ALLAH’IN YARDIMI KİME?

Her mühim hususta olduğu gibi, bu hayatî konuda da suâlimizin cevabını; elbette doğru adreste aramak bizler için imanî bir zarurettir. Bu noktadan hareketle yola çıktığımızda şüphesiz ilk adres; Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerîm ve Resûlullah’ın Sünnet-i Seniyye’sidir: “Ey mü’minler! Şayet Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman ediyorsanız; bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüzde; Allah’a ve Resûl’üne yani Kur’an ve Sünnet’e başvurunuz”.

Usûl belli olduktan sonra gelelim vusûle : Müslümanlık iddiasında olan bizler, bu kat’î nasslar muvâcehesince aceba “ihtilaflı konuları, Kitab ve Sünnet’e müracaatla mı yoksa nefislerimize müracaatla mı çözüyoruz?” suâlinin cevabını araştırmaya..

Önce şu soruya cevap bulmaya çalışalım:”Bir Müslüman için karşılaştığı meseleleri çözmede; keyfe göre hareket etme olamayacağı yukarıdaki ve benzeri başka Âyet’lerle sabit olduğuna göre onlara baş vurmak şöyle dursun, bunun bir mecburiyet olduğunu bilmemek affa girer mi? Hele hele bunun kaygısında bile olmamak, Müslim ve mü’min olmakla kabil-i te’lif olur mu?” Yani, “şartlar/koşullar”, “imkânsızlıklar” , “konjonktür” ve benzeri sahte cankurtaranlara sığınıp, sonra da “müslümanlık”tan dem vurmak ne kadar dürüstlük olur? Gerçek “mü’min” ve “Müslim”in gönlü bu sahte sloganlarla mutmain olur mu?

İmanî mes’ele ve konular şüphe ve tereddüdü kabul etmez. Cenab-ı Hak; “Allah size yardım ederse, sizi kimse yenemez”[1] buyurduğuna göre bu, şeksiz şüphesiz böyledir. Burada kul için mühim olan; Allah’ın yardımını hak etmektir. Rabbimizin yardımı ise şarta bağlanmıştır:”Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz O da size nusret eder”[2]. Bir başka Âyet-i Kerîme’de ise Rabbimiz, ikram ve ihsanı ile ;”Müminlere yardımı taahhüd altına almış olduğunu beyan buyurmaktadır.[3] Mü’minlerin halâs ve kurtuluşu da İlâhî teminat altındadır.[4] Hâl böyle olunca iş geliyor, “gerçek mü’min” olmaya dayanıyor. Gerçek mümin ise nasıl olacak onu da ilk nazarda hatıra gelen “sözlerin en güzeli” ile çerçeve içerisine almaya çalışalım:

        “Erkek mü’min ve kadın mü’mineye Allah ve Resulünün hüküm koydukları hususlarda serbest davranma hakkı yoktur.”[5]  

         Diploma hatırı için tesettürde serbest hareket etmek, kızın-gelinin-dünürün hatırı için nişan-nikâh-düğün merasimlerinde İslamî ölçülerin dışına çıkmak ve daha niceleri neyse ki, serbest hareket etme alışkanlığından kaynaklanıyor. Ya itirazdan kaynaklansa halimiz nice olur?

        “Allah’tan korkunuz ve şayet müminlerseniz faizden kaynaklanan artışı terk ediniz.”[6]  

        Çok para kazanıp çok hayr yapacağım aldatmacası ile faizli ticaret yapmak, Âyet’in mesajına nazaran Allah’tan korkmamak veya mümin olmamak demek oluyor ki, hiçbir müslümanın kabullenebileceği bir şey değildir. Amma bu yasağı çiğneyenlerin de sayısı hiç de azımsanacak ölçüde değildir. Hele de son zamanlarda banka kredisi ile satın alınan evler konusunda..  

        “Mü’minler, müminleri bırakıp da kâfirlerin peşi sıra gitmesinler.”[7]

        Ticarette mi?, siyasette mi?, hayat felsefesinde mi?, dünya ve dünyalıklara bakış açısında mı? lüks ve eğlencede mi?.. Elbette hepsinde ve daha nicelerinde..    

        “Eğer onlar mü’min iseler, Allah ve Resulü’nün rızası hepsinden önceliklidir.”[8]

        Eşin, çocukların, akrabaların, dostların, mevki ve makam sahiplerinin, cemaat ve parti liderlerinin arzu ve emirlerinden de öncelikli herhalde.. Aman dikkat!

 “Aralarında hüküm vermesi için Allah’a (Kur’an’a) ve Resulü’ne (Sünnet’e) davet olunduklarında müminlerin söyleyecekleri söz; ‘semi’nâ ve eta’nâ’ duyduk ve iman ettikten ibarettir.”[9] 

Kitap ve Sünnet’e davet hayatî konulardan çok, nevâfil ve fezâil konularında geçerliliğini koruyor. Muâmelâtta zaten günümüz müslümanı ustaca davranıp, iki temel kaynağa davet etmemeye ve davet vâki olursa duymamaya çalışıyor. “Hesap Günü”var, akıllı hareket etmek lazım.      

        “Nebî aleyhisselam müminler için nefislerinden önceliklidir.”[10]

Müslüman için Sünnet, şahsî görüş ve menfaatinden önce gelir demek çok kolay ise de, tatbikatta bunu görebilmek çok rastlanan şeylerden değil ne yazık ki..

Bilmem fazla doğrucu mu olduk? Politikadan anlamıyoruz ve anlamak da istemiyoruz da ondan..

 

[1] bkz. 3 /160

[2] bkz.47/7

[3] bkz. 30/47

[4] bkz. 10/103

[5] bkz.33/36

[6]bkz.2/278.

[7] bkz.3/28

[8] bkz.9/62

[9] bkz. 24/51

[10]bkz. 33/6

 

İSLÂM TEŞKÎLÂTI (İbâdet, Cemâat Birliği ve Yardımlaşma)

Hadis: İslâm (dini şu) beş ( temel) üzerine kurulmuştur: ” Hakikat, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in şüphesiz O’nun kulu  ve peygamberi olduğuna şehadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, kâbeyi ziyaret (hac) etmek, Ramazan…

İSTİKAMET

Müslümanın her türlü aşırılıktan sakınarak doğruluk üzere bulunması anlamında bir ahlâk ve tasavvuf terimi olan istikamet, sözlükte “doğru, düzgün, dengeli, sabit ve kararlı olma” gibi anlamlara gelir. İstikamet “doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve…

SÜNNET NEDEN GARİP?

İlmî tarifi ne olursa olsun, ‘sünnet’ kelimesinin yeryüzündeki bütün Müslümanların kulağında, Allah Teâlâ’nın son nebisi Muhammed aleyhisselam’ı çağrıştırdığı tartışılamaz bir gerçektir. Sünnet sözcüğü, hiçbir ilave almadan kullanılmış olsa bile Medine’yi çağrıştıran bir ses tonu ile…

KULLUK BİLİNCİ OLAN DUA

Hamd, herşeyi en iyi bilen, her şeye gücü yeten, kula lâzım olan herşeyi Kur’an-ı Kerîm’inde bize bildiren, Kur’an’ın kavlî ve fiilî açıklamasını Hz. Peygamber (s.a.s.)’e öğreten, Kendisine nasıl ibadet edeceğimizi ve nasıl dua edeceğimizi öğreten,…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir