KENDİNİZİ VE AİLENİZİ ATEŞTEN KORUYUNUZ

“Ey iman edenler! Kendilerinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır. Onlar Allah’ın kendilerine emrettiği şeylere asla isyan etmezler. Kendilerine emir olunanı da hemen yaparlar.”[1]

Bu Ayet-i Kerime’de Allah Teâla (c.c.) biz Müslümanlara, hem kendimizi hem de aile fertlerini, yasaklardan uzak durup emirlerini yerine getirmek suretiyle cehennem ateşinden korumamızı emir buyurmaktadırlar. Bir Müslüman aile reisi kendinden sorumlu olduğu gibi, hanımından ve çocuklarından da sorumludur. Hatta akrabasından ve sorumluluğu altında bulunan kimselerden de mesuldür. Yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden mesulsünüz.”

Devlet başkanı idaresi altındaki insanlardan mesuldür. Bir erkek aile fertlerinden mesuldür. Bir kadın kocasının evinden ve çocuklarından sorumludur. Kısacası herkes idaresi altındakilerden mesuldür.

Her Müslüman önce kendini cehennem ateşinden korumak için tedbir almalıdır. Şüphe yok ki bunun için yapılacak iş bellidir. Önce Ehl-i sünnet itikadına göre sağlam bir imana sahip olmamız gerekir. Bu iman bizi, haramlardan, tahrimen mekruh ve tenzihen mekruhlardan uzaklaştırıp farz, vacip, sünnet ve müstehapları işlemeye sevk etmelidir. Allah (c.c.)’ın yasaklarını ve emirlerini, Ehl-i sünnet inancına bağlı mezhep âlimlerimizin yazmış olduğu temel kaynaklardan yani fıkıh kitaplarından veya bu kitaplardaki sağlam bilgileri bize aktaracak olan inancına, ameline ve takvasına güvendiğimiz âlimlerimizden öğrenmeliyiz. İtikadi konularda da onlara başvurmalıyız.

Bugün Müslümanların yaşadığı coğrafyayı işgal edip müslümanları modern köle haline getirip sömürmek için İslam düşmanları her koldan çalışmaktadırlar. Siyasî, iktisadî ve kültürel savaşın yanında, fiili işgal ve terör gibi her yola başvurmaktadırlar. Sömürü düzenlerini devam ettirebilmek için, İslam’ı bilmeyen ve yaşamayan, ahlâkı bozulmuş, eğlence ve sefahate alışmış, nefsine esir olmuş, cihad şuurundan yoksun sözde Müslüman olan köleler arzu etmektedirler. İşbirlikçileri sayesinde her tarafta Müslümanlara, dinlerini öğrenmemeleri ve yaşamamaları için her türlü baskıyı yapmaktadırlar. Diğer taraftan da satılmış bazı kimseler az bir dünya menfaatine İslam dinini tahrif etmek için geceli gündüzlü çalışmaktadır.

Bu durum karşısında Müslümanlar bugün hem dünyalarını hem de ahiretlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Henüz aklı başında olan, şuurunu kaybetmemiş Müslümanlar, bu felaketten kurtulmak için bütün güçleriyle İslam dinine sarılmaktan başka çare olmadığını bilmektedirler. Her Müslüman kendine düşen vazifeyi yerine getirmelidir. Ailece ve toplum olarak İslam’ı öğrenip yaşamak için bütün imkânlar seferber edilmelidir. Çocuklarımızın dünyasını düşündüğümüz gibi sonsuz hayatlarını da düşünüp tedbir almalıyız. Düzene teslim edilen çocuklar maalesef yeterli dinî bilgilerini alıp tatbik etme imkânı bulamadıklarından birçoğu Allah (c.c.)’a asi olurken diğer bir kısmı da Allah (c.c.)’a asi olmanın yanında kendilerini yetiştiren düzenin de baş belası haline gelmektedirler. İslam’dan mahrum yetişen karnı aç nesiller, İslam düşmanları için hazır birer asker durumundadır.

Her şey açık ve net olarak gözlerimizin önünde cereyan etmektedir. İslam’a ve İslam kardeşliğine her zaman ihtiyacımız vardır. Çünkü biz Allah (c.c.)’ın kullarıyız. O’na muhtacız. Dünya ve ahiret saadetimiz O’nun gönderdiği İslam dinine bağlıdır. Tarihte dinimize bağlı olduğumuz dönemlerde dünyamız da güzel olmuştur. Çeşitli ırklara mensup Müslümanlar İslam kardeşliği sayesinde asırlarca huzur içerisinde yaşamış, gayr-i müslimler de ülkemizde mal, can ve namus emniyeti içerisinde hayatlarını devam ettirmişlerdir. Dedelerimiz dünyaya hakkı ve adaleti hâkim kılmıştır. Bu bir gerçektir. Bugün demokrasi ve insan haklarından bahseden modern ve çağdaş ülkelerin dünyayı ne hale getirdiklerini hep beraber görüyoruz. Müslümanları nasıl katlettiklerini, sömürdüklerini ne vahşi canavar olduklarını yine birlikte müşahede ediyoruz. Onlar ifsat edicidir, ıslah edici değildir. Esas terörist onlardır. Çünkü onlar inanmamakla Allah’a asi olmuşlardır. Böylece fesatta zirvede yerlerini almışlardır. Allah (c.c.) onlar hakkında şöyle buyurur:

“Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.”[2]

Sözlerin en güzeli Allah (c.c.)’ın kelâmıdır. Tahrim Suresinde, Allah (c.c.) kâfirlerin kıyamet günündeki durumunu bildiriyor. Kurtuluş için bizleri tövbeye davet ediyor. Kâfir ve münafıklara karşı cihadı emrediyor. Firavun’un hanımı Asiye’yi ve İmran kızı Meryem’i bize örnek gösteriyor. Şimdi hep beraber kurtuluş reçetesini okuyup hayata tatbik edelim.

“Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak işlediklerinizin cezasını çekeceksiniz, (denilir).

Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; Çünkü sen her şeye kadirsin” derler.

Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür!

Allah, inkâr edenlere, Nuh’un karısı ile Lût’un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Salih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin! denildi.

Allah, inananlara da Firavun’un karısını misal gösterdi. O: Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar! demişti.

İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi). Biz ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.”[3]

Ayet-i Kerimelerde bahsedilenlerden Hz. Nuh’un karısı, kavmine onun mecnun olduğunu söylerdi. Hz. Lût’un karısı da, kocasına gelen erkek misafirleri, gece ateş yakarak, gündüz de duman çıkararak haber verirdi. İkisi de lâyık oldukları cezaya çarptırıldılar.

Firavun’un hanımı Asiye, Hz. Musa’ya iman etmişti. Bundan dolayı kocası Firavun, onu ellerinden ve ayaklarından dört kazığa bağlamış, göğsüne kocaman bir taş koymuş, öylece yakıcı güneşe bırakmıştı. İşkence anında, zikredilen duayı yaparken ruhunu teslim etmiştir.

Burada Firavun’un hanımını bize misal gösteren Rabbimiz, bütün mazeret kapılarımızı kapatmıştır. O mümine kadın inancı uğrunda canını feda etmiş, şehadet şerbetini içmiş, ebedî saadete kavuşmuştur. Ya bizler kendimizi ve neslimizi cehennemden koruyup cennete gidebilmek için ne yapıyoruz? Nefis, şeytan ve zalimlere karşı cihat konusunda durumumuz nedir? İmanımız bizi hangi işlerle meşgul etmektedir? Bir düşünelim, muhasebemizi yapalım, göreceğiz ki cihadsız kurtuluş yoktur. Öyleyse haydin nefis, şeytan ve zalimlere karşı cihada…

 

[1] Tahrim, 66/6

[2] Bakara, 2/1–2

[3] Tahrim, 66/7–12