İçeriğe geç
Anasayfa » ÇOCUKLARDA AKÂİD EĞİTİMİ*

ÇOCUKLARDA AKÂİD EĞİTİMİ*

İnsan şahsiyetinin tekâmülünde çocukluk çağı ne kadar mühim ve müessirse çocuğun Müslüman şahsiyetinin oluşumunda aldığı akâid eğitimi de o kadar mühim ve müessirdir. Ancak çocukların sahih bir akâid eğitimini nasıl alıp muhâfaza edecekleri kolay bir mevzu değildir. Çocuğun terbiyesindeki diğer hususlar gibi bu mevzu da ilim, tecrübe ve hikmet gerektiren bir mevzudur. Bahusus iman esaslarının temelde “gaybe iman” hüviyetini haiz olması ve çocukların gayb âleminden ziyade müşâhede âlemi diyebileceğimiz bu somut dünyayla irtibatlarının daha kuvvetli olması, onlara bu esasların nasıl öğretileceği mevzusunu biraz daha hassas bir hale getirmektedir.

İmam Gazâlî (rahimehullah) çocuğun akâid eğitimine ihtimam gösterilmesini ve ona sahih akâidin daha küçüklükten itibaren telkin edilmesi gerektiğini ifade etmiş ve bu eğitimin usûlünü şu şekilde ortaya koymuştur:

Bilmiş ol ki muhtasar akâid risâlesinde İslâm inancına dair açıkladığımız esaslar daha yeni neşv ü nemâ çağında olan çocuğa öğretilmelidir. Çocuk bunları güzelce ezberledikten sonra zamanla teker teker her birinin ne demek olduğunu anlar. Yani önce ezberlemek, sonra anlamak, sonra katî kanaate varıp tasdik etmek gerekir. İmanın bu kadarı çocuklarda delil aramadan bulunabilir. Fazl u kereminin eseri olarak Allah Teâlâ daha ilk devresinde mü’minin kalbini imana açar, mü’min delil ve ispat aramadan hemen gerçeği kabul ediverir. Bunu inkâra mecal yoktur. Zira avamın bütün itikatlarının başlangıcı mücerret telkinden ve mahza taklitten ibarettir. Bu şekilde mücerret taklitle oluşmuş bir itikadın başlangıçta bir tür zayıflıktan hâli olmadığı doğrudur. Yani zıddına maruz kalması takdirinde kaybolma tehlikesi vardır. Bundan dolayı çocukların ve avamın sahip oldukları itikadın şüphe ve sallantıya uğramayacak bir seviyeye ulaşıncaya kadar kuvvetlendirilmesi gerekmektedir. Ancak onu kuvvetlendirmenin yolu kelâm ve cedel ilimlerini öğrenmek değildir. Onun yolu Kur’ân, hadis okumak ve bunların manasını anlamak, ibadetlere devam etmektir. Böylece kulağı ile duyduğu Kur’ân ve hadisin delilleri ve hikmetleri ile, gönlüne doğan ibadet nuru ile, iyilerle düşüp kalkmaya başlar; onların nurlu sîmâları ile güzel sözlerinden, hallerinde görülen huzur, Allah korkusu ve tevazudan istifade etmek suretiyle inancı kuvvetlenir. İlk imanı telkin etmek kalbe bir tohum ekmek gibidir. Bu sebepler de o tohumu sulamak ve terbiye etmek demektir. Bu suretle tohum kuvvetlenir, kök salar; kökü kalpte dalları göklere yükselerek şecere-i mübâreke (iyi bir ağaç) olur.[1]

***

Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünnet-i seniyyesi üzerinden çocukların akâid eğitiminde beş esasın olduğunu söyleyebiliriz:

  1. Çocuğa Kelime-i Tevhidi Telkin Etmek

İbn Abbas’tan (radıyallâhu anhumâ) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızın ağzını ilk olarak kelime-i tevhid; “Lâ ilâhe illallah” sözüyle açınız, ölüm anında onlara “Lâ ilâhe illallah” sözünü telkin ediniz.”[2]

Selef de çocuğa ilk olarak kelime-i tevhidi öğretmeyi ve bunu yedi kere söyletmeyi müstehab görürdü. Bu durumda çocuğun konuştuğu ilk şey “Lâ ilâhe illallah” sözü olurdu.[3]

  • Allah Sevgisi, Allah’ın Murâkabesi, Allah’tan Yardım Dilemek, Kaza ve Kadere İman

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) henüz bir çocuk olan Abdullah ibn Abbas’a (radıyallâhu anhumâ) akâidi öğretirken biz ümmetine de çocuklara akâidi nasıl talim edeceğimizi göstermiştir.

İbn Abbas (radıyallâhu anhumâ) der ki: “Bir gün Rasûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) terkisinde idim (yani beni bineğinin arkasına oturtmuştu). Şöyle buyurdu: “Yavrum! Sana bir kaç söz öğreteyim: (Emir ve yasaklara riayet etmek suretiyle) Allah’ı gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nu karşında bulasın. İstediğin zaman Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah’tan dile. Şunu bil ki bütün insanlar toplanıp sana bir fayda sağlamaya çalışsalar ancak Allah’ın sana takdir ettiği kadar fayda sağlayabilirler. Onlar sana bir zarar vermek üzere bir araya gelseler ancak Allah’ın sana takdir ettiği kadar zarar verebilirler. Kalemler (olacak şeyleri yazdıktan sonra) kaldırılmış, sahifeler de (üzerindeki yazılar tamamlanmış olup) kurumuştur.”[4]

Hazreti Lokman (aleyhisselâm) da oğluna Allah’ın ilmini ve kudretini şu şekilde anlatmıştır: “Yavrucuğum! Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa dahi ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin altında bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Şüphesiz Allah latiftir, her şeyi görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”[5]

  • Kalplerine Peygamber ve Sahabe Sevgisini Yerleştirmek

Çocuklar daha ilk yıllarından itibaren etraflarındaki insanları taklit etmeye başlar, onlar gibi davranmaya çalışırlar. Kişiliklerinin oluşumunda örnek alacakları şahsiyetlerin rolü çok büyüktür. Onların tanıyabileceği ve örnek alabilecekleri en büyük şahsiyetlerse hiç şüphesiz Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve sahabe-i kirâmdır (radıyallâhu anhum). Selef-i sâlihin, çocuklara Peygamber Efendimizin hayatını ve ahlâkını öğretmeye özen gösterirlerdi. Kur’ân-ı Kerîm eğitiminin yanında O’nun mübarek sîretini de öğretirlerdi. Zira O’nun hayatı Kur’ân’ın mücessem bir örneğiydi. Çocukların O’nun hayatını öğrenmeleri, O’na gönülden bir sevgi duymalarını ve O’nu kendileri için bir numune-i imtisal olarak görmelerini sağlayacağı gibi cahiliyenin karanlıklarından sıyrılıp İslam’ın nuruna kavuşmanın serüvenini müşahede etmelerine, hicreti an be an yaşamalarına, tevhidi ve onun uğruna verilen mücadelelerin neşvesini ruhlarında hissetmelerine de vesile olur.

Sahabeden Sa‘d b. Ebî Vakkas’ın (radıyallâhu anhu) torunu İsmail der ki: “Babam bize Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) savaş ve seriyyelerini öğretir ve derdi ki: Yavrucuğum! Bunlar babalarınızın şeref levhalarıdır. Bunları dile getirmeyi ihmal etmeyiniz.”

Hz. Ali’nin (radıyallâhu anhu) torunu Hz. Zeynelabidin (rahimehullah) der ki: “Bize Kur’ân sûreleri öğretildiği gibi Rasûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) savaşları da öğretilirdi.”[6]

Sahabe-i kirâmın ve selef-i sâlihinin çocukları Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) hâdis-i şeriflerini öğrenip ezberlemeye çalışırlardı. Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan’a Rasûlullah’tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) neyi ezberlediği sorulunca şu cevabı vermiştir: “Rasûlullah’tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) şunu ezberledim: Seni şüpheye düşüren şeyi bırak da düşürmeyene bak! Çünkü doğruluk kalbe sükûn verir, yalan ise şüphe oluşturur.”[7]

İbrahim b. Edhem diyor ki: “Babam bana “Yavrucuğum! Hadis tahsil et. Ne zaman bir hadis duyar ve onu ezberlersen sana bir dirhem var.” derdi. Ben de bundan dolayı hadis öğrenmek isterdim.”[8]

Ali b. Asım babasının hadis öğreniminden bahsederken der ki: “Babam bana yüz bin dirhem verdi ve “Git, yüz bin hadisin dışında senden başka bir şey istemiyorum.” dedi.”[9]

  • Kur’ân-ı Kerîm Öğretmek

Şeyh Abdullah Siraceddin Tilâvetü’l-Kur’âni’l-Mecîd isimli eserinde şöyle söylemektedir:

Oğlan veya kız çocuğunun velisi ona küçüklükten itibaren Kur’ân’ı öğreterek işe başlamalıdır. Bu durumda Allah’ın onun Rabbi olduğu ve Kur’ân’ın da O’nun sözü olduğu inancı çocuklara verilmiş olur. Gönüllerine Kur’ân’ın ruhu işler; düşünce, idrak ve duygu sistemlerine de Kur’ân’ın nuru sirayet eder. Kur’ân’daki inanç esaslarını ilk yıllardan itibaren almış olurlar. Kur’ân sevgisiyle, Kur’ân’ın emir ve yasaklarına uyarak, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanarak ve onun metodunu takip ederek büyürler ve gelişirler.

İmam Suyûtî şöyle demektedir: “Çocuklara Kur’ân’ı öğretmek, İslam’ın temel bir kaidesidir. Böylece fıtrat üzere büyürlerken günahlarla kirlenmeden, nefsî ve şehevî duygular yeşermeden önce kalplerine hikmet nurları yerleşir.”

İbn Haldun da şu sözüyle bu hususu tekit etmektedir:

“Çocuklara Kur’ân’ı öğretmek dinin bir şiârıdır. Müslümanlar bütün memleketlerinde bu şiâra sahip çıkmış ve bunu uygulamışlardır. Çünkü Kur’ân âyetleri ve hadis metinleri iman esaslarının gönüllere yerleşmesini sağlamaktadır.”[10]

Hz. Ali’den (radıyallâhu anhu) rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı üç haslet üzere yetiştiriniz: Peygamberinizin sevgisi, ehl-i beytinin sevgisi ve Kur’ân tilâveti. Zira Kur’ân’ı nakledenler ve ezberleyenler, peygamberler ve seçkin kullarıyla beraber hiçbir gölgenin olmadığı günde Allah’ın arşının gölgesinde olacaklardır.”[11]

Sahabe-i kirâm (radıyallâhu anhum) Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) talimatına uyarak çocuklarına Kur’ân öğretmeye ihtimam göstermişlerdir. Sa‘d b. Ebî Vakkâs’ın oğlu Mus‘âb (radıyallâhu anhu) babasının Rasûlullah’tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hadisi rivayet ettiğini söylemiştir: “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğreteninizdir.” Mus‘âb dedi ki: Babam elimden tuttu ve şu okuduğum yere beni oturttu.”[12]

