devam etmektedir, elhamdülillah.

Hacı Abdurrahman Efendi Hazretleriyle Tanışmamız

Köyümüzdeki hocamız Muhammed SULA Efendi maneviyat ehline çok saygılı olduğu için bize tasavvuf ehlinin hallerinden çok bahsederdi. Biz de küçük yaşta hocamıza bir şey sormaktan çekindiğimizden bu konuları etraftaki yaşlılara sorup öğrenmek isteyince onlar, Of’un Taşhan nahiyesine bağlı Mapsona Köyü’nde, Hacı Ahmet Efendi isminde bir şeyhin bulunduğunu ve kâmil bir insan olduğunu anlattılar. Köyümüzden o köye yaya olarak üç saatte gidilirdi. Biz de hafif kar yağmış bir Cuma günü beş talebe arkadaşımla Taşhan nahiyesine, oradan da cüz’î bir hediye alarak Hocaefendinin köyüne vardık. Evini soracağımız an üsten aşağı beyaz sakallı yaşlı bir zatın geldiğini gördüğümüzde arkadaşlardan onu tanıyan biri, işte Hocaefendi, dedi. Elini öptük, o da “Cumaya gidecektim, belki misafirlerim gelir dedim. Onun için bekliyordum.” dedi ve bizimle evine döndü. Elimizdeki küçük hediyeleri vermeye utanıyorduk. Hocaefendi, Rasûl-i Ekrem Efendimizin, “Hediye makbuldür, ne kadar az olursa olsun.” hadis-i şerifini hatırlatarak gönlümüzü ferahlattı. Beraber cuma namazına gittik, dönünce evinde ilk olarak ona intisap ettik, bir müddet böyle devam ettik.

Hocamız Muhammed Sula Efendi, merhum Hacı Abdurrahman Beşikçi Efendi’ye bağlı idi. İcazet merasimimize bir kaç gün kala Hacı Abdurrahman Efendi’yi icazete davet etti. Medresede devrin âlimleri ve büyük zatlar ile sohbetler oldu. İkindi namazını kıldıktan sonra hocamız, Hacı Abdurrahman Efendi’ye “Gücüm yettiği kadar maddî ilimleri bu talebelere tamamlamak için say u gayret gösterdim, maneviyatlarını da size teslim ediyorum.” dedi. Mezun olacak olan 45 arkadaşımızla bir halka halinde intisap biati yapıldı. Böylelikle irtibatımız başladı.

Çok zaman geçmeden Ortamahalle Camii’nde ilk görevde iken bir de baktık ki akşama yakın bir vakitte birisi medreseye doğru geliyor. Şeyhimiz olduğunu anlayınca karşıladık. Üç gün medresede bizimle kalıp çevreye sohbetler ve neşri tarikat etti. Bir iki akşam bizim evde, sonra Hacı Ahmet Hacıömeroğlu’nun evinde de bir akşam kaldık. Ondan sonra o bizlere gelir, biz de devamlı ziyaretine giderdik.

Hocaefendi bir sefer daha Of’a gelmişti. Of’ta Kaban Mahallesindeki Süleyman Akyüz Hocanın babasının evinde bir akşam kaldık orada yine sohbetler yapıldı, sonra bizim mahallemize geçtik. İlkbahar idi, evin bahçesinde oturduk. Letâif derslerini bize bir armut ağacının altında tarif ve tavsiye etti. Çalışın, dedi. Akşamleyin de evde “İnsanlara, Hakk’a giden yolu tarif edip bu mânâ yolunda rehberlik yapın.” buyurdular. “Bizim haddimiz değil, bunu nasıl yürütebiliriz.” diye düşünürken buyurdular ki “Bir insan kırk günde kesb-i kemâlâtta bulunur da bu kadar ilme hizmet eden bir kimse niçin kemâlât mertebelerine yükselmesin. Bizim yolumuz Kur’an ve sünnet yoludur. Kur’an ve sünnet yolunda da ilimsiz muvaffakiyete varılmaz. Allah yardım eder, siz gayret edin.” Sonrasında insanlara zikir dersi vermek ve yardımcı olmak için fakire bir icazetname yazmış ve bizlere dualarda bulunmuş. Biz de hayatımız boyunca gösterdikleri yolda menfaat gözetlemeden say u gayret edeceğimize dair onlara söz verdik.

Hayatta olduğu müddet sohbetlerine ve ziyaretlerine, elhamdülillah, devam ettik. İnşaallah ölünceye kadar kapılarında nöbeti devam ettirip ebedi hayatta da komşuluğunda bir araya toplanmayı Mevlâ nasip eder.

1972 yılı Eylül ayında bizleri büyük bir üzüntüye gark eden Şeyhimizin vefatından sonra, beş sene her hafta Of’tan Trabzon’a gelerek irşad faaliyetlerinde bulunmaya çalıştık, hatm-i hâceganlara iştirak ettik. Bilahare Trabzon’daki vazifemize başlayınca irşat vazifemizi de burada devam ettirmeye başladık.

***

Evet, Muhterem Hocaefendi Hazretleri o günden vefat ettiği 8 Mart 2016 tarihine kadar hizmetlerini çeşitli sıkıntılar ve rahatsızlıklarına rağmen aralıksız devam ettirmiştir.

* Neşrettiğimiz bu hayat hikâyesi, Muhterem Ahmed Yaşar Hocaefendi’nin vefatından takriben 20 yıl önce, 20 Şubat 1996 tarihinde kayda alınmıştır.

Cenâb-ı Hak, muhterem hocamıza nihayetsiz rahmetiyle muamele eylesin. Hayatını adadığı sahih İslâm inancına hizmet edecek talebelerini kıyamete dek dâim eylesin. Cennette Sevgili Peygamberimizin meclisinde bir araya gelebilmeyi cümlemize nasib eylesin.

Ahmed Yaşar Hocaefendinin yayımlanmış eserleri:

  1. Akaid Sohbetleri
  2. Çam Kozalağındaki Sır
  3. Ölümde Gömülü Hayat
  4. Siyah Ayna
  5. Varlık Dairesinin Kalbi
  6. Kuyudaki Yusuf
  7. Hakikatler Bahçesi (Esma-i Hüsna Şerhi)
  8. Hulasatü’l li’l-Âbidin (İtikat Dersleri)

Muhterem Hocamızın, birkaç eserinin daha basım hazırlığı yapılmış olup inşaallah bu eserler de en kısa zamanda neşredilecektir.

ÜMMETE VASİYET*

Hayyü’l Bâkî, lem yezel velâ yezâl olan Allah Zülcelâl ve’l Kemâl, Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine, celâl-ı zâtına, kemal sıfatlarına lâyık hamd u senâlar ve sonsuz şükürler olsun ki; bizlere hayat nimetini ihsan buyurup hidayet-i ilahisiyle…

BİR RAHMET VESİLESİ “CEMAAT” (Mülâkat)

Prof. Dr. Cevat AKŞİT ile…  Muhterem Hocam, cami cemaatinin öneminden, cemaatle namaza devam etmenin hikmetlerinden, faydalarından bahsedebilir misiniz?

İSLAM’DA CEMAAT

Bismillahirrahmanirrahim Elhamdü lillâhi rabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

LİDERE İTAATTE ÖLÇÜ

Selimiye camiinin meydana gelmesi için binlerce taşın birbirine bağlanması gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir