CÖMERTLİĞİ AHLÂK Edinmek

Elhamdülillâhi rabbi’l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İnsanlar tarafından başkalarına yapılan yardımlara cömertlik denir. İslamiyet’te bunun adı sahavet, zıddı ise (buhl) cimriliktir. Cömertlik herkes tarafından sevilen güzel bir ahlâk, cimrilik ise kimsenin hoşuna gitmeyen kötü bir ahlâktır. Kur’ân ve sünnet ile övülen bu güzel ahlâkı herkes sever. Çünkü bu ahlâkın faydası herkese aittir. İnsanlar cömertliği sevdiği gibi hayvanlar dahi bu güzel ahlâkı sever ve ona göre karşılık verir.

Tarihte nice kral ve şahsiyetler yaşamalarına rağmen, bunlardan devletler tarihini ilgilendirilenlerin dışındakiler, insanlar tarafından nisyana terkedilmiş, isimlerini yaşatmayı kimse düşünmemiş, tarihî ailelerin idarecileri dışında kimsenin esamesi kalmamıştır. Herkesin aile soyları dahi ancak üç beş dedeye kadar uzanabilmektedir. Tarihî şahsiyetlerden de kahraman olanlar fedakarlıklarından, adil olanlar adaletlerinden dolayı iyi bir yâd ile, zalim olanlar da zulümlerinden dolayı kötü bir yâd ile lanetle anılmışlardır. Hâlbuki cömertler böyle olmamıştır. İnsanlar bu gibi cömertlerin inancına, ait oldukları milletlere, makamlarına bakmadan hatıralarını tarih boyu nesilden nesle aktarmış, adlarını yaşatmak suretiyle onları mükâfatlandırmışlardır. Adeta onları ölümsüzleştirmişler, başkalarının da bunları örnek almalarına vesile olmuşlardır. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz tarafından da övülen tarihte Hâtem-i Tâi diye birisi vardır ki, cömertliği ile dillere destandır. Bu zatın menkıbelerinin okunmasını tavsiye ederim.

Cömertliğin şer‘i, yani İslami ölçüsünün en alt sınırı, farz ve vacip olan (zekât, hac, fitre, kurban ve emsali) malî yükümlülükleri yerine getirmektir. Bunları yerine getirene cimri denmez. Bu faziletli ahlâkların,alt sınırı “sahavet”; onun üstü “cûd”; en üstü ise “isar”dır. Malının bir kısmını veren, bir kısmını vermeyip yanında tutana “sahavet sahibi”; malının çoğunu verip bir kısmını yanında koyana “cûd sahibi”, malından zaruret miktarını yanında koyan, kalanını verip başkalarını kendi nefsine tercih edenlere ise “isar sahibi” denir.

Dünya da nam ve şan için dahi olsa cömertlik yapanlar, bu cömertlikleriyle başkalarına faydalı olmuşlardır. Başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak, dertlilere derman olmak, onların sırtlarından yüklerini almak kadar güzel bir şey olamaz. Ama bu cömertlik Hak rızası için yapılırsa, dünyada kendilerine iyilik yapılanlara faydası olduğu gibi, aynı zamanda ahirette iyilik sahibinin kendisine faydası olacaktır.

Cömertlik ahlâkının kazanılmasına gelince;

Rasûlullah (s.a.v), “Sizi yalancılıktan sakındırırım. Çünkü yalancılık, sahibini fücura, yanlışa götürür.  Yanlış da cehenneme götürür.  Kişi yalan söylemeye, yanlışı aramaya devam ederse, Allah’ın indinde yalancılardan yazılır. Size doğruluk gerekir. Çünkü doğruluk insanı salih amele götürür. Salih amel de cennete götürür. Kişi doğru olur ve doğruluğu aramaya devam ederse Allah’ın indinde doğrulardan yazılır.[1] buyurmuştur.

İnsan nasıl ki ısrar ile yalan söylemeye devam eder sonunda ahlâken yalancı olursa, cimrilikte ısrar eden de sonunda ahlâken cimri olur ve cimrilik onda değişmez bir ahlâk haline gelir. Yine nasıl ki kişi doğru olur ve bu doğrulukta ısrar ederse onun ahlâkı doğruluk olursa, aynı şekilde kişi cömertlik yapar ve bu cömertliğe ısrar ile devam ederse sonunda cömertlikte kabiliyet ve meleke kazanır ve bu onda değişmez bir ahlâk halini alır ve ahlâken cömert olur. Cömertlik onun ikinci tabiatı haline gelir. Artık infak ederken külfet duymaz, bunu seve seve yapar.  Diğer bütün kötü ve iyi ahlâkları buna kıyas etmek lazımdır.

İnfak yapan kişi bunu Allah rızası için yapmışsa bundan sevap kazanır. Maksûd olan; birkaç defa cömertlik yapıp sevap kazanmak değil, cömertliği ahlâk haline getirebilmektir. Bu ise bizim boyumuzu aşan bir iştir.  Ayrıca bu Allah Teâlâ’nın tevfikine bağlıdır. Esbabına tevessül ise bizim tarafımızdan yapılması gerekendir. Bunun için insana lazım olan, cömertlere vaad edilen mükâfatları önce Kur’ân ve sünnetten öğrenip bu hususa sağlamca inanmak, daha sonra bu yolda zorlu bir gayret sarf edip “sağ elinin verdiğini sol ele duyurmadan” maksat elde edilinceye kadar çalışmaktır.

Kur’ân-ı Kerîm’de, iman edip cömertlik yapanların mükâfatlandırılacağı, inkâr edip cimrilik yapanların ise cezalandırılacağı açıklanarak şöyle buyrulmuştur; “Sizin işiniz çeşit çeşittir.”[2] Yani kiminiz hakka, kiminiz batıla koşar, kiminiz cenneti kazanacak amelleri, kiminiz cehennemi kazanacak amelleri işler.

“Kim (hayır için) verir korunursa ve en güzel sözü (Lâilâhe illallâh sözünü) doğrularsa, ona en kolay (cennet yolun da) gitmeyi kolaylaştırırız. Kim de cimrilik eder, kendini zengin (ve kendine yeterli) görürse ve en güzeli (Lâilâhe illallâh sözünü) de yalanlarsa, O na da en güç (Cehennem yolunda gitmeyi)i kolaylaştırırız. Çukura düştüğü zaman malı ona hiçbir yarar sağlamaz.”[3]

Mâturidî Hazretlerinin ifade ettiği gibi, Müslüman olsun, kâfir olsun, iyi olsun, kötü olsun, herkes bu dünya nimetleri hususunda eşittir. Onun için iyiler ve kötüler için başka bir dünya gerekir ki, iyilerle kötülerin farkı ortaya çıksın. İyiler mükâfatlanırken kötüler de cezasını çeksin. Dolayısıyla cömertler yaptıkları infakın karşılığını, cimriler de yapmadıkları infakın cezasını görsünler.

“De ki, Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol verir. (Dilediğine) kısar. Siz hayırdan neyi verirseniz O, verdiğinizin yerine başkasını verir. O rızkı verenlerin en hayırlısıdır.”[4]

Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığı üzere; insan bir hayır yapmak suretiyle malını harcarsa, Allah Teâlâ harcadığı malın yerini, ona başka mal ihsan ederek doldurur.

Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki, “Cömertlik, dalları dünyaya sarkan cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Cömert olan, o ağacın dallarından bir dala tutunmuş olur. O dal da onu cennete sevk eder. Cimrilik de dalları dünyaya sarkan cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Cimri olan da o ağacın dallarından bir dala tutunmuş olur. O dalda onu cehenneme sevk eder.” [5]

Başka bir hadîs-i şerifinde, “Cömert; Allah’a, cennete ve insanlara yakın, cehennemden uzaktır. Cimri; Allah’tan, cennetten, insanlardan uzak ve cehenneme yakındır. Cömert olan cahil, Allah Teâlâ’ya âbid olan cimriden daha sevimlidir.”[6]buyurmaktadır.

Bütün güzel ahlâklar Rabbanî birer sanattır. Bu sanatlar da erbabından öğrenilir.  Bilindiği gibi dünyevî sanatlar nasıl ki bir ustaya çırak olmakla başlar, sonra kalfa, daha sonra usta ve en sonunda usta yetiştiren muallim bir usta olur. Cömertlik ve cimrilik de dâhil olmak üzere, iyi ve kötü ahlâkların tamamı bunun gibidir. Doğru yola ileten Allah Teâlâ’dır.

Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve âhiru da‘vânâ eni’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn.


[1] Ebû Dâvûd, 4-297.

[2] Leyl, 92/4.

[3] Leyl, 92/5-11.

[4] Sebe, 34/39.

[5] Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, 7-434.

[6] Mu‘cemü’l-Evsat, 3-27.

İNSAN NEDEN HAKK’I GÖREMEZ?*

Allah Zü’l-Celâl ve’l-Kemâl Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine Celâl Zâtına, Kemal Sıfatlarına lâyık hamd ü senâlar, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e (s.a.v) sayısız sonsuz salât u selamlar olsun.

NEFHA-İ MUHAMMED (SAV.) -CÖMERTLİK-

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَصْلَتَانِ لَا تَجْتَمِعَانِ فِي مُؤْمِنٍ: البُخْلُ وَسُوءُ الخُلُقِ. Ebû Saîd el-Hudrîradıyallâhu anh’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem…

SEHÂVET-HISSET* – (Mehmed Hilmi)

Hazırlayan: İbrahim Pulat “Sehâvet” Türkçe cömertlik mânâsına geldiği gibi, “hısset” ise buhl[1] ve imsak[2], yani nâkeslik[3], cimrilik demek olur. Nefsini ve âilesini iâşeye[4] âit nafaka-i yevmiyyesinden fazla nukûd ve eşyâya mâlik olanların emvâl-i mezkûreyi vatan…

NEDEN CİMRİ OLMAMALIYIM?

1. Cömertlik, Allah’a güvenmek, Allah’ın dediğine inanmak; cimrilik şeytana inanmak ve şeytanın dediğine aldanmaktır. Bu dediğimin doğru olduğunu ispat eden delil şu âyet-i kerîmedir:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.