  • Çocuğun İman Üzerinde Sebat Etmesi ve Bu Uğurdaki Fedakârlığı

Bugün Müslüman çocuklar dinleri ve imanları hususunda birçok tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Onların bu tehlikelerle mücadele edebilmelerine ve imanlarında sebat gösterebilmelerine vesile olacak önemli bir husus Allah yolunda fedakârlıkta bulunmanın anlamını idrak etmeleridir. Zira sahip oldukları akâidin kalplerindeki kıymeti bu fedakârlıklarla pekişip derinleşir. Çocuklar bu hususları da yine Kur’ân-ı Kerîm’den ve Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatından öğrenebilirler. Kur’ân’da ve siyerde mü’minlerin, imanları uğrunda yaptıkları fedakârlıkları ortaya koyan etkileyici anlatımlar bulunmaktadır. Çocuklar bu fedakârlıkları görerek hem iman esaslarının hayatiyetini idrak eder hem de Allah yolunda sebat etme ve kınayıcıların kınamasından korkmama hususunda kendileri için müthiş örneklikler bulurlar.

Kur’ân-ı Kerîm’in Burûc Sûresi’nde zikredilen ve Rasûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) hadîs-i şerîfinde detaylıca anlatılan Ashâb-ı Uhdûd hâdisesi bu müthiş örnekliklerden biridir. Bu hâdise Allah’ı inkâr eden bir kralın mü’minlere uyguladığı zulümleri anlatmaktadır. Zalim kral sırf iman etmeleri sebebiyle bir âbidin ve âmâ bir mü’minin başlarını testereyle ikiye böldürmüş, ardından âbidin talebesi olan ve âmânın şifa bulmasına vesile olan mü’min çocuğu öldürmeye çalışmıştır. Kerâmet sahibi mü’min çocuk ise Allah’a imanı bütün halka tebliğ edebilmek için canını feda etmiştir. Kral daha sonra iman eden insanları imanlarından vazgeçirmek için ateşten hendekler kurup onları teker teker bu hendeklere atmıştır.[13] Bu hâdisede bütün mü’minlerin imanları uğruna canlarını feda ettiklerini gören bir çocuk, dini uğrunda hayatı boyunca karşılaşacağı sıkıntılarla mücadele etmek için ruhunda bir iman ateşi bulacaktır.

Sahabe çocuklar Allah yolunda cihat etmek için can atarlardı. Küçük görülür de cihada kabul edilmeyiz endişesiyle yoklama anında gizlenirler, kabul edilmemeleri durumunda ise ağlarlardı.

Sa‘d b. Ebî Vakkâs (radıyallâhu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), kardeşim Umeyr b. Ebî Vakkâs’ın Bedir savaşına katılma isteğini kabul etmedi, onu küçük gördü. Umeyr’in hemen ağlaması üzerine Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona izin verdi. Artık ben de kılıcının bağını onun üzerine bağladım. Bedir savaşına ben de iştirak ettim. O gün yüzümde tek bir tüy vardı, elimle onu siliyordum.[14]

Semüre b. Cündeb (radıyallâhu anhu) der ki: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), ensardan bazılarını bize arz ediyor, onlardan yetişkin olanları cihada kabul ediyordu. Derken bir yıl ben de arz olundum. Bir çocuğu kabul etti, beni ise reddetti. Ben dedim ki: “Ya Rasûlallah! Onu kabul ettin ama beni etmedin. Eğer ben onunla güreş tutsam elbette onu yıkarım. Nihayet onunla güreştim ve onu yıktım. Bunun üzerine beni de kabul etti.”[15]

Sonuç

Bu saydığımız beş esas bir çocuğun akâid eğitimi ile ilgili en önemli hususlardır. Bununla birlikte bu eğitime menfi veya müspet manada tesiri olan başka birçok husus bulunmaktadır. Bunların hepsine bu kısa yazıda temas etmek mümkün olmayacaktır. Ancak menfi olana bir örnek vermek gerekirse çocuğun izlediği bazı çizgi filmleri, dizileri veya filmleri gösterebiliriz. İman esaslarımıza aykırı bir dünya görüşüyle oluşturulan birçok yayın, Allah’a ve âhirete imanın anlamını ortadan kaldıran, çocuğu farklı amaç ve dünyalara meftun eden içerikler sunmaktadır. Nasıl ki çocuk siyer öğrenirken Rasûlullah’ın (aleyhisselâm) ve sahabe-i kirâmın (radıyallâhu anhum) dünyalarıyla irtibat kurup onların akâidini telakki ediyorsa mezkûr yayınları izlediğinde de bâtıl akâidlere maruz kalıp onların etkisi altına girer.

