Kibir, Tevâzu ve İhlâs

23. Sayı · 2011/3

2022

2021

2020

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

Kibir, bü­yük­lük de­mek­tir. Te­keb­bür, bü­yük­lük gös­ter­mek; mü­te­keb­bir, ken­di­sini büyük gös­ter­meye ça­lı­şan kim­se­dir.

Müs­tek­bir, küçük ol­ma­sına rağ­men bü­yük­lük id­di­a­sında bu­lu­nan kim­se­dir.

Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de şey­tan­la­rın ba­bası olan İblis ve onu iz­le­yen­ler için müs­tek­bir ifa­de­sini kul­lan­mış­tır. Çünkü Pey­gam­ber ve üm­met­le­ri­nin ma­kam­ları büyük, karşı çıkan İblis ve iz­le­yi­ci­le­ri­nin ma­kam­ları kü­çük­tür.

Kibir hak­kında Ra­sû­lul­lah sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem Efen­di­miz şöyle bu­yur­muş­tur:

“Kibir, hakkı inkâr ve in­san­ları hor gör­mek­tir.”1

Kibir, ki­şi­nin kendi kü­çük­lü­ğünü kar­şı­nın da say­gın­lı­ğını inkâr edip kar­şıyı hor ve hakîr/küçük gör­mek­tir.

Kibrin Kısımları

Allah’a ve Rasûlüne karşı kibir

Bu kü­für­dür. Çünkü Allah ve Rasû-lüne karşı ki­bir­le­nen kimse, ken­di­sini üstün gör­mekte, kendi ak­lını daha isa­betli ve daha doğru zan­net­mekte, Allah ve Ra­sû­lü­nün hü­küm­le­rini, emir ve ne­hiy­le­rini be­ğen­me­mekte işte böy­lece hakkı inkâr et­mek­te­dir.

Bunun de­lili şu âyet-i ke­rî­me­dir:

“Hani me­lek­lere (kar­şı­sında say­gıyla eğil­mek su­re­tiyle) Âdem’e secde edin! de­miş­tik. Bunun üze­rine, (me­lek­ler Allah’ın em­rine boyun eğe­rek) secde et­ti­ler; ancak (me­lek­le­rin ara­sında ya­şa­yan ve aslen cin olan) İblis (em­ri­mize) karşı geldi, (ken­di­sini Âdem’den üstün gö­re­rek) kibre ka­pıldı ve (bu karşı koyuş so­nu­cunda, ilâhî emre baş­kal­dı­ran) kâ­fir­ler­den (biri) oldu.”2

İblis, sec­deyi terk et­tiği için kâfir ol­madı. Ken­di­sini üstün gör­dü­ğün­den, secde em­rini uygun gör­me­di­ğin­den do­layı kâfir oldu.

İşte bu ma­nada olsa ge­rek­tir ki Hz. Pey­gam­ber sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem şöyle bu­yur­muş­tur:

“Kal­binde har­dal ta­nesi kadar îmân olan hiç bir kimse ce­hen­neme gi­re­mez. Kal­binde har­dal ta­nesi kadar kibir bu­lu­nan hiç­bir kimse de cen­nete gi­re­mez. “3

Âlim­ler­den Hat­tâbî de bu hadîs-i şe­rîf­teki kib­rin, Allah’a ve Pey­gam­ber’e îmân­dan yüz çe­vir­mek mâ­na­sında kul­la­nıl­dı­ğını söy­le­miş­tir.4

İslâm Dinine karşı kibir

Bu da kü­für­dür. Çünkü İslâm Di­nine karşı kibir, İslâm Di­nini be­ğen­me­mek de­mek­tir. Hâl­buki İslâm Dinin kay­nağı helal-haram, emir-nehir, hak-batıl açı­sın­dan hüküm ve tes­bit­ler ilâ­hî­dir. Dini inkâr, dinin sa­hibi olan Allah’ı in­kâr­dır ki o da kü­für­dür. Zira hükmü inkâr, hük­mün sa­hi­bini inkâr de­mek­tir.

İnsanlara karşı kibir

Bu cins kibir ha­ram­dır. Eğer kibri helal gö­rürse o zaman kâfir olur. Çünkü ha­ramı helal, he­lali haram gör­mek kü­für­dür. Bu da hükmü kabul et­me­mek ve hükmü inkâr de­mek­tir. Eğer hükmü kabul eder de nef­sine uya­rak ki­bir­li­lik ya­parsa haram iş­le­miş olur.

Görevde kibir

Bu cins kibir de ha­ram­dır. Bu kibir, gö­revde iler­le­meye engel olur. Hâl­buki iler­le­mek is­te­yen, her­kesi ken­di­sin­den üstün gör­me­li­dir. Yoksa şey­tan, ki­şi­nin yan­lı­şını doğru diye süs­ler o da ken­di­sini doğru zan­ne­der. Bunun ça­resi öl­çüyü kav­ra­mak ve öl­çüye göre ha­re­ket et­mek­tir. Yoksa ken­di­sini ölçü zan­ne­der.

“Rast­la­dı­ğım her­kes bir ba­kıma ben­den üs­tün­dür ve ben böy­lece her­kes­ten bir şey öğ­re­ni­rim.” Emer­son

Kibirlilere karşı kibir

Bu cins kibir, günah değil tam ak­sine se­vap­tır. Düş­mana karşı güçlü gö­rü­nüp onu kor­kut­mak için ki­bir­le­ne­rek yü­rü­mek câ­iz­dir. Uhud Har­binde düş­mana karşı Dü­cane (r.a.)’nin Hz. Pey­gam­ber sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem’in ver­diği kı­lıcı alıp düş­mana karşı ki­bir­len­mesi gibi. İşte bu savaş es­na­sın­daki bu tav­rın­dan do­layı Ra­sû­lul­lah sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem şöyle bu­yur­muş­tur:

“Bu öyle bir yü­rü­yüş­tür ki, Allah ona bu gibi du­rum­la­rın hâ­ri­cinde buğ­ze­der!”5

Aynı şe­kilde Ra­sû­lul­lâh sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem, Hu­dey­biye sulh ant­laş­ması yap­tığı sene (umre için) Mekke’ye ge­lince Müs­lü­man­lara, kuv­vet­le­rini müş­rik­lere gös­ter­me­leri için hızlı ve gös­te­rişli yü­rü­me­le­rini em­ret­miş­tir.6

Müs­lü­ma­nın, ki­bir­li­lere karşı kibir gös­te­risi sa­daka veya güzel sa­yıl­mış­tır.7

Bu­rada mak­sat, ki­bir­len­me­nin câiz ol­du­ğunu bil­dir­mek değil, ki­bir­liye had­dini fiilî ola­rak bil­dir­mek­tir.

Kişinin şahsında kibir, hareketlerinde kibir

Bu cins kibir ise ha­ram­dır. Bu ko­nuda Allah Teâlâ şöyle bu­yur­muş­tur:

“İn­san­lara karşı ki­bir­lenme ve yer­yü­zünde ça­lımla yü­rüme! Çünkü Allah, ken­dini be­ğe­nip övü­nen kim­seyi sev­mez. Yü­rü­yü­şünde orta yolu takip et! Se­sini al­çalt! Doğ­rusu ses­le­rin en çir­kini ger­çek­ten eşek­le­rin se­si­dir.”8

 “Yer­yü­zünde bü­yük­lük tas­la­ya­rak yü­rüme. Çünkü sen ne yeri ya­ra­bi­lir­sin, ne boyca dağ­lara ye­ti­şe­bi­lir­sin. Kötü olan bütün bun­lar, Rab­bi­nin ka­tında se­vil­me­yen şey­ler­dir.”9

İn­sana ya­kı­şan kibir değil, te­vâ­zu­dur. Çünkü kibir, ya­sak­la­nan ve Allah ka­tında be­ğe­nil­me­yen bir sı­fat­tır. İnsan, ya­sak­la­nan değil, övü­len sı­fat­lara sahip olursa övü­len­ler­den olur. Zaten ken­dini ta­nı­yan, Rabbi’ni tanır. Şöyle ki kendi ac­zini idrak ederse, aciz ol­ma­yan ve kâdir olan Allah’a tes­lim olur. Kendi ceh­lini kav­rarsa Allah’ın vah­yine mü­ra­caat eder. Kendi zil­le­tini an­larsa Allah’ın iz­ze­tine sı­ğı­nır, iz­zete ula­şır da şu âye­tin hükmü al­tına gir­miş olur: “… Hâl­buki izzet Allah’ın, Ra­sûlü’nün ve mü’min­le­rin­dir, fakat mü­na­fık­lar (bunu) bil­mez­ler.”10

İşte bun­dan do­layı dünya ve âhi­rette mutlu olmak is­te­yen insan her sa­hada if­ra­tın ve tef­ri­tin or­tası olan İslâm Akî­de­sine göre inan­malı, İslâm Ah­lâ­kıyla ah­lâk­lan­malı ve İslâm Fık­hına göre ya­şa­ma­lı­dır.

Akıllı adam ki­bir­len­mez. Akıllı adam, baş­ka­sını bil­me­den ve baş­ka­sını yen­me­den önce ken­di­sini bilir ve ken­di­sini yener.

Kibir cehâlet alâmetidir

“Bil­gi­siz­li­ğin en bü­yüğü, ken­dini be­ğen­mek­tir.” Hz. Ali (r.a.)

Kibir yalnız kalmaktır

“Kibir, in­sanı yal­nız­lığa mah­kûm eder.” Hz. Ali (r.a.)

Akıllı insan kibirlenmez

“Ki­birle akıl aynı başta bu­lun­maz.” İb­ra­him Bey

Kibir manevî körlüktür

“Kibir ile aşk şu ci­het­ten bir­bi­rine ben­zer ki ikisi de kör eder.” Cenap Şe­ha­bed­din

“Her­ke­sin ken­dini bir şey san­dığı yerde, hiç kimse bir şey ola­maz.” Gil­bert Wels

Yanlıştan ancak yanlış doğar

“Ge­nel­likle bütün büyük yan­lış­lık­la­rın al­tında gurur yatar.” John Rus­kin

KİBİRİN ÇARESİ TEVÂZU VE İHLÂSTIR

Te­vâzu; boyun eğmek, tes­lim olmak, bü­yük­len­me­mek, gös­te­riş­siz­lik ve alçak gö­nül­lü­lük­tür.

Te­vazu, Allah için olursa ki­şiyi yük­sel­tir. İşte bu ma­nada Ebû Hu­reyre (r.a.), Hz. Pey­gam­ber (s.a.s.)’in şöyle bu­yur­du­ğunu ri­va­yet et­miş­tir:

“Bir kimse Allah için te­vâzu gös­te­rirse Allah onu ancak yük­sel­tir.”11

Başka mak­satla değil sırf Allah Teâlâ’ya yak­laş­mak ve rı­za­sını ka­zan­mak dü­şün­ce­siyle ken­di­sini müs­ta­hak ol­duğu mer­te­be­den in­dir­mek sû­re­tiyle mü­te­vâzi dav­ra­nırsa hem dün­yada hem de âhi­rette Allah Teâlâ, o kim­seye yük­sek­lik ihsan eder. Yine bu ma­nada Hz. Pey­gam­ber sal­lal­lâhu aleyhi ve sel­lem:

“Kim Allah için bir de­rece mü­te­vâzı olursa Allah onu te­va­zu­suna kar­şı­lık bir de­rece yük­sel­tir. Kim de Allah (rı­zası) hi­la­fına ki­bir­le­nirse Allah onu ki­bir­len­me­sine kar­şı­lık bir de­rece al­çal­tır, ta onu aşa­ğı­la­rın en aşa­ğı­sına kılar.” bu­yur­muş­tur.

“Te­vazu; ister ca­hil­den, ister ço­cuk­tan olsun, hakkı duy­du­ğun vakit, ona boyun büküp onu kabul et­men­dir.” Fu­daly b. Iyaz

“Gön­lünü alçak tut, ha­ya­lini yük­sek.

Böyle bir te­vazu ile olur­sun yük­sek.” Ge­orge Her­bert

“Edebli insan ken­dini nâkıs, baş­ka­sını kâmil görür; edebi az olan­lar ise ken­dini kâmil baş­ka­sını nâkıs gö­rür­ler.” İmam Şa’rânî

İHLÂS

İhlâs, şüp­he­siz ki dinin ger­çek an­la­mı­dır. Az­la­rın Pey­gam­ber­le­rin da­ve­ti­nin anah­ta­rı­dır. Allah Teâlâ şöyle bu­yu­rur:

“Onlar ancak, dini yal­nız O’na has kı­la­rak, ih­lâs­lı­lar ve ha­nîf­ler ola­rak Allah’a kul­luk et­me­leri ile em­ro­lun­du­lar.”12

 “O, han­gi­ni­zin daha güzel amelde bu­lu­na­ca­ğını de­ne­mek üzere ölümü ve ha­yatı ya­ra­tan­dır.”

Fu­dayl b. Iyaz şöyle der: “En güzel amel, en çok ih­lâslı ve doğru ola­nı­dır”.

– “Ey Ebâ Ali! En çok İh­lâslı ve doğru olanı han­gi­si­dir?” der­ler. Şöyle der:

-“Ya­pı­lan amel, ihlâs ile ya­pı­lır fakat doğru ya­pıl­maz ise kabul olun­maz. Doğru bir şe­kilde ya­pı­lır fakat ihlâs ile ya­pıl­maz ise, hem doğru bir şe­kilde hem de ihlâs ile ya­pı­lana kadar, yine kabul olun­maz. İhlâs ile ya­pı­lan amel, Allah için ya­pı­lan­dır. Doğru amel ise, sün­nete uygun ya­pı­lan­dır.” Sonra, Allah Teâlâ’nın şu kav­lini okur:

“Kim Rab­bine ka­vuş­mayı ümit edi­yorsa, sâlih amel iş­le­sin ve Rab­bine iba­dette kim­seyi ortak koş­ma­sın” 13

De­ni­lir ki: İhlâs, kulun amel­le­ri­nin giz­lide ve aşi­kârda aynı dü­zeyde ol­ma­sı­dır. Riya ise aşi­kâr ola­rak yap­tığı ame­lin gizli ola­rak yap­tı­ğın­dan daha iyi ol­ma­sı­dır. İh­lâsta sa­mi­mi­yet, gizli ola­rak yap­tığı ame­lin aşi­kâr ola­rak yap­tı­ğın­dan daha iyi se­vi­yede ol­ma­sı­dır.

De­ni­lir ki: İhlâs, sü­rekli Allah’ı dü­şü­ne­rek in­san­la­rın gör­me­sini akıl­dan çı­kar­mak­tır. As­lında yap­ma­dığı bir dav­ra­nışı in­san­la­rın be­ğe­nisi için ya­pa­nın Allah’ın ka­tında kıy­meti düşer.14

Bir adam, Şakik b. İb­ra­him’e şöyle sorar: İn­san­lar beni “sâlih” ola­rak ni­te­len­di­ri­yor. Sâlih olup ol­ma­dı­ğımı nasıl bi­le­yim? Şakik şöyle der:

“Bi­rin­cisi: Gizli ola­rak yap­tı­ğını sâ­lih­le­rin ya­nında aleni ola­rak yap. Razı olur­larsa bil ki sen sâ­lih­sin; yoksa de­ğil­sin.

İkin­cisi: Kal­bine dün­yayı sun. Red­de­derse bil ki sen sâ­lih­sin; yoksa de­ğil­sin.

Üçün­cüsü: Nef­sine ölümü ha­tır­lat. Ölümü ka­bul­le­nirse bil ki sen sâ­lih­sin; yoksa de­ğil­sin.

Bu üç şey sende bir araya ge­lirse ame­line riya sok­ma­ması ve ri­ya­nın amel­le­rini boz­ma­ması için, Allah Teâlâ’ya yal­var.” 15

Şöyle denir: İlim bir çe­kir­dek­tir. Amel onu ek­mek­tir. Suyu ise ih­lâs­tır.16

Süf­yan b. Uyeyne şöyle der:

“Kul, kırk gün Allah için ih­lâslı olursa Allah onun kal­binde hik­meti bir bitki gibi ye­şer­tir. Di­lini onunla ko­nuş­tu­rur. Ona dün­ya­nın ku­sur­la­rını, has­ta­lı­ğını ve ila­cını gös­te­rir.” 17

Ham­dûn el-Kas­sâr’a “Neden se­le­fin sözü bizim sö­zü­müz­den daha fay­dalı?” diye so­ru­lur. Şöyle der:

“Çünkü onlar; İslam’ın iz­zeti, ne­fis­le­rin kur­tu­luşu ve Rah­man’ın rı­zası için ko­nuş­tu­lar. Biz ise; ne­fis­le­rin iz­zeti, dünya ta­lebi ve in­san­la­rın rı­zası için ko­nu­şu­yo­ruz.”18

Hz. Aişe ra­dı­yal­lahu anha’ya bir adam soru sorar:

-“İyi biri ol­du­ğumu ne zaman bi­li­rim?” Şöyle der:

-“Kötü biri ol­du­ğunu bil­di­ğin zaman.” Adam,

-“Kötü biri ol­du­ğumu ne zaman bi­li­rim?” der. Şöyle cevap verir:

-“İyi biri ol­du­ğunu bil­di­ğin zaman.”

Ebu’l Leys es-Se­mer­kandî şöyle der:

“Gu­ruru yen­meyi is­te­yen kim­se­nin şu dört şeyi yap­ması ge­re­kir:

Bi­rin­cisi: Ba­şa­rı­nın, Allah Teâlâ’dan ol­du­ğunu kabul et­mesi ge­re­kir. Ba­şa­rı­nın Allah Teâlâ’dan ol­du­ğunu gö­rünce şükür ile meş­gul olur ve ken­dini be­ğen­mez.

İkin­cisi: Allah’ın ken­di­sine bah­şet­tiği ni­met­lere bak­ması ge­re­kir. Allah’ın ni­met­le­rine ba­kınca bu ni­met­lere şük­ret­mekle meş­gul olur. Ame­lini küçük görür ve onunla gurur duy­maz.

Üçün­cüsü: Ame­li­nin kabul edil­me­me­sin­den kork­ması ge­re­kir. Ame­li­nin kabul olun­ma­ma­sın­dan kor­karsa ken­dini be­ğen­mez.

Dör­dün­cüsü: Bun­dan önce iş­le­diği gü­nah­la­rına bak­ması ge­re­kir. Gü­nah­la­rı­nın iyi amel­le­rin­den daha ağır bas­ma­sın­dan kor­kunca gu­ruru aza­lır. Kişi, Kı­ya­met günü amel def­te­rin­den ne çı­ka­ca­ğını bil­me­diği halde ame­liyle nasıl gurur du­ya­bi­lir? Gu­ruru ve se­vinci ancak amel def­te­rini oku­duğu zaman or­taya çıkar.”

Az­la­rın alâ­me­tin­den, sa­a­de­tin ve kur­tu­lu­şun işa­ret­le­rin­den biri de, kulun ame­linde artış ol­dukça mü­te­va­zı­lı­ğında ve mer­ha­met­li­li­ğinde de artış ol­ma­sı­dır. Ame­linde artış ol­dukça, korku ve en­di­şe­sinde de artış olur. Ömrü ar­tı­rıl­dıkça hırsı aza­lır. Malı ar­tı­rıl­dıkça, cö­mert­liği ve ta­sad­duku ço­ğa­lır. Makam ve mev­kisi ar­tı­rıl­dıkça in­san­lara olan ya­kın­lığı, on­la­rın ih­ti­yaç­la­rını gi­der­mesi ve on­lara karşı al­çak­gö­nül­lü­lüğü artar.

Doğru yolu bu­la­ma­yan şaş­kın­lara işte Fu­dayl’ın sözü… On­lara; bu şaş­kın­lığı gi­de­re­cek yol işa­ret­le­rini ve İslâm’ın çoğu kimse ta­ra­fın­dan bi­lin­me­yen öl­çü­sünü çizer:

“Ameli, in­san­lar için ter­ket­mek ri­ya­dır. İn­san­lar için amel iş­le­mek ise şirk­tir. İhlâs; Allah’ın, seni bu iki­sin­den de ko­ru­ma­sı­dır.” 19

“Gizli iş­le­di­ği­niz gü­nah­la­rı­nız ya­nında gizli iş­le­di­ği­niz se­vap­la­rı­nız da ol­ma­lı­dır.”

Zü­be­yir b. Avvâm (r.a.)

Mu­tar­rif b. Ab­dul­lah şöyle der: “Kal­bin sahih ol­ması ame­lin sahih ol­ma­sına bağ­lı­dır. Ame­lin sahih ol­ması da ni­ye­tin sahih ol­ma­sına bağ­lı­dır.” 20

İk­rime şöyle der: “Şüp­he­siz Allah, kulun ame­line ver­me­di­ğini ni­ye­tine verir. Çünkü ni­yette gös­te­riş olmaz.” 21

  1. – Müslim, Îmân, 147. ↩︎
  2. – Bakara, 2/34. ↩︎
  3. – Müslim, Îmân, 148, 149. ↩︎
  4. – Nevevî, Şerhu Müslim, II, 91. ↩︎
  5. – İbn Hişâm, es-Sîre, III, 11-12. ↩︎
  6. – Buharî, Hac, 55; Müslim, Hac, 240. ↩︎
  7. – Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ ve Müzîlü’l-Elbâs, I, 313. ↩︎
  8. – Lokmân, 31/18-19. ↩︎
  9. – İsrâ, 17/37-38. ↩︎
  10. – Münâfikûn, 63/8. ↩︎
  11. – Müslim, Birr, 69; Tirmizî, Birr, 82; Dârimî, Zekât, 34; Muvatta, Sadaka, 12. ↩︎
  12. – Beyyine, 98/5. ↩︎
  13. – Kehf, 18/110. ↩︎
  14. – Medâricu’s-Sâlikîn, sf. 95. ↩︎
  15. – Tenbihu’l-Ğâfilîn, 1/24. ↩︎
  16. – Gazâlî, İhyâu Ulûmiddîn, IV, 399. ↩︎
  17. – Hılyetu’l-Evliya, VII, 287. ↩︎
  18. – Sıfatu’s-Safve, II, 122. ↩︎
  19. – Tezkiyetu’n-Nufûs, sf. 17; Medâricu’s-Sâlikîn, sf. 95. ↩︎
  20. – İbn Receb el-Hanbelî, Câmiu’l Ulum ve’l Hikem, sf. 12. ↩︎
  21. – Gazâlî, İhyâu Ulûmiddîn, III, 314. ↩︎