Çocuğun akâidine müspet manada tesiri olan bir husus olarak da tefekkürü zikredebiliriz. Aklı ermeye başlayan çocuk daha selim bir fıtrat üzere iken ve dünya hayatının uyuşturucularıyla sarhoş edilmemiş iken Allah’ın yarattıkları üzerinde tefekkür etmeye alıştırılmalıdır. Nereden geldiğine, şu anda hangi vazifelere muhatap olduğuna ve nereye gideceğine dair kendi aklına ve seviyesine uygun bir surette sorular ve cevaplarla meşgul edilmeli, muhtelif temsil ve teşbihlerle akıl dünyasına bu hakikatler arz edilmelidir. Böylece çocuğun başlangıçta takliden kalbine aldığı iman büluğ çağına geldiğinde tahkike inkılap edip aklına ve ameline rehberlik edebilir.

Her hayırlı amelde olduğu gibi çocuğun akâid eğitiminde de esbâba tevessülün yanında hayatî bir vazife daha vardır: dua. Daha nutfe anne karnına düşmeden evvel başlayıp hayatın son demlerine kadar bitmeyen bir ameldir ebeveynin duası:

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا ۖ إِنَّكَ أَنتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

“Rabbimiz! Bizi Sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da Sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yollarımızı göster. Tevbemizi kabul et. Çünkü Sen, tevbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.”[16]


[1] İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, thk. Ali Muhammed Mustafa ve Said el-Mehâsinî, Dâru’l-Feyhâ ve Dâru’l-Menhel Nâşirûn, Şam 2010, c. 1, s. 332; İhyâu Ulûmi’d-Dîn Tercümesi, trc. Ahmed Serdaroğlu, Kapmanya Kitapları, İstanbul 2016, c. 1, s. 467-468. Türkçe tercümede Serdaroğlu’nun tercümesi esas alınmakla birlikte birçok cümle yeniden tercüme edilmiştir.

[2] Beyhakî, Şuabu’l-İman, 6/2896.

[3] Abdurrezzak, el-Musannef, 7724.

[4] Tirmizî, 2516.

[5] Lokman, 31/16.

[6] Muhammed Rıza, Muhammedun Rasûllullah, s. 151.

[7] Tirmizî, 2518; Nesâî, 8/327; Ahmed 1723.

[8] Hatip el-Bağdadî, Şerefü ashâbi’l-hadis, s. 10.

[9] Hatip el-Bağdadî, er-Rıhle fî talebi’l-hadis, s. 175.

[10] İbn Haldun, Mukaddime, s. 397.

[11] Taberânî ve İbnu’n-Neccâr’ın rivayet ettiği bu hadis için bkz. Münâvî, Feyzu’l-Kadir, I.

[12] Ebu Ya’lâ, Müsned, II. 136. Ebu Ya’lâ zayıf bir sened ile rivayet etmiştir. Ancak hadisin metni Ahmed, Buhârî, Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mâce ve Dârimî tarafından rivayet edilmiş sahih bir hadistir.

[13] Müslim, Zühd, 73.

[14] Hâkim, Müstedrek, III/88; Kenzü’l-ummâl, V/270.

[15] Bkz. Zebîdî, Ukûdu’l-Cevâhiri’l-Münîfe, II/97.

[16] Bakara, 2/128.


* Bu yazı Muhammed Nûr Süveyd’in Menhecü’t-terbiyeti’n-nebeviyye li’t-tıfl (Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi, trc. Zekeriya Güler) isimli eserinin akâid eğitimi ile ilgili bölümünden istifade edilerek yazılmıştır.